<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler"</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 12:03:23 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>S.O.S FİLİSTİN(Ali İhsan Sagmen)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/06/sos-filistinali-ihsan-sagmen/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/06/sos-filistinali-ihsan-sagmen/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 11:56:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pixco</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Ji Çapamenî yê]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2256</guid>
		<description><![CDATA[Dayanılmayacak derecede ve şiddette bu saldırılara, Filistin halkı direniyor. Başka alternatif te bırakılmış değil. Irak halkı da aynı sorunlarla karşı karşıya, ABD ve İsrail ortak saldırı düzenliyor ve orta doğudaki planlarını başarıya ulaştırmak için çaba harcıyorlar. Dünyada altmışa yakın, İslam ülkesi var, bunların önemli bölümü Arap, ama, nedense, bu kaypak Arap liderlerden gık, çıkmaz. Sesini çıkarsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="float: left; margin: 4px;" src="http://fatihmehmetyildirim.com/wp-content/niyazikaracay-20071124133751.jpg" alt="" width="300" height="225" />Dayanılmayacak derecede ve şiddette bu saldırılara, Filistin halkı direniyor. Başka alternatif te bırakılmış değil. Irak halkı da aynı sorunlarla karşı karşıya, ABD ve İsrail ortak saldırı düzenliyor ve orta doğudaki<span id="more-2256"></span> planlarını başarıya ulaştırmak için çaba harcıyorlar. Dünyada altmışa yakın, İslam ülkesi var, bunların önemli bölümü Arap, ama, nedense, bu kaypak Arap liderlerden gık, çıkmaz. Sesini çıkarsa da, başka bir şey çıkaramaz. Anlayacağınız, bir İsrail, altmış devlete bedel.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail deki seçimlere kadar, bu saldırılar bu tempoda da devam edeceğe benziyor. Filistin halkı susuz, aç, yoksul, ilaçsız, eğitimsiz, korunmasız ve en önemlisi yaşamak ve yaşamamak arasındaki çizgide gelgitleri yaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">41 yıldır bir halk kurtuluş mücadelesi veriyor. Bombalanıyor, abluka altında tutuluyor, ambargo uygulanıyor, işkence ediliyor. Her gün başında nereye düşeceği belli olmayan bombalar uçuşuyor. Dünyanın sesi de çıkmıyor. Sade bir ses çıkıyor, o da yıkıntılar arasından bağıran, YA ZAFER, YA ÖLÜM.</p>
<p style="text-align: justify;">Nil’den Fırat’a sahiplenme ideolojisine sahip olan, inançlarının gereği olarak öldüren bu Siyonist düşünce korkmuyor. Ellerindeki, konvansiyel ve atom silahları çok ürkütücü boyutta, askeri manevra kabiliyetleri yüksek ve elektronik teçhizat bakımından dünyanın son teknolojilerini kullanıyorlar. Buna rağmen iki yenilgi tattılar. Demek ki, üzerlerine gidildiğinde bunu tattırabilen bir mekanizma oluşabiliyor. Hem de, gıkı çıkmayan, Arap alemine rağmen.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD başlayan krizlerin,orta doğudaki dengelerin bozularak, silah satışına yönelik korku ortamı yaratma politikası da tutmayacaktır. Kapitalist muslukları elinde bulunduran Siyonistlerin, ABD politikasını da sersemletme gibi planlarını da hesap edersek, İsrail’in gücünün ve kökünün uluslar arası finans kaynaklarının içinde dolaştığını anlarız.</p>
<p style="text-align: justify;">225 insanın öldürüldüğü dünkü patlamada, bir o kadarda yaralı var. Filistin halkı yardım bekliyor ve tüm dünya seyrediyor.<br />
En azından din kardeşiyiz diyenler yardım etse, o bile yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">Haydi din kardeşlerimiz, sizleri göreyim, yeter ki, siz din kardeşi gibi davranıp yardıma ve direnmeye destek olun.<br />
Bakın Yılbaşı da geliyor, hindileriniz boğazınızda kalmasın, kurusıkı tabancalarınız boşa sıkılmasın. Bir yıldız topu gibi ışık saçan füzeleriniz atılırken havaya zevkiniz yok olmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Yılbaşında atılan eğlence bombaları ve kutlama mermilerini havalara sıkanlar; bunların gerçekleri, Filistinli kardeşlerimizin her gün başına düşüyor. Vücutlarının bir parçasını havaya uçuruyor, sakat bırakıyor. Hastaneler ilaç, alet ve edevat bekliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Filistin S.O.S verğyor. 27.12.2008<br />
ALİ İHSAN SAGMEN.<br />
alisagmen@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/06/sos-filistinali-ihsan-sagmen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Jimara Kovara Nûbihar ya 106 ê derket</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/06/jimara-kovara-nubihar-ya-106-e-derket/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/06/jimara-kovara-nubihar-ya-106-e-derket/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 11:29:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anons]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2254</guid>
		<description><![CDATA[Mirov bi heyecan li benda hejmara wê ya nû ye. Her hejmarek nû hêviyek mezin dide mirovî. Hêvî, ji bo xurtkirina baweriya Ehmedê Xanî ya bi tolerans, mirovhez û neteweperwer, oldar dirêjî hezkirin û xwedîderketina zimanê kurdî dibe. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/mail.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2253" title="nubahar" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/01/mail.jpg" alt="" width="191" height="269" /></a>Mirov bi heyecan li benda hejmara wê ya nû ye. Her hejmarek nû hêviyek mezin dide mirovî. Hêvî, ji bo xurtkirina baweriya Ehmedê Xanî ya bi tolerans, mirovhez û neteweperwer, oldar dirêjî hezkirin û xwedîderketina zimanê kurdî dibe.</p>
<p>Lewma mirov hez kovara Nûbiharê dike. Li benda hejmara nû ye. Her hejmarek dilxweşiyek mezin li cem mirovî pêk dihêne.</p>
<p>Jimara 106ê ya kovara Nûbiharê dîsa bi naverokeke dagirtî û nivîsên cûrbecûr derket pêşberî xwendevanên xwe.</p>
<p>Edîtorê kovarê Süleyman Çevik li ser girîngîya çandê sekinîye û bal kişandîye ser têkilîya çand û desthilatdarîyê.</p>
<p>Nivîskar Edîp Teverzî li ser Dîwana Şêx ‘Ebdurrehmanê Axtepî sekinîye û hin malûmatên girîng bi xwendevanan re parve kirîye.</p>
<p>Wêjevan Ayhan Geverî lêkolînek hêja li ser peywendîya Şêx Riza Telebanî û Siltan ‘Ebdulhemîd kirîye, di vê nivîsê de bal tê kişandin ser dîyaloxên pir balkêş.</p>
<p>Nivîsek hêja jî ji teref rêzdar Abdulkadîr Gök li ser Melayê Cizîrî û Felsefeya tesewufê hatîye nivîsin.</p>
<p>Her wiha hevpeyvîna bi nivîskar û lêkolînerê Kurd Malmîsanij re hatîye kirin jî gelek agahî û malûmatên bi fêde dide meriv. Hevpeyvînek din bi merhûm Gîyaseddin Emre re ye. Ev hevpeyvîn di sala 1997ê de hatibû kirin, lêbelê li ser wefata Emre carek din hatîye weşandin. Derbarê Wefata Gîyaseddin Emre de nivîsek Ayhan Geverî jî heye.</p>
<p>Ebdulhadî Botî di mijareke gelek balkêş de nivîsîye. Di dîwanên kurdî de pesnê pêxember çawa hatîye kirin, ji wan dîwanan mînakan dide&#8230;</p>
<p>Wekî din Mihemed Jîyan li ser pirtûka Gotinên Gunehkar ya Hesenê Metê; Mamoste Ehmed jî li ser di pirtûkên Selahaddîn Bulut ku bi navê Xadim û Bihuşta Lal weşîyane disekine…</p>
<p>Helbestên Melayê Bateyî, Seyîd Ubeydullahê Nehrî, Berken Bereh wekî her car cihê di Nûbihara rengîn de digrin. Ceribandinên Sever Işık, Hatice Mollakendi, Berken Bereh û çîroka ji edebîyata faris, ya Nûra Heqperest naveroka kovarê dewlemendtir dikin</p>
<p>Wekî din kesên bi ceribandin, çîrok, helbest, vekolîn û nirxandinên di vê jimarê de cih digrin ev in: Serhad B.Rênas, Rojbîn Özkan, Mewlana Celaleddîn Romî, Bamed Serdar, Zilkîf Xweşhêvî, Bedîuzzeman Seîdê Norsî, Rojan Barnas, Şivan Ar, Ahmed Akin, Heinrich Heine, Seyyid Ahmed Kaya, Raif Biçare, Xweşmêr, Abdulkadir Önkol, Sidîq Gorîcan, Murad Celalî, Serhat Sever, Kamran Simo Hedilî, Dilazad A.R.T., Murad Dildar, Husên Şemrexî, Mahmud Birden, Mihemed Nazif, J.K. û Mehmet Sait Çakar…</p>
<p>Têkilî bi Nûbihar ê re: Büyük Reşitpaşa Cad. Yumni İş Merkezi, No: 22-29 / Vezneciler- İstanbul Tel: 0212 – 519 00 09, www.nubihar.com / nubihar@gmail.com.</p>
<p>Zarathustra News – zoroaster@comhem.se</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/06/jimara-kovara-nubihar-ya-106-e-derket/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TRT ŞEŞE ŞAŞÎ BAKILMASIN! (Ahmet ONAL)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/05/trt-sese-sasi-bakilmasin-ahmet-onal/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/05/trt-sese-sasi-bakilmasin-ahmet-onal/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 17:45:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Ahmet Önal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2251</guid>
		<description><![CDATA[Özal, Cengiz Çandar ile yaptığı bir sohbette; “TRT’nin bir TV kanalı Kürtçe olsun, ama Kürtçü Olmasın!” der.17 yıl sonra, Turgut Özal’ın bu dediği hayata geçirilmiş oluyor.
Tabi bu uygulama ne Özal’ın ne de Erdoğan’ın tasarrufunda olan bir şey de değil.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://images.habervitrini.com/haber_resim/trt_kurt.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1966" style="float: left; margin: 3px;" title="trtses" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/trt_kurt.jpg" alt="" width="230" height="120" /></a>“<strong>Kürtçe Olsun, Ancak Kürtçü Olmasın!”<br />
Turgut Özal</strong><br />
Özal, Cengiz Çandar ile yaptığı bir sohbette; “TRT’nin bir TV kanalı Kürtçe olsun, ama Kürtçü Olmasın!” der.<br />
17 yıl sonra, Turgut Özal’ın bu dediği hayata geçirilmiş oluyor.<br />
Tabi bu uygulama ne Özal’ın ne de Erdoğan’ın tasarrufunda olan bir şey de değil.</p>
<p>Bu bir sistem kararıdır., Sistemin kararı olmaksızın parti ve kişilerin hadine değildir bu adımlar.<br />
Acaba bunu söyleyen kaç kişi; “Türkçe olsun, Türkçü olmasın!” diyebiliyor?<br />
Türkiye’de ezici çoğunluk “Türkçe olsun, Türkçü de olsun” der.<br />
Ve fakat ben; “Hem Kürtçe olsun, hem de Kürtçü olsun!” derim.</p>
<p>Bu mümkün değil diyenlere!<br />
Cevabım; TRT de Kürtçe’nin mümkün olmayacağını söyleyenlere ‘İşte TRT 6!’ demek yetmiyor mu?<br />
Acaba bunu söylerken;<br />
Çok mu tezat bir şey söylüyorum?<br />
Çok mu yanlış bir şeye parmak basıyorum?<br />
Bunu söylerken halkların dostluğunu istemez mi oluyorum?<br />
Hayır!<br />
Ben bu kanaate değilim!<br />
Ben halklar dost olsun, istiyorum!<br />
Dost olmaları için, gerekenlerin yapılmasını arzuluyorum!<br />
Kürtçü olmak, yok olma projesine tabii ve yüz yüze bırakılan bir ulusu kurtarma siyasetinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Kürtçü olmak, başka başka halkları, etnisiteleri yok etmek değil, diğer uluslarla eşitliği yakalamaktır. Böyle olduğu için Kürtçü olmakta korkulacak bir şey yoktur.</p>
<p>Yani Kürtlerin kendini yönetmelerini engelleyen dünya için bir ayıbı, bir hukuksuzluğu gidermeyi düşündüğüm için Kürtçüyüm! Asimile edilmek istenen bir dil olduğu için Kürtçede ısrar ediyorum.</p>
<p>Ama Türk ulus devleti yaratılışı itibarıyla, varlığını kendisine komşu olan, birlikte olan etnisite ve ulusları soykırıma uğratma, kırma, asimile etme ve yok etme üzerine oluşmuştur. Bu böyle olunca Türkçülük tehlikeli bir durum arz eder olmuştur.</p>
<p>Bu gereklilik nedir?<br />
Bu gereklilik; eşitliktir.<br />
Eğer halklar eşit olursa düşmanlık sona erer.</p>
<p>Savaşın, istikrarsızlığın, kinin, nefretin, sevgisizliğin nedeni eşitsizliktir.</p>
<p>Birilerinin ( Misal biz Kürtlerin) ulus olduğu halde, ulusal varlığını kabul etmeyip, kabul edilmemesi için de savaşırsan, savaş olarak karşına çıkar. Şiddet ve terör ile eşitlik olmasın diye çıkarsan, şiddet ve terör ile karşılaşacağını bilmelisin.</p>
<p>Rüzgâr eken, Fırtına biçer. Bunu hayat her defasında doğrulayıp tescil etmedi mi?<br />
Tarihi inkâr edersen, tarihsel çatışmaların, savaşların sorumlusu olursun.<br />
Eşitsizlikten kaynaklı bu savaşın yaratığı kayıpların sorumlusu da siyasi iradeyi elinde bulunduran güç olur.</p>
<p>Hem ezmek için darbeler, kıyımlar yapacaksın; hem de yaratılan tahribattan, çirkinliklerden, dalaverelerden, asimilasyondan ezdiklerini sorumlu tutacaksın!</p>
<p>Olmaz böyle şey!</p>
<p>Sonra;</p>
<p>Sonra ezilenlerin mücadele etmelerini; “insanlık dışı, terörist, canilik, canavarlık!” olarak tanımlayacaksın!</p>
<p>Bu hangi ahlaka, hukuka, adaba sığar?</p>
<p>Hiç birine!</p>
<p>Şimdi de bu inkâr ve eşitsizlik karşısında sadece 15–20 yıl değil, 202 yıllık bir savaşın getirdiği durum, diş ve tırnağıyla kazandığı var olmak ve edinilen mevzi; bir TRT 6 yayını.</p>
<p>Bununda fikriyatındaki esas, Kürtleri siyasal manipülasyona tabi tutma amaçlıdır.<br />
Bunun tartışma götürmeyecek kadar açık olduğu bilinir.<br />
Kürtlerin Ortadoğu’da sarstığı sınırlar karşısında aldığı mini bir hak!<br />
Mini bir hak diyorum.<br />
200 yıllık bir ulusal savaş yaşandı;<br />
Bu savaşta milyonlarca Kürt canından oldu.<br />
Milyonlarca Kürt sakat kaldı.<br />
Milyonlarca Kürt açlık sefalet ve yoksullukla terbiye edildi, insanlıktan çıkarıldı.<br />
Misafir olarak gelip, kocaman tarihi asalete sahip Kürt halkına misafir oldu.<br />
Misafir gelen egemen oldu, dört kıtaya at oynatmakla övünür hale geldi.<br />
Misafir egemen olduktan sonra; ev sahibi ile oynamaya başladı.<br />
Kocaman ve misafirperver ve onurlu bir halk; aşağılandı, alay edilir oldu.<br />
Aşağılanmakla da yetinilmedi!<br />
Sömürgeleştirilip asimilasyonlara tabi edildi!<br />
Misafir, ev sahibini perişan etti. Statükosuz bıraktı, varlığı- yokluğunu tartışır kıldı.</p>
<p>Sonra; her millete mubah olan Kendi Kaderini Tayın Etme Hakkı ve Kendini Yönetme İradesinden yoksun bıraktırıldı.</p>
<p>Velhasıl uzun hikâyeli bir yok etme projesine, soykırımına tabi tutuldu. Bu halen de devam etmektedir.</p>
<p>Tüm bunlar yaşanırken, Kürtlerin coğrafyalarının yanı sıra, sosyal parçalanmışlıklar, iç çatışmalar ve böl yönet politikalarına tabi tutuldu.<br />
Önce Kürt beylerini yanına çekti.<br />
Bu beyleri Êzîdilere, Ermenilere, Asurîlere, Alevilere karşı kullandı.<br />
Onlara beylik- Emaret statükosunu kazandırıp, kabul etti.</p>
<p>1800’lerle birlikte bir statükoya tekabül eden Kürt beylikleri; devletin âdemi merkezilikten, merkezileşmeye yol alışı ile tasfiye sürecine sokuldu.</p>
<p>1806- 1934 tarihinde Süleymaniye Merkezli Abdurrahman Paşa liderliğindeki Baban Beyliği tasfiye edildi.<br />
1830’larda Rewandiz Merkezli Paşayê Kor ( Kör Mahammud) liderliğindeki Soran Beyliği tasfiye edildi.<br />
1940’larda Cizre Merkezli Bedirxan Paşa liderliğindeki Botan Beyliği tasfiye edildi.</p>
<p>Kürt beylik ya da Emaretleri esas hedefti, bunlar tasfiye edilecekti. Satrancın sacayağı bu hedefe göre kurulmuş savunma ve saldırılarını yapıyordu.</p>
<p>Bunları yaparken; Kürtler arasında iktidar ve kitle desteği, gözlerden ırak ve giderek itibar kazanan Kürt Şeyhlerin elinde toplanıyordu.<br />
Hatta Şeyhler, alttan alta bey ve ağalara karşı cesaretlendirildi, örgütlenmelerine göz yumuldu.</p>
<p>Bu örgütlülük Nakşibendî Cemaatinin palazlanmasına ve 1878–1880 tarihinde Şeyh Übeydullah liderliğinde Kürdistan’ın en kapsamlı direnişi ile Osmanlıya karşı koydu.</p>
<p>II. Abdülhamit, bu kez tasfiye ettiği Emaret ve aşiret çocuklarını mekteplere aldı. Yetiştirdi. Bu aşiret ağası çocuklardan kendi adına Hamidiye Alaylarını kurdu. Bu gücü Şeyhlere, gayrı Müslimlere ve Alevilere karşı kullandı. Bunları çapulcu cinayet şebekeleri haline getirdi.</p>
<p>Şeyhler - Ulemalar ile Emaretler –Aşiretler arasındaki savaşım Kürt hareketinde farklı aksiyonlar olarak kendini ortaya koydu.</p>
<p>1900’lere gelindiğinde Şeyh ve Emaretler, yenilginin dayanılmaz hafifliği ile yeniden örgütlenmeyi de ihmal etmediler. Bu iki çevre, Kürt Teali Cemiyeti’nde statükolarını kaybetmiş vaziyette buluşup mücadele etmeyi önlerine koymaktan vazgeçmediler.</p>
<p>Ancak bu çelişki; Şeyhlerin Osmanlı egemenliğinde otonom bir statüko ile Kürdistan’ın idaresini oluşturacaklarına inanırken,</p>
<p>Okumuş Kürt Ağa çocukları ise Kürdistan’ın bağımsızlık özlemini dillendirdiler.</p>
<p>Ancak sonuçta 1925 yılında, iki kesim (Ağa - Şeyh, otonomcu ve Bağımsızlıkçı) de katledilmekten kendini kurtaramadı.<br />
Şeyhler ayaklandı, Aleviler pasif kılındı ya da Şeyhlerin üzerine sürüldü..<br />
Alevi Kürtler ayaklandı, Şeyhler ilgisiz kaldı.<br />
Kuzey Kurdistan’da ulusal direnişin “meftun”lüğü ilan edildi.<br />
1959’dan yeniden kıpırdayan Kürt siyasal uyanışı 1970’lerde bağımsızlık programlarına büründürüldü..</p>
<p>Bu hatın dışında gelip, bağımsızlık programını “bayrak edinen”lerden PKK 1975’lerde bağımsızlıkçı olarak mücadele sahasına girdi, o gün Bağımsızlıktan bir dırhem aşağı düşünenleri “hain” diye niteliyorlardı.</p>
<p>Bugün “U” dönüşüne girmiş, yemin billah “devletleşmek istemzük! isteyenler ‘ilkel milliyetçilerdir’ haindir, halklara düşmandır!” diyen derekelerde çakıverdi!</p>
<p>Kürtlerin, Ulus olmasının da etkisiyle, kendilerini idare etme, ya da Kürtçesi “Mafên Çarenûsi”, ya da devlet kurma hakkının meşruluğu anlayışı hep galebe çalarken, bu galibiyet istikametinden çark etmeleri ne kadar doğru?</p>
<p>Kürtler, 2000’li yıllara girerken dibe vurmuş bağımsızlık fikriyatı giderek prestij kazanmaktadır. Bunun önüne geçmek için kendinden başka hiçbir kurumlaşmaya ve siyasete ya da cepheleşmeye, ya da mücadelede ortaklıklara geleneksel olarak da kapalı olan Roj TV ve geleneği, hemen dışında Kürtler adına çalışanları “hain” olarak değerlendirerek, TRT 6’nın analizine bile yer verdirtmemeye çalıştı. Demokraside yeri olmayan, yanlış bir reaksiyon oluşturdu!</p>
<p>Kocaman ağırlığını düşünmeksizin, bir analize yer vermeksizin bir günün yorumunu sadece Sanatçı Rojîn’in aleyhine ayırması ve kişisel çekişmelere çekilmesi Roj TV’nin ağırlığına yakıştırıldı. İyi olmadı. İyi etmediler…</p>
<p>Acaba bu TRT 6, Türkiye’nin yeniden Ortadoğu’ya müdahale ederken Kürtlerin diliyle konuşmak ihtiyacının sonucu olmasın mı?</p>
<p>Acaba TRT 6 Kürtlere şirin gözükmek ve adım adım Kürtlerin ellerindeki silahı alıvermek için olmasın mı?</p>
<p>Acaba PKK dışında aydın kesimlerde organize olmamışta olsa, giderek taban ve yankı bulan TEVKURD vs. Kürtlerin devletleşme arzusunu güden kesimlerin önünü kesmek ve parçalamak için ‘Geç kalınmış!’ denilirken, erkenden devreye koydukları bir araç olarak işleve sokulmuş olamasın mı?</p>
<p>Tüm bunları hızla aşmak, oluşan yeni kırılma noktasında Kürtlerin birliği, mücadelesi ve kazanılan reformist adımları yeni mevzilerin edinimi için kullanmak için de önem arz etmiyor mu?<br />
Bu Kanal Kürt Ulusal demokratik Mücadelesi açısında nasıl zararsız hale çevrilir?<br />
Bu Kanal Kürt Ulusal demokratik Mücadelesi lehine nasıl çevrilir?</p>
<p>Şimdi de yıllarca dilleri, varlıkları için mücadele eden Kürtler, bir TRT 6’ya karşı nasıl tutum geliştirebilecekleri üzerinde tartışıp anlaşmaları ve önlerini aydınlatmaları gerekirken, atışma ve daralma siyasetinde faydanın olmadığında hem fikir değillerse, siyasetin ehli olmamalarından dolayı değil mi?</p>
<p>Acaba devlet, TRT 6 ile pek çok şeyi lehine çevirmenin yanı sıra, Kürtler arası çelişkiyi yaratmak, derinleştirmek , basit düşünmelerini sağlamak ve genel amaçları arasında Kürtlerin iradesini ele geçirmek yok mu?</p>
<p>Devlet, Kürtlerin kendi aralarında ve iç çatışma noktalarında oldukça maharetli ve takıntılı bir sosyolojiye sahip ulus olduğunu iyi tespit etmiş olduğuna göre, bunu böylesi bir televizyonla devreye sokması düşünülemez m?!</p>
<p>Bizlerin bu oyuna gelmemesi gerekmez mi?<br />
Bu genel tespit ve vurgulardan sonra TRT 6’nın durumuna kısaca değinmekte fayda vardır..<br />
Şimdi konulan siyasal, kültürel, ekonomik ve çok yönlü hedeflere göre tutumlar geliştirilir.<br />
Eğer hedef, sadece bir dilin TC’nin kurumlarında kullanılması ise, sorun bitmiştir.</p>
<p>Eğer hedef, Kürtçenin Türkiye’de kamusal alanda kullanılması ise, TRT 6 olumlu asgari ve nispi bir adımdır. Ve geliştirilmesi için yardım ve mücadele etmek yerindedir.</p>
<p>Eğer hedef, Kürt halkının etniksel bir sorun olarak ele alınıp kültürel haklarının iadesi olarak algılanırsa bu girişim sorunun esaslı bir şekilde çözüme gittiğinin ve getirildiğinin anlaşılmasında bir abes yoktur.</p>
<p>Eğer sorun bir ulus ve ulusal dilin kullanılması ise hedef Ulusun Kendisini Yönetmesi stratejisinde ele alınır. Devletin özenle kaçındığı durum budur. Yani Kürtçenin bir siyasi iktidar, bir topluluğun kendisini yönetici, kaderini belirleyeceği araç olarak algılarsa durum nazikleşir..</p>
<p>Hep tartışılmıştı ya;<br />
Reformlar, ortada duran bir sermayedir, bir pazardır.<br />
Bu pazardan her kesim,her aidiyet, her girişimci yararlanma politikasını izler.</p>
<p>Hangi taraf reform politikalarına karşı daha nazik, ince ve akılcı politikalar izlerse onlar<br />
daha avantajlı çıkar.<br />
Öncelikle bu pazarı yaratan Kürt ulusal demokratik mücadelesidir.<br />
Türk tarafı içine girdiği çözümsüzlüğü kendi açısında açmak üzere bu pazara girmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Bu pazarda Kürtleri kandıracağını, siyaseten maniple edeceğini, kazandıkları ulusal mevzilerden atmanın aracı olarak görmektedir.</p>
<p>Kürtler &#8220;&#8216;bextê romê nîn e&#8221; der, TRT Şeş bunun sonucunda ortaya çıkmıştır. Yani Kürtlere bir bedbaxtlik yapmak için devrededir.</p>
<p>Ama Kürt dilinin sömürgeci, resmi kanallarda kullanılmasında Kürtlerin de büyük yararları edinme olasılığı vardır.</p>
<p>Kürtlerin bu pazarı, gelişmeyi ve vardıracağı sonuçları görmeksizin, kaba politikalarla &#8220;REDÇİ&#8221; yada tamamen<br />
teslimiyetçi ve &#8220;KABUL&#8221; politikaları ile yaklaşmaları ulusal mücadeleyi geliştirmez ve zarara uğratır, böylesi bir siyaset pazarında sömürgeci sistem kârlı çıkar.</p>
<p>Şimdiye kadar, Kürt ulus dilinin inkar edilmesi yerine, Resmi bir TV de kullanılması kazanımdır, faydalıdır.<br />
Kürtçe üzerinde korku duvarlarının yıkıldığının tescilidir.<br />
Televizyonda olup ta ana, ilk, orta lise ve Üniversitelerde ve de tüm ünitelerde eğitim ve öğretim dili olarak okutulmaması, tüm kamu alanlarında kullanılmaması devletin daha Kürt dil kırımından vazgeçtiği söylenirse yanlış ve yanılgıdır. Bu bir tezattır. Ancak bu kanalın açılması ile Kürt dili üzerindeki diğer yasakların kaldırılması için hızla bir zemin yaratılıyor. Önemli olan Kürtlerin bu atakta rehavete kapılmamalarıdır.</p>
<p>Kürtçenin TRT 6&#8242;te yayına sokulmasının biricik amacı Kürt Halkının Kendi Kaderini Tayin Hakkı&#8217;ndan vazgeçirilmesi amacını taşımış olması tartışmasızdır. Ancak burada kesintisiz haklarımızdan vazgeçmemek üzere kendimize ve dilimize sahip çıkmamız ve geliştirmemizdir.<br />
Böyle düşündüğümüzde TRT 6’e çalışmak üzere katılanların; Kürt dilinin, bir hakkın/ulusun tescili olduğu kadar, bir köleleştirme planı ile birlikte yürütüldüğünün bilinci ile yaklaşıldığında zarar vermeyecektir, mevzi kazandıracaktır. Tamamen Kürtlerin siyasete uyanıklığı ile lehe çevrilebilir. Yoksa Kürt dili ve TRT 6 Kürt ulusal demokratik mücadelesine karşı devletin elinde bir silah olarak kullanılabilinir.<br />
Devlete ya da devlet dışında olsun, yapılması gereken Kürtlerin kendi dillerine yönetici olmalarıdır.</p>
<p>TRT 6î de neden Kürtler yönetmesin ki?<br />
TRT 6’te neden düşünce özgürlüğü ve Kürtler için siyaset olmasın ki?</p>
<p>TRT 6’te Kürtler neden kendilerini dayatıp, özgünlüklerini ve özlemlerini egemen kılma atağında bulunmasın ki?</p>
<p>Kürtler neden TRT 6’i ismi de dahil her şeyini kendi aidiyetlerine göre düzenlemesinler ki?<br />
Unutmayalım ki; dönem sivil üstünlük ve itaatsizliklerle çok şeyin kurtarıldığına tanık olmuştur.</p>
<p>Düşmanla temas ve Mücadele başka bir zemine kaydı.<br />
TRT ŞEŞ’E şaşî bakılmazsa iyi olur!</p>
<p>Her sahada olduğu gibi, bu sahada da Kürtlere büyük başarılar dilerim!</p>
<p>Ahmet ONAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/05/trt-sese-sasi-bakilmasin-ahmet-onal/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BARIŞ VE SAVAŞ ÜZERİNE NOTLAR 1</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/04/baris-ve-savas-uzerine-notlar-1/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/04/baris-ve-savas-uzerine-notlar-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 14:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pixco</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Fatih Mehmet YILDIRIM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2242</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde yaşanan bu toplumsal altüst oluş sürecinde, insanlar sanki başka her hangi bir seçenek kalmamış gibi mutlaka taraf olmaya zorlanarak, düşüncelerinin özgürleşmesi önünde, yaptırımcı setler çekilmekte. Bu, tabi ki en çok bu yöntemden beklentileri olan taraflarca tek tarz bu ve başka çözüm imkansız gibi dayatılmakta. Günümüz insanlığının temel sorunu olan, kendisi dışında ki dünyayı yadsıma ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="float: left; margin: 4px;" src="http://fatihmehmetyildirim.com/wp-content/118279860931jpg-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Günümüzde yaşanan bu toplumsal altüst oluş sürecinde, insanlar sanki başka her hangi bir seçenek kalmamış gibi mutlaka taraf olmaya zorlanarak, düşüncelerinin özgürleşmesi önünde, yaptırımcı setler çekilmekte.<span id="more-2242"></span> Bu, tabi ki en çok bu yöntemden beklentileri olan taraflarca tek tarz bu ve başka çözüm imkansız gibi dayatılmakta. Günümüz insanlığının temel sorunu olan, kendisi dışında ki dünyayı yadsıma ve korkularıyla yüzleşmekten kaçınması, toplumsal travmaları derinleştirerek, kaotik yapılanmayı olumsuz anlamda kalıcı kılmaktadır. İnsanlık kadar eski olan savaş, mitolojik tanımı ile Habil’le Kabilden başlayarak miras olarak edinilmiş ve göksel iradenin olmaması halinde, barışın kalıcı olmadığı dayatılmıştır. Sınırlanmış özgürlük seçenekleri ve koşullanmış aklın devreye girmesi, tam da bu noktada olmakta. İnsanlığın, bir başka önermesi ise, toplumsal hafızalarda koşullanmış kader ve kendinden olanın haklılığı üzerine şekillenmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu böylemi gerçekte, benim için var olan, gerçek anlamda beni temsil ediyor mu? Bu sorunun cevabını sorguladığımız andan itibaren, var olanın cevabını aramaya başlıyoruz. Devlet benim için var; aşiret, aile, toplum, sınıf, dost, arkadaş, kadınım, sevgilim. Var mı acaba, bunların tamamlaması, var olanı değil, var olanın belirlenmesi değilmi. Devletin varlık nedeni, seni yönetmek ve senin çıkarlarının savunması değil, varlığını belirleyen çıkarlarının, belirli sınırlarında, seninle örtüşen birlikteliği kadar, var olmasıdır. Senin, özgür düşüncen tehlike ise senin varlık nedeninin var olması, anlamsızdır. Savaş ve barış dönemlerinde, bu tahammül sınırlarında farklılık gösterse de, sonuç olarak belirgin bir tahammülsüzlük var olmakta. Savaşın en kötü ve ölümcül düşmanı, düşünen ve taraf olmadan yargılama yapan insandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu neden böyle, tüm savaşlarda haklı ve haksız ayrımının sınırları tartışılır. Kim ne kadar saldırgan tartışması başladığı andan itibaren sorun içinden çıkılmaz hale geliyor. İlk konumuz olan, taraf olmak veya olmamak, sınırları burada çizilen temel ayıraç oluyor. Oluşumun çevresel ve diğer etkenlerini, yok sayarak bakarsak, iş kolay. Ülkem. Halkım, ailem, kendim için savaşa evet, barıştan yana olsamda. Barıştan yana olmak ve savaşa karşı olmak, sorumluluk yüklüyor insana. Her kesten ve her kese rağmen ayrı kalmak zor olan tercih ve bu tercihle tek başınasın, ya da inanılmaz azınlıktasın. Vatana ihanetten, korkaklığa kadar tüm sıfatların sahibisin ve sadece sen değil, seni temsil eden her şey. Tercih yapmak zorundasın,’’ya ben, ya o, ya sev, ya da terk et’’başka bir alternatif yok. Yokmu acaba? Var, var olmak çift bilinmeyenli denklemle sınırlı değil, ancak bu onlar için zorunlu bir baskı aracı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada, koşullanma başlıyor kötünün iyisini seçmekten, koşulsuz desteğe kadar. Sınırlar, algılayışa göre, periyodik salınımlar yapıyor. Buda kişinin bilinç ve duygusal tepkilerinin, doğrudan yansımasını oluşturuyor. Ben, bu toplumun üyesi olarak, kendimden önce, toplumu veya temsil ettiğim kesimi düşünerek, tavır almalıyım mantığı oluşuyor. Feda etme mantığı veya adanmış kişilik, tamda bu noktada beliriyor. Milliyetçilik veya üstün ırkın temsilcisi olma mantığının ilk oluşumu burada şekilleniyor. Savaş kaçınılmaz, bu bedel ödenmeli, halkımın geleceği için ölüm mantığı, sen ne yaparsan tek doğrudur diyerek lidere tapınma mantığı gibi. Bu savaşı isteyen yapıların arzu ettiği ‘’gerçek insan’’ ve adanmış kutsal kişilik. Bu kişilik çoğaldıkça, toplumsal travma yükseldikçe, artık düşünen insan ölmeye, şiddeti temel alan kişilikler gelişmeye başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşman ise, ya mevcut veya yaratılmaya hazırdır, bu toplumsal hafızada yer etmiş olmalı ve genel çoğunluğun kabul edeceği düşman olmalıdır. Bireysel başkaldırı bu dönemde susmaya ve toplumsal vicdan, körelmeye başlamış ve linç mantığı hızla gelişmektedir. Dün, selamlaşan insanların, bu kadar kıssa zamanda taraf olması, aslında sürdürülen bilinçli politikaların ve eylemlerin sonucudur. Her kesin taraf olduğu yerde, tarafsız düşünme, bu anlamda zor olan kararlılığı oluşturur ve sonuçları tehlikelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">FATİH MEHMET YILDIRIM<br />
fmyildirim88@hotmail.com<br />
fatihmehmetyildirim.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/04/baris-ve-savas-uzerine-notlar-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bize ait bir sesin varlığı&#8230;(Fahri Karakoyunlu)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/02/bize-ait-bir-sesin-varligifahri-karakoyunlu/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/02/bize-ait-bir-sesin-varligifahri-karakoyunlu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 16:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Fahri Karakoyunlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2237</guid>
		<description><![CDATA[Kendini anadili ile ifade etmenin insan doğası ve kişiliğiyle ne kadar uyumlu bulunduğu, kişinin kendini anadilinde ifade ederken o anlatıma kattığı tınıyı ancak başka bir dille kendini ifade etmeye zorlanan kimseler özellikle de çocuklar anlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.medyaironik.com/images/news/315.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1966" style="float: left; margin: 3px;" title="trtses" src="http://www.medyaironik.com/images/news/315.jpg" alt="" width="230" height="120" /></a> <strong>Kürdler açısından dil; ortak tarihin, coğrafyanın, ortak kültür ve geleceğin tek teminatıdır. </strong></p>
<p><strong>Bize ait bir sesin varlığı!</strong></p>
<p>1965 yılı henüz 9-10 yaşlarındayım. Karakoyun, açılan kimi küçük höyük ve mezarlardan çıkarılanlardan anlaşılıyor ki, İslamiyet öncesi eski bir yerleşim yeri. Siverek’in 10 km güneybatısında bölgedeki köylere göre büyükçe bir tepesi daha doğrusu höyüğü olan bir köy. Tepenin güneye bakan yüzünde evler üst üste dizilmiş, evlerin girişleri sona doğru diğer evin avlusunun düzeyine inmekte ve dışardan sıfırlanmakta. O zamanlar sadece amcam oğlu Ali Karakoyunlu’nun ( yaşça bizden çok büyük olduğu ve babamla aralarında fazla yaş olmadığı için amca diyorduk) evinde radyo vardı. Hatta ilk kez böylesi bir nesneyle karşılaşan köylüler, temkinli yaklaşmışlar ve o kutudan ses geldiği konusunda biraz şüpheye düşmüşlerdi, daha sonra yavaş yavaş alışmaya başladılar. İşte tam bu sıralar, hem ağabayimin doktor olması, hem de bir ihtiyaç olması nedeniyle, köyün önü (pêşxirbe) olarak tanımladığımız ve harman yerleri olarak kullanılan yere o döneme göre modern bir ev yaptırmıştık. İlk kez bir köy evinde tuvalet bulunuyordu ki, bu da evin özelliğini ayrıca arttırıyordu. Belki de bu modern evin modern bir parçası olsun diye, bizim eve de bir radyo alınmıştı. Erivan, Bağdat ve hiç unutmuyorum Kasrışirin Radyosu adı altında Kürdçe yayın yapan radyolardan, meşhur Kawis Ağa, M.Arif Cızrewi, Eyşe Xan ve o zaman adını bilmediğim kimi ses sanatçılarından kılamlar dinliyorduk. Ağabeyim radyoyu – genelde akşam üstü yayın alınırdı- pencereye koyar yönünü de Köye yani xirbeye doğru çevirir ve sesini sonuna kadar açardı. Ertesi gün ya da o gece odada bize gelen akrabalarımız “ we îro dengê radyoya mala Apê Mistê bihist, heta malê mena dihat, çi radyoyek bi hêz e” derler ve o gece hem kılamın hem de radyonun sesinin gücünden bahsedilir değerlendirme yapılırdı.<strong> Kimsenin bu yayını kim yapıyor, Bağdat neresi, Erivan neresi olduğundan haberi yoktu ve böyle bir derdi de yoktu. Ancak bir derdi vardı ki, o da onun ana dilinden kederlerini sevincini kısaca duygularını ifade eden böylesi bir sesin varlığıydı.</strong><br />
<strong>O sesler bir sorgulama süreci başlatmıştı.</strong><br />
Tam bu sıralar bizler ortaokula başlamıştık. Sonra, dinlediğimiz radyo yayınının Türkiye’nin dışından yapıldığını, Kürdçe’nin yasaklı olduğunu, Kürdçe konuşmanın yarattığı güçlükleri, şehir ve eğitim yaşamımızda daha acımasız ve çarpıcı bir dille kavramaya bunu anlamlandırmaya başladık. Köye geldiğimizde, neden Türkiye’de böyle bir yayının yapılmadığını, doğal bir insan hakkı olarak o çocuk aklımızla yer yer sorgulamaya başlamıştık, ancak bu tam da cevabını bulan bir sorgulama süreci değildi</p>
<p>İşte tam da o yıllarda kurulan KDP ve metropollerdeki Kürd öğrenci aydın hareketi DDKO’ lar ve Doğu Mitingleriyle başlayan daha sonra komando baskınlarıyla devam eden 1970 süreci, devamında 1974 ten sonra başlayan göreceli demokratik açılımlar ve Kürd gençlik hareketleri, 1980 askeri faşist darbesi ve devamında yaşanan kaotik ortam, silahlı çatışma dönemi, 1990’lı yıllar Türkiye’nin AB süreci ve 85 yıllık inkar ve şiddete dayalı göçtürme, asimilasyonist devlet politikaları, postmodern darbeler ve tam bu sırada hem de tek “devlet, tek dil, tek millet tek bayrak” denildiği dönemde, bu söylemin sahipleri tarafından bir sürü hukuki karmaşaya rağmen, yaratılan bir fiili durum; TRT 6 ‘da Kürdçe yayın.</p>
<p><strong>Dil sihirli bir dünyadır, onun büyüsü bozulduğu an her şey ters gitmeye başlar.</strong></p>
<p>Bu konuda, farklı yaklaşımları irdelemeden önce, özellikle dil kavramının insan toplukları için ne ifade ettiğini, bu bağlamda ulusal talepleri olan toplumlar için siyasallaşmada dilin rolünü görmek gerekir. Tabi ki söz konusu topluluk Kürdler ise, bu durum daha da önem arz etmektedir..</p>
<p>Dil, sadece bireyin toplumla ifadesi ve iletişim aracı olmaktan öteye, kültürünün bir ifadesi olarak değerlendirmek gerekir. Anadil, sonradan öğrenilen bir dilden öte, insanın bilinçaltına inen, kimliğinin, kişiliğinin temel taşını oluşturan, onu toplumun diğer bireyleriyle ilişkilendiren en güçlü bağdır. Etnik topluluğun en önemli öğesinin dil olduğu bilinen bir gerçektir. <strong>Kendini anadili ile ifade etmenin insan doğası ve kişiliğiyle ne kadar uyumlu bulunduğu, kişinin kendini anadilinde ifade ederken o anlatıma kattığı tınıyı ancak başka bir dille kendini ifade etmeye zorlanan kimseler özellikle de çocuklar anlar. Bu nedenle ana dille ilgili her türlü anlatım, ifade biçimi doğru söylemek gerekirse beni heyecanlandırmış ve içine çekmiştir.</strong><br />
Yine bu nedenledir ki; Kürdlerin anadile ilişkin her türlü talepleri, başta ırkçı ve milliyetçi kesimlerce ama hemen hemen Türk toplumunun büyük bir ekseriyeti tarafından şiddetli tepkilerle karşılanmıştır.</p>
<p>Eğer Kürdlerin bu gün için siyasal talepleri varsa, o da kendilerine ait, yaşayan, giderek gelişen, sözlü geleneksel dilden çıkıp yazın ve medya hatta resmi devlet diline evirilen bir dil varlığının olmasıdır. Bu nedenle Kürdler açısından dili çıkarıp atarsanız, ne ortak bir tarihten, ne ortak bir coğrafyadan ne de ortak bir kültür ve gelecekten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Çünkü her şey, dil temel alınarak kodlanmaktadır. Yüzyıla yakın bu politikaya rağmen Kürd halkı, başta dil olmak üzere etnik ve kültürel tüm değerlerini bu güne kadar getirmesini başarmış, “tek dil, tek kültür içerikli cumhuriyet projesinin” hesaplayamadığı derecede direnç göstermiştir. İşte bu nedenledir ki, ulus devlet projesinin varlığını ve geleceğini, ulusal bir dil ve tarih örgüsünde arayan Kemalistler, Kürd dilinin varlığı noktasındaki talepleri bu denli tepkiyle karşılamaktadırlar.</p>
<p><strong>Bilinmeyen dil ve bilinmeyen alfabeyle başlayan serüven…</strong></p>
<p>Peki, bu gün ne oldu da devlet, “bilinmeyen bir dilden, bilinmeyen bir alfabe” ile yazılıp çizilen bu anlaşılmaz ses ve harfler yumağından, T.C Anayasal sistemini ve RTÜK’ün yayınlara ilişkin hukuk mevzuatını bir yana bırakarak böyle bir yayına başladı. Yine, Q, X, W harfleri Kürdçe’de kullanılıyor diye onlarca insanı cezalandıran yargı sistemi, Kürd dilinin çağdaş yazın formatına ve yapısına uygun bir yayının, devletin resmi televizyonunda yapılıyor olmasını sadece seyretmekle yetinmektedir.</p>
<p>Bu gelişmeler aynı zamanda, Kürd siyasal çevreleri, kültür dil kurumları ile sivil toplum ve aydınları tarafından da farklı bir değerlendirmeye, tepkiye neden olmaktadır.</p>
<p>Bir kesim; Kürd kimliğinin resmi olarak tanınmadığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile siyasal faaliyetler konusunda dil yasağının sürdüğü, inkar ve asimilasyonist politikalara dayalı devlet söyleminin değişmediği böylesi bir ortamda, TRT tarafından yapılan Kürdçe yayını taktiksel bulduklarını, devletin, bu girişiminde samimi olmadığını, bu nedenle de bu sürecin tamamen reddedilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Bu bakış açısı, PKK, DTP ve ROJ Tv çevresi – ki bu çerçevede örgütlenmiş kimi dil ve kültür kurumları, sivil toplum örgütleri ile sendikaları sayabiliriz- tarafından dillendirilerek kamuoyuna deklere edilmiştir. Ayrıca bu çevreler, Tv 6 yayınına herhangi bir şekilde katkı sunan Kürd şahsiyet, kurum ve sanatçıları da hainlikle, kültür koruculuğu ve cahşlıkla suçlanmakta, hata hakaret ve tehditlere dayalı bir söylem geliştirilmektedir.</p>
<p><strong>Diğer bir kesim ise</strong>, bu girişimi, <strong>Kürd kim</strong>liği ve dili üzerinde hukuksal olarak hiçbir düzeleme yapılmadan ve yukarıda bahsedilen kimi doğru tespitlere rağmen başlatılmış olmasını ihtiyatla karşılamakta, T.C devlet geleneği açısından gelinen sonucun, elinin tersiyle itilecek, küçümsenecek bir durum olmadığı sonucunu çıkarmaktadırlar. <strong>Devletin, bu fiili durumla, bir şekilde gayri resmi ve zımnen de olsa Kürd dilini, kültürünü, alfabesini tanıdığını ortaya koymaktadırlar</strong>. Yine bu anlayışta olan kesimler, bu çalışmanın içerisinde yer alan şahsiyet, sanatçı ve çalışanların, Kürd dil ve kimliğinin yarattığı değerlere saygı duyulduğu sürece katkı sunmaları gerektiğini, kimseyi de peşinen mahkum etmenin doğru olmadığı yönünde ihtiyatlı bir yaklaşımla, gelişmeleri değerlendirdikleri görülmektedirler.<br />
<strong><br />
Bir özür borcu daha yola çıktı !</strong></p>
<p>İsterseniz gelişmeleri değerlendirirken, kendimizi siyasetin daha doğrusu ideolojik dar görüşlülüğün kalıplarından çıkaralım, devletin 85 yıllık inkar ve yasaklı yaklaşımıyla asimilasyonist politikalarına rağmen, böyle bir yayının Kürdlerin geneli üzerinde yarattığı sonuçlarla biraz ilgilenelim. Yine tüm siyasal, hukuki ve demokratik taleplerimizin meşruluğunu, haklılığını bir yana bırakmadan, sol jargonlu siyasal taleplerin ve yaklaşımların dışında kalan, Kürd halkının genel kitlesini, yani çocuklar, kadınlar, gençleri düşünelim. Meseleye, biraz da psiko-sosyolojik, pedagojik yaklaşalım. Bunlar açısından, anadillerinin yasaklanmadığının, bu dilde modern anlamda yazılıp çizildiğinin, yayın dili olduğunun, bu dille çocuk programları, çizgi filmlerinin izlenebilindiğinin, yine anadilleriyle dünyaya açıldıklarının, kendi dışındaki topluluklarla iletişim kurduklarının yarattığı atmosferi düşünelim.</p>
<p>Yine, daha bu gün dahi reddedilen, adı konulmayan ve anlaşılmayan dille, devletin bakanlarının, YÖK, RTÜK, TRT başkanından tutun da Ankara’nın o donuk, soğuk yüzünü yansıtan bürokratların karşısında, Nilüfer Akbal ve Rojin’in kendi dilleriyle sanatın alasını icra ederken, yaşadıkları mutluluğu, bu durumu seyreden bu zevatın içinde olduğu ruh halini düşünelim. Bu durumun, Türk halkı üzerinde yaratacağı etkiyi, onların Kürd diline karşı duydukları ve yıllarca maniple edilen milliyetçi karmaşık histerik duygularının Nilüfer Akbal’ın o kadife sesiyle ve Rojin’in yanık, yürek paralayıcı sesiyle nasıl paramparça olduğunu düşünelim. Bu seslerin yaratığı o efsunkar ortamın bu hastalığa muzdarip olanlarda yarattığı şifa etkisini düşünelim.</p>
<p>Evet, psikolojik eşik aşılmıştır, adına ne koyarsanız koyun cin artık şişeden çıkmıştır. Bu nedenle bırakalım bazı şeyler kendi doğal mecrasında ilerlesin, elbetteki Kürd sorunu bir ulus ve ülke sorunudur. Kürdlerin siyasal talepleri, ancak onların kendini serbestçe ve uluslararası hukukun sağladığı güvenli bir ortamda ifade ettikleri, serbestçe örgütlenip siyasal programlarının halka götürdükleri bir süreçle karşılanabilir.<strong>Ancak, ulusal ve siyasal projenin dilin etrafında kodlandığını, bu proje açısından dili çıkardığınızda hiçbir şeyin kalmadığının da görülmesi gerekir.</strong><br />
Keza, bu çalışmanın içerisinde yer alan sanatçı, şahsiyet ve çevrelere haksızlık etmeyelim. Böyle bir yaklaşım kaçınılmaz olarak karşı bir duruşu ve tutumu gündeme getirir. O zaman birileri de, öncelikle Roj Tv’deki Türkçe yayınlarının neye hizmet ettiğini, “Kürdçe bilmeyen siyasal önderlerin” Türkçe konuşmalarının hiç olmazsa Kürdçe seslendirilmelerini, Kürd siyasal taleplerinin en üst düzeyde dillendirildiği bir ortamda Türkçe bilmeyen Güneyli, Güney Batılı, Doğulu ve Kuzeyli Kürde Türkçe eğitim verilmesinden neden vazgeçilmediğini, öncellikle asimilasyonun birinci derecede aracı durumunda olan görevli Türkçe öğretmenleri ile sınıf öğretmenlerinin neden hala görevde olduklarını, Kürd milletvekillerinin “demokrasi aşkı” adına “Yüce Türk Parlamentonun” çatısı altında neden görev yaptıklarını sorgulamaya başlar. Bu çevreler, biraz empati yaparlarsa, insanı hain, kültür korucusu, cahş gibi sıfatlarla karalamanın, tekçi ve hoşgörüye dayalı olmayan bir yaklaşımın ürünü olduğunu daha iyi kavrayacaklardır. Böylesi bir dilin, Kürd halkını bölmeye yönelik olduğunu ve hiç kimseyi yüceltmeyeceği iyi bilinmelidir. Bırakın çocuklar kendi şirin anadillerinde çizgi film seyredebilsinler, bırakın gençler kendi anadillerinde aşk türkülerinin modern Kürd müziğiyle ulaştığı durumu görsünler, bırakın, analarımız bacılarımız hasretlerini, duygularını, özlemlerini, rüyalarını ana dillerinde görmeye devam etsinler.</p>
<p>Bırakın, bu yayınlarla Türk halkı da, Kürd halkından yıllarca büyük yıkımlar ve bedellere karşın esirgenen bu doğal insani hakkın, bu güne kadar neden engellendiğini kavramaya çalışsın. Kürde ve diline karşı oluşturulan hoşgörüsüzlüğün yarattığı o suçluluk duygusuyla kendisini sorgulasın, vicdanında bir şeyleri hissetsin. Bırakın, sesli olmasa da, Kürd komşusundan, hısım akraba olduğu Kürd damattan, Kürd gelinden, Kürd torundan, gözünün içine bakarak yaşanılan bunca acı ve yıkım için açıkça özür dileme olgunluğunu göstermese de, o eziklikle özrünü içine gömsün. Bırakın, en sevdiği arkadaşının Kürd olduğunu duyan çocuğun, sevgilinin, dostun düştüğü açmaz, ruh hali biraz aşılsın,</p>
<p>Bu nedenle, bırakalım işler biraz da doğal mecrasında aksın, insanları hemen karalamayalım, suçlamayalım. Daha demokratik ve ulusal bir yayın politikasını nasıl yaratabiliriz diye düşünelim. Yıllardır, değerli Kürd sanatçıları, kültür, yazın adamlarını, aydınları neden ekranlarımıza çıkarmadık, onları neden Kürd halk kitleleriyle, sanatseverlerle yeterince buluşturmadık diye düşünelim. Yayınlarımızı Kürd dilinin gelişmesinin hizmetine yeterince sunmadığımız için, bunu nasıl aşarız diye düşünelim. Kürd çocuklarının ana dilerinin zenginliğini renkli ekranlarda seyrederken, Türk dili ve kimliği karşısında daha kişilikli duruşunu düşünelim. Kürd çocuklarının bu ruh haliyle, neden kendi anadilleriyle eğitim görmediklerini sorgulamaya, bunu devletten talep ettiği süreci, hastaların kendi anadilleriyle sağlık hizmeti almak istediklerini, yargılananların kendi anadilleriyle yargılanmayı talep ettikleri süreci düşünelim. Bizler de, bu güne kadar ambargo uyguladığımız, haksızlık ettiğimiz,sanatçı, siyasetçi ve aydınlara ekranlarımızı açarak, farklı düşüncede, farklı tınılardaki Kürdün sesini,duygularını yansıtarak gücünüzü ve demokratik olgunluğumuzu gösterelim. Böylece bir özür borcumuzu da biz yerine getirelim.</p>
<p>Kürd halkının tüm meşru siyasal taleplerine ilişkin mücadelemizi, ödün vermeden dile getirirken, içimizden birilerini, ihanetle, kültür koruculuğuyla suçlamak Kürdü ve taleplerini güçlü kılmaz. Bu anlayış ve yaklaşım Kürdü böler, güçsüz kılar, buna hiçbirimizin hakkı yoktur. Birlik ve sevgi dilinin egemen olması gerektiği bu süreçte; bırakın, Kürd çocukları, yıllar sonra ve büyük bedellerle de olsa, kendi anadillerinden Ankara’dan da yayın yapılabileceğinin keyfini yaşasınlar. 01.01.2009- Amed</p>
<p><strong>Fahri Karakoyunlu.</strong></p>
<p>**********<br />
<strong><br />
Türk Ulusal Devlet Siyasetinin Dil Konusundaki Tarihsel Tutumu</strong></p>
<p>Türk Devlet geleneğine bakıldığı zaman dil öğesinin ve dile ilişkin tutumun tarihsel olarak bir varlık nedeni olarak algılandığı, Karamanoğlu Mehmed Bey’in ünlü fermanından başlayarak Atatürk’ün Türkçenin Türk Kültürünün ve ulusunun temel öğesi olduğuna dair tutumu bu tarihsel süreci ifade etmektedir. Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan ve dil çalışmalarına ilişkin bizzat Atatürk’ün nezaret ettiği bilinmektedir. Bu tutumun altında yatan elbette sadece Türkçeye ilişkin bir tutum olmayıp aynı zamanda Anadolu’da yaşayan farklı ve çeşitli dilsel özellikler taşıyan farklı gruplarla Kürdler gibi etnik ve dilsel farklılıkları ile coğrafi özelliklerinden kaynaklı varlıklarının asimilasyonuna yönelik olmuş.</p>
<p><strong>Kürd halkının mücadelesi, varlık ve demokrasi sorunudur, bu nedenle tarihsel ve uluslararası hukuktan kaynaklanan Kürd hakları gündemleşmediği elbettte sürece, bu tür girişimlerle sorun hiçbir zaman çözülmeyecektir.</strong><br />
Artık devletlerin hukuku belirlediği bir dönemden, devletin yetki alanının ve egemenliğinin evrensel hukuktan hareketle belirlendiği bir tarihsel sürece girilmiştir. Hukuk devleti kavramı böyle belirlenmekte, devletler evrensel hukuk kurallarına ve insan hakları metinlerine uyduğu oranda demokratik hukuk devleti olarak kabul görmektedir. Türkiye devleti kurucularının kafasında bir devlet ve toplum modeli olan cumhuriyet, seçkinci asker ve bürokrat zümre tarafından, halka rağmen yukarıdan örgütlenmiş bir model olarak düzenlenmiştir.Bu nedenledir ki, Türkiye tarihine bakıldığında, liberal anlayış- sadece ekonomide değil düşünsel alanda da- bu elitist yönetici asker sivil bürokrasinin hoşlanmadığı bir ideoloji, düşünsel yapı olarak hep kalmıştır.Devlet, vatandaşlık anlayışını,ırk ve kültür temeline -Türk etnik yapısı, Türk tarihsel kültürel değerleri- dayandırmış,böylece gayrimüslimleri ayrımcılığa, Kürdler de açık bir red ve inkarla asimilasyon politikasına tabi tutulmuştur.</p>
<p><strong>Türk siyasal sisteminin dayandığı hiçbir hukuk belgesi, bu politikanın meşruiyetini ve haklılığını onaylamamaktadır. Buna Lozan da dahildir.</strong><br />
<strong><br />
İnsan kişiliğinin temelini oluşturan, kimlik, dil ve kültürel öğeler; kişiyi toplumun diğer bireyleriyle ilişkilendiren en güçlü bağdır</strong>. Bu nedenle de uluslararası insan hakları hukukunda ve belgelerinde; dil ve kültür haklarının gelişimine, ana dilin kullanımı ve eğitimine ilişkin evrensel normları belirleme çabası, devletlere ciddi yükümlülükler yüklemektedir.</p>
<p>Tüm bu çekincelerin, kaygıların ve başbakanın tepkilerinin altında yatan, <strong>Cumhuriyetin ilanıyl</strong>a Anadolu’daki <strong>çeşitli dilseli, dinsel ve kültürel çoğulculuğa biçilen; tek dil, tek din ve tek kültüre dayalı bir cumhuriyet modelidir</strong>. Bu hedefi büyük oranda gerçekleştirmiş bulunan Cumhuriyet projesinin önündeki tek engel, her şeye rağmen tamamen asimile edilemeyen Kürdler oluşturmaktadır. Bunun altında yatan temel etken, Kürdler’in Anadolu açısından bir kültürel farklılık, dilsel bir çeşitlilik olmaktan öte, ülkesi ve halkı ile oluşturduğu yaşam birlikteliğinin getirdiği yerleşik ve kalıcı tarihsel kültürel değerlere sahip olmasıdır. <strong>Kürdlerin, asimilasyon politikalarına karşı vicdan ve onurlarının en büyük silahı olan ana dillerine ilişkin </strong>talepleri bu nedenle sert ve acımasız tepkilere neden olmaktadır. Bu nedenle Kürdler varlıklarının temel öğesi olarak anadil eğitim hakkını güncelleştirerek, mücadelenin temel öncellikleri arasına almalıdır. <strong>Kürd sorununa Cumhuriyetin </strong>kurucu felsefesine sadık bir anlayışla <strong>yaklaşan AKP’nin politikaları deşifre </strong>edilmeli, Türkiye’nin imzaladığı veya çekince koyduğu sözleşmelerin uygulanması yönünde mücadelenin tüm olanakları seferber edilmelidir. Anadil eğitimi, Kürd sorunun çözümü açısından siyasal olmaktan çok, minimize edilmiş bir insan hakkı olarak dayatılmalıdır, Velev ki bu, birilerinin hoşuna gitmese bile. 15.04.2008- Diyarbakır</p>
<p><strong>Fahri Karakoyunlu.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/02/bize-ait-bir-sesin-varligifahri-karakoyunlu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Birêz Mesûd Barzanî:Însîyatîfên Kurd Li Ewrûpa – ÎKE</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/02/birez-mesud-barzaniinsiyatifen-kurd-li-ewrupa-%e2%80%93-ike/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/02/birez-mesud-barzaniinsiyatifen-kurd-li-ewrupa-%e2%80%93-ike/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 16:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2235</guid>
		<description><![CDATA[Ji roja ku milletê kurd, li Başûrê Kurdistanê dest bi xwe bi xwe îdarekirinê kirîye û hetanî îro, gellek pêngavên girîng û pîroz hatine avêtin.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netkurd.com/wene/IKE_logo.JPG"><img class="alignleft size-full wp-image-1966" style="float: left; margin: 3px;" title="ike" src="http://www.netkurd.com/wene/IKE_logo.JPG" alt="" width="230" height="120" /></a><strong>Birêz<br />
Mesûd Barzanî,<br />
Serokê Herêma Kurdistanê&#8230;</strong><br />
Ji roja ku milletê kurd, li Başûrê Kurdistanê dest bi xwe bi xwe îdarekirinê kirîye û hetanî îro, gellek pêngavên girîng û pîroz hatine avêtin.</p>
<p>Em bi vê destkeftîya milletê xwe ya li Başûrê Kurdistanê ve serbilind in. Bêguman di van zehmetîyan de gihandina vê astê, ji me hemûyan şanazîyek e.</p>
<p>Lê di wergirtina hin biryarên ku ji bo pêşeroja civaka me de û bi taybetî avakirina sîstemên ji bo civaka me de pêwiste ku, em hem li perçeyên din yên Kurdistanê bifikirin û hem jî pîvanên civakî yên navneteweyî yên nûjen û demokratîk bidine ber çav. Divê em li gor wan pîvanan biryaran bigrin da ku em civaka xwe pêş de bibin.</p>
<p>Rola cenabê we di van biryargirtinên li ser guherandinan de cîheke taybetî digre. Heta nuha li ser gellek mijarên girîg de, we mudaxeleyên dîrokî kirîye.</p>
<p>Biryara Pirrjinîyê ya ku di Parlamentoya Kurdistanê de hatîye wergirtin, ne li gor pîvanên civakeke nûjene û ne li gor pîvanên Mafê Mirovatîyêye! Herweha ne jî biryareke ku em pê re serbilind bin. Bi vê biryarê ewê Milletê Kurd di qada navneteweyî de biêşe û mixabin emê bi vê biryara xelet re pirr nerehet bin.</p>
<p>Vê carê jî em wek Însîyatîfên Kurd Li Ewrûpa – ÎKE, ji cenabê we daxwazîyeke girîng û dîrokî dikin ku, hûnê wî mafê xwe yî VETOKİRİN ê li hemberî vê biryara xelet ya Parlementoyê bikar bînin û ji bo serastkirina wê, ji wan re şûnde vegerînin.</p>
<p>Hûnê bi vê Vetokirinê careka din xizmeteke dîrokî ji milletê kurd re bikin û ev Vetokirina we, dê bi tîpên zêrîn were nivîsandin.</p>
<p>Em hêvîdarin ku, hûnê vê desthilatdarîya xwe bikar bînin.</p>
<p>Silav û Rêz<br />
2008.12.27</p>
<p>Însîyatîfên Kurd Li Ewrûpa – ÎKE<br />
www.ike-europa.com<br />
Însîyatîfa Kurd li Swêdê – ÎKS, Însîyatîfa Kurd li Danmark – ÎKD<br />
Însîyatîfa Kurd li Swissre – ÎKSw, Însîyatîfa Kurd li Fransa - ÎKF</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/02/birez-mesud-barzaniinsiyatifen-kurd-li-ewrupa-%e2%80%93-ike/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Roja danasîna Dîroka Kurdên Koçber</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/01/01/roja-danasina-diroka-kurden-kocber/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/01/01/roja-danasina-diroka-kurden-kocber/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 18:44:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>servan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[2-Cîhana Pirtûkan]]></category>

		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2230</guid>
		<description><![CDATA[Şoreş Reşî ku bi xwe ji kurdên anatoliya navîn e, pirtûkek lêkolînî ku ji du cîldan pêktê li ser dîroka kurdên koçber amade kiriye û niha di nava weşanên Înstîtuya Kurdî li Stockholmê de bi zimanê kurdî derket! 
 
Wek ku raya giştî dizane Reşî heta niha bi pirtûk û nivîsên xwe yên lêkolînî tê naskirin. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 16pt; font-family: " lang="SV"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/diroka-kurden-kocber.png"></a></span></strong><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/diroka_kurden_kocber1.png"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/diroka_kurden_kocber2.png"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/diroka_kurden_kocber3.png"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-2239" style="float: left; margin: 3px;" title="diroka_kurden_kocber3" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/01/diroka_kurden_kocber3-212x300.png" alt="" width="212" height="300" /></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/01/diroka_kurden_kocber.png"><img src="diroka_kurden_kocber" alt="" width="4" height="4" /></a>Şoreş Reşî ku bi xwe ji kurdên anatoliya navîn e, pirtûkek lêkolînî ku ji du cîldan pêktê li ser dîroka kurdên koçber amade kiriye û niha di nava weşanên Înstîtuya Kurdî li Stockholmê de bi zimanê kurdî derket! <span id="more-2230"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Wek ku raya giştî dizane Reşî heta niha bi pirtûk û nivîsên xwe yên lêkolînî tê naskirin. Lê bi van herdu berhemên xwe mêjûyî ronahiyek da ser dîroka koçberiyê. Ev berhem di encama lêkolîn, xebat, xwewestandineke bi salan(10 sal) de derketiye. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Reşî dîroka koçberiyê ji serdema Hûrîyan heta salên 1800 an bi awayekî lêkolînerî nivîsiye. Pirtûk pişta xwe dide gelek faktayên dîrokî. Her wisa berhem bi nexşe, dîmen, ferman, tablet û tabloyên ku faktayan dide berhevdu hatiye xemilandin. Gelek dîmenên rengîn jî ji herêmên cuda yên ku kurd lê dijîn û yên ji derdora wan di pirtûkê de hene.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Di vê pirtûka dîrokî de gelek tez û îdeayên nû li ser dîrokê hene. Wek mînak ew teza turkan a ku dibêje Kara Koyin û Ak Koyin turk in, di vê berhema lêkolînî de tê pûç kirin. Bi vî awayî gelek tez û îspatên din jî bi belgeyên dîrokî têne ronî kirin.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Wekî din jî pirtûk têkiliyên kurdan ên bi gelên cîran û yên li herêmên dûr jî derdixe holê. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Her wisa pirtûk ji aliyê têkiliyên olî yên kurd û cîranên wan de jî çavkaniyeke balkêş e û gelek xalên tarî ku nayên zanîn ronî dike. Ji nivîsa li ser berga dawî ya pirtûkê ” … çawa dibe ku parçeyek ji êlê xwediyê ola zerdeştî be, yek elewiyê sersor be, yek şîa be û yê din jî sunî be?”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Xaleke din a esasî jî di pirtûkê de ev e ku Reşî çand û edeta kurdan bi dîmen û nexşeyan pêşkêş dike. Di vê berhemê de mirov dikare kincên kurdan ji seranserî dîrokê heta roja îro bibîne. Ji vê awura candî de jî pirtûk têra xwe dewlemend e. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Înstutiya Kurd li stockholmê bi munasebeta derketina vê pirtûka dîrokî civîneke danasînê li dar dixwe. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Dem: 2009 01 04, Seat: 15. 00, Navnîşan: Mogårdsvägen 13. Vårby Gård, Înstutiya Kurd li Stockholmê. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: " lang="SV"><span style="font-size: small;">Zarathustra News – </span><a href="mailto:zoroaster@comhem.se"><span style="font-size: small;">zoroaster@comhem.se</span></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="SV"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="SV"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span lang="SV"><span style="mso-spacerun: yes;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/01/01/roja-danasina-diroka-kurden-kocber/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Jİ MEDYA Û RAYA GİŞTÎ RE!(TEVKURD)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/30/ji-medya-u-raya-gisti-retevkurd/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/30/ji-medya-u-raya-gisti-retevkurd/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 20:53:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ji Çapamenî yê]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2226</guid>
		<description><![CDATA[Wek ku tê zanîn di 29ê Adara 2009an de li Tirkîyê hilbijartinên herêmî (Serok û Encûmenên Şaredarîyan, endamên Meclîsên Parêzgehan û Muxtarên Gund û Taxan dê wer in hilbijartin) hene]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/10/tevkurd.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1966" style="float: left; margin: 3px;" title="tevkurd" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/tevkurd.jpg" alt="" width="230" height="120" /></a>Wek ku tê zanîn di <strong>29ê Adara 2009an </strong>de li Tirkîyê hilbijartinên herêmî (Serok û Encûmenên Şaredarîyan, endamên Meclîsên Parêzgehan û Muxtarên Gund û Taxan dê wer in hilbijartin) hene.</p>
<p>Her çiqas tu nav, nasname û statuya fermî, sîyasî ya kurd/Kurdîstan tunebe jî, ev hilbijartin di nava kurdan da û li seranserê Kurdîstanê jî dê werin pêkanîn.</p>
<p>Partîyên “kurda” yên legal (partîyên ku bi nav û statuya xwe tirk û Tirkîyewî ne, belê fiîlî kurd in) û şexsîyetên kurd, hinek jî ji paradoksa reel û yasayî bêxem û di nava xwe de jî parçebûyî tevlî pêvajoya hilbijartinan dibin.<br />
************************</p>
<p>TEVKURD, tevgera yekîtîya neteweyî ye. Meşrûîyetê esas digre, aşkere ye, bêîtaetkare. Grûb û grûpî nîn e. Pê bawer e, daxwaz dike û lê dixebite ku di çerçeva “mafê çarenûsî” de, di navbera hêzên kurd/Kurdîstanî de rêxistinek sîwanî (kongra neteweyî) ava bibe.</p>
<p>TEVKURDê li ser hilbijartin û Îdareyên Herêmî li gor konsepta xwe <strong>çerçeveyek polîtîk </strong>tesbît kiriye û ji bo yekîtîya navbera hêz û aliyên kurda pêvajoya hevdîtinan daye destpêkirin.</p>
<p>Di vê pêvajoyê de TEVKURD, ji alîyekî de û di serî de bi partîyên legal û hemî aliyên siyasî yên Kurd/Kurdîstanî re weke terefên yekîtîya neteweyî hevdîtinan pêktîne û dîyalogê datîne. (<strong>wekî; DTP, HAKPAR, KADEP, MESOP, KCD </strong>‘<strong>Kongra Cıvata Demokratîk/Demokratîk Toplum Kongresî’, Grûba Demokratên Şoreşger, Cemaeta TOPLUM-DER/Kovara Mizgîn, Kovara Nûbihar, DEMOS, …)</strong><br />
Ji alîyê din de, weke mekanîzma çavdêrî û kontrolkirinê ya civata sivîl û demokratîk, saziyên sivîl, yên sosyal, kulturî, mafên mirovan û rêxistinên meslekî û civatî, ji vê pêvajoyê agahdar dike, bal û raya wan dikşîne ser pêvajoyê. Di vê beşê de <strong>KURD-KAV, ENSTÎTUYA KURD, KURDÎ DER, TEVGERA ZMANÊ KURDÎ, WEŞANXANÊN KURDA, MAZLÛMDER (şaxên Kurdîstanê) ÎHD(şaxên Kurdîstanê) BARO, Platforma Demokrasîyê,Platforma Dicle Fırat, HUDER,Komela RÊZAN, DÎHA, Şaredarîyên Mezin, Şexsîyetên navdar di derheqa pêvajoyê de têne agahdarkirin.</strong><br />
Herweha ev pêvajo:</p>
<p><strong>1-</strong>Tûra hevdîtinên dualî: Di vê tûrê de bi heyetekî muxatabên siyasî têne zîyaretkirin. Mektûba TEVKURDê ya polîtîk tê pêşnîyarkirin. Di derheqa pêvajoyê de agahdarî tê dayîn. Teklîfa yekîtîyê li wan tê kirin û di derheqa pêvajoyê de têne agahdarkirin. Herweha, erê yan na bersîveke nivîskî jî ji wan tê xwestin.</p>
<p><strong>2</strong>-Di tûra duduya de, dê nûnerên terefan di platformekî de wer in kêleka hev û li ser çerçeva polîtîk û neqşa rê guftûgo bikin û biryar bidin.</p>
<p><strong>3-</strong>Heger di vê platformê de teref bihev bikin, wê demê dê deklarasyoneke hevmuşterek û beyanama hilbijartinan were deklarekirin û xebata hilbijartinan were meşandin.</p>
<p><strong>4-</strong>Heger di vê platformê de tifaq pêkneyê û ev pêvajo neçe serî, wê demê jî dê di derbarê hevdîtin, guftûgo, nîqaş û encamên pêvajoyê de raporteke berfireh were amadekirin û ji raya giştî re were deklarekirin.</p>
<p>Hêvî û daxwaza me û xebata me ewe ku ev pêvajo biçe serî û di navbera hemû aliyên Kurdan de di çerçeweyek neteweyî de tifaq pêkwer e. Bi kêfxweşî em dikarin bêjin ku, hevdîtinên me yên heta nuha me hêvîdar dikin.</p>
<p>Em di wê bawerîyê de ne ku, di vê pêvajoyê de xizmet û mesûlîyeteke mezin jî dikeve ser milê medya û entelîjansîya kurd. Ji wê bonê em eleqe û piştgrîya wan daxwaz dikin.</p>
<p>Ji nuha de sersala we pîroz dikin, slav û serkeftinê ji we re dixwazin.</p>
<p>*Çerçeva polîtîk ya <strong>TEVKURD</strong>ê ya di derheqa hilbijartinan de li jêr e.</p>
<p><strong>BANG Lİ KURDÎSTANİYAN </strong><br />
<strong>Jİ BO HİLBİJARTİNÊN HERÊMÎ DEST BİDİN HEV! </strong></p>
<p>Demokrasî, navê sîstema xwe bi xwe îdarekirina gel e. Du şêweyên demokrasîyê hene: xwe bi xwe îdarekirina raste rast. û xwe bi xwe îdarekirina temsîlî. Îro, her çiqas şêweya demokrasîyê ya temsîlî bê bikaranîn jî, belê baştirîn ew e ku gel, raste rast û li şûna xwe, xwe bi xwe îdare bike.</p>
<p>Di rejîma demokrasiyê de Îdareyên Herêmî çiqas xurt bin, kultura demokratîk hewqas serwer dibe. Bandora gel li ser hêza îdarî û sîyasî hewqas zêdetir dibe. Rayedarên siyasî û îdarî, baştir têne kontrolkirin û demokrasî pêş dikeve.</p>
<p>Li pêşîya me hilbijartinên herêmî hene. Ji nuha ve “şerê hilbijartinê” destpê kiriye! Wisa xuya dike ku, hilbijartinên 2009an ji bo hemû terefan gelek girîng û stratejîk e.</p>
<p>Lê belê, hilbijartinên herêmî û <strong>îdareyên herêmî ji bo me kurdan du cara girîng in! Kurd, bi riya hilbijartin û îdareyên herêmî dikarin ji van derfetan sûdê werbigirin û di vê çarçoveyê de li ser nirxên kurdayetîyê bingeha “xwe bi xwe îdarekirinê” ava bikin.</strong></p>
<p>Helbet li Tirkiyeyê ji alî hiqûqî, îdarî û siyasî ve nav û nasnameya kurd/Kurdistan nayê qebûlkirin, hertişt bi destê sîstema serwerî yê bûye Tirk. Lê rastîya civatê; ya kulturî, demografîk, sosyolojîk û tarîxî ne Tirk e.</p>
<p>Li Kurdistanê, yên ku dengan didin û yên ku têne hilbijartin bi pirayî kurd in. Ne bi kurdî be jî, kolan, bazar, civat kurd e û kurd li welatê xwe ekserîyet in. Ji wê bonê; her çiqas tu statuya kurda ya yasayî nebe jî, rewşa fiîlî tiştekî din e.</p>
<p>Ji wê bonê; di ‘heqîqeta hal’ de pêvajo dikare bi du şêweyan pêk bê û bimeşe:</p>
<p>Yek; Kurd dê lê bixebitin, daxwazbikin û li hêvîyê bipên ku, li Tirkîyeyê qanûn, nîzam bên guhartin û heqê kurdan yên nasnameyî, kulturî û siyasî bi wan bên dayîn.</p>
<p>Dido; Kurd dê mafên xwe yên kolektîfî; ziman, çandî, nasnameyî, siyasî û îdarî de-facto bînin cîh, bi pêş ve bibin û li dora van mafan xweşbînî û qebûleke maqûl peyda bikin û têbikoşin ku rewşa xwe ya de-factoyî ber bi statuya de joure ve biguhêr in.</p>
<p>Ya rast ew e ku, <strong>kurd li hêvîya guhartinên destûrî û yasayan nepên û de-facto mafên xwe yên neteweyî, însanî û siyasî bijîn, bînin cih.</strong></p>
<p>Rewşa sîyasî ya dunyayê, Kurdistanê, Tirkîyê û hêza tevgera kurd ya siyasî û kîtlewî îro gihîştîye vê astê ku, kurd dikarin statuyek de-factoyî pêk bînin.</p>
<p>Wexta ku kurd bi ekserîyetî di îdareyên herêmî yên Kurdistanê de, bibin desthilatdar; li mafên xwe yên siyasî û kolektîfî xwedî derkevin û tecrûbeyeke demokratîk, plural û azadîxwaz pêş bixin, wê çaxê dê mafê self determînasyonê, referandûmê û piştgirîya hiqûqî/sîyasî ya navneteweyî jî were rojevê.</p>
<p>Ya rast, rasyonal, demokratîk, sivîl û rewa ev e.</p>
<p>Baş e, gelo ev ê çawa pêk bê:</p>
<p>Di vir de <strong>siyaseteke neteweyî, hevmuşterek û demokratîk pêwîst e. Ji wê bonê em bang li hemû partî, grûb û alîyên kurdan dikin ku; ji hesabên teng, yên grûbî, şexsî û îdeolojîk dûrbikevin û biîdraq û berpirsiyarîya doza neteweyî tevbigerin.</strong>Helbet çi biçûk çi mezin mesûlîyeta herkesî heye. Ji sosyalîst û lîberalan heta dîndar û muhafezekaran û çi legal-îlegal divê hemû alî, hemêza xwe ji hevkarî û yekîtîyê re vekin. Belê di vê platformê de mesûlîyeta giran ya partiyên legal ên kurd <strong>DTP, HAK-PAR û KADEPê ye</strong>.</p>
<p>Banga me li hemî alîyan eve ku; werin li ser van esasan bi hev re bloqeke hilbijartinên herêmî ava bikin! Belkî piştî hilbijartinan ev bibe wesîla bereyekî neteweyî.</p>
<p>Em weke <strong>TEVGERA YEKÎTIYA NETEWEYÎ YA KURD (TEVK</strong>URD), bê tu hesabekî şexsî û grûpî amade ne ku, li gor van prensîbên ku li jor hatine îfadekirin, hemû xizmet û fedekarîyê bikin.<br />
<strong><br />
TEVKURD </strong><br />
<strong><br />
(TEVGERA YEKÎTIYA NETEWEYÎ YA KURD)</strong></p>
<p><strong>Agahî: Ev name,</strong></p>
<p><strong>a-</strong> Weke muxatap;Ji partî,rêxistin û derdorên sîyasî yê Kurdistanê re…<br />
<strong><br />
b- </strong>Û weke agahî; ji Mazlûm-Der, İHD, Kurd-Kav, Enstîtuya Kurd…û medya kurd re wê bê şandin…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/30/ji-medya-u-raya-gisti-retevkurd/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TRT-6 berdewamîya bêstatutîya kurda ye (M. Şefîq ONCU)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/30/trt-6-berdewamiya-bestatutiya-kurda-ye-m-sefiq-oncu/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/30/trt-6-berdewamiya-bestatutiya-kurda-ye-m-sefiq-oncu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 11:43:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2224</guid>
		<description><![CDATA[Kanala dewletê TRT-ê dest bi weşana kurdî, yan jî li gora qanûna TRT-ê dest bi weşana zimanên herêmî dike. Weka gelek gavên dewletê ev gav jî di nava kurdan de bû sebebê minaqeşê û helbet divîya  biba jî. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/sefikwebb.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2223" title="sefikwebb" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/sefikwebb.jpg" alt="" width="90" height="82" /></a>Kanala dewletê TRT-ê dest bi weşana kurdî, yan jî li gora qanûna TRT-ê dest bi weşana zimanên herêmî dike. Weka gelek gavên dewletê ev gav jî di nava kurdan de bû sebebê minaqeşê û helbet divîya biba jî.</p>
<p>Bêguman dewletek ku ji roja damezrandina xwe, hemû stratejîyên xwe li gora planên dûr û dirêj çê kiribe, nemumkin e di gavek weha girîng de bêhesab be. A dikeve ser milê kurdan ji alîyekî pûçkirina plan û hesabên dewleta tirk e û ji alîyê dinê jî ji fakt û rewşa bêyî îradeya wan derketîyê holê, peydakirina rê û rêbazên sûdwergirtinê ye.</p>
<p>Bi qenaeta min weşana bi kurdî ya di kanalek dewletê de ne bexşek dewletê ye. heger îro dewlet ji bo vê yekê mecbur bû ye, divê bê zanîn ku ev encama tekoşîn û xebata van 35-40 salên bohirî ye, encama keda rewşenbir,siyasetmedar û tekoşerên kurd e. Dîsa jî heger nirxandinek pêwist be, di vê li gor şert û mercan û a qenctir jî li gor faktan be.</p>
<p>Fakt I. Kurd bêstatu ne, weka milletek ji hemû mafan bêpar in, li ser axa xwe ne desthilatdar in.</p>
<p>Fakt II. Ewên ku îro di siyaseta kurd de di giranîyê de ne, berê kurdan didin çareserîyek bêstatu û bi israr dibêjin ji kurdan re dewlet, federasyon û tiştên weka wan ne lazim in, çareserî; Komara demokratîk e.</p>
<p>Encama van herdu faktan ev e ku ji bo gelê li ser axa xwe ne xwedî statu be, gav ji alîyê dewleta milletê serdest tên avêtin û TRT-6 tekabulî Komara demokratîk dike. TRT 6 berdewamîya bêstatuya kurda ye. Û heta ku kurd bêstatu bin, dê karê weha ji alîyê dewletê û welê bêyî kurdan bên bicîhanîn.</p>
<p>Heger îro kurd xwedî dewlet bûnan yan jî di nava sîstemek federal bijîyana dê wan li gor dil û pêdivîyên xwe weşan/ên TVyan bikira û dê nav jî ne TRT dê KRT bûya.</p>
<p><strong>Fakt III: Sonda xwendekar</strong></p>
<p><strong>Ez tirk im, rastgo me,<br />
zîrek im rêgeza min;</p>
<p>parastina biçûkan û rêzlibergirtina mezinan, heskirina welêt û milletê xwe</p>
<p>ji xwe bêtir e.</p>
<p>Armanca min; pêşveçûn û bilindbûn e.</p>
<p>Hey Ataturkê mezin!</p>
<p>Ez sond dixwim ku ez ê di rêya te vekirîye de biçim û bighêjim armancên te. Hebûna min diyarîya hebûna tirk be!</p>
<p>Bextewarî ji wî kesî re ku dibêje; ez tirk im !</strong></p>
<p>Li Tirkîyeyê û li Kurdistana bakur her xwendekarê kurd (û yê tirk jî) hersibehê ji sinifa yekem heta sinifa 8. bi vê sonda jorîn dest bi xwendinê dike. Lê ya muhîm ev e ku beşek mezin ji mamosteyên li Kurdistanê ders didin kurd in û ew hersibehê bi zarokên kurd vê sondê didin xwarin. Divê neyê jibîr kirin ku gelek rewşenbir, niviskarên niha bi kurdî dinivîsînin, siyasetmedar û heta birêvebirên sazî, dazgeh û rêxsitinên kurd mamoste ne/bûn.</p>
<p>Fakt IV. Sonda Meclise:</p>
<p><strong>“Ez li pêşberî milletê tirk ê mezin sond dixwim ku ez ê; hebûn û serxwebûna dewletê, serwerîya milletê bê şert û qeyd biparêzim, bi serdestîya hiqûqê, bi komara demokratik û laîq (sekuler) û bi rêgez û şoreşên Ataturk re dilsoz bim&#8230;”</strong><br />
Ev sond ji alîyê herkesê weka parlamenter dikeve Meclîsa tirk ve tê xwendin û heger kesek hatibe hilbijartin jî heta vê sondê di Meclîsê de nexwe, nabe parlamenter. Yanî Leyla Zanaya îro gelek kurd bi serê wê sond dixwin, Şêx Abdulmelîk Firatê serokê HAK-PAR-ê, serokê DTP-ê Ahmed Turk, Hasîp Kaplan, Osman Ozçelîk û Sirrî Sakikê ku îro di Meclîsa tirk de bûne kelemê çavê tirkan, çend bin ewqas parlamenterên DTP-ê û bi sedanê berîya wan ev sond xwarine.</p>
<p>Fakt V.sonda eskeriyê:</p>
<p><strong>Ez li ser namûsa xwe sond dixwum ku ez ê di şer û aşitîyê de di her demê û li he rcihekî birastî û heskirinê xizmetê ji millet û komara xwe re bikim, îtaeta qanûn, qaîde û fermandarên xwe bikim û namûsa eskerîyê, alaya tirk ji ruhê xwe ezîzîtir bibînim û dema pêwist be ji bo niştiman, komar û wazîfeyên xwe ruhê xwe bi heskirin feda bikim.</strong></p>
<p>Eskerî li Tirkîyeyê çi tirk û çi kurd li ser her welatîyekî ferz e. Ji vê ferzîyetê bi milyonan gencên kurd jî ji dewleta tirk re eskerî kirine, dikin. Gelek kesên ku niha li ser navê kurdan siyasetê dikin, diaxivin jî vê sondê xwarine. Di nava wan de yê di siyaseta kurd de di dereca bilind de xwedî pozisyonaên bilind in û di demek li welatê wan şerek berdewam e çûne eskerîyê jî hene. Lê tê zanîn ku di vê dema dawî de gelek ciwanên tirk ji sebebê şer çûna eskerîyê red dikin. Min bi xwe ne bihîstîye ku kurdekî eşkere çûna eskerîyê red kiriye.</p>
<p>Evana hemû paradoks û trajedî, lê rastîyên kurdan e.</p>
<p>Fakt VI. Biryara TV ya bi zimanên herêmî biryara dewletê ye</p>
<p>Ji alîyê beşek kurdên ji binî ve li hemberî weşana TRT 6-ê dertên, tê îdîakirin ku ev biryar û leyistika hikûmetê û AKP-ê ye. Ev yek ne rast e û herkesê ku karektera dewleta tirk nas dike bi hêsanî dikare bizanibe ku di biryarek weha de riza hemû sazî û dezgehên dewletê pêwist e û guman nîne ku ev biryar ji Konseya Ewlekarîyê ya Millî (MGK) derbasbû ye. Lê helbet îdîya ku hikûmet û AKP dil dike vê weşanê ji bo hilbijartina herêm, bikar bîne jî rast e.</p>
<p><strong>Fakt VII. Bingeha qanûnî ya TRT 6-ê nîne:</strong></p>
<p>Weşana TRT 6-ê ya bi vî awayî ne bi dilê gelek kurda ye, ne bi dilê min e jî. Hema di destpêkê de gotina weşana bi zimanê herêmî li kurdî heqaret e. Kurdî bi taybetmendî û dewlemendîya xwe bi qasî tirkî, yan jî zimanek dinê zimanek e. Weşana nav lê nehatibe kirin lê bi kurdî di rewşek bêqanûnî dertê holê. Ev weşan û zagona Tirkîyê li hev nakin. Jiber vê yekê jî yên ku dest bi vê weşanê kirin, dikarin di rojekê de dawî jî lê bînin. Divê rojek berî rojekê bi qanûn û zagonê weşana bi kurdî were parastin.</p>
<p>Niha beşek kurdên di ‘Komara demokratîk’ de israr dikin û bi vê helwestê jî bêstatutîyê dipazrêzin, hewl didin Lozanê bi kurdan bidin qebûlkirin, bi minasebeta TRT 6-ê hunermend û rewşenbirên dê ji vê kanalê re bixebitin yan jî derkevinê, dikin armanca tawanên giran. Kadroyên di TRT-6 a ku ew jî weka xwendegahan, parlamentoyê yan jî ordûyê dazgehek dewletê ye, û ew ê bi awayekî xizmetê ji ziman û çanda xwe re bikin, bi cehşitîya çandî tên tawanbarkirin.</p>
<p>Gelo dema em ji şexsîyetek ji TRT 6-ê re kar bike, bêjin cehş, divê em ji mamosteyek ku kurdî fêrî zarokên kurd dike, ji parlamenterek di organa herî payebilind ya dewleta tirk de dixebite, ji rewşenbirek di demek şer li welatê wî berdewam e, diçe eskerîyê re çi bêjin?</p>
<p>Helbet herkesê ji destê wî tê, li gora pîvanên xwe dikare di TRT 6-ê de bixebite yan nexebite, weha yan jî welê wê binirxîne, li gel yan li dij be, lê tawana cehşîtîyê bi gotina herî sivik bêûjdanî ye.</p>
<p>Dê encamên weşana TRT 6-ê weka tesîrên dermanan be. Neyt û planên dewleta tirk çi dibe bila bibe, dê bibe sebebê encamên ne li gor dilê wan jî. Dê rê li ber rûdan û pêşkevtinan jî veke. Dê hemû îdîa, têz û tedbîqên derbarê kurdan û zimanê kurdî de pûç bike.</p>
<p>Ji xwe yek ji erka kurdan jî ev e ku vê derfetê ji bo bihêzkirina hestên netewî û fermîkirina zimanê kurdî bikin hacetekê.</p>
<p><strong>M. Şefîq ONCU<br />
Jêder: Netkurd</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/30/trt-6-berdewamiya-bestatutiya-kurda-ye-m-sefiq-oncu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DOKTOR  ZANYAR (Necat Çetin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/30/doktore-zanyar-necat-cetin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/30/doktore-zanyar-necat-cetin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 11:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pixco</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Nejat Çetin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2221</guid>
		<description><![CDATA[Di demekî de gûndiyekî hejar hebu nave wî kêvjal bû. bi gerdêle barkirî dar biriye bazarê. Bi du zêre tevî firotiye doktorekî. Piştî kirîn û frotine doktor rûniştiye ser sifre. Gundiyê reben dît ku xwarinê zef xweş dixwe. Ji dil xweziyê navawî diçe. Wê gave xwest ku bibe doktor. Demekê li ber serê doktor li piya disekinê. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/zanyar.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2219" title="zanyar" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/zanyar.jpg" alt="" width="300" height="204" /></a>Di demekî de gûndiyekî hejar hebu nave wî kêvjal bû. bi gerdêle barkirî dar biriye bazarê. Bi du zêre tevî firotiye doktorekî. Piştî kirîn û frotine doktor rûniştiye ser sifre. Gundiyê reben dît ku xwarinê zef xweş dixwe.<span id="more-2221"></span> Ji dil xweziyê navawî diçe. Wê gave xwest ku bibe doktor. Demekê li ber serê doktor li piya disekinê. Dawiyê de ji doktor pis dike.<br />
-Gelo ez jî dikarim bibim doktor?<br />
Doktor jî got:<br />
-Helbet, dibê… Aniha.<br />
Kêvjal di pirsê:<br />
-Gelo ez çi bikim?<br />
-Awil ji xwere pertûke elfabet bikire. Le di nav wê pertûkê de bila nîgare dîk hebê. Piştre gerdêle û dû hespê xwe bifiroşe wan bi wergera pere. Bi vê pereyê ji ser xwere kinceke bi kire. Pereyê man ji ji doktoriyê pêdivêtîiye û hewce buna lazim bikire. Piştre tabelayeki bide çekirin û li ser binvise “ez doktore zanyarim” wî tabelayê ji li ser deriyê xwe bizmarke.<br />
Kevjal tişte kû jê re hat gotin yek bi yek çekir. Di demeke kin de rojen kû doktoriyê dikir, pere mîrekî maldar hin di dizin. Mîr xulamê xwe dişiyênê pey doktorê zanyar. Meriven mîr je re gotine, wî pereye bibine ancax ev doktore zanyar e bibîne.<br />
Xulame mîr tene gunde kevjal û li deriyen wî dixin. Gava kevjal derî vedike xulam derdê mî behs dike. Û dixwaze bi wan re were kasrê. Kevjal ji dibe ger jinamın ji werê. Ew ji qebul dikin. “naxwe bi wanre here û bibîne wan diza heqe tu dıkarê.”<br />
Herdûya li çenberî suvar dikin u riya kasra mîr digrin. Gava digihine kasre sifre li erde amade kirine. Peşî wîna gazî ser sifre kirin. Le wî got ger jina min ji rune sifre. İca herdu li sifre rudinin . xulamê peşi bi sênîyeke mezin kete hundir. Gundî anguşekê li jin dixeu dibejiyê:<br />
-Ev ye yekem!<br />
Armança wî ji bo xwerine xeş jimartin bû. Çima kû kevjal be deng peyîvi, xulamê yekem” kesê yekem”ani gotina wî, di bê qey dizen yekem fem kir. Rastî jî dize peşî ew bû. tirsek ketiye nava wî û li derva ji hevalen xwe re behs dikê.<br />
-Doktorê zanyar her tişti di zanê. Em şewitîn. Fem kir ku dize yekem ezim û ji jine xwe re jî bi lêv kir. Xulamê ya dudoyan be dil û bi tirs bi sênîye kete hundur. Doktorê zanyar dise anguşek li jine xist û disa bi pispis got:<br />
_Grete ev ya dudoyan!<br />
Ev xulam ji tirse u xwe bi lez taveje derva. Xulamê ya sisiya ji yek din.<br />
-Grete ev yan sisê!<br />
Xulamen çaram bi sêniyekê ser girtî dıkevê hundur. Xulam ji doktor dixwazê ku hunêre xwe şani wan bide jê pirs dikê:<br />
-Tu dizane di ve sêniyê de çi heye?<br />
Di nav sêniyê de kevjal heyê u gundi ji bo rewşe xwe xerap di beje xwe bixwa:<br />
-Rebenê Kevjal!<br />
Xulam jî, dibê qey rasti jî zanê, bi we tirsê bang dide:<br />
-Ev naskir, nuha di zanê pereyen jî kî biriye!<br />
Xulam bi we tirse ni zanibu çi bike, bi çavên xwe ji gundiyo rê derva nîşan da. Gava kevjal derkete derva her çar xulan xweanîn û rasti je re gotin. Bi şert dora wî girtin gava tu me nede girtin emê têre te pere bidin le ti ma bide girtin eme te banuha bikujin. Doktor qabûl kir ^xulam cihê pere nişanî wî dan. Doktor kete hundur. U gota mîr:<br />
-Ezbenî ezê li pertûke xwe binêrim û cihe pereyen bibejime te. Xulame pêncem jî xwe hilandiye nav sobe. Dixwast ku doktor ser ve diziyê çi zane û çi nizane hiskê. Gundî pertûke elfabet e divekê û li resme dîk di navda digerê. Gava zû, bilez nabîne dise ji ber xwe di peyivê:<br />
-Di nav dayî le çawa jî bê te bixwe derkevê!<br />
Xulamê nav sobê jî di bê qey behse wî dikê. Bi tirseke mezin ji nav sobê derdikevê. Û qîrek didê:<br />
-Ev zilam her tiştî zanê!<br />
Pişti ve bûyerê Doktor Zanyar cihê pere dibejê lê wan xulama nadê girtin. Ji her du aliyan ji ter bexşîş distênê. Pişti ve bûyerê zilamekî navdar dibê…<br />
Wilhelm Grimm<br />
Wergêr Necat Çetin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/30/doktore-zanyar-necat-cetin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TOPLUMLARDA AHLAK (Ali İhsan Sagmen)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/27/toplumlarda-ahlak/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/27/toplumlarda-ahlak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 11:25:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pixco</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Ji Çapamenî yê]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2216</guid>
		<description><![CDATA[Ahlak kavramı, toplumu öylesine sarmış ki, bu denli sarmışlığa karşın, insan, neyin ahlaka uygun, neyin uygun olmadığını seçmekte güçlük çeke biliyor. Ahlaka bir ölçü konulamıyor, konulması da mümkün değil gibi görünüyor. Töre ve töre bilimi anlamına gelen ve toplumların uyması gereken, kurallar yumağı olan ahlak, üretim araçlarının ve üretici güçlerin gelişimine göre, değişime uğramıştır.
Toplumumuz, tabular toplumu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="float: left; margin: 5px;" src="http://fatihmehmetyildirim.com/wp-content/116ca1fd800816b6rl6-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" />Ahlak kavramı, toplumu öylesine sarmış ki, bu denli sarmışlığa karşın, insan, neyin ahlaka uygun, neyin uygun olmadığını seçmekte güçlük çeke biliyor. Ahlaka bir ölçü konulamıyor,<span id="more-2216"></span> konulması da mümkün değil gibi görünüyor. Töre ve töre bilimi anlamına gelen ve toplumların uyması gereken, kurallar yumağı olan ahlak, üretim araçlarının ve üretici güçlerin gelişimine göre, değişime uğramıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumumuz, tabular toplumu. Tüm dünya toplumların da elbette tabular ve ahlakı var. Ama bizimkinden çok çeşitlisine az rastlanır. Belki de, çok farklı kültürel yapılarla yaşamamızdan ileri gelmektedir. Askerlik tabusundan alında, dinsel, cinsel, politik, aile, yemek, içmek ve benzerlerine, yaşadığımız her gün de rastlarsınız. Ülkemizde yasakların yoğunluğu, tartışma geleneğinin azlığı, okuma kültürünün yok denecek düzeyde olması, bu tabuları yıkmanın önünde, büyük bir engel oluşturuyor. Oysa asıl engel, bu tabuları yaratan ve koruyan güçler. Ahlak yargılarının çoğunu, bu egemenler koyuyor ve koruyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Efendi ol, efendi insan tanımları bile, kölenin örnek olarak görmesi için söylenmiş sözlerdir. Kral gibi adam, ya da paşa gibi yaşıyor. Bu verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere, hakim sınıfların egemenliğini öven anlayışlardır. Bir kişi, bir başkasına,’’ahlaksız“ derse, biz bu yargıyı değerlendirmeyi, neye göre ölçe biliriz ki? Önce nesnel bir şeymi bu suçlama? Ayrıca söyleyenin niteliği ve söyleme amacı ne? Diye düsünürüz. Sonunda, kendi kendimize bir yargıya varırız. Demek ki, çevreye, niyete, topluma, kısacası, ahlak yargıları toplumun gelişmesine göre değişiyor. İşte bizim toplumumuz, bu tabularla yoğrulduğu için, tüm çarpıklıklarıda içinde barındırıyor. Çoğu Türk filmlerinde izleriz; delikanlı, namusuna yan bakılan kızı başkalarının elinden kurtarır, sonrada kendisi yan bakmaya başlar. Niyeti ne olursa olsun, sonunda başkalarının yapmak istediğini, öz olarak kendisi yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, yüzlerce yılın evlenme konusunda ki yargılarını, Kuran’i Kerim’den örnekleyerek devam edelim. „Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.“ (1) Bu ayet ilginç gerçekten. Demek ki, Arap toplumlarında, İslamiyetten önce bu gibi olaylar oluyordu. Yine bir başka kaynakta, islamiyet öncesinde, on dört kardeşin, bir kadınla evlendiğini yazar. İslamiyetten önce, bu tür uygunsuzluklara belkide karşı çıkılamıyordu. Kuranda açık ve net yazıldığına göre, bu yalnış davranış engellenmeliydi ve doğruydu.</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet bu toplumlara daha yeni bir ahlak anlayışı getire bildimi? Buda ilginç bir tartışma konusu. Bu günkü islam ülkelerinde, olup bitenler apaçık ortada, kadın yok sayılıyor. Erkek egemenliği, cins olarak, üstün ahlak kültürü kabul ediliyor, kadında bunu dogal görüyor. Dahası, geleceğinide böyle yetiştiriyor, işte size tipik ahlak anlayışı. Kuran’da ahlak üzerine bir çok ayetler var. Bunları burada uzun uzun sıralamaya gerek görmüyorum. Düşünülmesi gereken asıl önemli yan, Kuran’ın yeni bir ahlak anlayışı getirip getirmediği, Kuran’ı yazanların, onun emirlerine uyanların, çağın ahlak anlayışına uyup uymadıklarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlak konusunda bir örneklemede, Anadolu’dan yapalım. Kardeş karısıyla evlenme olayı. Bu gün, hala belirli bölgelerde yaşayan anlayış. Özünde mirasın paylaşılma ve dağılmasına karşı duruştur, ama diğer taraftan, bu tür evlenmelerin, genlerin sapmalara gireceği ve mongolit bir gelecek yaratılacağınında altının çizilmesi lazım. İste bu ahlak anlayışıda, binleri bulan yılların ürünüdür. Feodalist üretimden kalan, evlenme kültürü ve miras yasalarının getirdiği gelenek, diğer bir isimle dar ahlaktır. Normalde kardeş karısına bakmak ölüm cezasıyla son bulur. Neden, kardeşin ölümü sonrası, aynı tavır halk arasında resmileştiriliyor, olağan kabul ediliyor? “Aileyi koruma“ adı altında, miras korunuyor. İşte işin altında yatan tek neden, ekonomidir, maldır, metadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapitalizm, bu meseleyi çözmüş mü? Hayir, dahada karmaşıklastırmış. Ancak geleceğin yolunuda açmıştır. Biraz önce Kuran’dan aldığımız alıntıdaki durum, farklı biçimde bu günkü kapitalist çağdada olabiliyor. Örneğin, genelevi kadınıyla ayrı zamanlarda , baba ve oğul aynı kişiyle cinsel ilişki kurabiliyor. Doğal olarak baba ve oğulun birbirinden habersiz yaptığı bu eylem, geçmisten gelen bir anlayışın ürünü. Bu anlatılan cinsel ahlakla ilgili vurgulamalar elbetteki ahlakın tümü değil, ancak çok azı olabilir. Esasında cinsel seçimlerde insanlar özgürce ve gönüllü ilişki kurabilmelidir. Tek veya çok evlilik, kişilerin kendi tercihi düzeyinde olmalıdır. Doğanın kendisine has kuralları, baskalırını rahatsız etmeden ve özgürlükler kısıtlanmadan yapılmalıdır. Sorun sistemin işleyişi ve insanların ilişkilerinin planlanması sorunu. Toplumu yönlendiren kapitalist egemen güçler, kendi ekonomik yasalarını işletebilmek için karmaşık sömürü kültürünü ve ahlaksızlığı yayabiliyor ve yaymaktadırda. Amacları, insanın nesnel gereksinimlerini yozlaştırıp, dejenere edip, tek ve örgütsüz birey konumunda tutmaktır, düsüncede bile bireyselliği öne çıkarıp, bağımlı, itaatkar ola bilen tek tip insan yaratmaktır. Bu tür insanlardan kendilerine zarar gelmeyeceğini iyi bilirler. Aynı düsünceyi savunan alternatif insan toplulukları, onlar için tehlike arz eder. Bu tehlikenin önüne , dinsel, cinsel, görsel, duygusal olguları, modacı bireysel yorumlamayla sömürü mekanizmasını işletir ve onlari itaate hazırlar ve var olan itaatede güvenmeyip, baskı araçlarınıda oluştururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok köleci toplumlarda görülmeye başlayan, baskı altında itaat etme, komünün dağılma sürecinde oluşmuş ve egemen efendiler devleti, baskıyla itaat ettirmenin üzerine kurulmuştur. Dağılmış özgür komün insanlarından oluşturulan efendiler devleti ilk politik ve sosyal ahlak anlayışınıda, pratik olarak hayata gecirmis olmaktadır„ Devlet köleleri apayrı bir kesimdi. Atika’da, İskit kölelerden olusan bir birlik vardı ki, polis görevi görürdü. Haberciler, katipler, muhasebeciler, para basımında calışanlar, devlet köleleriydi.“(2) Bizde bir atasözü vardır. „Sürüden ayrılanı kurt yer“ derler. Komünü dağılmış olan topluluk, efendiler tarafından köleleştirilmis, efendilerin yasaları, kuralları ve ahlakları egemen olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız egemenlerimi suçlayacağız bu yasaların oluşumunda. Ahlak kurallarının konmasında yaşayan toplumların hiç eksikleri ve yanlışlıkları yokmu? Elbetteki , kapitalist egemenlerin dünya görüşleri bizleride sardı. Bizde bu eksiklikleri taşıyor, zaman zaman yanlışlıklar yapıyoruz.‘‘Bir anne ve babanın yaramaz bir çocuğu, ona her birinin arka arkaya emirler vermeleri, sitemde bulunmaları, rica yolundan gitmeleri, sonra korkutma suretiyle itaat altına almayı istemelerini görmek çok enteresandır. Bunlar böyle yapmakla çıkar düzenini denerler. İtaat et, çünkü öyle istiyorum. Etmezsen sana şeker yok. Uslu durursan sinemaya gideceksin. Herkes annesine babasına boyun eğmelidir. Sen yaramaz bir çocuksun.“(3)</p>
<p style="text-align: justify;">Burada ortaya çıkan durum şu; egemen olan çıkarcı düzene, emre uyan, itaatkar insan yetiştiren aile temsilcilerinin bile, egemen olan ahlak anlayışından ne kadar etkilendikleridir. Ahlakı genel olarak belirleyen şey; ekonomik ilişkilerin yönlendirilmesinde, toplumdaki eşit gelir dağılımının olup olmamasında, daha kısası özel mülkiyetçilik anlayışındadır. Benim, hepsi benim, benden başkası beni ilgilendirmez ahlakı gelişir, yaygınlaşır ve toplumu sarar. Hırsızlık, dolandırıcılık, yalancılık, toplumdan uzaklaşma, toplum dışılık ve benzeri olaylar, olgular ahlakın vardığı sonuçlardır. Diger yandan lüks, lükse özenti, bolluk, aşırı harcamalar, cinsel aşırılıklar, doyumsuzluklar, bunalımlar egemenliğini kurar. Toplum böylesine zıt uçurumlara gelince, ezilen kesim aşağılanır, sürekli horlanir. Dahada batağa itilir, televizyon reklamlarinda her eşyanın reklamı ballandıra ballandıra anlatırken, bu malların, çoğu evinde bulunmayan insan, sürekli olarak lüksü arzular. Ona en kıssa yoldan ulaşmak ister. İşte bu kapitalizmin ahlaksızlıklarından biridir. Çalışamayan işsiz, güçsüz insanların alamama ezginliği, onları çöküntüye götürür. Bu gibi sonuçlar insanı, hırsızlığa, fuhuşa, şiddete iter. Lüks, ferdin yaptığı bir hırsızlıktır. Yalniz kendi çıkarları için toplumsal emek ve araçların çalınmasıdır“(4) Toplumsal emeği çalan fertler, egemenlerdir. Doğal olarak hırsızlık, başkalarının sırtından kazanma, çalma ve ahlaksızlık onların hakkıdır. Ahlakı değişen toplumları inceleyecek olursak, onunda toplumla birlikte değiştiğini, üretici güçlerin gelişmesiyle sürekli yeni karekterler aldığını görürüz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiyelilerin olduğu gibi, geri bıraktırılmış ülkelerden, sanayi ülkelerine çalışmaya gidenlerde, kısa sürede gözle görülebilir değişiklikler olmaktadır. Eski ekonomik yapının yerine daha organizeli bir yapıya gelindiğinden, yeni ilişkiler, yeni bir yaşam biçimi ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak, kılık kıyafetden davranışlara, dilden törelere değin bir degişim yaşanmıştır. Çoğu ahlaki değer yargıları değişimlere uğramaya başlamıştır. Oluşan eski değer yargıları, eski ahlak anlayışı yavaş yavaş yerini yenisine bırakmıştır. Sürec içinde bir çok insan bunalımlara düşerken, bir çoklarıda, aile- toplum ikilemi arasında bocalayarak yeni bir yaşam biçimi yaratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurt dışında çalışanlardaki ruhsal hastalıklar, eşlerden ayrılmalar, gençlerin evleri terk olayları ve benzerleri, gelişmiş kapitalist bir ülkede, incelenmesi gereken çok önemli konulardır. Ahlaki değişimede birer örnektir. Köleci ve feodal toplumlarda olduğu gibi ezen sınıfın ahlakı devrilince ahlaksızlığıda onaylanmıştır. Bir gün elbette kapitalizmle birlikte ticari, politik, dinsel, cinsel ahlaksızlığı ters yüz edilip tarihin çöplüğüne gömülecektir. Tarihsel süreç bunu gösteriyor, böyle emrediyor. İnsanlığın amacı ahlakın en iyisine ulaşmaktır. Bu ise ancak sömürünün ortadan kalkmasıyla yaratıla bilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynakça:<br />
Kuran’I Kerim, Nisa suresi, ayet :22<br />
Prof. Server Tanilli: Yüz yılların gerçeği ve mirası, 1 cilt, sayfa: 326-327 Say yayınları<br />
Fr. Paulhan: Ahlakın ahlaksızlığı. Sayfa 52 Remzi kitabevi<br />
Adı geçen yapıt.</p>
<p style="text-align: justify;">İhsan Sagmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/27/toplumlarda-ahlak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet-Pirtuka sokrates-III(Necat Çetin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/27/devlet-pirtuka-sokrates-iiinecat-cetin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/27/devlet-pirtuka-sokrates-iiinecat-cetin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 11:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pixco</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[Nejat Çetin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2214</guid>
		<description><![CDATA[Vêca hesabê ku li kesî na haqî kirina an na kirina dikin û li ser vê mijarê legerinê çe dikin. Ê ku jiyanên xwe tênina ber çavê xwe, çendek na haqî di borîna xwede dîtibin weka zarokan timikî ji xewê şiyar dibin di bizdin û sekinên bunê ke xerap te jiyan dikin. Halbukî ê ku [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="float: left; margin: 4px;" src="http://img386.imageshack.us/img386/435/69075348md6.jpg" alt="" width="400" height="419" />Vêca hesabê ku li kesî na haqî kirina an na kirina dikin û li ser vê mijarê legerinê çe dikin. Ê ku jiyanên xwe tênina ber çavê xwe<span id="more-2214"></span>, çendek na haqî di borîna xwede dîtibin weka zarokan timikî ji xewê şiyar dibin di bizdin û sekinên bunê ke xerap te jiyan dikin. Halbukî ê ku di zaninku ti waxtî na haqî ye nakirina ew jî daîma di hhêviyekî şêrrîn di heviyeki baş dana. Wekî Pindaros gotibu “xweyî bûna extiyarî ye hêviye” ev hêviye ku aqlê meriv li serê yekî digrê, ji bê heviye jî aqlê meriv li serî na sekinê. Ev na gotinaka rasta, na jî gotina kee ku meriv lê heyran bi bê. Ji xwe ji bo vêez di bêjim xwedî malbun tiştekî giringe, lê na ji bo herkeskî. Ancax merivê bi aqil mulayim û ji merivê terezdar re ye. Lewra na bi xwastinê bibê jî(2) xapandina tu kesî, an jî ji tu kesî remeriv derewvan dernekevê, kurbana xwuda meriv deyndarî insanan bi bê, çedibê ku bi tirs naçê Hadesê. Vayê gavaev pera destê meriv de bê zaf alîkariyê dikê, piştre ji qanciyên dî jî hene. Lê Sokrates gava piştî her tiştî ez xwe bi wezinênin, ezdikarim viya bi bêjim, dewlemendî çetir kêrî merivê bi aqil re dibe.<br />
-Tu zaf xweşik di bêje Kephalos. Lê rast bûna vê tiştê ku tu di bêje(7-8) emê çawa behs bikin, bi tenê gotina rast û tiştekî ku me ji yêkî sitand em dîsa bidinê, emê welê bi bêjin? Misal, yêkî ji hevalek xwe ku gava aqlê wî di serî de, çeken wî emanet bistenê, piştrê ew hevalê wî dîn bi bê û çeken xwe dîsa bi xwazê, emanetêwilo ger meriv na vegerenê, ê ku di vegerenê jî na zilameke rasta, hemu kes wilo di bêje, ji dînakî re ê go rastî bi bêje jî ew na rasta.<br />
-Xebere te ye.<br />
-Naxwa rastbûnî, bi gotina ji dil, bi vegerandina emanetê re na sînordare.<br />
Polemarkhos xwe avêta nav gotinê û got:<br />
-Na, bi vê r3e sînodare(9)eger ku em ji Simonides bawer bikin, tam jî di kevê vê sînorê, Sokrates.<br />
Kephalos jî got:<br />
-Balê, balê vêca ezgotinê ji wê re di hêlim, vêca ger ez bi kurbanê bixabitim, Polemarkhos jê pirskir.<br />
-Na xwe varisê te ezim, na wîsa?<br />
Ew jî bi ken bersiv da û çu ser kurbanê&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Werger : Necat Çetin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/27/devlet-pirtuka-sokrates-iiinecat-cetin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Jı bo kongreya 3-emîn a TEVKURDê lêpirsîn…(Îbrahîm GUÇLU)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/25/ji-bo-kongreya-3-emin-a-tevkurde-lepirsin%e2%80%a6ibrahim-guclu/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/25/ji-bo-kongreya-3-emin-a-tevkurde-lepirsin%e2%80%a6ibrahim-guclu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 06:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>

		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2211</guid>
		<description><![CDATA[Ew karên xerab û yekemîn ew e ku me xwestiyê “yekîtiya dewleta tirk û hevbeşiya netewî” xerab bikin û ji holê rakin”. Karê xeter a duyemîn jî ew e ku di kongreyê de ji bona şehîdên Kurdistanê rêzgirtin, “ji bo armanca rêxistina terorîst propaganda kirine]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1450" style="float: left; margin: 3px;" title="ibrahimguclukc" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>Jı bo kongreya 3-emîn a TEVKURDê lêpirsîn…<br />
Me xwestiyê ku em “yekîtiya dewleta tirk û hevbeşiya netewî” bi axevtinê ji holê rakin…</strong></p>
<p>Di sala 2008-an de jî di derheqê min û gelek kurdperweran de de gelek doz vebûn û lêpirsînan dest pê kir. Ev doz û lêpirsînên di derheqê min de vebûn, hem şexsî û hem jî rêxistinî bûn.</p>
<p>Kongreya 3-emîn a <strong>TEVKURDê,</strong> di 06. 09. 2008-an de hat bidarxistin. Di vê kongreyê de modela <strong>TEVKURDê</strong> hat minaqeşe kirin û bû biryar.</p>
<p>Di Kongreya <strong>TEVKURDê</strong> de gelek berpirs, nunêr û mêvanan axevtin kirin. Sebahaddîn Korkmaz wek berdevikê <strong>TEVKURDê</strong> û min jî hem wek sekreterê <strong>TEVKURDê </strong>hem jî wek nûnerê <strong>TEVKURD</strong> ê bi kurdî, di kongreyê de axevtin kir.</p>
<p>Ji bo Kongreya <strong>TEVKURDê </strong>di derheqê min û <strong>Sebahaddîn KORKMAZ</strong> de lêpirsînê dest pê kir. Sedema lêpirsîna min û <strong>Sebahaddîn KORKMAZ</strong>, me bi axevtinên xwe xwestiyê ku du karên xeter li dijî siyaseta dewletê ya fermı û qanûna cezayê pêk bînin.</p>
<p>Ew karên xerab û yekemîn ew e ku me xwestiyê “<em>yekîtiya dewleta tirk û hevbeşiya netewî” xerab bikin û ji holê rakin”</em>. Karê xeter a duyemîn jî ew e ku di kongreyê de ji bona şehîdên Kurdistanê rêzgirtin, “ji bo armanca rêxistina terorîst propaganda kirine.”</p>
<p>Ji bona ku me xwestiyê ku yekîtiya dewletê û hevbeşiya netewî ji holê rakin û xerab bikin, helbet ji xala qanuna cezayê ya 302-an ku ciyê xala qanûna cezayê ya 125-an digre û ji xala 220-an di derheqê me de lêpirsînê dest pêk kiriye. Wezîfeya lêpirsînê jî Dozgerê DGM-ê girtiye ser milê xwe.</p>
<p>Dezgeha Terorê xwest ku bîrûreyên me bigre, me ev yeka qebûl nekir. Ji bona vê dozger mecbûr ku bîrûreyên me bigre.</p>
<p>Me, di 25. 12. 208-an de bîrûreyên xwe pêşkêşî Dozger <strong>Ehmed KARACA</strong> kir. Min bi kurdî û <strong>Serbahaddîn KORKMAZ</strong> bi tirkî bîrûreyên xwe pêşkêş kir.</p>
<p>Di destpêkê de di navbeyna min û Dozger de minaqeşeyeke hişk derbas bû.</p>
<p>Me diyar kir ku bîrûreyên me di çarçewaya xweîfadekirinê de ye û gorî Peymana Mafên Mirovî ya Ewrupayê û biryarên Dadgeha Ewrupayê ya di derheqê azadiya xwefadekirinê de mafê dozger tune ye ku di derheqê me de lêpirsîne veke. Ji bona vê divê ev lêpirsîna ji holê rabe. Ji derveyî vê jî me diyar kir ku axevtinên me şaş û kêm hatine wergerandin. Divê ku birûreyên me ji aliyê kesekî pispor û kurdî baş dizane de jinûve bê wergerandin. Heger di derheqê me de doz vebû, wê demê emê li dadgehê bîrûrey û parêznameyên xwe bi kûranî û bi teferruat pêşkêş bikin.</p>
<p>Parêzer û Serokê Baroya <strong>Amedê Mehmed Emîn AKTAR</strong>, <strong>Parêzer Sedat ÇINAR, Parêzer Nesîp YILDIRIM</strong> beşdarî lêpirsîna me bûn. Wan jî hem bîrûreyên me parve kirin. Hem jî diyar kirin ku ev lêpirsîna ku di derheq me û <strong>TEVKURDê </strong>dest pêkiriye ne di cîh de û divê ev lêpirsîna ji holê rabe. Axevtinên me jî nakeve kapsama Xala 302-emîn û 220-emîn a Qanûna Cezayê.</p>
<p>Gelek aşkere ye ku em dixwazin ku dewleta unîter û ya neteweyî bê guhertin. Lewra ew dewleta neteweya kurd temsîl nake. Divê kurd jî xwediyê desthilatdarî û serweriya xwe bin.</p>
<p>Li Tirkiyeyê netewek û bes netewa tirk tune ye. Li Tirkiyeyê du neteweyên sereke hene. Ew jî neteweya kurd û tirk in. Neteweya kurd ji hemû mafên xwe yên neteweyî, desthilatdarî û serwerî bê par e. Divê ku netewe kurd van mafên xwe qezenç bike. Kurdistan azad bibe.</p>
<p>Amed, 25. 12. 2008<br />
Îbrahîm GUÇLU<br />
İbrahimguclu21@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/25/ji-bo-kongreya-3-emin-a-tevkurde-lepirsin%e2%80%a6ibrahim-guclu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
