<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Çîrok</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/cirok/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 13:53:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>PKK&#8217; de Muhalif Olmak (Çetin Güngör)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/30/pkk-de-muhalif-olmak-cetin-gungor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/30/pkk-de-muhalif-olmak-cetin-gungor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çîrok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8157</guid>
		<description><![CDATA[Çetin Güngör' ün Devrimci Kamuoyuna hitaben,PKK üzerine 1984 te kaleme aldığı yazıyı,özgür düşünceler çatısı altında  hiçbir değişiklik yapmadan, bize gönderildiği gibi yayınlıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/08/semir.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8158" title="semir" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/08/semir.jpg" alt="semir" width="150" height="197" /></a>Çetin Güngör&#8217; ün Devrimci Kamuoyuna hitaben,PKK üzerine 1984 te kaleme aldığı yazıyı,özgür düşünceler çatısı altında  hiçbir değişiklik yapmadan, bize gönderildiği gibi yayınlıyoruz.</p>
<p>Argun Editör</p>
<p><strong>Devrimci Kamuoyuna</strong><br />
1920-1970 ile 1970-I980 arasında iki değişik evreden geçen toplam 60 yıl, Türkiye ve Kürdistan halkının ulusal bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımı yolunda kendisine devrimci kişilik kazandırma çabalarıyla dolu sıkıntılı yılları kapsamaktadır. Günümüz koşullarının var olan siyasal guruplaşmaları yaşanmış ve geçmişte kalmış bu iki evrenin çeşitli anlayış ve uygulamaları konusunda genel olarak farklı iki açıdan bakan mantığa sahiptirler. Bazı guruplaşmalar geçmişin anlayış ve uygulamalarını kritik edip doğru bulmazken diğer bazı guruplaşmalar da bütünüyle sahip çıkıp övgüye layık görmektedir. Ancak bu durum henüz sağlıklı bir çözüme ulaştırılmış olmadığından, hala tartışmaya değer sorun olarak devrimci kamuoyunun gündeminde durmaktadır.<br />
Devrimci savaşımın önümüzdeki süreçte alacağı biçimin üzerinde, bugün yapılması istenen ve yapılmakta olan tartışmaların sonucu çok ciddi etkide bulunacaktır. Kendi özgün koşulları içinde geçmişe yönelik sorumluluk duygusu hisseden ve halk adına yola çıktığını ifade eden tüm kişi ve kuruluşların bu anlamda tartışmalara katılmasında büyük yararlar vardır.<br />
Belki de yaşadığımızdan ve sonuçları üzerinde direkt sorumlu olmamızdan olsa gerek, ikinci evre olarak adlandırılan 1970-80 yılları arasındaki devrimci mücadelenin ortaya çıkardığı iyi ya da kötü birikim konusu üzerinde kanımızca daha bir özenle durulmalıdır. Çünkü bu evrenin başlarında ortaya çıkan ve siyasal çalışmaları yürüten devrimci önderlerin bayrağı altında değişik süreçlere girerek mücadele edenlerin -80&#8242;de yenilmelerine rağmen- gerçek bir Marksist partiyi ve sosyalizmi isteyen halklara değerli savaşım mirası devrettikleri yadsınamaz.<br />
Beraberinde taşıdığı bütün olumsuzlukların yanı sıra bu dönem; Marksist teorinin bilimsel tarzda kavranmaya çalışılması, düşün yaşamına ilişkin dogmatik kalıpların kırılması arzusu, devrimci parti arayışlarına getirilen yeni yöntemler, 70&#8242;lerden bu yana Türk ve Kürt halkının özlemini çektiği yönetimin ipuçlarını bize vermektedir.<br />
Çok çeşitli savaşım ve deneyim sürecinden geçen 60 yıllık İdeolojik, siyasal ve örgütsel ortamı ne devrimciler ne de Kürt ve Türk halkı kolay kolay unutacaktır. Lakin sorun sadece bu değildir. Sadece geçmişe historiker/tarihçi bakış açısı ile eğilmek değildir. Soruna yaklaşım bunun da ötesinde bir şeyler ifade etmektedir. Marksizm’in evrenselliğinin kavranması ışığında; başta devrimciler olmak üzere halklara demokrasi ve siyaset kültürü vermek, bütün bunların teorik donanımlarını oluşturmak ve kitlesel güce yaslanmayı inandırmaktır. Halkların algılama düzeyine ve sağduyusu temeline bağlı kalarak yenilenmiş, demokrasi ve sosyalizm kavgasını omuzlayan kıvama gelmiş devrimci bir yapıyı yaratma aşamasına ulaşmaktır. Bu anlamda; eldeki bilimsel verilerin ışığında geçmişin tartışılması bir taraftan halkı ve devrimcileri yeterince tanıtmasını sağlarken, öte taraftan ge¬leceğin savaşımının nasıl verileceğini ortaya çıkaracaktır.<br />
İşte bu yazıyı hazırlarken yukarıda bahsettiğim bu gerekçeye yaslandım. Kamuoyunda sürdürülen tartışmaları bir tarafından yakalayarak çeşitlendirmek ve özel olarak ta böylesi bir tartışmanın ekseni içinde son aylarda PKK&#8217;de meydana gelen sorunlar hakkında devrimci kamuoyuna önbilgiler vermek istiyorum.<br />
Evet, bu yazı PKK üzerinedir. Sol yelpazede &#8220;virjinya vebası&#8221; gibi giderek yaygınlık kazanan bağnazlığın, gelecekte halklarımıza karşı daha tehlikeli boyutlara ulaşmaması için &#8220;köşede&#8221; kalmış bu düşünceler belki bir parça uyarıcı olabilir diye düşündüm. Bunun gerçekleşmesinde bir adım olur umudu ile bu bildiriyi kaleme aldım. PKK&#8217;nin şahsında gelişme sürecine giren mevcut tehlikeye işaret ederken bilgim ve iradem dışında bazı yanlışlıklara düşmüşsem eğer, bunun bildiriden beklediğim yarara bağışlanmasını diliyorum. Ayrıca bu anlamda her türlü eleştiriye ve tartışmaya da açığım.<br />
PKK&#8217;yi çok iyi tanıyorum. O hayatı bütün ayrıntılarına değin yaşadım.Bu örgüt uçak mazotu gibidir, çabucak ateş alır.<br />
Şimdi bu bildiride kendisini olumsuzlayan bir yan buldular mı, benden daha değerli birçok örgüt ve kişiye attıkları karayı bana da atacaklardır. Bana devrimci ahlak literatüründe kabul edilecek biçimde &#8220;reformist&#8221;, &#8220;oportünist&#8221; ya da ne bileyim bir başka eleştiri yöneltmiş olsalardı inanır mısınız yine de PKK&#8217;nin şerrinden ucuz kurtulmuş olurdum. Bir zamanlar bütün bir Türkiyeli ve Kürdistanlı guruplar ile kendilerinden ayrılmış olan kişilere çaldıkları karalar eğer hatırlanacak olursa şimdi benim için söylenecek olanları (ve de söylenenleri) tahmin etmek hiçte zor olmasa gerek.<br />
Sanıyorum ki PKK gelecekte de birçoklarına aynı karayı çalmaya devam edecektir. Bu anlamda ben, benden önceleri PKK tarafından karalanmış birçok guruptan ne daha iyi ne de daha kötü bir devrimciyim. Kendim için böylesi bir övgüm veya yergim yok. Aydın olmanın bilincine vardığım günden beri devrimciyim. Marksizm’e, ülke devrimine ve bütün bunların prensiplerine elimden geldiğince boyun eğmekteyim. Benim devrimcilik anlayışım ve inancım budur. Bu nedenle PKK&#8217;nin şimdiye dek söylediği daha da söyleyebileceği sözleri ciddiye almam mümkün değildir. Benim için hiçbir siyasi ve hukuki kıymeti yoktur ve beş metelik etmeyecektir, Beni PKK&#8217;nin hakkımda söyledikleri değil, sorumluluk duyduğum konuların devrimci kamuoyuna iletilmesi ilgilendirmektedir.<br />
PKK kast örgütüne dönüştürülmüştür.<br />
PKK yönetimi, kendi çıkarına denk düşen her türlü şeye devrimcilik, çıkarına ters düşen şeylere de karşı-devrimcilik adını vermektedir. Kendisine karşı içinden ve dışından oluşan duyarsızlık ve mezar sessizliğine övgüler düzerken. Yapılabilecek herhangi bir eleştiriye ise sadece &#8221;ölüm nişanı&#8221; nı layık görmektedir. Bugün birçok örgüt PKK&#8217;nin mevcut tutumundan ve gelecekte alacağı biçimden endişe duymaktadır.<br />
Ayrıca PKK&#8217; de kadrolar çoğunlukla gözle görülmeyen ama kimi zaman da görülebilen bir baskı altındadır. Bu kadrolar açısından örgüt içinde ellerinde kendi kişiliklerinden başka hiç bir şey kalmamıştır. Hatta yığınla insan ellerinde son olarak kalan kişiliklerini de kaybetmiştir. Çünkü PKK&#8217;de dogmatik otoriteye koşulsuz bağımlılık kadroları düşünmekten alıkoymuş ve kişilik bu nokta da varlığını koruyamaz duruma düşmüştür. Örgüt üyelerinin gerektiğinde kendi akıllarına danışma koşullu ortadan kaldırıldığı için sorunlara karşı duyarsızlaşmış, öz benliklerini kaybetmiş ve yolunu şaşırmış insan tipleri meydana çıkmıştır. Bu duruma dönüştürülen kişiler ister istemez gözü kapalı olarak başka dayanaklar aramakta ve neticede PKK yönetiminin kuyruğuna takılmak zorunda kalmaktadır. PKK&#8217;ye egemen olan kadro tipi budur. PKK yönetimi en çok bu stilde yetişmiş kadroları beğenir.<br />
Ben bu düzeni devrimcilik olarak görmeyip beğenmeyenlerdenim. Bu nedenle övgüye değil, ölüm nişanına layık görüldüğüme şaşırmıyorum. Kanımca PKK yönetimi ile aramızdaki takışmanın konusu da budur. Yanlış olduğunu fark ettikten sonra PKK diye bir &#8221;din&#8221; uğruna bile bile çalışmak çılgınlıktı ve ben bu çılgınlığı yapmak istemedim. PKK doğru bildiğim bir yanlış, ya da üstüne hiçbir kanıt olmadığı halde inandığım bir örgüttü. Bunu kavradıktan sonra kimse beni PKK&#8217;de tutamazdı. Bilindiği gibi devrimciler geniş anlamda toplumun gelişim yasalarını dar anlamda siyasal mücadelenin gelişim yasalarını bilmek ve bununla kaynaşmak zorundadır. Kendisine devrimciyim diyebilen tüm kişi ve kuruluşlar diğer birçok şeyin yanında bir de en çok bu bilimi tanımak zorundadır. Demokrasi ve sosyalizmi kitlelere mal etmenin birici yolu, toplumun gelişim yasalarının kavranması temelinde doğru ve sağlıklı örgütlenmeyi yarama savaşımından geçer.<br />
Kürdistan&#8217;da aydın olmanın verdiği bilinç ve sorumluluklara ve kavrayabildiğim kadarı ile o günün koşullarında doğruluğuna inandığım PKK&#8217;nın saflarında çalışmaya başladım. Şimdi yıl 1984. Partiye ve mücadeleye yaklaşımdaki anlayış farklılıkları nedeniyle bir arada yürümenin koşulları ortadan kalktığı için özgür irademle PKK&#8217;den ayrılmak zorunda kaldım. işte kamuoyunda duyulabildiği kadarıyla bilinen gelişmeler bu noktadan itibaren ortaya çıkmıştır. Geçmişinde örgüt-içi tartışma ve gerekiyorsa ayrılabilme geleneği bulunmayan PKK, şanına yaraşır tutum ve davranışlara bu sorunda da girmekte geçikmedi. Dedikoduyu yalanı, demagojiyi ve sahtekarlığı ayyuka çıkardı. Bu saldırılarından istediği sonucu alamayınca da daha uç noktalara giderek Serxwebun gazetesinde son mesajını verdi; “Semir yaşamamalıdır”. PKK&#8217;nin geçmişteki geleneklerini anımsatan bir davranışa girmesi belki fazla yadırganmayabilir. “Ne var bunda, her zaman yaptığını yapıyor” denilebilir. Lakin son olarak ortaya çıkan sorunun geçmiştekilerden oldukça farklı yönleri vardır. PKK yönetimini dürüstlükle hiç bağdaşmayan gerekçelerini gösterip açık tavrını belirttikten sonra mevcut sorunun bir diğer tarafı olarak kısa açıklamada bulunmak ve bu açıklamanın ışığında PKK gerçeğini ya da daha doğrusu ifade etmek gerekirse, PKK&#8217;nin karanlıkta kalmış yönlerini aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Mümkün olabildiğince daha ayrıntılı belirmeleri değişik toplantılarda açıklamayı şimdilik yararlı buluyorum. Çünkü PKK&#8217;nin bilindiği sanılan ve hiç bilinmeyip karanlıkta kalan taraflarını gün yüzüne çıkarmak aslında geniş bir konudur. Bunu anlatabilmek uzun yazıları zorunlu kılmakta ve dolayısıyla bu bildirinin kapsamını aşmaktadır. Bu nedenle bu bildiri PKK&#8217;nin tam bir yorumu olarak görülmemelidir. PKK&#8217;nin tanınmasında sadece ön bilgi sunmayı amaçlamaktadır. Özetle, ortaya çıkan pratik bir olay vesilesi ile acil olarak PKK&#8217;nin tutumunu teshir etmek için gerekli gördüğüm bazı perspektifleri vermek gayesiyle bu bildiriyi yazmayı yararlı gördüm.<br />
Devrimcilerin mücadele yaşamları boyunca karşılaştığı olaylar daima ilgi çekici olmuştur. Görevleri toplumların gelişim yasalarını incelemek ve bu temelde öngörülen değişikliği sağlamak doğrultusunda çalışmak olduğundan; devrimciler sürekli gerçek hayatin ve olayların içinde yasarlar. Ama bu devrimciler gurubu, toplumsal olaylara eğer PKK&#8217;li olarak bakmış iseler, sanıyorum onların gördükleri ve yaşadıkları daha da ilgi çekicidir. Çünkü her devrimci hayata ve olayları bakar, lakin PKK&#8217;li bir başka türlü bakar. hastalıklı kafalarla normal kafaların toplumsal sorunlara yaklaşımları elbetteki birbirinden farklı olacaktır.<br />
PKK denilince çok kişinin aklına belki çeşitli tanımlamalar gelebilir. Ama PKK&#8217;nin yapı taşlarını koyanlardan biri olarak benim aklıma gelen ilk şey ise, başlangıçta devrimci niyetlerle bir araya gelen ama yetersiz önderlik yüzünden dogmatikleşerek amacından uzaklasan ve ilk biçimini kaybedip giderek kastlaşan “dogmatik örgüt” anlayışıdır. Birçok devrimciye yönetiminde hastalıklı kafaların bulundu dengesiz bir örgüt göstermek istediğimde aklıma gelen tek isim vardır: PKK.<br />
PKK, 1970-1980 siyasal kuşağında Kürdistan&#8217;da ortaya çıkan ama bu kuşağın olumluluklarından az yararlandığı için yozlasan ve giderek tehlikeli olmaya başlayan bir örgüttür. Kürdistan tarihinde yığınla işlenmiş hataları kendisine örnek alan, sonradan çıkan “boynuzun kulağı geçtiği” misali gericiliğini kanıtlayan PKK&#8217;nin şimdiki durum, eğer dikkat edilmez ve toplumsal mücadelenin yasaları iyi izlenmezse başlangıçtaki niyetleri nasıl olursa olsun bir örgütün zamanla nasıl yozlaşıp dogmatik ve antidemokratikleşeceğine dair örnek olan bir ibret vesikasıdır.<br />
Uzun yıllar devam eden yol arkadaşlığımız sırasında yığınla gelişmeyi,değişmeyi ve sorunlar ile çözüm biçimlerini PKK&#8217;ile birlikte izledim ve yaşadım.. Dayatan sorunları PKK&#8217;eyle birlikte çözmeye çalıştım. Bu ortak yasam 1975-84 dönemi arasında sürdü. Bu dönem PKK&#8217;nin ortaya çıkışı ve örgütlenişi olduğundan en önemli yıllarıdır. Ulusal Kurtuluşçu niyetlerle ortaya çıkan bu örgüt sosyalist olabilecek midir, yoksa olamayacak midir? işte bunun savaşımını verenlerden biri de PKK&#8217;yi sosyalist örgüt statüsüne kavuşturmak isteyenlerden olduğum için bendim. Yıllarca feodal gericilik içinde yaşandığından dolayı demokrasinin ve sosyalizmin faziletlerini en çok bilenler hep genç yurtsever devrimciler olmuştur. Bu anlamda doğal olarak PKK içindeki sosyalist dönüşümü sağlamak isteyenlerden yana tavır aldım.<br />
PKK&#8217;de var olan bir anlayışı özlü olarak anlatmak isterken belki yeterli olmayabilirim. Bu birçok şeyi bilmediğimden ya da unutmuş olabileceğimden de kaynaklanabilir. Bütün bu eksikliklerine rağmen yine de PKK nedir tartışmasına değişik yorum getirdiği ölçüde bu bildiri yararlı görülebilir. Devrimcilerin PKK&#8217;yi daha iyi tanımayı becerdikleri ölçüde bana katılacaklarından endişem olmayacaktır. Artık simdi PKK&#8217;deki sorunun özüne inebiliriz.<br />
PKK kaynıyor:<br />
Evet PKK kaynamaktadır. Ortaya çıkış günlerinden beri var olan ama bir türlü üzerine gidilmeyen ve böylece artarak biriken ülke ve parti sorunları, günümüzün özgül koşulları içinde çözüm için dayatıcı olunca, PKK&#8217;de yılların suskunluğunu bozan çok önemli gelişmeler meydana geldi.<br />
10 yılın üstünde maziye sahip PKK&#8217;de kadrolar ilk defa kronikleşmiş antidemokratikliğe karşı çıkmaktadır. İlk kez tek yanlı buyruklarla ve tepeden dayatmalarla sürü gibi yönetilmeye karşı Leninist kurallar (demokratik merkeziyetçilik, parti birliği, disiplin, tartışma ve eleştiri hakki vs.) savunulmaktadır. İlk kez kadro eğitim yetersizliği ve kolektif çalışma eksikliği yüzünden gözden düşürülmek ve harcanmak gibi sindirici, bitirici ve küçültücü koşulları darmadağın etmek için savaşım yürütülmektedir. Bundan ötürü bazen tek tek, bazen de gurup halinde PKK&#8217;nin teorik, siyasal ve örgütsel hatalarına karşı başkaldırıldı, başkaldırılıyor.<br />
Bu devrimci gelişmeye karşılık PKK yönetimine tekel kuran “eski” arkadaşlar ise: bir Anadolu türküsünde söylenen “pınarın başından ufak tas gelir” misali, PKK pınarının başından da ufak ufak değil ama “koca, koca” taslar yağdırılmaya başlandı. Serxwebun gazetesinde son belirlenen tavırdan anlaşıldığı kadarıyla, eskiden benzeri durumlarla karşılaşıldığında ne yapılmış ise, PKK bugün de aynisini yapmaya çalışmaktadır. PKK&#8217;li kadrolar 12 Eylül sonrası bilinçlenme ve toparlanma sürecine girip de eskinin hamlıklarını asarak doğruya geçisin olanaklarını yakalayınca, örgüte egemen olan klasik dogmatizmin ölüm çanları çalmaya başlamıştır. Yönetimde bağdaş kurup oturan ve “bey devesi” gibi yan gelip yatanları saldırılarında şuursuzlaştıran neden budur. Meydana gelen son gelişmelerden bu denli rahatsız olan ve sırtlarını yapıştırdıkları koltuklarını koruma telaşına düşen PKK yönetimi, örgütsel haklarını dayatarak bilinçli devrimcilik yapmak isteyenlere karşı yönetimsel baskılarını -burjuvaziye taş çıkartırcasına- arttırmaya çalışmaktadır. Son bir yıl içinde meydana gelen sorunlara karşı geliştirilen tavır, hem güncel olması hem de entrika çevirme hususlarında PKK&#8217;nin sahip olduğu meziyetlerin kavranması açışından tipik bir örnektir. Yalandan, çarpıtmadan iftiraya, oradanda hapsetmeye kadar elvan elvan yöntemleri kapsayan ve hala da bütün hızıyla devam eden kampanyanın devrimci ölçüleri fersah fersah asarak burjuva dünyalara nasıl kaydığını anlamak için bu örnek çok şeyi anlatmaktadır.</p>
<p><strong>Yalan ve demagoji PKK&#8217;nin felsefesidir.</strong></p>
<p>Yakin zamana kadar PKK&#8217;yi eleştiriye tabi tutan bazı devrimciler ya ölümle cezalandırılma ya iftira atılarak bitirilmiş ya da münasip bir yerde “misafir” edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Bütün bu yapılanlar sırasında örgüt içinden ve dışından gerekli müdahale yapılamadığından günümüze kadar başarili olunmuştur. PKK içinden ve dışından sayısız devrimciyi vurmuş, yine sayısız devrimcinin itibarları haksiz yere ellerinden alınarak mücadeleden uzaklaşması sağlanmış ve onlarca devrimci sırf farklı düşündüklerinden ötürü “fikir suçu” işlenmiş kabul edildiğinden zoraki “misafir” edilmiştir (Bu kelime PKK&#8217;nin dışındaki gurupları yanıltmak için hapis yerine kullanılmaktadır. Herhalde “kibarlığından” olsa gerek). Ayrıca çıldıranları, akil hastası olanları be psikolojik baskıya dayanamayıp intihar etmek isteyenleri de bu tabloya eklediğimizde PKK yönetiminin şimdiye kadar ayakta kalmasının “başarisi” kolaylıkla belli olmaktadır.<br />
Gerçi geçmişte, PKK&#8217;nin ısrarla sürdürdüğü olumsuz tutumlarından tedirginlik duyan ve müdahale sorumluluğunu kendisinde hisseden bazı devrimci guruplar zaman zaman PKK&#8217;nin üzerine gittiler ve caydırıcı olmak istediler. Fakat bu girişimlerinde beklenen başariyi gösteremediler.<br />
Aslında o günün koşullarında başarili olabilmeleri fazla mümkünde değildi. Bunda esas neden, dışarıdan yapılan eleştirilerin asil önemli noktada yani PKK&#8217;nin tabanında yeterince yankı bulmamış olmasıdır. Zaten yönetim olarak PKK&#8217;yi hesap vermekten kurtaran, örgüt tabanının islenen suçlar karşısındaki duyarsız tutumları olmuştur. Aslında benzeri gelişmeler herhangi bir örgütte olsa idi, tabanlarının sert müdahalesi karşısında o yönetimin yerinde belki de simdi “kavak yelleri” esmiş olurdu. Ama PKK&#8217;de bu sonuç maalesef olmadı. Halbuki halka ve devrimcilere karşı o kadar büyük hatalar yapılmış, o kadar büyük suçlar işlenmişti ki, hiç olmazsa sorunun değişik açılardan tartışması yapılabilirdi. yapılamadı. Her şey Ali Arkadaşın anlatığı biçimiyle kabul edilmiş ve gariptir ki kimsenin ağzından “gık” bile çıkmamıştır. İşte bu kadar duyarsız bir tabanın sessiz onayını alan PKK üst yönetimi haliyle dışarıdan ve içeriden gelen doğru uyarıları ciddiye almamıştır. Tabandaki duyarsızlık ile yönetimdeki baskı unsuru birbirini tamamlayınca ortaya bir başka tablonun çıkarılması olanaksız hale gelmiştir. Ve PKK&#8217;de taban “görmedim, duymadım, bilmiyorum” dediği sürece dogmatik ve antidemokratik yönetimin varlığı baki kalacaktır.<br />
Bu örgütün kadro eğitim politikası ezberciliğe dayanmaktadır ve Marksist anlamda bilimsel eğitim düzeyi zayıftır. Teorik ve siyasal bilinci geliştirme süreci hemen hemen olmadığından PKK&#8217;li kadrolar bugüne ve geleceğe sorunlara karşı ilgisizdir ve hiçbir bakış açısı olmayan merkezden gelen talimatları kölece yerine getiren sıradan uygulayıcılar durumundadır. işte PKK&#8217;nin giderek dogmatik bir örgüt durumuna düşmesi bu temel üzerinde başlamıştır. Bir taraftan karanlıkta elinde küçücük fenerle yol arayan insan, diğer taraftan bu insanin karşısına çıkarak fenerini söndürdükten sonra “simdi beni takip et, yolunu daha iyi bulursun” diyen bir örgüt düşünüz. Işte o feneri söndürülen (akli elinden alınan) insan devrimcidir, söndürende PKK&#8217;dir. Bu anlamda PKK yönetimi soysuzdur. Çünkü bilimsel inanç için gerekli olan akli insanların kafasından çıkarmakta ve yerine toplumumuzun geri taraflarını, kör inançlarını, alışkanlıklarını ve eski tip eğitimi koymak istemektedir.</p>
<p>En çirkin biçimde inanç sömürüsü yaparak gericilikten destek aramaktadır. Bilimsel düşünceden ve kişilerin kendi akıllarını özgürce kullanmasından kuşkulandığı için yukarıda izah ettiğimiz yöntemlerle kadrolarının kafasını bozarak, onları eskiye ve zorbalığa tapar hale getirmiştir.</p>
<p>işte benim olayımın PKK üst yönetimi açısından taşıdığı önem ve esprisi bu ortamdan kaynaklanmakta ve özü burada yatmaktadır. Yaşadığım ve ele aldığım konu bakımından bu sorunun -diğer gurupların içinden çıkan ayrılıklardan farklı olarak- kendisine has ayırt edici özellikleri vardır. Sorumsuzluğun ve böbürlenmenin birbirine karıştığı günlerde PKK gibi anti-demokratik bir örgütün içinden hem eleştirici hem de sağ salim çakabilmem benim ayırt edici özelliğimdir.</p>
<p>Bu tür gelişme PKK&#8217;de ilk defa olmaktadır. Genel olarak söylemek gerekirse geçmişte PKK içinde olabileceğine kimsenin inanmadığı ve bugünün koşullarında ise hiç kimsenin inanamayacağı bir olaydır. Dogmatizmin ve antidemokratikliğin egemen olduğu bir örgütte zorla tamamen susturulmuş bir taban içinde ve en küçük bir eleştirinin hor görülüp ezildiği bir dönemde tartışma ortamı yakalayarak eleştiri yapabilme imkanını buldum. Bu eleştiriler çıkış yaptığı partinin olumsuz yapısından dolayı partinin diğer organlarında hiç ele alınmadı ama, yine de PKK yönetimini baştan aşağıya sarsan bir sonuç ortaya çıktı.</p>
<p>PKK&#8217;nin yürüttüğü şuursuz saldırıların en önemli nedeni budur. Eylem PKK&#8217;de yeni bir gelenek başlatmak istemiş ve dogmatik yönetimin statükosunu sarsıcı nitelikte olmuştur. Gıdasını aldığı ve koynunda büyüdüğü dogmatizm olgusuna partili kadroların dikkatinin çekilmesi olayı, PKK üst yönetimini çıldırtmıştır. Çünkü almaya çalıştığım iki yanlı önlemle: bir taraftan tabanda bilinçlenmeyi savunarak. Öte taraftan sosyalizm mantığına ters düşen anti-demokratik uygulamaları diğer devrimci guruplara götürerek, PKK&#8217;de baskının ve keyfi kararların gücünü kırmaya çalıştım vede kirdim.</p>
<p>Bütün bu gelişmelerin yarandığı altı aylık süre içinde ileri sürdüğüm eleştiriler PKK tabanında ilgi ve coşku ile karşılanınca çaresiz kalan yönetim aygıtı şimdilerde şahsıma yönelik başkaca baskı yollarını denemeye çalışmaktadır. Dogmatizmi ve anti-demokratlığı yıkmak ve Leninist örgütlenme ilkelerini partiye egemen kılmak için yürüttüğüm çabalar, yalan demagojiye ve güce dayanılarak bitirilmek istendi. Bu çabalarında istedikleri sonuçları alamadıklarından olsa gerek son olarak tutuklama veya mümkün olursa öldürmek gibi saplantılara düşülmüştür. Bu eylemi boğabilirlerse niyetleri, partide bundan sonra yapılacak tartışmaları engellemek ve de muhtemelen yeni çıkabilecek kişilere gözdağı vererek sindirmektir.<br />
Dikkat edilirse PKK&#8217;nin ilk yıllardaki geleneklerini anımsatan bir durum ile karşı karşıyayız. Yalnız bu sefer, eskisinden biraz daha farklı olarak günümüzün değişen koşulları da dikkate alınıp daha sinsice “yasalara” ters düşmeyecek biçimde uygulanmaya çalışılmaktadır. Lakin yine de orman yasalarından kurtulmanın geleneksel zorluklarınından olsa gerek PKK hala açık vermekte ve çelişkili pozisyonlara düşmekten kurtulamamaktadır. Örneğin benim olayımda görüldüğü gibi, geçmişte parti içinde örnek gösterilen bir devrimci, fikir ayrılığına düştükten sonra birden bire çok kötü gösterilmekte, devrimci yaşamı üzerine söylenen olumlu düşünceler bir çırpıda silinerek “hain” denilmektedir. Ya da bir başka durum da -Davut ve Süleyman arkadaşlar örneğinde- görüldüğü gibi, önce haklarında ölüm kararı çıkarılmakta, sonra bu karara uygun düşecek soruşturmalar yapılmakta, sonradan sonradır ki olayın bazı devrimci guruplarca duyulmasıyla birlikte kıvırtılarak bu kişilerin göstermelik savunmaları alınmaktadır. Üstelik tüm guruplarla alay edilircesine bütün bu yaptıklarına demokratik ve adil yöntem demektedirler. Tanrı bizi PKK&#8217;nin adaletinden korusun!</p>
<p>Doğal olarak karşılaşılan sorunun özgüllüğüne göre PKK istediği amaca ulaşabilmek ve yönetim olarak ta yerini sağlama alabilmek için daha başka baskı ve sindirme yöntemleri de kullanılmaktadır:<br />
1-) Parti ve mücadele sorunlarına ilişkin farklı anlayışlarda olan bazı kadrolar yönetimin (daha ziyade Ali arkadaşın) düşüncesini benimsemedikleri taktirde psikolojik baskıya maruz bırakılmaktadır.<br />
Bu baskının (ki yıllarca sürmektedir) neticesinde kadrolar zihinsel kontrollerini kaybetmekte ve intihar edebilecek düzeye gelmektedirler. (Gerekirse buna ilişkin örnekler gösterebilirim.)<br />
2-) Yine örgüt yönetim kademlerinde görev alan ama ayni zamanda parti politikasını eleştiren bazı kadrolar mevcut görevlerinden alınmakta, açığa bırakılmakta ya da basit görevler için de boğdurulmaktadır. Bunlardan boşalan yerle komitenin onayı alınmadan dalkavukluklarıyla meşhur ve Ali arkadaşa körü körüne bağlı kişiler getirilmektedir.<br />
3-) Bilinçli şekilde Kürdistan&#8217;nin çeşitli yöreleri arasında yapay düşmanlık geliştirilmektedir. Tarihin derinliklerinden bazı örnekler çıkarılarak özellikle dersim ihanet merkezi olarak tanıtılmakta. Böylelikle partinin diğer yörelerinde olma kadrolar ile Dersim kökenli kadroları arasına güvensizlik ve kuşku tohumları ekilmektedir. Her yöreden her zaman çıkmış birkaç hain Dersim yöresinde de çıkmış diye, yöre halkına ve devrimcilerine karşı kaygılı olabilecek kadar pervasız olunmaktadır. Bu propagandalar ile yöre halkına karşı anlamsız ön yargılarla eğitilen diğer partili kadrolar basit sebep yüzünden Dersimli bir köylüyü ya da PKK&#8217;yi eleştiren devrimci bir kadroyu gayet kolaylıkla hain ilan edebilmektedir.</p>
<p>Bu konudaki sorumsuzluk öylesine uç noktaya vardırılmıştır ki, PKK&#8217;li bir yönetici cahilliğinden ya da dalkavukluğundan olsa gerek sözde beni eleştirmek isterken “Bütün Dersimliler alçak ve şerefsizdir” diyebilmiştir. Üzülerek belirteyim ki bundan daha kötüsü de bir arkadaş hariç orada bulunan diğer tüm sorumlular, bu talihsiz sözlerin sahibine karşı çıkmamış ve boyun büküp sessiz onay vermişlerdir. işte bu tür gelişme ve fütursuzca yapılan propagandaların sonunda Dersimli olmak PKK içinde ihanetçi olmaya elverişli bir özellikmiş gibi gösterilmektedir.<br />
“PKK”de adet böyledir, tartışanı ezerler” fikrinde çok tehlikeli</p>
<p> bir durum söz konusudur. Bu tehlike hem PKK&#8217;li kadroları hem de genel olarak bütün bir halkı yakından ilgilendirmektedir. Olumsuzluğu ve taşıdığı tehlike biline biline PKK&#8217;nin bu tutumunda ısrarlı olmasının tek nedeni vardır. O da, tartışma ve eleştiri hakkini savunarak örgütünde söz sahibi olmak isteyen kadroları hizaya getirmek ve bu amaçla içte de terör uygulayarak devrimci örgütlenmenin partiye egemen olmasını engellemektir. İçine ve dışına karşı her koşulda şiddete başvurmak acizlik olduğuna göre maalesef PKK bugün bu noktaya gelmiştir. Yani PKK&#8217;de teşkilat paslanmaya, ruh ise ekşimeye başlamıştır. Devrimciler kendi örgütünde, kendi arkadaşları tarafından öldürmeye çalışılmaktadır. Devrimci kamuoyu PKK içinde son aylarda meydana gelen sürtüşmeleri; Bir taraftan örgütü kemirenler ile diğer taraftan örgütü kurtarmak isteyenlerin saflaşması olarak görmelidir.</p>
<p>Bu saflaşma her geçen gün nitelik bakımından PKK yönetiminin aleyhine bir süreç izlemektedir. Son aylarda meydana gelen parti-içi olaylar gerçeğin bu doğrultuda olduğunu göstermektedir. Dogmatik yönetim ilk defa bir parti sorununda amacına ulaşamamış ve yenilgiye uğramıştır. PKK yönetiminin yenilgisinin belli başlı göstergeleri şunlardır:<br />
Öncelikle çevrilen her türlü entrikaya karşın parti yöneticilileri sorununu çözmek isterken amacına ulaşamamış muhatabını ezememiştir.<br />
Sonra devrimci-demokratik kamuoyu eskisinden daha ciddi olarak PKK&#8217;nin olumsuzlukları üzerine yürümektedir. Ayrıca en önemlisi de yapılan eylem PKK tabanında yankı bulmuş coşku ile karşılanmıştır. Besbelli ki artık PKK içindeki kadrolar yönetimden doğru ve hakları olan şeyleri istemeye başlamıştır. Hem de bu istekler PKK&#8217;nin kronikleşmiş yapı bozukluklarına bağlanarak gündeme getirilmektedir. Simdi niçin ve nasıl savaşacağının daha iyi bilincinde olmaya çalışan kadroların ortaya çıkması PKK&#8217;deki dogmatik yönetimin uykusunu kaçırmaktadır. Görünen odur ki: bu nitelikteki kadrolar ileriye doğru artış gösterecek ve PKK&#8217;de Köklü dönüşümler sağlanamadığı taktirde örgütüne güven duymadıklarını bildirecektirler. işte PKK yönetimi ve mantığı bu anlamda çıkmaza düşmüş ve yenilmiştir. Mücadelesinin özüne ilişkin temel önlemler almadan, eskiden yaptığı gibi kadrosuna lafta itibar vermekle, basit ve ayrıntıya ilişkin sorunlar üzerinde görüş ve önemlilerini almakla ya da sahte tartışma ortamı yaratıp demokrasinin var olduğunu kanıtlamaya çalışmakla PKK yönetimi artık önündeki sorunları çözmeyecektir. Çünkü yapılan yüzeysel izah, anti-demokratik uygulama ve ajitasyonla, gerçek bir devrimci partinin ayni şeyler olmadığını PKK içinden de yavaş yavaş kavrayanlar çıkmaktadır. Dahası pratikte su ana kadar temel alınan ve doğru diye kadrolarına sunulan siyasal ve örgütsel yaklaşımların eski biçimleriyle sürdürülmesi halinde PKK&#8217;nin dağılması engellenemeyecektir.</p>
<p>En basit tanımı ile ifade edilecek olursa devrimcilik, insani hak ve özgürlükleri hedeflemektedir. Bu hedefe varılmak için de örgütlenip örgütlenip savaşım yürütülmektedir. Bildiğim kadarıyla PKK&#8217;de ayni düşüncede olduğunu iddia ederek ortaya çıkmıştır. Ama görülmektedir ki, PKK&#8217;yi ortaya çıkaran “neden” ile pratikte yaptıkları çelişki arz etmektedir. Soylu amaçlar uğruna PKK saflarına katılan devrimcilerden hakki olan örgütsel sorumluluklarını esirgeyip, onun yerine despotik yönetim biçimini koymakla PKK yönetimi iddialarıyla çelişmektedir. Bu durum daha şimdiden zayıf ta olsa diktatörlüğe delalettir. Simdi bu kafa kazara iktidar olursa yeni bir “Pol-Pot”un doğmayacağına kim garanti verebilir ?<br />
Yüzlerce eski örneğini bir kenarda bırakıp yine benim örneğime dönerek yasanan süreci bir kez daha anmak gerekirse göreceğiz ki, orada, benim şahsımda bütün devrimci hak ve özgürlükler boğulmak istenmiştir. PKK&#8217;nin dogmatik bilgisine, niteliksiz pratiğine, köle beyinler isteme arzusuna ve baskısına karşı çıktığım için partiye egemen olan hastalıklı kafaların düşmanlığını kazandım. Bu yüzden hep beni ve benim gibi arkadaşları etkisiz kılmanın yollarını arayıp durdular. bilindiği gibi bu amaçlarına ulaşmak için pervasızca kullandıkları yöntemlerde bugüne kadar bir hayli mesafe aldılar. Özetle PKK yönetimi, dogmatik düşünce anlayışını ve anti-demokratik yönetimini kabul etmeyip eleştiri yapanları boğarak, mevcut gerici statükosunu korumaya çalışmış, bunun için de tek geçer akçe gördüğü yalana, demagojiye ve şiddete başvurmuştur.<br />
Ancak PKK yönetimi, örgüt sorunlarına cesaretlice el atıp soylu çıkışlar yapmak isteyen devrimcileri ne kadar karalarsa karalasın çöküşünü engelleyemeyecektir. Çünkü “Gulyabani”lerin insanları korkuttukları devirler geçmiş yıllarda kalmıştır. Bir kez daha söylemeliyim ki PKK yönetimi orta çağ anlayışının devamında ısrarlı olursa zamanla acı biçimde yanıldığını görecektir. Artık anlamaları ve kafalarına dank etmesi lazım, Kürdistan eski Kürdistan, devrimcide eski devrimci değildir! Hamam da değişti, tasta inanmıyorlarsa gidip bakabilirler. Ben kesinlikle bu inançtayım.<br />
Bin bir anti-demokratik baskı ve tutuklama ortamında olsalar da fırsat buldukça özel de son olaylarla ilgili, genel de ise parti-içi sorunlarla ilgili hangi PKK taraftarıyla konuşmak istediysem &#8216;bu isin bir yerinde çarpıklık var, aslında anlatılanlara inanmıyoruz ama görüşlerimizi söylemekten çekiniyoruz” vb. Şeyler söylemektedirler. Ayrıca Iran ve Irakta ta onlarca devrimci her türlü tehlikeyi göze alarak partiyi eleştirmeye başlamıştır. İdeolojik yönden ikna etmekte yetersiz kalan PKK yönetim ise çareyi bu arkadaşları tutuklamada bulmuştur. Durum bu ise eğer, PKK&#8217;de kadrolar uyanmaya başlamış demektir. Kadrolarda bir kez uyanmaya başladimi arkasını getirmek zor olmasa gerek.<br />
Azınlıkta olsalar da, baskı altında bulunsalar da PKK içindeki devrimciler şimdilere bu isin ardını getirmek için savaşacaktır. işte partide başlatılan hak arama direnişi sayesindedir ki, devrimcilik kolay bir is olmaktan çıkıp zorlaşacak, dogmatizm ise kaynağı kurutulduğundan “pılını-pırtını toplayıp” gidecektir. PKK yaptıklarıyla kendisini kuşkulu duruma sokmuş, kamuoyunda hakkında tartışma açılmasına neden olmuştur. Karanlıkta kalmayı, açık olmaya tercih etmiştir. Bu anlamda denilebilir ki, benim bundan sonraki amaçlarından biri devrimcinin kendi örgütünde korkmadan söz sahibi olmasını sağlamak olacaktır. Öyleyse PKK&#8217;den ayrılmamla hesaplaşmamız bitmemiş, tam tersini yeni başlamıştır. PKK sosyalist demokrasinden ne anlıyorsa bunu mutlaka açığa çıkaracaktır, çıkarmak zorundadır. Yürütmekte olduğum kavga bunun içindir.</p>
<p><strong>Devrimci-demokratik kamuoyu:</strong></p>
<p>PKK merkezi bugün fiili olarak ikiye bölünmüştür. Parti ve mücadele konusunda farklı anlayışları belirginlesen ve ayrılmak zorunda kalan bazı merkez üyeleri tutumlarını resmiyete dönüştürmek isterken, Ali Arkadaş ve diğer bazı merkez üyeleri de “PKK&#8217;den ayrılmak yoktur” ilesinden hareket ederek, ortaya çıkan fiili ayrılığı engellemek istemiş ve bu uğurda şiddete başvurmuştur. Bugün PKK yönetiminin tozu dumana katarak, gün ışığına çıkmasından korktuğu sorunun asil özü budur.<br />
12 Eylül Türkiye ve Kürdistan toplulunun sosyo-ekonomik karakterine damgasını vuran süreçteki alt-üst olusun adidir. Bir dönemi kapatmış olup yeni bir döneme başlangıç teşkil etmiştir.<br />
Ülkemizdeki 12 Eylül faşist darbesinin ardından üç yılı aşkın bir süre geçti. Bundan tüm toplumsal kurum ve kişilerin etkilenmesinin yani sıra en başta “Türkiye ve Kürdistan sol hareketi” etkilendi. Yasanan süreç boyunca demokratik, özellikle de sosyalist örgütlenmelerin her alanda zayıflanmasına ve gerilemesine tanık olundu. Devrimci kadrolar ile halk katmanlarının siyasal ve örgütsel önderlikten mahrum olmaları, dağılma ve materyalizmi terk ederek felsefede idealizme doğru artan oranda kayış bu dönemin genel özelliklerinin önemli bir yönünü meydana getirdi. Aslında realiteye bakıldığında gelişmenin biraz da bu şekilde olması doğal çıkan eğilimlerdir bunlar; iç savaş boyutlarına ulasan sınıf savaşımının askeri-faşist darbe ile aniden kesintiye uğraşmasının olduğu bir sırada, karşı-devrimci güçlerin belirgin oranda güçlenmesi ile genel sol hareketin ideolojik, siyasal ve örgütsel bunalıma girmesi bir arada bulunmak zorunda idi.<br />
Şimdiki durum nedir?<br />
Gelinen noktada yasanan depresyonun dozu 12 Eylül&#8217;ün ilk günleri kadar değildir ve çıkış aramak anlamında olsa da kısmi toparlanma emareleri görülmektedir. Ama buna rağmen sol hareketin hala ayni bunalım süreci içinde yaşadığını söylemekte mümkündür. Doğru siyasal hattın yeterince ortaya çıkarılamadığına, devrimcilerin berrak olarak sınıflar savaşımına müdahale edemediğine ve daha yığınla çözülmemiş sorunun var olduğu açıktır.<br />
Işte sol içinde varlığından bahsedilen bunalım en belirgin biçimde PKK içinde de yaşanmaktadır. Geçmişte belli ölçüde mücadeleye katılmış ve PKK&#8217;de önder veya aktif sempatizan düzeyinde olan yığınla devrimci: PKK&#8217;nin politikasının iflası yüzünden, PKK&#8217;nin saflarını terk ederek değişik arayışlar içine girmektedirler. Günümüzdede bütün hızı ile devam eden bu eğilim: ya “PKK&#8217;dan bağımsızlaşma” ya “hepten devrimciliği bırakma” ya da değişik koşullarda ise “teslim olma” biçiminde belirginlik kazanmaktadır. PKK&#8217;de diğer örgütlerde görülen tartışma ve muhalefet etme platformu olmadığından, ayrılık çıkışları da çarpık biçimlerde olmaktadır. Bu durum ve sonuç bir yönü ile 12 Eylül&#8217;ün olumsuz şartlarından kaynaklanmakla birlikte PKK&#8217;nin içinde debelendiği ideolojik, siyasal ve örgütsel açmaz tarafından özellikle beslenmektedir. PKK&#8217;de meydana gelen kargaşanın düşmandan kaynaklanan yönü (bu genel olarak solda da vardır) dışımızdaki nedenler olduğu için, şimdilik bir kenarda bırakılsa bile, PKK&#8217;nin iç bünyesinden kaynaklanan yönünü dikkatli bir gözle alıp incelemekte yarar vardır. Çünkü PKK&#8217;nin olumsuzluklarından arındırılması için çaba sarf eden devrimcilere karşı, sığ bir mantıkla iftira atmak tutuklamak ve koşulları elverirse öldürmeyi planlamak iste bu anda devreye sokulmuştur.<br />
PKK&#8217;de son bir yıl içinde ortaya çıkan sorunun geldiği nokta devrimcilerin devrimcileri vuracağı noktadır. Ayrıca PKK yönetiminin şimdilik kendi arkadaşlarına yönelttiği saldırının, gelecekte bütün bir solu hedef alacak biçim de boyutlanması tehlikesi vardır. PKK&#8217;nin örgüt içinde dağıttığı gizli eğitim broşürlerde dışındaki guruplara karşı ileride yapacağı silahlı saldırının teorik izahları yapılmaktadır (Bu kitapların adları şunlardır: PKK&#8217;de gelişme sorunları ve görevlerimiz. Her türlü bozgunculuğa karşı parti bayrağını yükseltin).PKK bugün saldırısını yapamıyorsa güçsüzlüğündendir, yoksa istemediğinden değildir. koşulların kendisine göre elverişli olması halinde çatışmaların başlatılacağı kesindir. Ben kişi olarak güçüm oranında PKK&#8217;nin yönetiminde sabitlesen gerici mantığı ıslah etmeye çalışacağım. Ali arkadaş ne kadar öfkelenirse öfkelensin, hatalarına karşı toleranslı olmam söz konusu olmayacaktır. Varsın o beni kendisini eleştirdiğim için cezalandırmanın yolu arayıp dursun. PKK&#8217;de kadroların maddi ve manevi baskı altında tutulduğunu ve kişiliklerin dejenere edildiğini gördükten sonra başkaldırmamam dürüstlük olmazdı. PKK bana eleştirilerimden ötürü “ölüm nişanını”da layık görse, ben sorumluluklarımın bilincinde olarak devrimcilere ve halka karşı tarihsel görevimi yerine devam edeceğim.<br />
Türkiyeli ve Kürdistanli tüm devrimciler: PKK&#8217;nin sosyalizmle bağdaşmayan son tutum ve davranışları üzerinde düşünmeye, ama sadece düşünmeye de değil ayni zamanda bu gerici mantığı ortadan kaldırmaya çalışmak artık bir zaruret olmuştur. Başta Davut, Süleyman ve yüzlerce devrimcinin, devrimci geleceklerinin kurtarılması uğrunda yürütülecek samimi çabalara bağlıdır. PKK anlamalıdır ki Leninizmin meydanı boş değildir ve bu tür insanlık dişi davranışlara müsamaha edilmeyecektir. PKK artık bütün bir solun ortak sorunu haline gelmiştir. Sizlerinde üzerinize düşeni yerine getirmeniz için samimi çabalar sarf edeceğinize inanıyorum.</p>
<p>18 Mart 1984<br />
Semir<br />
Çetin Güngörün</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/30/pkk-de-muhalif-olmak-cetin-gungor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zarok û Cejn…! (Fahri Karakoyunlu)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/04/26/zarok-u-cejn%e2%80%a6-fahri-karakoyunlu/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/04/26/zarok-u-cejn%e2%80%a6-fahri-karakoyunlu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 13:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>brahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Karakoyunlu]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Çîrok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=3234</guid>
		<description><![CDATA[Dîsa zarok di nav kolanan de direvîyan. Dayik bi ser wan de diqîrîyan. Hêvî jî revîya, yên li pê wî hergî çû zêde bûn. Deng ketin nav hevûdû. Dengê teqînan hat, dengê hawaran, lîrandinan…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/zaro-577-x-217.jpg"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/hakkari1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3239" style="margin: 3px;" title="hakkari1" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/04/hakkari1-300x225.jpg" alt="hakkari1" width="240" height="180" /></a>Çavê xwe vekir û nişkave veciniqî û qîrîya.<br />
“Metirse kurê min, netirse.” got, dîya wî.<br />
Va ye derbas bû, tişt nîn e, te xwen dî,<br />
derbas bû.”<br />
Hêvî, rapişkî destê dîya xwe,<br />
“Dayê, min ber nede.” got û dîsa çavê xwe girt.</em></p>
<p>Wek her zarokekî wê sêbê çavê xwe ji xew vekir. Dixwast li ber serê wî dayika wî amade bûya. Lê mixabin di nav tunebûnek kambax de, jîyanek dijwar de dijîyan. Mala tunebûnê bişewite. Di çavîk xanî de ew û heft zarok. Li derdora bajêr bi cî bibûn. Deh sal berê hîngî çar salî bû, ji cîhe bav û kalan, ji gundê xwe yê şêrîn koçber bibûn.</p>
<p>Bavê wî, bi hivî dikir ku zaroken wî bixwîne. Qet ne be, ayenda wan, pêşeroja wan rizgar bi ke. Lê mixabin xwandin ne hêsa bû. Dibistan bi zimanê biyanî. Li alîkî tunebûn, neçarî, xizanî, li alîkî jî nezanî…Mala xizanîyê û nezanîyê bişewite. Ji ber wî, Hêvî dibistan berda bû.</p>
<p>Hêvî, dema ku çûbû dibistanê fêrî ziman bibû, Di dema xwandina seretayî de, li dibistanê cejna zarokan dihat pîrozkirin. Hinek zarokan helbest dixwand, hineka cilê leşkeran, hinekan cilê polîsan li xwe dikir.Dilê wî dibijîya wan zarokan, lê tu wate ne dida wan rojan.</p>
<p>Ji bo wî cejn, mêrg û deştên welat bû, keskesor bû, çîya û zozanên xemlandî bû. Xweşaya xwezayê, xweşaya jîyanê bû. Rev bû, ken bû. Van demê dawî cejnên wan tim bi xwîn, lêdan, bi girtin derbas di bû. Cejna zarokan a ku li dibistanê pîroz dikirin bîr nekiribû. Lê dixwast vê cejnê wek cejnên di xeyalên xwe de, pîroz bi ke, ne ku wek a dibistanan.</p>
<p>Di xewnekê de bû.</p>
<p>Hawîrdor di şinayekê de, her der ji kulîlk û çîmenan xemlandî, çem û rûbar avê difûrîne. Zarok li dora avê, li nav çîmenan bafirka difirîne. Keskesor derketî ye. Şahî û bextewarî ji bo zarokan xwe xemlandî ye û xwe amadeyî wan kirî ye.</p>
<p>Hêvî û xwişka xwe Ronayî bi hevra meşîya meşîya… Hevalên xwe winda kirin. Li dora xwe nêrîn, cûr be cûr zarok, bi her rengî; Zerî,Spî, Reşik, Çînî, Moğolî, Ereb, Çermsor, Eskîmo hwd.</p>
<p>Yek ji wan zarokan di destê wî de rûpelek kaxiz. Li ser kevirekî li pîya, li dora wî zarok&#8230; Gelo çi qewimî bû! Çima zarok li dora wi zarokî kom bi bû. Wî zarokî çi digot. Ew jî berbî wan çûn.</p>
<p>Li dora yê li ser kevir, kevokên spî, kevokên aşitîyê, keskesora rengîn û di nav ronahîyekê de. Gava ew ket nav zarokan her kesî li wan nêrî, bala her kesî kişand. Ew jî matmayî ma di cîhê xwe de. Yê li ser kevir bi dengekî bilind</p>
<p>“ Em zarokên cîhanê ne.</p>
<p>Ji bo me peymana navnetewî ya zaroka hatîye qebûl kirın.</p>
<p>Ji ber vî, em her zarok, ji çi olê, ji çi rengî, ji çi netewe, ji çi ziman ji çi bawerîyê û ramanê be, em wek hevin, tu cudatîya me tune.</p>
<p>Em ayenda mirovahîyê ne.</p>
<p>Çi dewlet an desthilatdar, ji bo ayenda xwe û mirovahîyê hewcedariya gihîştina me ya perwerdeyî, kesayetî, ragihandinî, olî etnîkî, xwarin û vexwarin, bi cîbûyîn û hwd. Ger çi hewce be dê bike û wek erkekî dê bîne cîh.”</p>
<p>Zarokan tevda li Hêvî û xwişka wî Ronahî nêrîn. Hêvî, jî li dora xwe nêrî.</p>
<p>Yek ji nav zarokan derket û :</p>
<p>“ Hevalno, ez li dij vê peymanê me. Ev zarokên nuha hat nav me ne ji me ne. Em li welatê xwe bi yek zimanî, yek olî, yek rengî û yek ramanê tevdigerin. Ji ber vî, yên ne wek me bin em qebûl nakin” got û çû.</p>
<p>Hêvî û zarokên din matmayî man. Nema tiştek gotin. Hêvî û xwişka xwe meraq kirin û bi pê wî zarokî ketin.</p>
<p>Ronayî ji Hêvî du sal çûktir bû. Porekî sor, rûyekî bi ken, bejnek zirav. Di bin rûyê wê de keser û kedera salan, jîyanek bi derd û elem, tunebûn û berpirsîyarîya jîyanê.</p>
<p>Dengek ji dûrve dahat, dengekî bi xof. Hêvî xwe li wî dengî girt û çû. Li dora zilamekî gellek kesên bi nav û deng; serokwezîr, sererkan, ji her payê leşker, serekpolîs, polîs, gel û zarok civîya bûn.</p>
<p>Xweza dora wan ne wek gava din bû. Ewrên reş û tarî, her derê mij û dûman, lı dora wan qijik difirîyan. Çem û rûbar wek xwînê, sor diherikî.</p>
<p>“Me, ji bo deshilatdarîya netew û zarokên Tirka, ev roja wek cejn amade kirî ye. Li cîhanê tu netewekê cejna zaroka ne pejirandîye. Ji ber vî em netewek zarok hezin. Me ne tenê ji bo zarokên xwe, ji bo zarokên cîhanê jî ev cejn amade kirî ye.</p>
<p>Em netewek aştîxwazin, zarokhezin&#8230;”</p>
<p>Ji devê wî kesî wek agirê sor tîrêj difûrîya. Zarok bi berz li ber wan sekinî bû û bi hevra “ Tirkek bedelî Cîhanê ye. Bextewarî, ji bo yê bê ez Tirkim, Şehît namirin,welat nê parvekirin” û bi hevra meşîyan ser Hêvî.</p>
<p>Dîsa zarok di nav kolanan de direvîyan. Dayik bi ser wan de diqîrîyan. Hêvî jî revîya, yên li pê wî hergî çû zêde bûn. Deng ketin nav hevûdû. Dengê teqînan hat, dengê hawaran, lîrandinan…</p>
<p>Tîmekî teybet li ser pişta wî bû, ew bernedida, pîyê Hêvî, hew ew dikşand, hêza wî hergî di çû kêm di bû. Dengekî “Cejn wiha tê pîrozkirin” got û di heman demê de dinya bi serê Hêvi de hilweşîya. Çavê wî tarî bû, xwîn bi ser serê wî de hat xwar, wek rûbarek sor…</p>
<p>25.04.2009- Amed<br />
Fahri Karakoyunlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/04/26/zarok-u-cejn%e2%80%a6-fahri-karakoyunlu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çavên li ser darê&#8230;(Çîrok: Receb Dildar)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/01/14/caven-li-ser-darereceb-dildar/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/01/14/caven-li-ser-darereceb-dildar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2008 21:01:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Receb dildar]]></category>
		<category><![CDATA[Çîrok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/01/14/caven-li-ser-darereceb-dildar/</guid>
		<description><![CDATA[Çavên Şîlan û Zîlanê li ser şaxeke dara çinarê mabûn. Xwîn ji...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/01/yanginyeri.jpg" title="yanginyeri.jpg"><img border="0" vspace="5" align="left" width="129" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/01/yanginyeri.jpg" hspace="5" alt="yanginyeri.jpg" height="90" /></a>Çavên Şîlan û Zîlanê li ser şaxeke dara çinarê mabûn. Xwîn ji wan dinuqutî, bi zorê derdora xwe didîtin. Çavên Şîlanê deng li yên Zîlanê kirin:<br />
- «Zîlan, ma ew dilê ku li ser cadê di nav lingan de diçe û tê ne yê te ye?»<span id="more-454"></span><br />
Çavên Zîlanê bi dengekî xemgîn bersîva yên Şîlanê dan:<br />
- «Belê, ew dilê min e, ka yê te li ku ye?»<br />
Wê êvarê Zîlan bi kêf hatibû malê. Mamostaya wê îro sê caran jê re gotibû: «Eferîn.» Xwestibû gavek berê wê kêfxweşiya xwe bi dê û bavê xwe re parve bike. Ev sala duduyan bû ku diçû xwendegehê, mehek berê di destpêka xwendegehê de heftê xwe qedandibû ketibû temenê xwe yê heştan. Keçikeke esmera xwînşêrîn bû, di nav malbatê de navê «mewijê» lê kiribûn. Bi vekirina derî re xwe avêtibû stûyê dêya xwe û bi heyecaneke çivîkî peyvên xwe li dû hevdu rêz kiribûn:<br />
- «Dayêcan îro min sê caran eferîn wergirt.»<br />
Dêya wê herdu hinarokên wê yên ku ji kêfan dibiriqîn maç kiribûn, porê keça xwe miz dabû, paşê bi dengekî nerm û nazenîn gotibû:<br />
- «Mewija min baqil e, wê bibe dixtor.»<br />
Zîlan bi wê dilxweşiyê çûbû odeya xwe, kincê xwendegehê yê şîn ji ser xwe şeqitandibû û kincên xwe yên rojane li xwe kiribûn. Di wê navberê de dêya wê jî, kincên paqij li Şîlanê kiribûn û hatibû cem Zîlanê. Şîlan bi du salan ji Zîlanê biçûktir bû, hîna dest bi xwendegehê nekiribû. Dişibiya bi dêya xwe; porê wê kej, rûyê wê gewr dikir, ji Zîlanê xweşiktir bû. Yek li dêya xwe, ya din li bavê xwe çûbû. Navê Zîlanê bavê wê, navê Şîlanê dêya wê lê kiribû. Dêya devliken wek du berxikan hemêz bike, çog dabû erdê û keçên xwe hemêz kiribûn. Bi wî awayî berê xwe dabû Zîlan û gotibû:<br />
- «Tu dizanî, kal û pîra te ji ser rez vegeriyan, li malê li benda we ne, bi destê xuşka xwe bigre û herin mala wan. Bavê te ji kar were em ê jî werin, em ê şîva xwe li wir bixwin.»<br />
Keçikan bi vê xeberê re gelek kêf kiribûn berê xwe dabûn derî, bi helahela:<br />
- «Niha ji me re meşlûr hanîne» gotibûn û bi lotik ji mal derketibûn.<br />
Dê û bavê wan deh sal hebû ku li Diyarbekirê bi cîh û war bûbûn, herdu keçik jî li vir, hatibûn dinyê. Mala wan li Taxa Selahedîn Eyubî di Sîteya Batikentê de bû. Parqeke gelek mezin li pêşiya mala wan hebû. Ji ber ku berê li vê derê hesp dibezandin jê re digotin: Parqa “Meydana Bezê.” Darên gelek mezin di nav de hebûn, çaralî şênayî bû. Însan dihatin li bin siya van daran rûdiniştin, xwe hênik dikirin an ji xwe re lê digeriyan bîhna xwe fireh dikirin. Hertim qerebalix bû, heta nîvê şevê însan lê diçûn û dihatin. Rêya herdu keçikan di nav parqê re derbas dibû. Mala kalê wan li wî aliyê parqê li ber rê bû. Di nav herdu malan de bi tevayî 500 metre ya hebû ya tunebû. Carna kalê wan an jî pîra wan telefonî mala wan dikirin digotin:<br />
- «Vayê em diçin parqê hûn jî werin.»<br />
Li parqê dara wan nîşankirî bû, li rojhilatê parqê dareke çinarê ya mezin hebû, tim li bin wê darê hevdu didîtin. Gava dinya xweş bûna pirrî caran şevbihêrka xwe li parqê dikirin. Ji ber wê, keçikan parq baş nas dikir, bêtirs diçûn û dihatin.<br />
Kalê wan du sal berê ji gund bar kiribû û hatibû vê derê. Tenê ji bo xizmeta rez carna diçûn gund û dihatin. Wextê masereyan diçûn bi qasî du hefteyan li gund diman. Dims û bastêqa xwe çêdikirin, ji neviyên xwe re benikên gûzan, ên bihîvan rêz dikirin. Wan jî ji parqê gelek hez kiribûn, digotin:<br />
- «Bi Xwedê ev parq li vir nebûna rojek jî sebra me li vir nedihat.»<br />
Carna kalê wan herdu keçik didan ser çogên xwe û ji wan re qala gund dikirin: Berxik, kûçik yeko yeko bi nav dikirin û serpêhatiyên xwe bi lêv dikirin. Pîrika wan gelek çîrok dizanîbû, lê zarokan pirranî ji ya «Tûsê û Bazo» hez dikirin, tev bi hev re bi serpêhatiyên wan dikeniyan.<br />
Zîlanê bi destê Şîlan girtibû, cade derbas kiribûn û di deriyê hêla Batikentê re ketibûn nav parqê. Hîna roj neçûbû ava, tîrêjên rojê yên dawî li pelên darên bilind ên jor xistibûn. Pelên ku bi sivikbayek wek destmala destê keçikeke serê govendê bi rîtm hejiyabûn, di bin tîrêjên rojê de rengên ku heta niha nehatibûn kifşkirin afirandibûn. Xuşîna pelan bûbû melodiyeke bêhempa û ruhê kesên ku di parqê de geriyabûn alastibû. Ne qasî serê sibeyan be jî, dengê çivîkan jî tevlî xuşîna pelan dibû. Ev deng meriv dîl digirt, yekî fêrî vî dengî bibûya nikaribû zû bi zû dev jê berda. Zîlanê jî ji vê melodiyê gelek hez dikir, ji bo hinek din bikaribya guhdarî bike, gotibû:<br />
- «Şîlan, ka em herin bin dara me, piçek bîhna xwe bidin û paşê em ê rabin.»<br />
Li ser banqa bin darê pîrikek rûniştîbû, wan jî xwe dabûn kêleka wê. Pîrê li navên wan pirsîbû, kêfa wê ji navên wan re hatibû û ji ber ku bi Kurdî dizanibûn ji guhê kitana xwe du şekir derxistibûn dabûn destên wan. Roj çûbû ava, divê rabûna. Aniha dêya wan telefonî pîrika wan kiribû, ew jî derketibû ber pencerê û li rêya wan dipa.<br />
Herdu keç rabûbûn û ber bi deriyê ku derdiket ber mala kalikên xwe ve meşiyabûn. Pirr neçûbûn ku îcar Şîlanê xwe giran kiribû. Li bin darekê xortekî tembûr di dest de dengê xwe bilind kiribû û stranek strabû. Ji ber ku bavê wê jî ev stran her gav distra û kêfa wê jî jê re dihat, xwestibû hinek guhdarî bike. Çend xort û keçên ciwan jî xwe dabûn dora stranbêj. Di nav stranan de bûbû tiqetiqa wan, bi dengê bilind keniyabûn, bi hev yarî û henek kiribûn. Herdu keçan ji dûrî ve li wan temaşe kiribûn. Zîlanê dizanibû ku dereng mane, bi destê xuşka xwe girtibû û meşiyabû. Xuşka wê bê dilê xwe li dû wê kaş bûbû. Lê guhên wê li cem stranbêj mabûn an dengê stranê bi dû wê ketibû:<br />
«Kî here axa Tatwanê<br />
Wê bibîne Çiyayê Sîpanê<br />
Cîh û warê Siyamend û Xecê<br />
Xeml û rewşa Kurdistanê»</p>
<p>Êdî nêzikî li deriyê parqê kiribûn, çend gav şûnde wê derketana ser cadê. Destê Şîlanê ji şekirê ku xwaribû lewitî bû. Ji bo destê wê bişuşta Zîlanê çavên xwe li çirikekê gerandibû, lê heta niha li tu kaniyê rast nehatibûn. Li milê rastê li kêleka rê termoseke avê dîtibûn. Ji bo qedehek av bikirin ber bi termosê ve meşiyabûn. Wan ê ava xwe him vexwarana him jî pê destê Şîlanê bişuştana. Çûn ber termosê, lê xwediyê wê nexuyabû. Herdu keçikan jî çavên xwe li dora xwe gerandibûn, tu kes ber bi termosa şîna gilover ve nehatibû. Zîlanê gotibû:<br />
- «Tiştek nabe, waye pereyên hûr bi min re hene, em ê qedehek ava xwe bigrin, eger heta wê çaxê xwediyê avê nehat, em ê pereyên wî deynin ser termosê û herin.»<br />
Bi wê niyetê hatibûn ber termosa avê û Zîlanê destê xwe dirêjî qedeha ser termosê ya vala kiribû.<br />
Ji ber ku wê biçûna mêvandariyê, bavê wan vê êvarê hinek zû ji cîhê kar derketibû û çawa gihîştibû malê ew û dêya zarokan ji malê derketibûn. Gava ew ketibûn hundirê parqê Zîlan û Şîlan jî gihîştibûn ber termosê. Bavê wan, ew dîtibûn û ji xanima xwe re gotibû:<br />
- «Waye li ber termosê ne, qey tî bûne, heta avê vexwin em ê bigihîjin wan» û hinek din jî lezandibûn.<br />
Herdu keç jî bi ser mûslixa termosê ve xwar bûbûn. Bi zîvirandina mûslixê re êdî xwe nedîtibûn. Ji cîhê termosê lodek agir ber bi ezman ve hilkişiyabû. Teqînek wisa jê çûbû ku dengê wê ji Deriyê Çiyê ve hatibû bihîstin. Dê û bavê Zîlan û Şîlanê jî di nav de, însanên nêzî bûyerê çend metre pekiyabûn hewa û bi ser daran ve ketibûn. Erebeyên li ser cadê hingî hejiyabûn tevde sekinîbûn. Camên pencereyan bi ser serê însanên li ser peyarêyan de hatibûn xwarê. «Hewar, hewar»ên birîndaran digihîştin erşê ala. Bîhna goştê kizirî yê teze bi ser Taxa Rezan ve belav bûbû. Agirê ku bi kezeba dê û bavan ketibû ew dîn kiribûn, bêserî xwe li dîwaran qelibandibûn. Çend deqe şûnde bûbû tirretirra erebeyên polêsan û derdor tije kiribûn. Kîsikên naylon xistibûn destên xwe û ji erdê, ji ser daran hinavên mirî û birîndaran berev kiribûn. Li ber dîwarekî kaxizek dîtibûn, tê de hevokek tenê hatibû nivîsandin:<br />
«Kurdê herî baş ê mirî ye.»</p>
<p>Receb Dildar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/01/14/caven-li-ser-darereceb-dildar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
