<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Hawirparêz</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/hawirparez/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 13:53:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HASANKEYF SULAR ALTINDA KALMADAN YOK EDİLİYOR(Nezirê Cibo)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/12/10/hasankeyf-sular-altinda-kalmadan-yok-ediliyor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/12/10/hasankeyf-sular-altinda-kalmadan-yok-ediliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 22:35:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>brahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nezîrê Cibo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2151</guid>
		<description><![CDATA[Denile bilir ki Cumhuriyet tarihinin son 80 yılı boyunca Hasankeyf diye bir yerin varlığı ancak seçimden seçime siyaset gladyatörlerin aklına gelirdi. Binlerce yıllık ihtişamlı tarihe sahip, birçok devlete başkentlik yapmış, kadim Dicle’ye dik bir açıyla yükselen sarp kayalıklara kurulmuş kalesiyle, Eyyübi, Artuklu sultanlarına ev sahipliği yapmış muhteşem saray kalıntılarıyla, yaklaşık 4000 bin antik mağara ve daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1592.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2152" style="float: left; margin: 3px;" title="img_1592" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1592-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Denile bilir ki Cumhuriyet tarihinin son 80 yılı boyunca Hasankeyf diye bir yerin varlığı ancak seçimden seçime siyaset gladyatörlerin aklına gelirdi. Binlerce yıllık ihtişamlı tarihe sahip, birçok devlete başkentlik yapmış, kadim Dicle’ye dik bir açıyla yükselen sarp kayalıklara kurulmuş kalesiyle, Eyyübi, Artuklu sultanlarına ev sahipliği yapmış muhteşem saray kalıntılarıyla,<span id="more-2151"></span> yaklaşık 4000 bin antik mağara ve daha birçok tarihi kalıntısıyla Hasankeyf yıllarca keçilerin otlandığı virane harabeler olarak kendi haline terk edilmişti. Ne devlet ne de tarihi zenginliklerine sahip çıkma bilincinden yoksun yöre halkı bu zenginliğin kıymetini bildi. Yoksul halk o binlerce yıllık mağaraları, beyaz kesme taşlarla yapılan muhteşem eski yapıları yıllarca konut ya da hayvanlarına barınak olarak kulandı. Devlet bu baha biçilmez tarihi mirası korumak için deyim uygunsa parmağını bile oynatmazken halkta bilinçli bilinçsiz yok etmek için elinden geleni esirgemedi. Oysa bugünlerde Hasankeyf bayağı kıymete bindi. Herkes onu konuşuyor. Tıpkı son günlerini yaşayan bir insanın daha önce kapısını çalmayan, dost ve akrabaların ziyaretçi akınına uğraması, ilgi odağı haline gelmesi gibi oda herkesin dilinde, gündeminde… Bölgeye yolu düşen hemen herkesin ziyaret güzergâhında;<a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1591.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2153" style="float: right; margin: 3px;" title="img_1591" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1591-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>- Gelmişken Hasankeyf’i bir görelim. Son görüşümüz ola bilir.</p>
<p>Diyerek mutlaka bir Hasankeyf turu yapılıyor. Arkeologların, tarihçilerin araştırma konusu oluyor, adına siteler açılıyor, kampanyalar düzenleniyor.</p>
<p>Malum, bütün bu ilgi ve alaka GAP projesi kapsamında yapılacak olan Ilısu barajı sularının altında kalacağının anlaşılmasından sonra gelişti. Zaten hep böyle olmuyor mu? Kaybedince sahip olduklarımızın değerini anlıyoruz, ancak o zamanda iş işten geçmiş oluyor.</p>
<p>Kuşkusuz bu tarihi zenginliğimizin ilgi odağı olması, geçte olsa öneminin anlaşılması, sahip çıkılması ve en önemlisi sular altında kalıp yok olmasını engellemek için çaba gösterilmesi, sevindirici ve umut vericidir. Öteden beri basında Hasankeyf’i kurtarmak için oluşan duyarlılık ve kamuoyu beni de sevindiriyor ve umutlandırıyordu. Ta ki geçenlerde bir vesileyle yolumun o taraflara düşmesiyle, gidip Hasankeyf’in o acınası halini görene kadar…</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1639.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2154" style="float: left; margin: 3px;" title="hasankeyf3" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1639-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Kaç yıl oldu bilmem ama uzun yıllar vardı ki o taraflara yolum düşmemişti. Nihayet geçenlerde bir gurup arkadaşla hafta sonu tatilini değerlendirmek için gittik. Batman Siirt üç yolundan ayrılıp onlarca kez gidip geldiğim yol; sağlı sollu uzanan çıplak, petrol kokan tepeleriyle, yoksul köyleriyle, hep aynı el değmemiş gibi… Raman ve Turabidin sıra dağlarının arasında bir yılan gibi güneye kıvrılarak, bu iki dağ silsilesinin kavuşmasına engel olan Diclenin üzerindeki Hasankeyf Köprüsüne varana kadar hemen aynı manzarayı seyrederek yol aldık. Tek farklı görüntü, arada bir göze çarpan ve bana hep şaha kalkmış koca bir at görüntüsünü hatırlatan petrol kuyularının pompalarıydı. Köprüden geçip öte tarafa yani Hasankeyf şehir merkezine girince aşina olduğumuz o orta çağdan kalma görüntüyle kucaklaştık; Yıllar önce gördüğüm aynı daracık, küçük çarşı ve sağlı sollu sıralanan dükkândan daha çok baraka görüntüsü veren dükkânlar… Bir farkla, çok daha yoksul, çok daha kirli ve çok daha bakımsızdı.</p>
<p>Esnafın meraklı bakışları arasında küçük çarşının bitiminde bulunan El-Rızk Camisine ulaştık. Eyyübi hükümdarı Sultan Süleyman tarafından yapılan caminin Dicle’ye bakan avlusuna girdik. Dünyada bir eşi bulunmayan minaresinin ihtişamına hiç yakışmayan bir görüntüyle karşılaştık. Kirli ve bakımsızdı. Avlunun her tarafını yabani otlar kaplamıştı. Mem û Zin filminin bazı sahnelerinin çekildiği avlu Dicle’ye kuşbakışı bakıyordu. Bir <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1594.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2155" style="float: right; margin: 3px;" title="hasankeyf4" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1594-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>süre seyrettik ama kadim Dicle ve Hasankeyf’e hiçte yakışmayan görüntüler göz zevkimizi bozuyordu; nehir kıyısı boyunca çöp yığınları birikmişti. Akan lağım ve atık sular etrafa iğrenç bir koku yayıyordu. Bundan 30-40 yıl önce gördüğüm Dicle’nin o masmavi sularından eser yoktu. Ama her şeye rağmen o yükseklikten Dicle harika görünüyordu, kıyısındaki kirliliğe duyarsız, sessiz sakin akıyordu. Kim bilir beklide ağlıyordu…</p>
<p>El-Rızk Camiden çıkıp kaleye doğru yürüdük. Giderek daralan ve 200-300m derinliğindeki vadiden geçen yolda ilerlerken insan aniden bir zaman tünelinden geçitiği hissine kapılıyor. Romalıların, Bizanslıların, Sasanilerin, Eyyübilerin, Artukluların, Akkoyunluların, Moğol yağmacılarının ve daha birçoklarının bir zamanlar mekân seçtiği Hısnkeyfa’dayız artık…</p>
<p>Yolun her iki tarafında dik bir açıyla yükselen sarp kaya kütleleri, yolun sağ tarafında bu kaya kütlelerin zirvesine kurulan tarihi kale çocukluğumda gördüğüm ilk gün gibi heybetli ve hayranlık vericiydi. Sağında ve solundaki duvarların tamamı yıkılmasına rağmen yıkılmamış, ayakta kalmak için direnen kemerli ve işlemeli kapıdan kale içine girdik. Kale kapısından başlayıp zirveye doğru kıvrıla kıvrıla giden taş basamaklı yolda yukarıya tırmanmaya başladık. Nefes nefese ulaştığımız ilk mağaranın önünde Kültür bakanlığının badem bıyıklı memuruyla karşılaştık. Ahşap bir sandalyeye kurulmuş, giriş ücreti kesiyordu. Önce sevindik. Kaleyi gezme konusunda bize yardımcı olur diye… Ancak biraz sohbet edince sevincimiz kursağımızda kaldı. Memur kaleye giriş ücreti alıyordu ancak bunun <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1606.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2156" style="float: left; margin: 3px;" title="hasankeyf5" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1606-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>dışında hiçbir şeye karışmıyordu. İstediğimiz rehberlik hizmetini veremeyeceğini, “kendinize bir rehber bulun” Diyordu. Biraz sonra etrafımızda 9-10 yaşlarında birkaç çocuk üşüştü. Bakanlığın badem bıyıklı memuru bize bu çocukları öneriyordu. “Anlaşılan bakanlık koca tarihi hazineyi 9-10 yaşlarındaki çocuklara emanet etmiş” diye söylenmekten kendimizi alamadık. Ancak biraz sonra etraftakilerin çağırmasıyla yanımıza 25- 30 yaşlarında, Ali (Namı diğer Çoban Ali) isminde genç adam gelince devlete haksızlık ettiğimizi(!) anladık Çünkü Çoban Ali’nin Hasankeyf’in tanıtımı konusunda “uzman” bir rehber olduğunu söylüyorlardı. Kuru, sıska Çoban Ali kendisinden beklenilmeyen bir çeviklikle önümüze düştü. Bozuk bir Türkçeyle, kendince espriler de katarak, rehberlik görevini heyecanla yapıyordu. Arada bir hayat hikâyesinden kesitler de aktarmayı ihmal etmiyordu. Böylece “çoban” ona takılan bir lakap değil, son yıllara kadar kalabalık sürüleri güden gerçek bir çoban olduğunu anlıyoruz. Doğrusu ben onu dinlemekten daha çok, bir yandan basamakları çıktıkça artan yükseklik nedeniyle depreşen yükseklik fobimi bastırmaya çalışırken, diğer yandan o güzelim tarihi yapıların içinde bulunduğu acınası durumu gözlüyordum. Yüzlerce metre yükseklikteki kaya kütlelerin zirvesine yapılan Eyyübi ve Artuklu saraylarının ayakta kalan duvarları, kubbe ve sütunları yıkık, harap bir durumda… En ufak bir bakım ve onarımın izi bile yoktu. Bir zamanların ihtişamlı saray kapısı ve duvarları kendini bilmez cahil güruhun iğrenç yazılarıyla doluydu. Ticari amaçlarla kullanılan bazı mağaraları bir kenara bırakırsak binlerce yıllık, eşsiz antik mağaralara çöp birikintileri, sidik ve dışkı kokusundan girilemiyordu.</p>
<p>Çoban Ali’nin rehberliğinde gezi turumuzu bitirip, kaleden inerken, lokantaya dönüştürülen güzelim <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1679.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2157" style="float: right;" title="hasankeyf6" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1679-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>bir mağarada konakladık. Mağara sarp kaya bloklarının orta yerinde, adeta bir kartal yuvası gibi baş döndürücü bir yükseklikteydi. Ön kısmı boşluğa doğru çıkmış genişçe bir balkon görünümündeydi. Balkona masalar konulmuş, üzeri derme çatma bir ahşapla kaplanmıştı. Masalardan birine yerleştik. Oturduğumuz yerin yarım metre ötesinden başlayan yüzlerce metre derinliğindeki uçurum ve uçurumun hemen karşı tarafında yükselen sarp kaya kütleleri olmasaydı kendimizi bir kır ya da bir balıkçı lokantasında sana bilirdik.</p>
<p>Önümüze konulan etleri açlığın verdiği oburlukla mideye indirdik, ama doğrusu ağız tadıyla yedim diyemem çünkü, o güzel antik mağaranın şanına yakışır bir dizayn ve temizlik yoktu. Aşina olduğumuz o köylü yaşam tarzını aşamayan, geleneksel temizlik kültürümüzün en kaba örneği sergileniyordu. En önemlisi de, yer yer şark usulü bir dizaynla otantik bir hava verdirilmeye çalışılmışsa da mağaranın içi çok hor kullanılmış, rast gele kazılmış, delinmiş, açıkçası tarih katledilmişti.</p>
<p>Yemekten sonra kalkmak için acele etmedik. Bir süre daha insanoğlunun her türlü tahribat ve hoyratlığına inatla direnen o doyulmaz doğal güzellikleri bulunduğumuz yükseklikten seyrettikten sonra aşağı indik. Hısnkeyf’e veda etme vakti gelmişti ama ayrılmadan önce gün boyu kuşbakışı seyrettiğimiz Dicle’yi daha yakından görmek için nehir kıyısına indik. Üzüm ve pekmez diyarı Turabidini petrol diyarı Raman’a bağlayan köprünün üzerinde bir süre Dicle’yi seyrettik. Köprü üzerinde nehre, ağ ve olta sarkıtarak balık avlayanlarla bir süre sohbet ettim; Kirlilikten balıkların öldüğünü, eskisi gibi bol olmadığını söylüyorlardı. Kasabanın sular altında kalacağı onları hiç ilgilendirmiyor gibiydi. Bu konuda sorduğum sorulara oldukça ilgisiz davrandılar. Onlara “rast gele” deyip ayrıldım. Köprüden inip nehrin akış yönüne doğru bir süre yürüdüm. Nehir kıyısında gerçekten müthiş bir kirlilik vardı. Hele suyun durgun aktığı yerler adeta çöp boşaltma merkezini andırıyordu. Bu çirkinliği görmemek ve pis atık suların yaydığı kokuları almamak için kıyıdan ayrıldım.</p>
<p>Güneş hiç şaşmadan hep yaptığı gibi, batıdan doğaya veda etmeye hazırlanırken bizde Hısınkeyfa veda ederek ayrıldık.<br />
…</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/12/img_1660.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2158" style="float: left; margin: 3px;" title="hasankeyf7" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/12/img_1660-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Batmana doğru yol alırken yine Hasankeyf’i konuşuyorduk. Arkadaşlardan biri çok haklı olarak şunları söylüyordu; “Sözüm ona Hasankeyf’in, sahip olduğu zengin kültürel mirası korumak amacıyla 1981 yılında tümüyle sit alanı ilan edilmişti. Bu nasıl sit alanı, nasıl bir koruma anlayışı anlamak mümkün değil… Her ne kadar “nasıl olsa sular altında kalacak bu nedenle Hasankeyf kendi haline bırakılmış” diye bir savunma refleksi varsa da inandırıcı değildir. Çünkü aynı zavallı anlayış nedeniyle bu ülkenin birçok kültürel, tarihi değeri Hasankeyf gibi sular altında kalma riski olmamasına rağmen yavaş yavaş yok ediliyor”</p>
<p>Evet, bu gidişle Hasankeyf sular altında kalmasa da yok olacaktır.</p>
<p>Nezirê Cibo</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/12/10/hasankeyf-sular-altinda-kalmadan-yok-ediliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hawîrparêz:Yol çizgilerinin bittiği yer&#8230;(Erdem GENCAN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/11/03/hawirparezyol-cizgilerinin-bittigi-yererdem-gencan/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/11/03/hawirparezyol-cizgilerinin-bittigi-yererdem-gencan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 16:35:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Erdem Gencan]]></category>
		<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2009</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık üç ay önce, aynı yolu çok kez kullanmanın alışkanlığı içinde arabayı sürerken yoldaki değişiklik hemen dikkatimi çekti. Yolumuza yol çizgileri çekilmişti. Sevindim , belediyemiz bu yolu ve bu çevreyi hatırlamıştı demek. İyiye işaretti. Ancak sevincim kursağımda kaldı , yol çizgileri kısa süre sonra sona eriyor...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-15.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-2008" style="float: left; margin: 3px;" title="cop-15" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-15-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Yaklaşık üç ay önce, aynı yolu çok kez kullanmanın alışkanlığı içinde arabayı sürerken yoldaki değişiklik hemen dikkatimi çekti. Yolumuza yol çizgileri çekilmişti. Sevindim , belediyemiz bu yolu ve bu çevreyi hatırlamıştı demek. İyiye işaretti. Ancak sevincim kursağımda kaldı , yol çizgileri kısa süre sonra sona eriyor, bir yıl önce rica minnet asfaltlatmayı başardığımız yolun başlangıcında yer alan kasiste bitiyordu. “Yol çizgilerinin bittiği yer” , diye mırıldandım. Ve uzunca bir süre her gidiş gelişte bu cümleyi aklımdan geçirdim.</p>
<p>“Yol çizgilerinin bittiği yer” neresi diye sorarsanız adres olarak ,Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne sadece 4 km ,Yenişehir Belediyesi’ne ise 3 km uzaklıkta olan Gazi Köşkü ve Erdebil Köşkü’nün üst kısmına düşen , bir tarafında otuz-kırk yıl öncesinden Shell Lojmanları olarak anılan evlerin bulunduğu , halen Köşkler Mahallesi olarak anılan mahallenin Dicle nehri ve Ongözlü Köprü’ye hakim düzlük kesiminde yer alan ve Diyarbakır’ın konut yerleşimine en uygun yerlerinden biri olarak tarif edebilirim. <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-3.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-2010" style="float: right; margin: 3px;" title="cop-3" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>“Yol çizgilerinin bittiği yer” cümlesinin olumsuz çağrışımlarından hareket edersem, lafı hiç dolaştırmadan insanların her türlü çöp kokusuna , sineğe , moloza , her türlü hayvan leşine , hafriyat artıklarına mahkum edildiği, aydınlatma lambalarının yanmadığı, seksen dakikada bir kalkan ve tek olan otobüsün düzensiz çalıştığı, gelmesi gereken özel halk otobüslerinin hiç uğramadığı , çevre kirliliğinin tavana vurduğu , “Geçmiş ve mevcut Belediyeler eliyle kelimenin tam anlamıyla rezil edilmiş bir yer” olarak tarif edebilirim.</p>
<p><strong>www.argun.org </strong>sitesinin<strong> çevreci (Hawîrparêz)</strong> köşesinde yer alan bir yazıda Diclekent semtinde bulunan Parkorman Parkı tanıtılıyordu geçen günlerde. İçinde dolaşırken yaşam sevinci veren, insan eliyle yaratılmış bir doğa parçası olarak tanımlanabilir Parkorman. Yakın zamanda faaliyete sokulmuştu. Hiç de uzak değildi söz konusu ettiğim yere.</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-11.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-2011" style="float: left; margin: 3px;" title="cop-11" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-11-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Birbirine mekan olarak çok uzak olmayan iki yer var Diyarbakır’da :Biri, ağaçlar ve yeşilliklerle donatılmış , kent içinde soluk alınabilecek insana yakışır bir yer, diğeri insanların nefes alamadığı pisliğe boğulmuş bir yer. Bu ikinci yer de tanıtılmayı hak ediyordu. Bu yere dair yaptığımız bütün başvuru ve girişimlerden dişe dokunur hiçbir sonuç alamamanın çaresizliği içindeyken içinde yaşayanların yüzünü kızartan ( aslında kızarması gereken yüz belediyelerin olmalı) bu yeri de yazarak Parkorman’ın yanına yerleştirmek gerektiğini düşündüm. Büyükşehir ve Yenişehir Belediyesi’nin görmeyen gözleri görür, duymayan kulakları duyar umuduyla.</p>
<p>Köşkler Mahallesi olarak anılan yer öteden beri belediyelerce ihmal edilmiş bir yerken günün birinde bir beton rampa inşa edildiğini gördük. Önce kamyonlara hayvan yüklemek için yapılmış olabileceği tahminlerini yürütürken oraya çöp aktarma istasyonu kurulacağını duyduk. İnanamadık, çok değil iki yüz, üç yüz metre ötesinde evler vardı, insanlar yaşıyordu, yerleşim alanıydı. Bırakın oraya çöp aktarma istasyonu yapılmasını, insanlar belediyelerden o bölgede ıslah, ilgi bekliyordu. Hemen araştırdık, evet doğruydu; ancak ÇED raporu olmadığından Diyarbakır Valiliğince inşaatının durdurulmasına karar verilmişti. Sevinmiştik. Ancak sevincimiz kursağımızda kaldı. Belediyemiz yapmaya kararlıydı. Çareyi o sırada yeni seçilmiş ve aynı zamanda meslektaşımız olan Büyükşehir Belediye Başkanı’nda aradık. Yaptığımız görüşmede yerin yanlışlığı , çevreye vereceği zararı anlatmaya çalıştık ve bunları içeren bir dosya ile dilekçe bıraktık. Ancak Sayın Başkan, tesis için yapılan yer seçiminin aslında pek uygun olmadığını ifade ediyor idiyse de orada yapılacak tesisin son derece modern olacağını, çevreye zarar vermeyeceğini , ayrıca yapılmış olan masraflar nedeniyle geri dönülemeyeceğini belirtti. O güne kadar yapılan masrafı orada yaşayan kişiler olarak üstlenebileceğimizi son bir çare olarak önersek de bu yanlışlığın devam edeceğini ve tesisin her şeye karşın yapılacağını anladık.<a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-6.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-2012" style="float: left; margin: 3px;" title="cop-6" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-6-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Sonuç olarak ortaya bir tesis çıktı. Tesisin modernliği bir yana tesis oldukça ilkel ve hilkat garibesi bir şeydi. Bir çirkinlik abidesiydi ve çevresine koku, pislik, hastalık saçıyordu. Tesisin çevresinde inanılmaz bir çevre kirliliği yaşanmaya başlamıştı. Çöp suları etrafa akıyor ve kokuyordu. Çöp getiren araçlardan etrafa çöpler dökülüyor, günlerce toplanmıyordu. Çöp traktörleri tesisin rampasını tırmanamıyor, tesis şefinin talimatıyla bulduğu düz yere çöpü boşaltıp gidiyordu. Bu arada ilginç olan bir şey, bu tesis şefinin bir çevre mühendisi olmasıydı. Eğitimli biri olduğu belli olan şefe bu talimatı yakıştırmadığımdan merak edip mesleğini sormuştum. Çevre mühendisiyim yanıtı o koşullarda yapılabilecek en güzel espri olabilirdi; ama ne yazık ki gerçekti.</p>
<p>Tesis ve yarattığı kirlilik devam ederken bir başka sorun çıktı: İnsanlar ve kurumlar atabilecekleri her şeyi getirip o bölgeye atmaya başladılar. Belediyemiz boş durmadı tabi. Fiilen çöp ve hafriyat alanına dönüşen yeri bu defa resmi olarak hafriyat alanı ilan etti ve o alanı birilerine kiraladı. Olanları aklımız almıyordu. Bu bir kabustu. Atıklar ve çöpler evlerimizin duvarına kadar ulaşmıştı. Arada bir gelen kepçelerle alan biraz düzeltiliyor ve çöpler bizden uzaklaştırılıyordu , ancak kısa süre sonra etraf <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-2.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-2013" style="float: right; margin: 3px;" title="cop-2" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>tekrar çöp doluyordu.</p>
<p>Bu durumun sona erdirilmesi için Büyükşehir Belediyesi nezdinde birçok başvuruda bulunduk. Başta umutla, sonrasında umutsuzca. Bu tesis kalkmaz ;ama çok kısa süre içinde gözle görülür düzelme göreceksiniz lafları her seferinde boş çıktı. Görüşebildiğimiz belediye yetkililerinin yüzlerinden artık sizden bıkkınlık geldi ifadeleri okunmaya başlandı. Dönemin Belediye Çevre Daire Başkanı anlattıklarımıza inanmayarak bunun başkana yapılmış bir komplo olduğunu ileri sürdü , bir diğeri gösterdiğimiz güvensizlikten ötürü teessüflerini bildirdi. Ama parmaklarını bile oynatmadılar. Hafriyat atılan alanın temizlenerek bir çok yerde yapıldığı gibi ağaçlandırılması önerilerimize,” özel mülktür yapamayız “cevabı veriliyordu. Özel mülke çöp ve hafriyat dökmekte bir sakınca yoktu; ama yeşillendirmek ağaç dikmek sakıncalıydı.</p>
<p>Çığırından çıkan hafriyat atıklarını denetleyemeyeceğini gören belediye özel kişilere kiralanan alanı hafriyat alanı olmaktan çıkardı. Sorun çözülmedi ama bu bile kapımızın önüne kadar gelen atıklardan kısmen de olsa kurtulmamızı sağladı.</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop16.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-2014" style="float: left; margin: 3px;" title="cop16" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop16-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Ancak çöp aktarma istasyonu çevresini bütün hızıyla kirletmeye devam ediyor. Ve en son olarak başvurduğumuz İl Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilisi de , “zaten tesisin projesine uygun yapılmadığını, yarım bırakıldığını”, belirterek topu belediyeye attı ve açık bir çaresizlik gösterdi.<br />
Bütün bunları yaşadıktan ve yazdıktan sonra aşağıdaki soruları sormak gerekiyor:</p>
<p>1- Diyarbakır’ın birçok yerine , bir çöp aktarma istasyonunu maliyetinin çok üstünde paralar harcanıp gıptayla bakılan parklar yaratılırken, bu bölgedeki sorunun çözümü hiç mi akla gelmiyor ?</p>
<p>2- Çöple yaşamaya mahkum edilmiş insanları Diyarbakır ahalisinin dışında mı saymak gerekiyor ? Değillerse, bilmediğimiz bir suçları mı var ? Yoksa daha fazlasını hak etmiyorlar mı?</p>
<p>3- Burası Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde mi? İçindeyse niye eşit olarak hizmet almıyor ?</p>
<p>Tabi ki benzeri sorular çoğaltılabilir. Ancak bu soruların bile yanıtları verilirse yeterli olur.<br />
Birkaç gün önce kentimize gelen Başbakan’ın eleştirilerine cevap veren Büyükşehir Belediye Başkanımız, Başbakan’a : “Sayın Başbakan, bu kentten ne kadar haberdarsınız ?” sorusunu yönelttiğini okudum gazetelerden.</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/cop-9.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-2015" style="float: right; margin: 3px;" title="cop-9" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/cop-9-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Hayır, aynı soruyu yöneltmeyeceğim.<br />
Bu kentte yaşamaktan onur duyan ; ancak bu hilkat garibesi tesisi ve çevre kirliliğini bu kente onursuzluk sayan bir kişi olarak kentin her noktasını iyi bildiklerini ve kentin her şeyinden haberdar olduklarını tahmin ettiğim , insana dair her şeye değer verdiklerini ve duyarlı olduklarını düşündüğüm Büyükşehir ve Yenişehir Belediyesi yetkililerinin , bu soruna neden gözlerini ve kulaklarını kapamayı tercih ettiklerini soracağım.</p>
<p>Yanıtlanması dileğiyle.</p>
<p><strong>ERDEM GENCAN</strong></p>
<p><strong>03/11/2008</strong><br />
<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/11/03/hawirparezyol-cizgilerinin-bittigi-yererdem-gencan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parkorman (Hawirparêz)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/10/05/parkorman-hawirparez/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/10/05/parkorman-hawirparez/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2008 19:01:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>
		<category><![CDATA[hewirparez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=1910</guid>
		<description><![CDATA[Her weki ku tê zanin dı quncıka hawirparêz de emê ne tenê gemari û qırêjiya hawir dor, emê paqiji û rınditiyan ji şani xwendevanan bıdın. Emê pesnê çalekiyê şarederiyan û hawirparezan ên pirozi ji bıdın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/10/resim-155.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1909" style="float: left; margin: 3px;" title="resim-155" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/resim-155-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Her weki ku tê zanin dı quncıka hawirparêz de emê ne tenê gemari û qırêjiya hawir dor, emê paqiji û rınditiyan ji şani xwendevanan bıdın. Emê pesnê çalekiyê şarederiyan û hawirparezan ên pirozi ji bıdın. Ne tenê xeleti û kêmasiyan, emê xebat û xizmetên hêja ji bıbinin û deynin dari çav.</p>
<p>Dı vê çerçuvê de, vê heftiyê dı quncıka hawirparêz de parkek heye; navê parkê; PARKORMA ne. Parkorman lı Amedê dı navbera Dicle Kentê û riya Rıheayê deye. Jı terefi şarederiya mezın ve 2007 an da hatiye çêkırın. Aqara wê 82 hezar mk ye. Bı 30 hezar texlit dar, bı hezara çiçek, gül, cûre cûre şıtıl û fide, jı bona bazdan û brêveçunê parkureka 900 m yi, 1 korta tenisê, 2 kafeterya, 272 bankê runıştınê, 19 grubê runıştınê, 5 parkê zaroka ên listikê, 14 kaniyê avê, 3 hewz û bı sahê weleybolê û basketbolê dı xızmeta gel de ye. Jı xeynê van, bı tevahi 53 hezar mk qada şinhi heye. <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/10/resim-1541.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1912" title="resim-1541" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/resim-1541-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Em karın bêjin ku; lı hemu heremên Kurdistanê parkeke wuha mezın, xwedi şinahi û ev qas modern tune. Dı kela germa havinên Amedê de jı gel re konağake pır û pır bı qiymete. Jı sıba haya derengi êvarê keç û xort, pir û kal, zar û zêç xwe lê hinıkahiya vê parkê dıgrın.</p>
<p>Xwezi me kariba bı gota ku; “gelê Amedê bı qıymetê vê parkê zane” Lê mıxabın, ne wusaya. Bı rasti ji hêjayi û qıymeta vê parkê wek hamu park û kolanên me nayê zanebun. Xort û cıwan, pir û kal hemu bı yek desti hata jı wan tê dı heriminin; bı qaşılê dendikan, bı qunıkê çxara, bı tıf û balgamên xwe vê parka rınd ê hêja dı heriminin. Her dem jı terefi gêzıkvanên şarederiyê tên paqıj kırın lê feyde nake, çımki bı hezaran insan dı heriminin. Her serê gevekê qutiyên çöpê hene lê feyde nake, çımki herkes çopên xwe jı dêla ku bavên qutiyên çopê tavêjın holê. Lewma her derê parkê wek hamu kolan û parkên Amedê dıbe komkên qunıkên çıxara û qaşılê dendıkan. Em ser navê xwe jı bona çêkirina Parkormanê spasiyê xwe jı şarederiya mezın a Amadê re dişinin û jı gelê Amedê ji em dı pırsın;</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/10/resim-158.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1913" style="float: left; margin: 3px;" title="resim-158" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/resim-158-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>“Ka Diyarbekir mala me bu…” ma mıruv mala xwe wuha dı herimine?</p>
<p>Nezirê CİBO</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>                   <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/10/resim-159.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1914" style="MARGIN: 3px; VERTICAL-ALIGN: middle" title="resim-159" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/resim-159-300x225.jpg" alt="" width="552" height="218" /></a></p>
<p>                     <img class="alignleft size-medium wp-image-1917" style="float: right;" title="resim-153" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/10/resim-153-300x225.jpg" alt="" width="563" height="220" />                                      </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/10/05/parkorman-hawirparez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇÊLEKÊN BAJARİ (HAWiRPARÊZ)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/09/18/celeke-bajari/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/09/18/celeke-bajari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2008 17:41:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=1846</guid>
		<description><![CDATA[Belê, ev çêlek bajarine. Weki ku dı resmanda ji xwuyadıke lı nav sıkak û kolanên bajêr hêdi hêdi dı meşın û dı çêrin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/09/resim-003.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1842" style="FLOAT: left; MARGIN: 3px" title="resim-003" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/09/resim-003-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Belê, ev çêlek bajarine. Weki ku dı resmanda ji xwuyadıke lı nav sıkak û kolanên bajêr hêdi hêdi dı meşın û dı çêrin. Gelo ev kija bajar e? Na ne Hındistane, ev bajar bajarê Amedê ye û taxa “Toplu Konta” ya. Lı gora tevahiya Amedê taxa ki modern, xwedi şinayi ye û paqıje. Lê pırs gırêkek vê taxê heye; Çêlek, çêleki ser berdayi an jı bı xweyên xwere sıba haya êvara lı kolan û parkên Toplu Konutan dıgerın. Dı kevin nav park, şinayi û kolanan. Hım zerar dıdın şinayi û mışteli(fidan) ku hê nu hatıne çandın, hım ji rixê xwe lı her deri dı barinin û hawirdor dı heriminin.</p>
<p>Gelê toplu konuta jı berpırsyarê şarederiyê çareserikê dı xwazın.  Dı bê jın; “Jı kerema xwere çarekeki bıbinin. Evder ne Hindistane, em lı kolanen xwe çêlek û rixên wan na xwazın”</p>
<p> <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/09/resim-005.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-1843" style="FLOAT: right; MARGIN: 3px" title="resim-005" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/09/resim-005-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>ARGUN Edit</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>  <a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/09/resim-004.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1844" title="resim-004" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/09/resim-004-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/09/18/celeke-bajari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EYBA MEZIN (HAWiRPARÊZ)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/08/31/eyba-mezin-hawirparez/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/08/31/eyba-mezin-hawirparez/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 11:56:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=1781</guid>
		<description><![CDATA[İro dı quncıka hawirparêzda tenurek heye.
Belê, ev tenureke, tenure nan e…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/08/resim-322.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1782" style="float: left; margin: 3px;" title="resim-322" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/08/resim-322-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>İro dı quncıka hawirparêzda tenurek heye.<br />
Belê, ev tenureke, tenure nan e…</p>
<p>Lı rojhılata navin û lı Kurdistanê gelek pertiye. Tenur, bı pırani lı gunda, lı gora ihtiyaciya nıfûsê, dı navenda gunda de tên çêkrın. Bı rasti ji, bê tenur nabe, Çımki ihtiyaç ki gırınge û nanê wê ji xweşe.</p>
<p>Lê ev tenura ku dı wêne de ne dı navênda gundekide ye. Dı navenda Amedê de, lı ba “Bırcê Haft Bıra”, dı bınê bedenan da ye. Ew bedenên diroki ku dı dınyayê de bê numune ne.</p>
<p>Em dıxwazın bı pısın;<br />
Ma gelo ciyê vê tenurê evdere?<br />
Ma ne heyf û mıxabın?<a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/08/resim-319.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-1784" style="float: right; margin: 3px;" title="resim-319" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/08/resim-319-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><br />
Ma ev ne eybeke mezıne?<br />
Gelê berpırsyarê şarederiyê Amedê, gelo haya we jı vê tenurê tune?<br />
Eger haya we jê tune, vaye em jı were dı bêjın. Jı kerema xwere wê tenurê jı wır rakın.</p>
<p><strong>Argun Edit</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/08/resim-318.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1785" title="resim-318" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/08/resim-318-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/08/resim-321.jpg"><img class="alignright alignnone size-medium wp-image-1786" style="float: right; margin: 3px;" title="resim-321" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/08/resim-321-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/08/31/eyba-mezin-hawirparez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAWiRPARÊZ(ÇEVRECİ)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/07/27/hawirparezcevreci/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/07/27/hawirparezcevreci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2008 06:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hawirparêz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=1596</guid>
		<description><![CDATA[Bı paqiji an ji bı qırêjiyên wan, bı pırsgırêkên wan ê hawiri deynin dari çav û emê rexne bıkın an ji pesn bıdın. Armanca me; dı warê pak û paqijiya hawêr dori de balkışandına cıvak û şarederiya ye, dırûvandına hışeki hawirparêzi ye. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/07/yingyang_cevre.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1598" style="float: left; margin: 3px;" title="yingyang_cevre" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/07/yingyang_cevre-300x286.jpg" alt="" width="300" height="286" /></a></p>
<p>Bajarê Amedê, dı demeki kurtde gelek mezın bu û gewriya (nıfûsa) wê çend qata zêde bu. Her weki ku tê zanin, sebeba mezın bun û zêdebuna nıfûsa wiê valakırına gundaya. Bı sedan gund jı terefi hêzên devletê hatın valakırın û ew nıfûsa ku jı gunda derket koçkıre bajaran. Weki hamu bajarên harema Kurdistana bakur, nıfûsa ke heri mezın hat Diyarbekir ji…lewma bajar roj bı roj mezin bu û bı mezın bunêre pırsgırêkê bajêr ji mezın bun.</p>
<p>Yek jı van pırsgırêkên heri gırıng qırêjahiya hawêr dora. İro tu kes nıkarê bêji ku Diyarbekir bajarki paqıje. Sıkak û kolanên wê her dem gemarın. Lê qırêjiya heri mezın lı hawir dorê bajêre.</p>
<p>Ancax lazıme em vê ji bêjın ku; Ev qırêjahi û gemari nayê vê manê ku şarederiyên bajêr na xebıtın. Her çıqas kêmasi û xeletiyên wan ên cıdi hebın ji, em karın bêjın ku dı diroka Amedê de tu şarederi wek ên nuha xebat nekırıne. Gerek dı bın erdê de, gerek lı ser erdê xebatên hêja hatıne kırın û hêji dıkın.</p>
<p>Naxwe, ew çax sebeba qırêji û gemariya hawêr dor çiye?</p>
<p>Bı baweriya me sebeba yekemin; Çand û hinbûniyên jiyana gelê meye. Dı şartên mêtıngehi û bındestiyê de hinbuniyên pıraniya gel de hışê paqıjiya hawêri ne hatiye dirûvandın. Çanda paqıjiya quçe û kolanan, av û çeman, darıstan û çiyan bı kurtasi, çanda hawirparêzi ne hatiye dirûvandın. Heye ko ne bı zaniyari û ılmi ji be, lê paqıjiya nav malê heye. Xanıma malê hundurê mala xwe her dem dı şu û paqıj dıke, lê tu haya wê ji derveyi malê û kuçê tune. Toz û gemariya nav malê dı de hev û dı pencerê de tavê kuçê. Xali û merşên xwe dı pencerê de an ji dı balqonê de dı weşine. Her çıqas seata derxıstına çöpê jı terefi şarederiyan hatıbe nişandın ji, jı xanımêre tu seat tune. Çı çax dılê wê bı xwaze ew wi çaxi çöpê xwe dı pencerê de tavêje. Na fıkıre, lı serê ki dı keve, lı ku dı keve, bıla be, ne xeme…Ma tenê xanıma malê? Na; Mezınê malê ji, buçukên malê ji texsir nakın; heya jı destên wan tê kûçe û kolanên bajêr qırêj dıkın. Bı tıf û belxemên xwe, bı qunıkên çıxarên xwe, şuşên birayên xwe, bı petên avê, bı kurtasi dı destên wan de çı hebe bê texsir û bê destur tavêjın hawêr dor.</p>
<p>Xwediyê ereba û şöförên meyi hêja(!) tucar qunıkên çıxara xwe dı xwelidanka erebê de na tefinin. Çaxê cıxara wan xelasdıbe, bê destur dı pencera erebêde tavêjın. Qunık bı ku de here bıla here ne xeme… Pıştre pesnê temiziya xwe û ereba xwe dıkın; “Ez sund dı xum bı Yezdan, dı xwelidanka ereba mınde çıxare na hatiye tefandın” dı bêjın. Ma em bêjın çi; Helal be jı tere şöförê hêja(!)</p>
<p>Ev beşek e. Beşekê şofêra dın heye, gerek em heqê wan nexwun(!) Ew, qunıkê xwe dı xwelidanka erebê de dı tefının. Lê çaxa xwelidank tıje bu, dı pencera erebê de valayê derve dıkın. Gerek jı vanra em dubara bêjın, helal be jı were(!)</p>
<p>Disa lı derveyi bajêr, ciyên komkırına çöp û herfiyatan hatına şanidan, lê belê gelek insan, çöp û herfiyatên xwe kider jı ware rehet û nêzik be lı wır, bê tırs vala dıkın. Bê tırs, çımki serkarê şarederiyan jı aliyê dageri û kontrolê ve sıstın. Lewma hım nav bajêr hım lı derveyê bajêr, lı gelek ciya komê çöpê an herfiyatan bılınd dıbın.</p>
<p>Ev peyvên me jı pıraniyake mezınre ye, lê belê gelek insan hene ku dı vê derheqê de bı berpırsyarın û jı her ali jiyanaka paqıj û zaniyari dı meşinin. Peyvên me ne jıware ne. Em jı ware tenê dıbêjın; “Hun her hebın, hun her bıjin…”</p>
<p>Sebeba qırêjıya hawêr dor a dın ji eve: nıfûsa ku jı gunda koçkıri bajêr bı xwere jiyana gunditiyê ji anin. Ew jiyan domkırın. İro lı gelek bajarên me, bı pırani lı warışên bajara dı nav malanda pez, mırişk, çêlek tên xwedikırın. Çaxê ku mırov dıkevê wan taxan bêhna serginan û dûyê tenûra dı kevê pozên yeki. Lı sıkak û kolanên bajêr komên sergin û pisitiyê bılınd dıbe. Weki gelek bajarên me lı Amedê ji rewş ne cudaye.</p>
<p>Jı bili van, sebeba heri mezın; hılberinerên petên avê, poşetên naylon û maddeyên kimyewi ne. İro hawir dora me bı van maddeyên ziyandar hatiye işxal kırın. Lê hılberinerên van maddeyan tenê lı taxê perê xwe dınerin. Weki din tı derdên wan tune. Hwir dor qırêj bu ye, dınya xerab bu ye, qiyamet rabu ye, ne xem e, tenê karê wan kêm nebe, bese…</p>
<p>Em dı bêjın, ev ur mezınan bıla hışê xwe bidin serê xwe û zanıbın ku ew berpırsyarê ve gemariya hawirdorun. Eger weha dom bıkın, zerara heri mezın ewê bıbinin; Çımki tışteki ınsanên feqir tune ku werê wunda kırın, lê ên wan pırın.</p>
<p>Û disa em dıbêjın eger “Diyarbekır mala meye” werın, em mala xwe paqıj bıgrın. Lê ne tenê mala xwe, hawêr dorê xwe, Kurdistana xwe ji&#8230; Arikari bıdın şarederiyan û hawêrparêzan. Eger kêmasi, xezeli û xeletiyên wan hebın, jı wara bejın û wan bı dıjwari rexne bıkın.</p>
<p>Malpara <a href="www.argun.org">www.argun.org</a> dı vi wari de dı xwaze xızmeteki bıçuk bıke; Ewê quncıkeki veke. Navê quncıkê <strong>HAWİRPARÊZ’E.</strong> Dı vê quncıkê de her hefti emê kolanek an ji parkeki Amedê, yan ji bajar an gundeki Kurdistanê bıdın nişandın. Bı paqiji an ji bı qırêjiyên wan, bı pırsgırêkên wan ê hawiri, deynin dari çav û emê rexne bıkın an ji pesn bıdın. <strong>Armanca me; dı warê pak û paqijiya hawêr dori de balkışandına cıvak û şarederiya ye, dırûvandına hışeki hawirparêzi ye</strong>.</p>
<p>Geli xwendevanên hêja fermo, hun ji bı wêne û bı nivisên xwe dı vê quncıkê de ci bıgrın. Ditin, rexne û pêşniyarên xwe ên dı vi derheqê de pêşkêş bıkın. Pırsgırêkê hawiri nıqaşbıkın. Jı bona dırûvandına hışeki hawirparêzi û zaniyari hun ji dest bıdın. Fermo, em lı benda wene…</p>
<p>Werın, em şinayi û darıstanê welatê xwe bı parêzın, geş bıkın û zêdebıkın.</p>
<p>Werın, jı bona welat û dınyake pak û paqıj dest bıdın hev.</p>
<p><strong>Hawirparêzi welat parêzi ye.</strong></p>
<p>Nezîrê Cibo<br />
<strong>Argun Edit</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/07/27/hawirparezcevreci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
