<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; İbrahim Güçlü</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/4-niviskar/ibrahim-guclu-4-niviskar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 13:53:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Referandum sonucunda neler olacak?</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/09/09/referandum-sonucunda-neler-olacak/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/09/09/referandum-sonucunda-neler-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 09:44:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8202</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa değişikliği referandumuna birkaç gün kala, referanduma ilişkin kampanya daha hızlı bir sürece girmiş durumda. Taraflar, birbirlerine karşı suçlamaları daha ileri boyuta vardırmak için büyük bir çaba içindeler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1450" title="ibrahimguclukc" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg" alt="ibrahimguclukc" width="100" height="100" /></a>Anayasa değişikliği referandumuna birkaç gün kala, referanduma ilişkin kampanya daha hızlı bir sürece girmiş durumda. Taraflar, birbirlerine karşı suçlamaları daha ileri boyuta vardırmak için büyük bir çaba içindeler. Referandum çalışmalarını kamuoyu karşısında tek başına sürdüren parti liderleri, Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli, Selahattin Demirtaş: Üslup açısından kamuoyunu rahatsız edici bir davranış içindeler. Liderler, gerçek bu olmamasına rağmen, referandumu kendileri için bir var olma-yok olma sorunu haline getirmiş durumdalar. Liderler üstün gelme pahasına, bütün siyasi ahlâk ölçülerini alt etmiş konumdalar.</p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, referandum kampanyasında kullanılan üslup, gösterilen davranış ve düşünce tarzı, referandum sonucunda köklü ve niteliksel bir değişiklik olmayacağını, nispi değişikliklerin olacağını, mevcut verili ve yapısal durumun sür-git olacağını gösteriyor. Ne yazık ki, halkın, “görünen köy kılavuz istemez” deyiminin vuku bulmasının kaçınılmazlığı gibi bir durumun olacağının güçlü verileri sunuluyor.</p>
<p>Referandumda, üç ve hatta dört tavır söz konusu. Tavırlardan birincisi “evet”, ikincisi “hayır”, üçüncüsü “boykot”, dördüncüsü “pasif evet”tir. Referandumda “evet” tavrını en aktif olarak AK Parti, liberal ve sosyalist demokratlar, 12 Eylül Darbesine karşı olanlar ve 12 Eylül Darbesinden hesap sorulmasını isteyenler, PKK dışındaki Kürt siyasi kümeleri/grupçukları, Kürdistan’da PKK’dan bağımsız ve ayrık sivil toplum örgütleri, sürdürmekte. CHP, MHP, ulusalcı şovenler, statükodan yana olanlar, Kemalistler, otoriter ve faşizan siyaset ve yönetim tarzının değişmesini istemeyenler, “ordu-gençlik el-ele milli cephede” diyen solcular “hayır”; PKK/BDP “boykot” cephesinde yer almaktalar.</p>
<p>Referandum sonucunda “evet” çıkmasını isteyenler, Kemalist ve askeri vesayet rejiminin, otoriter ve faşizan siyaset ve yönetim tarzının, yargı oligarşisinin son bulması için bir evrimleşme aşamasına gelineceğini, yeni bir anayasa için şartların olgunlaşacağını ve yeni bir anayasa hazırlıklarının başlayacağı, demokratikleşmenin hız kazanacağı, özgürlüklerin ve demokrasinin genişleyeceğini, 12 Eylül rejimi anayasasında köklü değişikliklerin olması için şartların olgunlaşacağını, 12 Eylülcülerin yargılanacağını, darbelerin bir daha gerçekleşmemesi için hukuki, düşünsel, ahlakî koşullarının olgunlaşacağını ileri sürüyorlar.</p>
<p>Referandumda “”Hayır” sonucunun çıkması halinde, sivil darbenin ve ikinci bir 12 Eylül darbesinin önünün alınacağı, AK Parti, başka bir deyimle İslamcı güçlerin diktatörlüğünün önüne geçileceği düşünülmekte, Kemalist yönetim ve siyaset tarzının devam etmesinin sağlanacağı, bunun çağdaşlık ve demokrasinin gelişmesine katkı sağlayacağı iddia edilmekte.</p>
<p>PKK/BDP, kendi gücünü ortaya koymak, iddia sahibi olduğunu göstermek, referandum sonucunda siyasi iktidar sorununda ve Kürdistan’daki iktidar ve egemenlik paradigmasında tek taraf olmasını göstermek için “boykot” demekte. Aslında PKK/BDP’nin “boykot” tavrının arkasında, otoriter ve faşizan Kemalist siyaset ve yönetim tarzının devam ettirilmesi olduğu görülmekte. Bu tavrın, PKK/BDP’nin otoriter ve faşizan yapısıyla, halk kitlelerinin iradesini gasp etmesiyle, tekçi lider, parti ve ideolojik paradigmasıyla bir örtüşme gösterdiği tartışmasız.</p>
<p>Referandumda iki alternatife göre ortaya çıkacak gerçek sonuçlar tayin edici olacak. Çünkü “hayır” sonucu “boykot” tavrını içine alan ve “boykotçularla” aynılaşan bir sonuçtur.</p>
<p>Referandumda “evet” sonucunun çıkması halinde, ileri sürüldüğü ve abartıldığı gibi köklü ve radikal değişikliğin hemen ortaya çıkmasının olanağı yoktur. Ama, hiçbir gücün eski yerinde durmayacağı, asker ve sivil devlet elitinin moralinin bozulacağı, iktidar gücünün kırılma ve değişim sürecine doğru evrimleşeceği, sivil ve askeri elitin demokrasi üzerindeki değişmez ve tartışmasız iktidar yapısının son bulması için bir evrimleşme sürecine girileceği, sivillerin söz ve egemenlik sahibi olması için hukuki bir maddi temel oluşacağı, demokratikleşme konusunda direnen güçlerin gerileyeceği, Kürt miller sorunundaki tartışmaların daha yoğun bir hal alacağı ve çözüm projelerinin daha somutça tartışılabileceği, AK Parti ve diğer sistem partilerinde olan Kürtlerin, BDP’nin, Kürt millet meselesindeki eski tarzını sürdüremeyeceği ve bu stratejik alanda psikolojik önemli barikatların yıkılabileceği, yargı oligarşinin kırılacağı, Kemalist siyaset ve yönetim tarzının gerileyeceği algı olarak ihtimal dışı değildir. Bunun yanında, tarih ve siyaset dışına itilmiş yeni ve zinde Kürt güçlerinin tarih sahnesine çıkmasının olanaklarının olgunlaşması da söz konusu olabilecektir. Hukuk dışındaki imtiyazlı güçlerin saltanatları, sarsıntıyla karşı-karşıya kalacaktır.</p>
<p>Referandumda yine “evet” sonucunun çıkması halinde: Sadece asker ve sivil bürokratik elit değil, sivil elit ve AK Parti de eski tarz siyaset ve yönetim tarzını değiştirmek zorunda kalacaktır. Eğer bu tarzını değiştirmez, eski tarz siyaset ve yönetimde ısrar ederse, kaçınılmaz olarak yeni bir otoriter rejimin güçlenmesinin şartları olgunlaşmaya başlayacaktır. Bu durumda da, Türkiye yeni bir mücadeleye sahne olacaktır. AK Parti içindeki Kürtler, mevcut yaklaşımlarıyla Kürt millet sorununda söz sahibi olamayacaklarını anlayacaklardır.</p>
<p>Eski siyaset ve yönetim tarzı, tekçi olan, tek lidere, tek ideolojiye, tek ulusa, tek mezhebe, tek dine dayalı bir siyaset ve yönetim tarzıdır. Eğer eski siyaset ve yönetim tarzı değişecekse, bu bütün siyasi güçleri, partileri, güç odaklarını kapsamına alması gerekir. Yoksa çifte standartlı bir konum ortaya çıkar.</p>
<p>Bu gelişme, PKK/BDP’yi de korkutan bir gelişmedir. BDP’nin demokrasi isteği bir gösterişten , mecburiyetten, mevcut konuma ayak uydurmaktan öteye bir durum değildir. BDP de tek lidere, tek ideolojiye, tek partiye dayalı bir paradigmanın demokrasi yaratmayacağını, bunun otoriter faşizan bir yapı olduğunu bilmektedir.</p>
<p>Referandum sonrasında, çoğulcu demokrasiye doğru evrimleşme, tekçi otoriter Kemalist siyaset ve yönetim tarzının değişimin gündeme gelmesi halinde, PKK/BDP’nin kendi varlık koşullarının ortadan kalkacağını bilmektedir. PKK, 12 Eylül rejiminin bir ürünüdür. 12 Eylül rejiminin son bulması, PKK’nın da varlık koşullarını ya ortadan kaldıracak, ya da en azından zayıflatacaktır.</p>
<p>Referandumda “hayır” sonucunun çıkması halinde, eski rejim taraftarlarının ve sahiplerinin moral bulacağı, 12 Eylül Diktatörlerinin halk tarafından yeniden onaylandığı ve benimsediği sonucunu doğuracağı objektif olarak en azından hu aşama için bir veri olarak ortaya çıkacaktır. Eski rejimin, eski siyaset ve yönetim tarzının referandumda onaylanması, demokratikleşme, değişim, dönüşümün önüne büyük engeller çıkarmakla kalmayacak, yeni çatışma ve kriz alanları yaratacaktır.</p>
<p>Bu en genel bağlamlarda sonuçları bugünde düşünmeye başlamak, yeni güç konumlanmalarına hazırlıklı olmak gerekir.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Diyarbekir, 9 Eylül 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/09/09/referandum-sonucunda-neler-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelo ji bona tevgerek nû ya kurdistanî  çînek/sinifek a nû diqewime?</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/24/gelo-ji-bona-tevgerek-nu-ya-kurdistani-cineksinifek-a-nu-diqewime/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/24/gelo-ji-bona-tevgerek-nu-ya-kurdistani-cineksinifek-a-nu-diqewime/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8196</guid>
		<description><![CDATA[Li Tirkiyeyê, di vê qonaxa dawî de, pirsa girîng û rojeve serek guhertina makezagonê û girêdayî guhertina makezagonê referandum e. Li ser makezagonê li Kurdistanê jî gengeşiyên gelek xurt û piralî dom dikin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>Li Tirkiyeyê, di vê qonaxa dawî de, pirsa girîng û rojeve serek guhertina makezagonê û girêdayî guhertina makezagonê referandum e. Li ser makezagonê li Kurdistanê jî gengeşiyên gelek xurt û piralî dom dikin. Li Kurdistanê ji derveyî hêzên heyî yên kurdperwer helwesteke cûda, ji van hêzen xweser xuya dike derket holê. Wek tê zanîn li Kurdistanê ji bona referandumê helwesta Partiya AKê “erê” ye û helwesta PKKê/BDPê “boykot” e. Helwesta komikên kurdperwer û piraniya rewşenbîrên kurd bi aktifî û bi pasıfî “erê” ye.</p>
<p>Li Kurdistanê ji derveyî van helwestan, helwesta rêxistinên sivîl yên sinifên serdest girîng e. BDPê li bendê bû ku ew rêxistinên sivîl jî li hemberî referandumê bibêjin “boykot”. Lê wusa nebû û wan rêxistinan girêdayî berjewendiya giştî ya gelê kurd, demokratîzebûna Tirkiyeyê, makezagoneke nû, mahkûmkirina rejîma 12-ê îlona 1980yî ya faşîst-kolonyalîst helwesta xwe ji aliyê “erê” de diyar kirin. Ji bona ku van rêxistinan pircaran li cem BDPê helwest nîşan dane, helwesta wan ya nû BDPê gelek eciz kir. Serokê hevbeş yê BDPê Selaheddîn Demîrtaşî ev rêxistinan û berpirsiyarên wan bi bêexlaqî binav kir û diyar kir ku “ew rêxistinan gelê kurd û Diyarbekîrê temsîl nakin.” Pişt re jî Ocalan, ji Îmraliyê êrişî van rêxistinan kir û ew tehdît kirin. Hêzên sivîl yên sermeyadar yên li Dîyarbekîrê jî, ji helwesta xwe re xwedî derketin, bersîvên “makul”, lê “dudil” dan wan.</p>
<p>Piştî van minaqeşeyan, hat diyar kirin ku li Kurdistanê beşbûnek nû ya civakî û sinifî derdikeve holê. Beşek kes jî gelek eşkere helwesta rêxistinên sivîl yên li Dîyarbekîrê wek helwesta “burjuvaziyê kurd” binav kir. Li ser ev kategoriya nû ya kurd jî di televîzyon û rojnameyan de minaqeşiyên cidî hatin rojevê. Ev minaqeşeyan jî hîn dom dikin û divê dom jî bikin.</p>
<p>Ev gengeşiyan beşek rewşa rastiyê diyar dike. Gelo rastî çi ye û divê çi bibe? Gerek em li ser van du opsîyonan rawestin.</p>
<p>*****</p>
<p>Li Împeratoriya Osmanî di sala 1840î û di sala 1880yî de tevgera milî ya kurd di bin serokatiya Berdîrxaniyan û Şêx Ubeydulllah Nehrî de dest pê kir û di nav gel de piştgirî girt û xurt bû. Hezar mixabin herdu tevger jî negihîştin armanca xwe ya serxwebûnê.</p>
<p>Bedîrxanî mîrên Kurdistanê bûn, Nehrî jî, şêxê Kurdistanê û naqşibendî bû. Ev pêvajoya, ji bona tevgerên milî yên li dinyayê pêvajoyeke gelek xwezayî bû. Tevgera milî ya Kurdistanê jî, di bin serokatiya çînên/sinifên serdest de hatin meşandin.</p>
<p>Di destpêka sedsala 20-an de jî, rêxistinên kurd û Kurdistanî yên li Stenbolê û li Kurdistanê ava bibûn, di bin pêşengiya sinifên serdest (mîr, şêx, axa, serokeşîr, esnaf) de bi piştgiriya hemû tebeqeyên xebatkar yên Kurdistanê ava bibûn. Loma jî, Serîhildana Koçgiriyê, Serîhildana Beytûlşebabê, serîhildana di bin serokatiya Xalid Begê Cibrî û Şêx Seîd Efendiyê Pîranî de di sala 1925-an de qewimî bû, Serîhildana Agriyê, Berxwedana Dersîmê, di bin serokatiya sinif û tebeqeyên serdest de pêk hatin û hatin meşandin. Lê ew serîhidanan bi zora milîter ya dewletê şikest xwarin, serokên tevgerên Kurdistanê hatin îdam kirin, qetlîam û jenosîdek girseyî pêk hat, Kurdistan hat şewitandin, bi girseyî kurd hatin sirgûn kirin, hemû mafên neteweyî yên gelê kurd hatin xesip kirin.</p>
<p>Girêdayî van xeteriyan, xeteriya mezin ew bû ku sinifên serdest yên Kurdistanê, hatin tasfiye kirin, ji derveyî dîrokê û tevgera milî ya siyasî hatin hiştin. Sinifên serdest bênasnameya xwe mecbûr bûn ku piştî salên 1946an di partiyên dewleta tirk CHPê û DPê de cîh bigrin.</p>
<p>*****</p>
<p>Vê rewşê û bêdengiyê heta salên 1959an domand. Grubek xwendevanê Kurdistanê li bajarên mezin yên Tirkiyeyê dest bi xebatek milî kirin. Lê ev xebata di heman sal de ket bin êrîşa dewleta tirk û ew kesên hewildar hatin hepis kirin.</p>
<p>Di navîna sala 1960yî de kurdan bi nasnameya xwe ya bi îdeolojiya çep hatibû sînorkirin, di nav Partiya Karkera Tirkiyeyê de dest bi xebatê kirin.</p>
<p>Kurdan di sala 1965an de bi nasnameya xwe ya milî û kurdistanî derketin qeda siyasetê. Partiya Demokrat a Kurdistanê ya Tirkiyeyê (PDK-T), di sala 1965-an de bi awayekî îllegal û veşartî ava bû. Hezar mixabin ji bona ku damezrênerên partiyê profesyonel nebûn û sinifên serdest ji bona ku ji derveyî dîrok û tevgera milî ya kurd hatibû hiştin, PDK-Tê xurt nebû û di nav gel de nikarî tevgereke civakî ya xurt pêk bîne.</p>
<p>Di sala 1969-an de bi damezirandina DDKOyê, di vê pirsê de gavek hat avêtin. Lê temena vê pêvajoyê dirêj nebû û bi darbeya leşkerî ya 1971-an ev pêvajoya ji holê rabû.</p>
<p>Piştî sala 1974-an ew beşa burjuvaziyê biçûk yê xwendayên Kurdistanê û proletaryaya lumpen ji tevgera milî ya kurd re pêşengî kir. Ev beşa civata kurd jî, di paşila çand û îdeolojiya kemalîst ya tirk de mezin bibû. Her çiqas vê beşê civakê, ev îdeolojiya kemalîst red jî dikir, nedikarî ji bin bandora vê îdeolojiyê xelas bibe, Bi taybetî dema ku ev beşa civata kurd dema lenînîzm, stalînîzm, maoîzm jî pejirand, elîta kemalîst li Tirkiyeyê, elîta stalînîst li yekîtiya sovyetan çi sîstem, rê û rêbaz, kîjan modelên rêxistinan, stratejiyên têkoşînê meşandine, ev beşa civaka kurd jî di heman rê de meşiya. Di encamê de modelek otorîter û faşîzan ava kir. Ew klîka bi piştgiriya dewleta tirk ava bibû –ku ev klîka PKKê ye- li Bakurê Kurdistanê sîstemeke otorîter û faşîzan damezirand û îradeya gel xesip kir. Ev rêxistina dixwaze li beşên din ên Kurdistanê jî desthilatdar be. Ji bona vê jî li hemû beşên Kurdistanê rêxistinên girêdayî xwe ava kiriye.</p>
<p>PKKê di hemandem de ji bona ku projeya dewletê ye, sîstema ji aliyê wê de hatiye ava kirin, sîstemeke milî û aîdî neteweya kurd jî nîne. Loma jî neteweya kurd bi çend babetan di bin tade û xeteriyê de ye.</p>
<p>Neteweya kurd jî bes bi tevgereke nû ya civakî û kurdistanî dikare ji vê xeteriyê xelas bibe û di cıvata kurd de dengeyên civatê opsîyoneke xwezayî qezenç bike.</p>
<p>Wek tê zanîn pirsên milî, pirsên hemû sinif û tebeqeyên civatê ne. Dema ku welatek kolonî û bindest be, tê wê wateyê ku hemû sinif û tebeqeyên wî welatî bindest in. Serxwebûn û azadiya welat, pirsa hemû sinif û tebeqeyên wî neteweyî ne. Dema ku hemû sinif û tebeqeyên wî neteweyî bi hev re, lê bi rêxistinên cihê nekevin nav têkoşînekê, ev yeka bi xwe re pirsgirêkên mezin tîne.</p>
<p>Ev rastiyan ji bona me û neteweya me jî derbas dibe. Li Kurdistanê jî pirsa azadî û serxwebûna welêt, qezençkirina mafên neteweyî û di serî de jî mafê desthilatdarî/serwerî, pirsa hemû sinif û tebeqeyên Kurdistanê ne. Hezar mixabin, encama siyaseta dewletê, piştî salên 1959an hemû sinif û tebeqeyên Kurdistanê neketin nav Tevgera Bakurê Kurdistanê. Barê azadî û serxwebûna Kurdistanê negirt ser milê xwe.</p>
<p>Loma jî li Bakurê Kurdistanê hewcedarî bi tevgereke nû ya civakî, rasyonal, bi hêjayiyên civatê re lihevkirî, bi dinyaya demokratîk û hevdem re xwediyê pêwendî, kurd û kurdistanî heye. Ev tevgera jî, bi destê sinif û tebeqeyek nû, bi destê burjuwaziya Kurdistanê, axa, mîr, şêx, serok eşîr, karkert û gundî, jin û merên kurd, kal û cîwanên Kurdistanê dikare ava bibe.</p>
<p>Di vê qonaxa dawî de helwest û qewimandinê derdikevin holê, hewildanên siyasî yên nû û hewildana me ji bona vê yekê ye.</p>
<p>Helwesta rêxistinên sermeyadarên Kurdistanê yên vê dawî jî, nîşan ji bona vê pêvajoyê ye. Lê ev hewildana rêxistinên sivîl yên sermeyadarên kurd, ji her alî de nîşanî vê yekê nîn e. Lewra sermeyadarên kurd, ji aliyê siyasî de jî, hîn bi sîstem û partiyên dewletê re pêwendiyên xwe dom dikin. Pêwendiyên wan yên aborî û îktîsadî bi sîstemaserdest û dewleta tirk re tiştekî gelek xwezayî ye. Lewra sîstema global pêwendiyên aborî navneteweyî dike. Ev yeka ji bona siyasetê jî derbas dibe. Lê di siyesetê de ji heremîbûn û neteweyîbûnê, ji bona globalîzm û navnetweyîbûnê jê nayê berdan.</p>
<p>Di van rojên dawî de serokê odeya sanayî ya Diyarbekîrê Raîf Turk (ev kevnesosyalîstek û maoîstek e) di hevpeyvîna xwe ya rojnameya Vatanê de dibêje ku “em kurd du alan û xweserî naxwazin.”</p>
<p>Ev jî bêqerardariya sinifa serdest û pozîsyona wê ya îro nîşan dide. Divê ji rewşê derkevin.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 07. 09. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/24/gelo-ji-bona-tevgerek-nu-ya-kurdistani-cineksinifek-a-nu-diqewime/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PKK’nın mayınları- Dört yurtseverin öldürülmesi-Tehditler</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/17/pkk%e2%80%99nin-mayinlari-dort-yurtseverin-oldurulmesi-tehditler/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/17/pkk%e2%80%99nin-mayinlari-dort-yurtseverin-oldurulmesi-tehditler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 05:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8163</guid>
		<description><![CDATA[Açıkça belirtiyorum, PKK’nın eylemi bir insanlık suçudur.  Bu eylemin herhangi bir şekilde gerekçelendirilmesi olanaklı değildir. Gelişi güzel mayınları kullanarak Kürt insanını ya da Türk insanını boy hedefi haline getirmenin, katletmenin özgürlükleri kazanma, demokrasi, insan hak ve özgürlükleriyle bir alakası yoktur. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>1 Ağustos 2010 günü, Batmanın Meymuniye Köyü yakınlarında Kürt yurtseverlerinin ve Kürdistan halkının yabancısı olmadığı, on yıllardır tekrarlanan, ama bütün Kürdistanlıları yasa boğan bir katliam olayı gerçekleşti. Patlayan bir mayın sonucu, Kürdistan’ın seçkin 4 yurtseveri, Sedat Özevin, Salih, Sadi, Sıddık Özdemir kardeşler katledildiler.</p>
<p>Olayın gerçekleşmesinden sonra, bu olayın devlet tarafından yapılacağı kadar, PKK tarafından da yapılabileceği, ya da devletin ve PKK’nın birlikte yapabileceği ile ilgili görüşler ileri sürüldü. Özdemir Kardeşlerin geride kalan kardeşi Sabri Özdemir’in televizyonlara, BDP’nin liderleri ve Ahmet Türk huzurunda yaptıkları açıklamalar, olayın ve mayın patlatılmasının PKK tarafından gerçekleştirildiği güçlü kanaatini kamuoyunda yaydı.</p>
<p>Sabri Özdemir, etkin siyasetçi olan Salih Kardeşi’nin, “ PKK ve BDP ile çelişkilerden, Salih Özdemir’in iradesini mahalli seçimlerde Öcalan ve PKK’ya devretmemesinden, bundan dolayı aktif siyasetten çekilmesinden, bundan sonra köyüne yerleşmesinden, bir Kürt yurtseveri olarak kendi başına mücadelesini devem ettirmesinden, 30 yılık mücadelesinin bedelinin bunun mu olacağından” özetle ve açıkça bahsetti.</p>
<p>Sabri Özdemir’in açıklamalarının anlamı açık olduğu gibi, olayın sorumlusu olarak da PKK’yı işaret ettiği de görülüyordu. Basın organları, aklı başında olan herkes de Sabri Özdemir’in açıklamalarını böyle algılamışlardı.</p>
<p>Olaydan sonra Dengê Emerîka (Amerikan Sesi) benimle, olayla, referandumla, BDP’nin referandumla ilgili tutumu konusunda bir röportaj yaptı. Bu röportajımda, olayın PKK tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini, Sabri Özdemir’in açıklamalarına, PKK’nın eylem anlayışına, PKK’nın sivillere ve Kürt yurtseverlerine yönelik sürekli katliam eylemlerine dayandırdım. Hatta bu olayı 12 Eylül 1980 yılından önce, Devletin PKK eliyle Kürt egemen ve yönetici kesimlerini tasfiye etmek için PKK tarafından Raman Aşiretine yönelik tasfiye hareketini çağrıştırmasından dolayı da, tarihsel bir tekerrür olabileceğine işaret ettim.</p>
<p>Benim bu açıklamalardan sonra, PKK’lılar tarafındane-postuma gönderilen yoğun tehdit ve hakaretlerle karşılaştım.</p>
<p>Ben bu görüşlerimi, Meymuniye Köyüne başsağlığı için gittiğimde de özce ifade ettim.</p>
<p>İlk aşamada tartışılan konu, kullanılan mayın türünün PKK tarafından kullanılmadığıydı. Bu görüşün ve iddianın çok itibar edilecek bir iddia olmadığını hep ileri sürdüm. Çünkü devlet dışı ve PKK gibi devletle/devletlerle çalışan bir örgütün her zaman istediği silahı elde etmesinin mümkün olduğunu ifade ettim. Gelişmeler, ne yazık ki benim açıklamalarımı doğruladı. Bir süre sonra, HPG, PKK adına olayı üstlendi ve olayı yapanlar hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.</p>
<p>HPG Açıklamasını ibret olsun diye aynen aktarıyorum.</p>
<p>“1 Ağustos 2010 günü Batman&#8217;ın Hasankeyf Maymuniye boğazında bulunan Güney Raman petrol sahasında yaşanan patlama sonucu dört değerli yurtseverimizi kaybettik. HPG olarak ilk günden başlayarak bu olayın soruşturulmasını ciddiyetle takip ettik. 1 Ağustos 2010 günü bir timimiz Hasankeyf’te yola bir mayın döşemişlerdir ve bunun sonucunda gece yarısı bir patlama yaşandı, bu patlamada 4 değerli yurtseverimiz şehit düşmüşlerdir. Öncelikli olarak şunu belirtelim; HPG yönetimi olarak yaşamını yitiren yurtseverlerimize dönük herhangi bir eylem yapma kararımız yoktur, olmamıştır, olamazda. İkinci bir husus ise biz uluslar arası sahada kara mayını diye bilinen, bir temas yaşandığında patlayan mayınları kullanmayacağımıza dair protokoller imzalamışızdır, bu konu hakkında taahhütlerde bulunmuşuzdur. Bunun için gerilla da bu tür mayınlar kesinlikle yasaklanmıştır, bu durum biz de bir suç durumunu ifade etmektedir. Üçüncü olarak gece yarısı çok işlek olmayan böylesine bir yolda insanlarımızın harekete geçmeleri bizde daha farklı kaygılar ve şüpheleri uyandırmaktadır.</p>
<p>Bu üç veriyi bir araya getirdiğimizde yaşanan bu olayın ya bir provokasyon ya da ciddi bir ihmalkarlıkla birlikte bir kazayı içermiş olabileceğidir. Bu olayın tüm yönleriyle açığa çıkması için elimizden geldiğince daha derinlikli bir soruşturmayı yürütüyoruz, yürüteceğiz. Bu provokatif eylemde yer alan timimiz mevcut durumda soruşturma altındadır. Bu soruşturmayı-ucu nereye ve kime dayanırsa dayansın-sonuna kadar araştıracağız. Olayın yönlendirilmiş olma ihtimalini de dikkate alarak kapsamlıca ele alınacağını ifade ederiz. Bu konuda yaşamını yitiren değerli yurtseverlerimizin ailelerinden de bu soruşturmanın sağlıklı sonuca bağlanması için yardımcı olmalarını bekliyoruz. İnsanlarımızın o gece saatinde bilinçlice evlerinden çıkarılarak patlamanın yaşandığı yere yönlendirilip yönlendirilmediği konusunda bizi bilgilendirmeleri hayati önemdedir. Sonuç itibariyle yaşanan bu talihsiz olay, hayatını kaybeden ve uzun yıllar boyunca özgürlük mücadelesine her türlü desteğini esirgemeyen bu değerli dostlarımızın ailelerine, bize, halkımıza ciddi acı veren ve üzen bu olayın bir provokasyon mu yoksa kaza mı olduğunun açığa çıkarılması için sonuçları ne olursa olsun üzerimize düşeni yapacağız. Yurtseverlikleri ile tanınan Salih Özdemir, Sadi Özdemir, Sedat Özevi ve Sıtkı Özdemir&#8217;in ailelerine en içten duygularımızla başsağlığı diliyoruz. Şehitlerimiz olarak anıyoruz. Halkımıza ve demokratik kamuoyuna soruşturmanın sonuçlarını-tüm çıplaklığıyla şeffaf bir şekilde-öncelikli olarak yaşamını yitirmiş olan insanlarımızın aileleri başta olmak üzere tüm Kürdistan halkına ve demokratik kamuoyuna duyuracağız.”</p>
<p>*****</p>
<p>Oysa HPG’nın açıklamasından önce Murat Karayılan yaptığı açıklamada ve Mustafa karasu Yeni Özgür Politika’da yazdığı yazıda dolaylı da olsa olayı üstleniyorlar ve Salih Özdemir ile PKK arasındaki çelişkiye ve ayrılığa işaret ediyorlardı.</p>
<p>Karayılan, bu dört yurtsever insanın kaybından duyduğu üzüntüyü dile getirdikten sonra, “Kürt siyaseti içinde yerel düzeyde değişik tutumlar, birbirine karşı farklı grupların iç mücadelesi olabilir. Ama biz hareket olarak hepsini kendi insanlarımız olarak görürüz. Hepsini bu yolun yolcusu, bu davanın emekçisi olarak görürüz. Biz hiçbir zaman insanlarımız arasına bir fark koymadık. Her zaman değer biçtiğimiz insanlardır.</p>
<p>“&#8230;Hareket olarak bu insanları hedeflememiz asla ve asla mümkün değildir. Hiçbir biçimde ne merkezi nede yerel düzeyde bu insanları hedeflemek söz konusu değildir.</p>
<p>“Olayın nasıl olduğu ve kimler tarafından yapıldığı ayrı bir konudur. Biz bunu araştırıyoruz ve üzerinde duruyoruz. Halen anlaşılması gereken, netleştirilmesi gereken boyutları vardır. Bir kere gerillamızın basmalı mayın koyma yöntemi yoktur. Gerillamız kontrollü olan uzaktan kumandalı yöntemi kullanır. Ama burada basmalı kullanılmıştır. Kim ve neden kullanıyor? Niçin böyle bir yerde ve böyle bir tarz uygulanıyor? Konusu bizim açımızdan ciddi soru işaretleridir. Kısaca üzerinde durulması ve netleştirilmesi gereken bir olaydır. Ama, hiçbir şekilde hareketimizin tasvip edeceği, meşru göreceği bir olay değildir,”</p>
<p>Öcalan, “Bu Batman meselesi nedir? Karanlık bir olaya benziyor. Çok yönlü araştırmak gerekir. PKK&#8217;nin üzerine yıkmaya çalışıyorlar. Komplo olabilir&#8230; Bu olay söylediğim gibi bir komplo olabilir ve yeni bir faili meçhuller süreci de başlayabilir,”diyor.</p>
<p>Buna karşılık Karasu yazısında, “Bu insanlarımızın hareket tarafından hedeflenmesi söz konusu olamaz. Nitekim örgüt yönetimi bu konuda açıklama yapmış ve olayın araştırılacağı sözünü vermiştir.“ diyor.</p>
<p>Ayrıca Mustafa Karasu yazısında Sezgin Tanrıkulu ve olaya tepki duyanları tehdit ediyor.</p>
<p>Bu yaklaşım ve tutum, tam anlamıyla bir PKK klasiğidir. PKK, kendisine yönelik olduğunu düşündüğü bir siyasi girişimi durdurmak için çekinmeden şiddet kullanabilen bir hareket. Bir kaç yıl önce işlenmiş olan Hikmet Fidan ve Kani Yılmaz cinayetleri bile, böyle bir saptamayı mümkün kılmaya yetiyor.</p>
<p>*****</p>
<p>PKK’nın bu açıklamalarından sonra, bana ve diğer eleştiricilere yönelik hakaret ve tehdit yapan PKK müritlerinin ne diyeceğini merak etmekten öteye yapılacak bir şey yok. Bize yaptıkları hakaretlerin, ne anlama geldiklerini ve kendi kişiliklerini tanımladıklarının farkına varırlarsa bu onlar açısından önemli hayati bir gelişme olur. Belki de akıllarını başlarına devşirmenin vesilesi de olur.</p>
<p>*****</p>
<p>Açıkça belirtiyorum, PKK’nın eylemi bir insanlık suçudur. Bu eylemin herhangi bir şekilde gerekçelendirilmesi olanaklı değildir. Gelişi güzel mayınları kullanarak Kürt insanını ya da Türk insanını boy hedefi haline getirmenin, katletmenin özgürlükleri kazanma, demokrasi, insan hak ve özgürlükleriyle bir alakası yoktur.</p>
<p>PKK’nın bu tutumunu sorgulamak insanlık görevi olduğu gibi, buna karşı isyan ve sivil itaatsizlik de Kürt insanının hakkıdır.</p>
<p>PKK, grup yapılanması ve PKK olarak parti yapılanması döneminde, kendi varlığını kan ve gözyaşına dayandırdı. Bu stratejisini 35 senedir devam ettiriyor. Bu stratejisi ile binlerce Kürt insanının ölümüne yol açtı.</p>
<p>PKK’nın tayin ettiği strateji bir devlet mühendisliğine dayanmaktadır. Kemalist ve otoriter devlet bu stratejiden vazgeçmeden, PKK’nın vazgeçmesinin olanaklı olmadığı görülmektedir. Kürt halkının ve yurtseverlerinin bu gerçeği görerek, PKK’nın bu stratejisine karşı tavır geliştirmesi gerekir.</p>
<p>PKK’nın kendisine eleştiren yurtseverleri ve aydınları tehdit etmesi de onu bir yere vardırmayacağı gibi, onun gerçek yüzünü açığa çıkaran en önemli ölçülerden biri olmaktadır.</p>
<p>PKK, tehditlerin, dava adamlarını, fikir kahramanlarını, demokrasi ve özgürlük aşkına sahip olanları korkutmayacağını bilmesi gerekir.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 1 Eylül 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/17/pkk%e2%80%99nin-mayinlari-dort-yurtseverin-oldurulmesi-tehditler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emîne Aynayî  û boykota dibistanan û  di meclîs şeredariyan de kurdî axevtin…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/02/emine-aynayi-u-boykota-dibistanan-u-di-meclis-seredariyan-de-kurdi-axevtin%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/02/emine-aynayi-u-boykota-dibistanan-u-di-meclis-seredariyan-de-kurdi-axevtin%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 05:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8169</guid>
		<description><![CDATA[Beriya vê demekê “Kongreya Civakî ya Demokrat” (ku bes bi navê xwe civakî û demokrat e. Lewra dezgeha Ocalan û PKKê ye) civîna xwe ya giştî li darxist.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2658" title="ibrahimguclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg" alt="ibrahimguclu" width="240" height="180" /></a>Beriya vê demekê “Kongreya Civakî ya Demokrat” (ku bes bi navê xwe civakî û demokrat e. Lewra dezgeha Ocalan û PKKê ye) civîna xwe ya giştî li darxist. Gorî agahdariyên min wergirtine, di vê civînê de boykota dibistanan ji aliyê Emîne Aynayî de hatiye pêşniyar kirin û li ser pêşniyara Emîne Aynayî gengeşiyên balkêş pêk hatine.</p>
<p>Emîne Aynayî, pêşnîyara xwe bi tirkî pêşkêşî civînê kiriye. Beşdarekî civînê yê cîwan pêşnîyarê ji aliyê şiklî de (ku qasî naverokê girîng e) rexne dike. Dibêje ku: “Gelo divê mirov biçek cidî û samîmî be. Emîne Aynayî boykota dibistanan dike, lê bi xwe wek berpirsiyareke BDPê û “wekîlek a gelê kurd, bi xwe kurdî nizane û bi tirkî pêşnîyar dike. Dema berpirsiyarek û navdareka BDPê bi tirkî pêşniyara boykota dibistana bike, ev pêşniyara ji aliyê min de û ji aliyê reya giştî û gel de jî cidî û samîmî nayê dîtin.”</p>
<p>Piştî rexneya beşdarê civînê, Emîne Aynayî radibe, nerînên ew kesê rexnegir heqaret şirove dike û daxwaz dike ku ew kes a li hemberî hemû beşdaran baxişandinê ji wê bixwaze. Ew kesê rexnegir di nerînên xwe qerardar dibe, Di encamê de dema ku rêvebiriya (dîwana) civînê zorê dide wî, ew radibe dibêje: “Min li tu kesî û li Emîne Aynayî heqaret nekir. Lê ji beşekî beşdaran fahmeke wusa heye. Loma ez ne ku ji Emîne Aynayê, ez ji tevayî ya beşdarên civînê baxişandina xwe dixwazim.”</p>
<p>Ez jî bi nerîna beşdarê civînê ya cîwan re me. Heger berpirsiyarekî/berpirsiyareka kurd heger bi xwe kurdî nizane û demeke dirêj e ku ferî kurdî jî nebûye, divê ciyê xwe baş bizane û gorî statuya xwe pêşniyaran bike. Lê ji bona ku berpirsiyarên PKKê û hevalbendên wê xwe xwediyê gel dibînin, gel ji tiştekî nahasebînin, ew gelek bi rehetî dikarin pêşniyarên bê perva bikin.</p>
<p>Ji bona Emîne Aynayî di nav civînê de li ser navê Ocalan û PKKê xwediyê statuyeke taybetî û bi îmtîyaz e, ev pêşniyara wê ya “boykota dibistanan” dibe biryar. “Kongreya Civakî ya Demokrat” jî ev biryara xwe du roj berê ji reya giştî re diyar kir.</p>
<p>Ji bona vê biryarê divê ez jî çend rastiyan bînim ser zimên. Ez hêvîdar im, ev birayara “boykota dibistanan” ji aliyê siyasetvan û rewşenbîrên kurd ve bê minaqeşe kirin. Biryara PKKê bêgengeşî nayê pejirandin.</p>
<p>Girîngtir pirs jî ew e ku reyên hîn efektîf û bitesîr hene ku zorê bide dewletê, ez dixazim di derbarê wan de jî xwediyê pêşniyaran bim.</p>
<p>*****</p>
<p>Neteweya kurd ji hemû mafên xwe yên neteweyî û bi taybetî jî ji mafê xwe yê desthilatdarî û serwerî bêpar e. Ji bona ku neteweya kurd ew mafên xwe yên neteweyî û desthilatdarî qezenç bike, divê projeyeke neteweyî ya giştî hebe. Gorî wê projeyê têkoşîn bê meşandin û ji bona mafqezeçkirinê hewil bê dayîn.</p>
<p>Neteweya kurd, gelek aşkere ye ku ji mafên perwerdayî ya zimanê xwe jî bê par e. Di sedsala 21-an de ev yeka rûreşiyek û nîjadperestiyeke gelek mezin e.</p>
<p>Projeya neteweyî divê ji aliyê rêxistin û kesên dozger ve bên meşandin. Hîç rêxistinek û kesek van mafên neteweyî ji bona berjewendiyên xwe yên şexsî, rêxistinî, hegemonîk bi kar nîn e.</p>
<p>Di van salên dawî de Ocalan/PKKê û dezgeh û partiyên hevalbendên wê, mafên neteweyî yên neteweya kurd ji bona berjewendiya xwe ya rêxistinî û hegemonîk bi kar tîne. Ocalan/PKKê û partiyên legal yên girêdayî wan, heta ev du salên dawî perwerdayî ya zimanê kurdî û fermîbûna zimanê kurdî neparast. Ji bona zimanê kurdî pêşniyar hat kirin ku bibe “zimanê hilbijartî”.</p>
<p>Gelo çi bû ku PKK dev ji vê siyaseta şaş û li dijî doza neteweyî ya kurd berda. Perwerdayî ya zimanê kurdî parast.</p>
<p>Gorî baweriya min, ev guhertina siyaseta wan ya di derbarê zimanê kurdî de jî divê di çerçawaya siyaseta dewleta kûr ya li dijî demokratîzebûnê û îflasa siyaseta “Komara Demokratîk” de bê nirxandin.</p>
<p>Dîsa divê di vê çarçewê de biryara “Kongreya Civakî û Demokratîk” bê şirove kirin. Loma jî ev pêşniyara wan xwediyê cidiyetê nîn e. Armanc, doza neteweya kurd û zimanê kurdî nîn e, hesabên siyasî yên rojane ne.</p>
<p>Helbet kurd û rêxistinên wan ji bona ku mafên xwe yên neteweyî qezenç bike û xwediyê maf e ku her metod û reyên rewa, demokratîk, însanî bi kar bîne. Boykot jî metodeke wusa ya rewa ye.</p>
<p>*****</p>
<p>Pêşniyara “Kongreya Civakî û Demokratîk” bêwext e û encamekê nade. Di heman dem de jî pêşniyareke nedemokratîk e. Biryar ji aliyê “Kongreya Civakî û Demokratîk” de ji bona zarokên kurd tê girtin. Yanî ji zarokên kurdan re tê gotin ku dibistanên we bi tirkî ne. Divê hûn bi kurdî bixwînin û perwerde bibin. Ji bona vê neçin dibistanê. Alkternatîf çi ye? Ew jî nayê diyar kirin. Bes ji bona balkişendinê û siyaseta rojane ya rêxistinî û grubî daxwaz tê kirin.</p>
<p>Ev boykota dibistanan dê hefteyekî bidomîne. Pişt re zarokên dîsa biçin dibistanan. Wê demê ji bona guhertinekê nabe bingeheke pêvajoya çareserkirina pirsa perwerdayî ya zimanê kurdî jî.</p>
<p>Ji aliyê din de jî li ser navê malbatên zarokan û bi taybetî ji li ser navê zarokan biryar tê girtin. Zarok bi xwe jî xwediyê biryarê nîn e. Loma jî ev biryara, biryareke demokratîk jî nîn e. Her çiqas ji rêxistin û dezgeheke jakoben, hegemonîk, otorîter demokrasî nayê payin jî, divê li hemberî van siyasetên ne demokratîk rawestandin, ji bona pêşêroja serwerî û desthilatdariya neteweya kurd ve girîng e.</p>
<p>Gelek aeşkere ye, ji aliyekî de dewletê û ji aliyekî de PKKê serwerî û desthilatdariya neteweya kurd xesip kirine. Divê neteweya kurd ji vê rewşê xelas bibe.</p>
<p>*****</p>
<p>Ji bona perwedayî ya zimanê kurdî û mafên din yên neteweya kurd, rê û metodên hîn demokratîk û bihêz hene. Ji bona vê jî PKK û BDPê ji bona vê xwediyê derfet û hêz in. Divê van hêz û derfetên xwe bi kar bînin.</p>
<p>Em wan hêz û derfetan diyar bikin: Mebusên BDPê dikarin biryar bidin ku di meclîsê de daîmî kurdî qise bikin. Di şeradariyan de bi kurdî axevtin, kêmtir in tê îlan kirin ku zimanê fermî yê duyemîn e.</p>
<p>Ev biryara dibe biryareke demokratîk: Lewra ew kesên li ser navê xwe biryar didin û biryarê pêk tînin. Ev biryara zerarê jî nade reya giştî û gelê kurd jî. Bandoreke mezin jî li ser dewletê çê dike. Ji bona mafqezençkirinê sîstemê zêdetir dide fikirandin.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 02. 09. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/02/emine-aynayi-u-boykota-dibistanan-u-di-meclis-seredariyan-de-kurdi-axevtin%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Demokratik Özerklik” Projesi: Kürt ulusunu ve Kürdistan’ı yeniden bölme projesidir…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/07/13/%e2%80%9cdemokratik-ozerklik%e2%80%9d-projesi-kurt-ulusunu-ve-kurdistan%e2%80%99i-yeniden-bolme-projesidir%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/07/13/%e2%80%9cdemokratik-ozerklik%e2%80%9d-projesi-kurt-ulusunu-ve-kurdistan%e2%80%99i-yeniden-bolme-projesidir%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 09:55:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8122</guid>
		<description><![CDATA[DTP, Öcalan’ın direktifleri doğrultusunda “Demokratik Özerklik” projesi diye bir proje hazırlamaya başladı. Bu proje, bir dönem sonra DTP’nin genel kongresinde onaylandı..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>DTP, Öcalan’ın direktifleri doğrultusunda “Demokratik Özerklik” projesi diye bir proje hazırlamaya başladı. Bu proje, bir dönem sonra DTP’nin genel kongresinde onaylandı. Ama bu proje, DTP genel kongresi tarafından onaylanmasına rağmen, güncelleşen bir proje olmadı.</p>
<p>DTP’nin kapatılmasından sonra yeni kurulan BDP de aynı projeyi benimsedi. Bu proje, son günlerde, Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir’in Dersim’de bir panelde yaptığı açıklamalarla dikkat çeken ve güncelleşen bir proje oldu. Osman Baydemir’in açıklamalarından sonra, Kürtler ve Türkler arasında bu projeye ilişkin çok yönlü tartışmalar yapıldı. Bu projenin güncelleşmesinin nedeni, bu projeye Osman Baydemir’in Kürdistan’ı ülke olarak, Kürt Bayrağını, Kürdistan Meclisi’ni eklemesi oldu. Bu açıklamalar, Kürtleri heyecanlandırdı. Benim için de olumlu bir vakıa olarak ele alındı.</p>
<p>Ne yazık ki, zaten yetersiz olan, Kürt ulusunu ve Kürdistan’ı bölen proje olma karakterini taşıyan olgu, daha anlamsız hale getirildi. PKK’nın yasal organizasyonu olan Demokratik Toplum Kongresi’nde, Osman Baydemir’in eklemeleri, gelen tepkiler üzerine budandı, eski haline döndürüldü. Osman Baydemir’in Kürt Bayrağı’ndan kastedilenin, ne yazık ki PKK bayrağı olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Bu bağlamlarda, ileri sürülen projenin derinliğine tartışılması daha anlamlı bir hal aldı. Ben de bu projenin tartışılması gerektiğini daha önce yazdım. Osman Baydemir’in yaptığı açıklamadan sonra yazdığım bir yazıda şöyle diyordum:</p>
<p>“Türk Sömürgeci egemenlik sistemi, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi hakkına karşıtlığını mutlak bir şekilde ortaya koymaya devam etmektedir.<br />
Türk sömürgeci egemenlik sisteminin bu tutumunu anlamak olanaklı. Anlaşılır olmayan, Öcalan&#8217;ın İmralı&#8217;ya gelmesinden sonra: Öcalan, PKK ve onun yönlendiriciliği ve güdümünde olan partilerin bu tutumu benimsemeleridir.<br />
Öcalan ve PKK, Kürtlerin ne herhangi bir Kürdistan parçasında ve ne de tüm Kürdistan&#8221;da Kürt ulusunun bağımsız devlet, federal devlet, otonomi ve özerklik hakkına sahip olmadığını ileri sürdü. “Demokratik Cumhuriyet” tezini benimsedi. Bu tutumunu ortodoksça ve en katı bir şekilde savundu. Öcalan, PKK ve uzantılarının bu görüşleri savunması, PKK&#8217;yi yapılandıran ve Öcalan&#8217;ı yönlendiren derin devletin yönlendirmesi sonucuydu. Bu nedenle, Irak&#8217;taki federal yapılanmaya, Kürdistan Federe Devletine karşı şiddetli mücadele yürütüldü. Kürdistan Federe Devleti&#8217;nin kuruluşunu, İsrail ve ABD&#8221;nin, Batılı diğer güçlerin eseri olarak nitelendirildi. Son dönemlerde, Kürt halkından yükselen bağımsızlık, federal devlet isteklerini engellemek için, “demokratik özerklik” şeklinde yeni bir programla ince ayar yapıldı. Son günlerde de, Anayasa Değişikliği konusundaki referandum sürecinin güncelleşmesi, sivil iktidar ve devlet iktidarı arasındaki çatışmanın keskinleşmesi ile birlikte, Öcalan ve PKK&#8217;nın Türkiye&#8217;deki bu iç iktidar mücadelesinde derin devlet güçlerinin yanında yer almasıyla birlikte, demokratik özerkliğin açılımı, BDP Belediye Başkanları&#8221;nın “Demokratik Özerkliği” ilan etmesi, akabinden BDP Milletvekilleri Hamit Geylani, Osman Özçelik&#8217;in, Kürtlerin de bağımsız ve federal devleti savunabileceğini, özerklik ve otonomiyi yüksek sesle dilendirmeleri, konuyu önemli bir noktaya taşımıştır. Milletvekillerinin bu açıklamalarına Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir&#8221;in, “Kürdistan Özerk Bölgesi”, “Kürdistan Parlamentosu”, “Kürt Bayrağının Kürdistan Parlamentosunda asılması”, Türk Bayrağı ile Kürt Bayrağının ortak parlamentoda asılmasından bahsetmesi, somut olarak durumu daha önemli bir düzeye çıkardı…”</p>
<p>*****</p>
<p>Gelişmeler çok açık bir biçimde açığa çıkarıyor ki, Kürt ulusunun egemenlik hakkının ve iktidar olmasının engellenmesi için, “Demokratik Özerklik Projesi” bir opsiyon olarak ileri sürülmektedir. Öcalan ve şürekası, “demokratik cumhuriyet tezi”, bu tezden sonra siyaset bilimi ve Kürtlerin gerçeklikleriyle ilgisi olmayan tezlerinin, kendi kitle tabanın elde tutamayacağını, bu tezlerle Kürtlerin gerçek taleplerini karşılamayacağını, yapılan eleştirilere karşı tutunamayacağını açıkça gördüler.</p>
<p>Gerçeğin diğer yanı da, AK Parti’nin açılım sürecinde ileri sürdüğü görüşler ve bu görüşlerin yarattığı psikolojik ortam; Anayasa değişikliğinin referandumu konusunda, Türk sivil ve asker iktidar güçleriyle referandumu engelleme stratejisinin başarısızlığa uğramasından sonra, “hayır” oylarını fazlalaşması için geliştirilen provakatif, demokratikleşmeye, sivillere yönelik eylemlerinin başarısızlığa uğraması sonucunda, yeni bir projeye ihtiyaç duyuldu.</p>
<p>Bu iki nedenin sentezi sonucu, “Demokratik Özerklik” denilen proje güncelleştirildi. Bu nedenle bu proje, güdümlü bir proje, Kürt ulusunun çıkarları gözetilerek hazırlanmış bir proje değildir.</p>
<p>*****</p>
<p>Ama teknik anlamda da projeyi tartışarak kodlarını çözmek gerekir.</p>
<p>Siyasi modeller: Dünyada insanların mutluğunun gerçekleşmesi, refah ve huzurun gelişmesi, uluslar ve etnik gruplar, diğer toplumsal gruplar arasında eşitliğin sağlanması, üretimin artması, demokratikleşmenin çoğulcu bir hayat tarzı olarak yerli yerine oturması, toplumun üretken ve inisiyatifli olması, merkezi işlerin yerel yönetimlere, özerk, otonom, federe yönetimlere devredilmesi için, birleşik karakterli üç model siyasal ve sosyal sistem gerçeği ile karşılaşırız. Bu modellerden biri, federal sistemler; ikinci model, konfederal sistemler; üçüncü sistem, eyalet sistemleridir. Birinci ve ikinci modeller, farklı ulus ve ülke gerçeklerine dayanır. Eyalet sistemi daha çok homojen toplumlarda, merkezi olmayan yönetim biçimidir.</p>
<p>PKK/BDP’nin projesine göre, 25 ya da daha fazla özerk bölge olacak. Bu kategorileştirmeye göre de Kürdistan, birkaç özerk bölgeye ayrılmış olacak. Bu özerk bölgeler, merkezi eyalet hükümetine bağlı olacak, kendi aralarında bir yeniden yapılanma sistemine de sahip olamayacaklar. Örneğin, Diyarbakır ve çevresi bir özerk bölge olarak tanımlandığı zaman, Diyarbakır Özerk Bölgesinin Kürdistan’daki diğer özerk bölgelerle herhangi bir ilişkisi olmayacak. Bu her özerk bölgenin bir parlamentosu olacak. Dolayısıyla Kürdistan bu projeye göre birkaç parlamentoya sahip olacak.</p>
<p>PKK/BDP’nin bu projesi, eyalet sistemine tekabül eden bir yönetim biçimi, siyasal sosyal bir sistemdir.</p>
<p>Bu sistem, Kürt ulusu ve Kürdistan’ı parçalayan bir sistemdir. Bu parçalanmışlık, bugünkü Kürt ulus ve Kürdistan parçalanmışlığından daha dramatik olacaktır. Bugünkü parçalanmışlık, dörtlü bir parçalanmışlık, PKK/BDP’nin öngördüğü parçalanmışlık daha fazla parçalı bir hal olacaktır.</p>
<p>ABD ve müttefiklerinin 2003 yılında Irak’ta Baas rejimine son vermelerinden sonra, Irak’ın yeniden yapılanması aşamasında gündeme gelen sistem tartışmaları, sorunumuza ışık tutar niteliktedir. Celal Talabani, ABD yetkilileriyle Irak’ın Eyalet sistemi tarzında ve modelinde yapılanması konusunda bir antlaşma imzalamıştı. Mesut Barzani, tüm Güney Kürdistanlı liderler ve partiler &#8211; Kürdistan Yurtsever Birliği de dahil &#8211; buna şiddetle karşı çıktılar. Eyalet sisteminin Kürt ulusunu ve Kürdistan’ı daha dramatik bir şekilde böleceğini, Kürdistan’ın her kentini bağımsız ve özerk hale getirerek merkezi eyalet hükümetine bağlayacağını ileri sürerek karşı çıktılar. Sonuçta da Irak, federal bir siyasal/sosyal sistem olarak yapılandı. Anayasa’da da federal devlet yapısı kurallara bağlandı. Devlet kurumları ona göre şekillendirildi. Kürdistan Federe Devleti’nin yetkileri, merkezi hükümetle ilişkileri bu sisteme göre somut hale getirildi.</p>
<p>*****</p>
<p>PKK/BDP’nin bu projesi, M. Kemal ve arkadaşlarının iktidarı ele geçirmelerinden sonra, zorunlu olarak Kürtler için öngördükleri bir projeydi. Ama zaman içinde bu projeye sahip çıkılmadı. Kürtlerle ilgili inkar, imha, asimilasyon süreci başlatıldı.</p>
<p>PKK/BDP, “demokratik özerklik” projesini hazırladığında üzerinden hareket ettiği kavramlar doğru olmayan, Kürtlerle ilişkisi olmayan kavramlardır. PKK/BDP, “Türkiye ulusu” denilen bir kavrama dayanarak, Kürt ulusu ve Kürdistan ülke gerçeğini dışlayarak “demokratik özerklik” projesini geliştirmeye çalışıyor. Bu durumda Kürdistan gerçeğine dayalı en azından federal yapılanmayı projelendirmesi yerine, Kürt ulusunun ve Kürdistan’ın parçalanmasını dramatik bir şekilde sağlayan bir projeye imza atıyor.</p>
<p>PKK/BDP’nin “demokratik özerklik projesi”, Kürt ulusunun iktidar olmasını ve egemenlik hakkını geçmişten farklı sınırlı bir şekilde ele almasına rağmen, Kürt ulusunun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi yerine, bir elitin Kürtler adına karar vermesini öngörüyor. PKK kendi iradesini Kürt halkının iradesinin yerine geçiriyor. Bu nedenle de, aklına esen projeyi piyasa sürüyor, piyasaya sürdüğü projeyi yeni bir konjonktürde değiştirip bir başkasını opsiyon haline getiriyor. Bu bağlamda da, önümüzdeki günlerde PKK/BDP’nin hangi projeyi sunacağını merakla beklemek gerekir.</p>
<p>PKK/BDP, M. Kemal ve arkadaşlarının iktidarı ele geçirmelerinden sonra hazırladıkları, 1921 Anayasa’sını ve Meclis’ini referans olarak kabul ediyorlar. Bu da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesi, Kürdistan’da kendi kendisini yönetmesi bakımından sakat ve anlamsız bir referanstır. 1921 Anayasa’sı Osmanlı İmparatorluğu sonrasında, Osmanlı gerçeklerini hemen dışlayamayarak hazırlanan bir anaysa olmasından dolayı, daha çoğulcu görülmekle birlikte; Kürtlerle, Türklerin ve diğer etnik grupların bir toplu sözleşmesi niteliğinde olan bir anayasa değildir. Devlet-ulus’un anayasasıdır. Bu anayasa da, halkın iradesi ile belirlenmiş ve halkın iradesi ile kabul edilmiş bir anayasa değildir.</p>
<p>Abdullah Öcalan’ın M. Kemal aşkı biliniyor. Allah onun için bu aşkı hayırlı uğurlu yapsın. Ama Kürtlerin bu aşkı benimsemeleri, kendi katillerine aşık olmaları anlamına gelir. Bu da normal bir vakıa olmaz, marazi ve patalojik bir vakıa olur.</p>
<p>*****</p>
<p>BDP’nin Anayasa değişikliği referandumunda “boykot” tavrının zayıf olduğu ve Kürtler tarafından genel olarak benimsenmediği de bilinmekte. BDP’nin, bu pozisyon zayıflığını gidermek için de bu “demokratik özerklik” projesini öne çıkardığı ve güncelleştirdiği de gözden uzak tutulmaması gereken bir olgu olarak görülmekte. Bunun da, en yüce değerleri bir elitin politik çıkarları uğruna istediği gibi kullanma basiretsizliğini göstermesi bakımından da anlamlıdır.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 16. 08. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/07/13/%e2%80%9cdemokratik-ozerklik%e2%80%9d-projesi-kurt-ulusunu-ve-kurdistan%e2%80%99i-yeniden-bolme-projesidir%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lahey Kararı / Kürtlerim Mutlak Hakkı: Kendi Kendini Yönetmesi / BDP Milletvekillerindeki Değişim…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/07/08/lahey-karari-kurtlerim-mutlak-hakki-kendi-kendini-yonetmesi-bdp-milletvekillerindeki-degisim%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/07/08/lahey-karari-kurtlerim-mutlak-hakki-kendi-kendini-yonetmesi-bdp-milletvekillerindeki-degisim%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 07:53:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8069</guid>
		<description><![CDATA[Kürtlerin bağımsız devlet olmasına bir referans olmaktan öteye, ezilen, bağımlı, sömürge ulusların bağımsız devlet olmalarının hakları olduğu, her milletin kendi kendisini yönetmesinin mutlak bir hak olduğunun altını çizmesi bağlamında bir anlama sahiptir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>Sırbistan Devleti, Kosova&#8217;nın bağımsız devlet kararına karşılık Lahey Adalet Divanı&#8217;na başvurdu.</p>
<p>Lahey Adalet Divanı, uluslararası mahkeme konumunda.</p>
<p>Kararlarının mutlak bağlayıcılığı olmamasına rağmen, uluslararası plânda devletler, uluslar, etnik topluluklar üzerinde önemli etik ve manevi etkisi var.</p>
<p>Lahey Adalet Divanı, Sırbistan&#8221;ın talebinin aksine Kosova&#8221;nın bağımsız devlet olması kararının yerindeliğine, doğruluğuna, meşruluğuna karar verdi. Lahey Adalet Divanı&#8217;nın tersi karar vermesi halinde de Kosova&#8217;nın bağımsız devlet olmaktan vazgeçeceği, Lahey Adalet Divanı kararını mutlaka uygulayacağı anlamı çıkmazdı. Ama Lahey Adalet Divanı kararının Kosova&#8217;nın lehinde olması, haklılığa bir ölçü oluşturması bakımından da anlamlı oldu oldu. Ayrıca bağımsızlığına kavuşmamış uluslar, özellikle Ortadoğu&#8217;da 40 milyondan fazla bir nüfusa sahip olan Kürtlerin bağımsız devlet olmasına bir referans olmaktan öteye, ezilen, bağımlı, sömürge ulusların bağımsız devlet olmalarının hakları olduğu, her milletin kendi kendisini yönetmesinin mutlak bir hak olduğunun altını çizmesi bağlamında bir anlama sahiptir.</p>
<p>Bu nedenlerden dolayı, Kürt hukukçularının ve siyasetçilerinin Lahey Adalet Divanı kararını ayrıntılarıyla incelemeleri, Kürtlerin kendi kendilerini yönetme hakkı için verdikleri mücadelede teknik yardımcı bir rol açısından önemli olacaktır.</p>
<p>Ama ulusların gelişim tecrübelerinin, mücadelelerinin, ulus devletlerin oluşması konseptlerinin belirlediği tartışmasız bir durum var ki, ulusların, kendi kaderlerini tayin etme hakkını, bağımsız devlet, federalizm ve diğer yönetim biçimleri altında bir çerçeveye kavuşturması, hem demokrasi ve hem de ulusların egemenlik hakkını ele geçirmeleri açısından objektif bir süreçtir.</p>
<p>Lahey Adalet Divanı da gücünü, bu doğal yasalardan ve uluslararası sözleşmelerdeki ulusların kaderlerine ilişkin hükümlere dayandırmaktadır. Birleşmiş Milletler Beyannamesi, diğer birçok uluslararası antlaşmalar, ulusların kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tayin etmesini, ulusların bağımsız devletlerini kurmalarını hüküm altına almaktadır.</p>
<p>Ulus devletlerin oluşması sürecinde, ulusların bağımsız devletlerini kurmaları için, doğal insanlık ve toplumsal yaşam yasaları dışında dayandıkları bir meşruiyet de söz konusu değildi. Toplumsal yaşam yasaları hiç tereddüt yok ki, en büyük ve en güçlü meşruiyet kaynağıdır.</p>
<p>Uluslar, bu yasalarla birlikte, uluslar arası sözleşmelere dayanarak bağımısız ulusal devletlerini kurdular. 19. Yüzyılda ulus devletlerin oluşması, 20. Yüzyılın başlarında ortalarında, en önemlisi de yakın zamanda ve soğuk savaşın son bulmasından sonra onlarca ulusun bağımsız devletlerini kurması bunun en somut verisel konseptini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu nedenlerden dolayı, ulusların devlet kurmaları için Lahey Adalet Divanı kararına ihtiyaç duymadıklarının altını çizmek gerekir. Tersi durum, bir başka anlamda ulusların ve halkların iradesini, uluslararası bir kurumun ve mahkemenin iradesiyle ve kararlarıyla sınırlandırmak olur.</p>
<p>*****</p>
<p>Tartışmasız Kürt ulusu da kendi kaderini kendisi tayin etme hakkına sahiptir.</p>
<p>Bu hak beylik tanımıyla/kavramlaştırılmayla boşanma hakkı gibi bir haktır.</p>
<p>Nasıl ki modern ve çağdaş toplumlarda eşler, ayrılma ve boşanma hakkına sahip; ama bu hakkı her zaman ayrılıktan yana kullanmazlar.</p>
<p>Ezilen, bağımlı, sömürge uluslar da bu ayrılma hakkını mutlaka bağımsız devlet kurma şeklinde kullanmazlar. Bu hakkını, bağımsız devlet kadar, federal ve kon-federal tarzda da kullanabilir.</p>
<p>Federal ve kon-federal yaşam tarzı ve yönetim biçimi için, birlikte yaşamaya karar veren tarafların olması, o güne kadar ezen, sömürge olan ulusun ezilen ulusla eşitleneceğini benimsemesi ve kabul etmesi gerekir.</p>
<p>Kürtlerin de federal ve kon-federal bir biçimde Türk ulusu ile yaşaması için, Türk ulusunun Kürtlerle haklar ve siyasi statü açısından eşitleneceğini, yeni hayat tarzını birlikte tartışarak ve konuşarak oluşturacaklarını benimsemesi gerekir.</p>
<p>Bağımsız devlet statüsünde olduğu gibi, federal ve kon-federal yeni yönetim biçiminde de her ulusun kendi kendisini yönetmesi mutlak bir haktır.</p>
<p>Bu ilke, Kürt ulusu için de geçerlidir. Kürtler federal ve diğer ortak yönetim ve yaşam biçimlerinde de mutlak anlamda kendi kendisini yönetmek hakkına sahiptir.</p>
<p>Kürtlerin mutlak biçimde kendi kendisini yönetmesi, hem demokrasi ve hem de ulusların egemenlik hakkı açısından tartışmasız bir durumdur.</p>
<p>Bu demokrasi, çok uluslu federal bir demokrasi olmak zorundadır. Bu demokrasi bütün uluslar için geçerli hayat bulan bir demokrasidir.</p>
<p>*****</p>
<p>Türk Sömürgeci egemenlik sistemi, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi hakkına mutlak bir şekilde karşıtlığını ortaya koymaya devam etmektedir.</p>
<p>Türk sömürgeci egemenlik sisteminin bu tutumunu anlamak olanaklı. Anlaşılır olmayan, Öcalan&#8217;ın İmralı&#8217;ya gelmesinden sonra: Öcalan, PKK ve onun yönlendiriciliği ve güdümünde olan partilerin bu tutumu benimsemeleridir.</p>
<p>Öcalan ve PKK, Kürtlerin ne herhangi bir Kürdistan parçasında ve ne de tüm Kürdistan&#8221;da Kürt ulusunun bağımsız devlet, federal devlet, otonomi ve özerklik hakkına sahip olmadığını ileri sürdü. “Demokratik Cumhuriyet” tezini benimsedi.</p>
<p>Bu tutumunu ortodoksça ve en katı bir şekilde savundu.</p>
<p>Öcalan, PKK ve uzantılarının bu görüşleri savunması, PKK&#8217;yi yapılandıran ve Öcalan&#8217;ı yönlendiren derin devletin yönlendirmesi sonucuydu.</p>
<p>Bu nedenle, Irak&#8217;taki federal yapılanmaya, Kürdistan Federe Devletine karşı şiddetli mücadele yürütüldü. Kürdistan Federe Devleti&#8217;nin kuruluşunu, İsrail ve ABD&#8221;nin, Batılı diğer güçlerin eseri olarak nitelendirdi.</p>
<p>Son dönemlerde, Kürt halkından yükselen bağımsızlık, federal devlet isteklerini engellemek için, “demokratik özerklik” şeklinde yeni bir programla ince ayar yapıldı.</p>
<p>Son günlerde de, Anayasa Değişikliği konusundaki referandum sürecinin güncelleşmesi, sivil iktidar ve devlet iktidarı arasındaki çatışmanın keskinleşmesi ile birlikte, Öcalan ve PKK&#8217;nın Türkiye&#8217;deki bu iç iktidar mücadelesinde derin devlet güçlerinin yanında yer almasıyla birlikte, demokratik özerkliğin açılımı, BDP Belediye Başkanları&#8221;nın “Demokratik Özerkliği” ilan etmesi, akabinden BDP Milletvekilleri Hamit Geylani, Osman Özçelik&#8217;in, Kürtlerin de bağımsız ve federal devleti savunabileceğini, özerklik ve otonomiyi yüksek sesle dilendirmeleri, konuyu önemli bir noktaya taşımıştır.</p>
<p>Milletvekillerinin bu açıklamalarına Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir&#8221;in, “Kürdistan Özerk Bölgesi”, “Kürdistan Parlamentosu”, “Kürt Bayrağının Kürdistan Parlamentosunda asılması”, Türk Bayrağı ile Kürt Bayrağının ortak parlamentoda asılmasından bahsetmesi, somut olarak durumu daha önemli bir düzeye çıkardı.</p>
<p>Bu açıklamalar, Öcalan, PKK, BDP&#8217;ye yabancı olan açıklamalar, ama önemli açıklamalar. Yıllardır televizyonlarda, yazılı basında dile getirdiğim görüşlerin küçük ve daha geri olan bir kesitini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu görüşlerin ifade edilmesi, beni de mutlu etmektedir.</p>
<p>Ama bu görüşlerin dile getirilmesinde, birilerinin bir yerlerden, AK Partiyi zora sokmak için düğmeye basmasının bir ürünü olması endişesine de beni itmektedir.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen, Kürtlerin kendi iç tartışmalarının yeni bir noktaya gelmesi bakımından da, gelişmeleri olumlu yorumlamak lazım.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Bodrum, 02. 08. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/07/08/lahey-karari-kurtlerim-mutlak-hakki-kendi-kendini-yonetmesi-bdp-milletvekillerindeki-degisim%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Projeya Dewlet û PKKê: Pêşîlêgirtina serweriya miletê  kurd e…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/07/07/projeya-dewlet-u-pkke-pesilegirtina-serweriya-milete-kurd-e%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/07/07/projeya-dewlet-u-pkke-pesilegirtina-serweriya-milete-kurd-e%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 18:59:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8115</guid>
		<description><![CDATA[Tevgera milî  ya neteweya kurd, wek tevgereke her miletekî di destpêkê  de gorî qanûn û pîvanên xwezayî domand]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2658" title="ibrahimguclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg" alt="ibrahimguclu" width="240" height="180" /></a>Tevgera milî ya neteweya kurd, wek tevgereke her miletekî di destpêkê de gorî qanûn û pîvanên xwezayî domand. Dewleta milî avakirin, serxwebûn û azadiya Kurdistanê kir armanc.</p>
<p>Tevgera neteweya kurd li her beşeke Kurdistanê di bin pêşengiya sinifên serdest û berpirsiyarên edetî yên civatê de hat meşandin.</p>
<p>Li Bakurê Kurdistanê jî, ne bes di dema împeratoriya Osmanî de, di dema desthilatdariya Kemalîstan de jî, tevgera neteweya kurd di bin burjuva, tacîr, axa, mîr, şêx, serokeşîr û rewşenbîran de hat meşandin.</p>
<p>Dema serîhildana Koçgiriyê, Serîhildana 1925-an ya fıreh, serîhildana Beytûlşebabê, serîhildana Agriyê, berxwedana Dersîmê bê şirovekirin ev rastiya derdikeve qada analîzê.</p>
<p>Hezar mixabin serîhildanên Bakurê Kurdistanê bi zora dewleta kemalîst û kolonyalîst hatin şikandin, neteweya kurd hat qetlîam û jenosîd kirin. Pirsgirêka mezintir jî ji aliyê dewleta tirk de hat hûnandin ku desthilatdar û berpirsiyarên civata kurd yên xwezayî an bê kuştin, an jî ji derveyî siyasetê û ji rêvebiriya civatê bên dûr xistin.</p>
<p>Dewleta tirk netewe kurd bêserî, bêmêjî, bêberpirsiyar û bêpêşen hiştin. Çîn û tebeqeyên din ên Kurdistanê jî, xwediyê hêz û teqat nebûn ku ji tevgera Kurdistanê re pêşengî bikin. Lewra dema ku sinif û berpirsiyarên civata kurd yên serdest şikest xwarin, ji derveyî dîrokê hatin hiştin, çîn û tebeqeyên navîn ên civata kurd jî derfet nedîtin ku pêş bikevîn û xurt bibin. Loma jî ew hewildanê çîn û tebeqeyên navîn yên Kurdistanê, hemû bi hêsanî hatin hilweşandin.</p>
<p>Lê piştî salên 1950-yî, di paşila sinifê û civata tirk de çîneke navîn û burjuvaziyê biçûk ya kurd xurt bû. Bi wê xurtbûnê jî, piştî salên 1965-an tevgereke siyasî ya neteweya kurd qewimî, roj bi roj xurt bû. Di sala 1965-an de wek partiyeke îllegal, di sala 1969-an de wek rêxistineke kıtlewî û girseyî ya legal pêş ket. Ev tevgera ji bona dewletê tehdîteke milî ya kurd çê kir. Encama vê pêvajoyê jî, dewleta tirk ji bona tevgera bakurê Kurdistanê ji holê rake, bi darbeya leşkerî ya sala 1971-an hemleyek kir. Lê her çiqas bi sedan kes girtin, êşkence kirin, kuştin, ceza kirin jî, nikarîn pêşiya xurtbûna tevgera Bakurê Kurdistanê bigrin.</p>
<p>Di wan şertan û qonaxeyê de dewleta tirk li hemberî neteweya kurd û tevgera wê stratejiyeke nû pejirand. Ew stratejî, tevgera kurd ji hundîr de teslîm girtin bû. Ew jî bi sixûr û ajanên dewletê nedibû. Diviya bû ku tevger û rêxistineke xurt li ser navê kurdan bê avakirin. PKKê encama ev stratejiya dewletê hat ava kirin.</p>
<p>PKKé piştî ku ava bû, hemû hêzên gel, hemû sinif û tebeqeyeên milî, rêxistinên kurd yên zêdetir nêzikî gel, modern, demokrat yên burjuvaziyê biçuk dijmin îlan kir. Li hemberî wan şerekî fizikî yê tunekirinê domand. Li Kurdistanê li gelek bajarên (Li Sîweregê, li Hîlvanê, li Batmanê, li Niseybînê, li Çolemerîgê) Kurdistanê, ji bona ku hêzên civakî bên tasfîye kirin, şerekî çekdar bi alîkariya dewletê hat meşand. Encama van şeran, hêzên civakî û gelek axayên herêmên xistin bin bandora dewletê. Heger îro mala Bucakan û gelek axayên Kurdistanê bi xurtî ketibin bin bandora dewletê, sedem PKKê ye.</p>
<p>Dewletê, di heman dem de bi wesitaya PKKê bêwext kişand nav şerê çekdarî û bi şerê çekdarî dîktatoriya leşkerî ya 12ê îlona 1980-yî jî hat amade kirin. Diktatorya faşîst ya leşkerî li Tirkiyeyê hemû hêzên mixalîf, çep, kurdperwer tasfîye kir. Bes dîktatoriya faşîst ya leşkerî û PKKê li ser piya ma.</p>
<p>Bi tasfiyekirina rêxistinê Kurdistanê yên gel, PKKê li ser navê kurdan bes wek alternatîf ma.</p>
<p>Ev pêvajoya piştî salên 1984-an her ku çû xurt bû. PKKê him bi alîkariya dewleta Suriyeyê, Îranê, Iraqê û him jî bi alîkariya dewleta tirk xurttir bû.</p>
<p>Piştî şerê sar jî, PKKê hat realîze kirin. Li hemberî Başurê Kurdistanê û herêma federe bi destê PKKê şer hat meşandin. Lê dewleta tirk û dewletên kolonyalîst nikarîn pêşiya federalbûna Iraqê û federebûna Kurdistanê bigrin. Lewra li Rojhilata Navîn projeyeke navneteweyî dest pê kiribû, li pişt gelê Başurê Kurdistanê hêzên mezin yên dinyayê hebûn.</p>
<p>Di van deh salên dawî de PKKê li Kurdistanê bû desthilatdariya herêmî. PKKê karaktereke nû qezenç kir. PKKê, wek partiya kemalîst bû partiya “bûrokrasiya sivîl û leişker ya kurd”. Li Tirkiyeyê piştî desthilatdariya M. Kemal Ataturk, rola kemalîstan li Tirkiyeyê çibûye, PKKê jî li Kurdistanê xwediyê ew rol û mîsyonê ye.</p>
<p>PKKê, rêxistineke otorîter û faşîzan e. Gelê kurd jî temsîl nake. Îradeya gelê Kurdistanê jî xesip kiriye.</p>
<p>Li Tirkiyeyê çawa ku bûrokrasiya sivîl û leşker naxwaze ku gelê tirk xwediyê serwerî û desthilatdarî be, PKKê jî li Kurdistanê naxwaze ku gelê kurd serwer û desthilatdar be.</p>
<p>Li Tirkiyeyê rola kemalîstan, bûrokrasiya sivîl û leşker pêşîlêgirtina desthilatdariya gel e. Yê PKKê jî di heman dem de pêşîlêgirtrina serweriya milî ye. PKKê li pêşiya dewleteke serbixwe û federe ya Kurdistanê astengiya yekem û stratejîk e. Derwleta tirk ev armanca xwe ya ku kurd nebin dewleteke serbixwe û federe bi destê PKKê dimeşîne.</p>
<p>Di van çend salên dawî de gelek aşkere derket holê ku desthilatdariya dewletî û PKKê desthilatdarî di nav xwe de parve kirine.</p>
<p>Di ev parvekirina desthilatdariyê de li Tirkiyeyê mixalefeteke xurt gel ya sivîl û hikumeta Partiya AKê heye. Hezar mixabin li Kurdistanê li hemberî PKKê alternatifeke gel û rêxistinî ya milî ya kurd tune ye.</p>
<p>Li Bakurê Kurdistanê rojev, çareserkirina vê pirsê ye. Divê hemû siyasetvanên nûjen, hêzên zindî yên ji civaka kurd re pêşengî bikin, ji bona ku ev pirsgirêke çareser bibe, hewil bidin.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 14. 08. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/07/07/projeya-dewlet-u-pkke-pesilegirtina-serweriya-milete-kurd-e%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelo di referandumê de  “na” yek û “erê”yek çawa dibe erê?</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/07/01/gelo-di-referandume-de-%e2%80%9cna%e2%80%9d-yek-u-%e2%80%9cere%e2%80%9dyek-cawa-dibe-ere/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/07/01/gelo-di-referandume-de-%e2%80%9cna%e2%80%9d-yek-u-%e2%80%9cere%e2%80%9dyek-cawa-dibe-ere/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 18:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8098</guid>
		<description><![CDATA[Min heta nûha gelek caran di derbarê makezagoneke nû de gelek nivîs nivîsandin. Lê di derbarê referanduma guhertina makezagonê de tu nivîs nenivîsandin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" style="margin: 3px;" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="165" height="110" /></a>Min heta nûha gelek caran di derbarê makezagoneke nû de gelek nivîs nivîsandin. Lê di derbarê referanduma guhertina makezagonê de tu nivîs nenivîsandin. Bes beriya demekê min ji ronameya Radîqalê re bîrûreyên xwe yên li jêr bi kurtî diyar kirin.</p>
<p>Ez di destpêkê de gelek aşkere diyar dikim ku salê min 61 e. Ez heta nûha li Tirkiyeyê neçûme ser sanduqê û min deng nedaye. Min her demê dezgehên dewleta tirk protesto kirin. Lewra ew dewleta ji bona min û kurdan ne meşru ye. Loma jî min tu dem deng neda partiyên tirkan jî.</p>
<p>Wek min ji rojnameya Radîqalê re jî diyar kir, ez ji bona referandumê jî naçim sere sanduqê. Lê ez baş dizanim ku bi mîlyonan kurd jî, dê biçin ser sanduqê. Ji bona vê yekê wek mirovekî xebatkar ya doza kurd, wek berê çawa di hilbijartinên giştî de min bîrûreyên xwe ji reya giştî re diyar kiribû, ez nûha jî di derbarê referanduma guhertina makezagonê de bîrûreyên xwe dixwazim pêşkêşî reya giştî bikim.</p>
<p>*****</p>
<p>Me kurdan, piştî hibijartina giştî ya 2007-an, hêvî dikir ku hikumeta nû dê ji bona makezagoneke nû dest bi xebetekê bike. Ji bona ku reşnivîseke makezagonê amade bibe û kurd jî bibin teref hewil bide. Lewra gelek aşkere derketibû holê ku makezagona heyî encama lihevkirina gelên Tirkiyeyê, gelê kurd û tirk nebû, ji aliyê hêzên desthilatdar yên dewletê yên bûrokrasiya leşkerî û sivîl ve hatibû amade kirin: Ev peymaneke civakî ne, ev belgeyeke dewleta neteweyî ya tirk û unîter parastinê bû.</p>
<p>Dema ku hilbijartin qediya û Partiya AKê hilbijartin ji sedî çil heftan qezenç kir, derket holê ku Partiya AKê bir grubek aqademîsyên reşnivîseke makezagonê amade kiriye. Her çiqas piştî Dîktatoriya Leşkerî ya 12-ê Îlonê li ser makezagonê minaqeşeyên gelek tund û tûj hebûn jî, piştî amadekirina reşnivîsa makezagonê minaqeşe û gengeşî dijwartir bûn. Encama gengeşiyên dijwar û êrîşa hêzên dewletê, Partiya AKê nikarî ji reşnivîsa xwe re xwedî derkeve û wek reşnivîs nedayê amade kirin, helwesteke neyênî diyar kir û reşnivîs ji rojevê rabû.</p>
<p>Lê vê reşnivîsê, ji bona minaqeşeyên nû li ser makezagonê perspektîvên nû nîşan da.</p>
<p>Reşnivîsa makezagonê ya ji aliya Partiya AKê de hatibû amade kirin, çend rastiyên tehl jî derxistin holê. Lê ji wan rastiyên tehltir, yên kurdan eleqeder dike hîn balkêş bûn. Derket holê ku Partiya AKê jî bi metoda ne demokratîk makezagonê dixwaze amade bike. Ev riya, riya bûrokratîk û bi îradeya gelan re jî têkîldar nîne. Ew naxwaze ku makezagon bibe makezagona kurdan, makezagon bibe peymaneke civakî di navbeyna neteweya tirk û kurd de. Loma jî dema ku reşnivîsa makezagonê dide amade kirin, kurdan daxilî denklemê nake. Qiymetê nade îradeya gelê kurd.</p>
<p>Piştî ku Partiya AKê reşnivîsa makezagonê paşve wergirt, demeke dirêj ji makezagoneke nû û ji guhertina makezagona Dîktatoriya Faşıst ya Leşkerî behs nekir. Lê dema ku di derbarê Partiya AKê de doza girtinê li Dadgeha Makezagonê vebû û doz bi negirtina Partiya AKê dawî hat, hikumetê ji bona guhertina makezagonê tevgeriya. Lê dema ku di makezagona 12-ê îlonê de jî xwest guhertin pêk bîne, îradeya kurdan neda ber çav û kurd wek teref jî nepejirand.</p>
<p>Hikumetê dema ku biryara guhertina 26 xalên makezagonê da û ev guhertina di meclîsê de jî da qebûlkirin, pirsa merkezî û esasî li Tirkiyeyê her çiqas “pirsa kurd” bû û ev rastiya ji aliyê serokkomar, serokwezîr û hemû berpirsiyarên hikumetê de dihat diyar kirin jî, dema ku guhertina makezagonê hat rojevê, ji bona “pirsa kurd”, ji bona mafên neteweya kurd hîç xelek nepejirand û li ser pirs û mafên neteweya kurd nehat rawestandin.</p>
<p>Hikumetê dikarî ji bona perwedayî ya zimanê kurdî, ji bona pejirandina hebûna kurdan, ji bona terîfa hemwelatiyê guhertinekê çê bike, xalên nîjadperest bi awayekî biguherta, ev yeka nekir.</p>
<p>Li cem vê, guhertina makezagonê ji bona ku li Tirkiyeyê demokrasiyeke plûral, demokrasiya her neteweyekî û grubeke civakî û fikrî û dînî û mezhebî guhertinek pêk baniya, di guhertinê de ev yeka jî pêk neanî. Ji demokrasiya neteweyî ya tirk û unîter pêşve gav nehat avêtin. Netewe, grubên etnikî û civakî û dînî û mezhebî û fikrî mehkumî demokrasiyeke neqis hat kirin.</p>
<p>Loma ez ji guhertina makezagonê re dibêjim “na”.</p>
<p>*****</p>
<p>Lê li cem van rastiyan, rastiyên din jî hene, divê ew rastiyan jî bên dîtin.</p>
<p>Ev rastiyên çi ne?</p>
<p>Makezagona heyî, her çiqas gelek caran hatiye guhertin jî, makezagona Dîktatoriya Leşkerî ya 12-ê îlonê ye. Di vê makezagonê de (di 26 xalan de) guhertin hatiye kirin. Bi taybetî jî bi qempenyaya referandumê ev guhertina, ji guhertina 26 xalan derbas bû, wek bûye muhasebeya Darbeya 12-ê Îlonê.</p>
<p>Me kurdan û kurdperweran her demê ji dewletê zerar dîtiye. Lê di Dîktatoriya Faşîst ya 12-ê Îlonê de me kurdan û kurdperweran bi tevayî zerareke mezin dît. Bi sedhezaran kurd hatin binçav kirin û hatin girtin û hatin eşkencê kirin û hatin dadgeh kirin û hatin kuştin. Zimanê kurdî di nav malbat ê de jî hat qedexe kirin.</p>
<p>Loma ev guhertina heyî her çiqas ji bona kurdan bi taybetî û ji aliyê mafên kollektîf de tiştekî zêde jî îfade neke, bi giştî li dijî Makezagona 12-ê îlonê ye.<br />
Dewleta otorîter û faşîzan û kolonyalîst di dema şerê sar de bi hêza leşkerî dihat meşandin û li ser piya dihat rawestandin. Piştî ku dema şerê sar qediya û derfet nema ku leşker vekirî bi piştgiriya hêzên navneteweyî desthilatdariya siyasî bigre destê xwe, dadgeh ji bona sîstemê sûtuna esasî ye. Îro jî desthilatdarên dewleta kûr bi riya dadgehê nûfus û desthilatdariya xwe dom dikin. Guhertina nû ya makezagonê her çiqas di sîstema dadgehan de guhertineke bingehî pêk nayine û dadgeh dîsa dadgeh wek dadgehên miletê tirk jî dimînin, di sîstemê de ji bona ku desthilatdariya dewletî qels bikeve guhertin çêbûne.</p>
<p>Bi guhertina makezagonê, her çiqas mûrurî zeman asteng be jî, derfet çê dibe berpirsiyarên dîktatoriya faşîst ya 12-ê îlonê, dadgeh bibin.</p>
<p>Bi guhertina makezagonê sînorkirî be jî, ji azadiya fikir û xwe îfadekirinê, maf û azadiyên din firehbûnek pêk tê û di rewşa psîkolojîk de nermiyek çê dibe.</p>
<p>Di guhertina makezagonê de, hêzên dewletê, dewleta kûr, CHPê, MHPê, BDPê xwediyê helwesteke mişterek in. Helwesta BDPê ji ya CHPê û MHPê xirabtir e. Bê wateyê jî nîne. Lewra CHPê, MHPê encama dewleta unîter û kolonyalîst e. PKK û BDPê jî encama rejîma 12-ê Îlonê ye. Ev hêzan li dijî demokrasiyê ne.</p>
<p>Helwesta min her demê li dişjî wan bû. Nuha jî helwesta min bi wan re bibe yek, wê demê divê ez helwesta xwe ji binî de ji çav derbas bikim.</p>
<p>Bi guhertina makezagonê şerê sivîlan, burokrasiya leşkerî û sivîl gelek aşkere derket holê. Di vê şerî de aliyê sivîl, wek kurdekî ez dixwazim ne demokratîk be jî, her demê ji aliyê dewleta kûr û hêzên dewletên yên mitlaq yên kemalîst de erênî ne.</p>
<p>Helwesta me divê di vî şerî de ya bê teref, an jî ji sivîlan re teref be. Di vê merheleyê de ji sivîlan re terefbûn, ji bona guhertinên pêşeroj ên rasyonal û vîjdanî, pêwîst xuya dike.</p>
<p>Loma jî, ji guhertina makezagonê re “erê” gotin makul e.</p>
<p>******</p>
<p>Dema ku ez “na”yek û “erê”yekê bi qanûn û pîvanên geometriyê û fizîk û kîmyayê, rastiyên Tirkiyeyê Didim ber hev û senetez dikim: Encam dibe “erê”.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Bodrum, 03. 08. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/07/01/gelo-di-referandume-de-%e2%80%9cna%e2%80%9d-yek-u-%e2%80%9cere%e2%80%9dyek-cawa-dibe-ere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PKK/Öcalan’a  nasıl ve ne zaman hesap sorulacak?</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/18/pkkocalan%e2%80%99a-nasil-ve-ne-zaman-hesap-sorulacak/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/18/pkkocalan%e2%80%99a-nasil-ve-ne-zaman-hesap-sorulacak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 18:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8153</guid>
		<description><![CDATA[Kemalistlerin, Kürt ulusal ayaklanma döneminde Kürtlerle hesaplaşması, farklı kapsamda, genişlikte, derinlikte, trajik, faşist, sömürgeci bir hesaplaşmaydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye Cumhuriyeti denilen devlet-ulusa evrimleşmesi çetin ve acılı bir hesaplaşma sonucu oldu. M. Kemal ve arkadaşlarının iktidarı ele geçirmesi sürecinde de keskin ve çetin bir hesaplaşma gündeme geldi. M. Kemal ve arkadaşları, birçok ittihat-terakkici arkadaşını tasfiye ederek, Çerkez Ethem’i düşman ilan ederek ve tasfiye ederek iktidarı ele geçirdiler. Bu iktidar mücadelesi kanlı olduğu gibi, ahlakî ve insani ölçüleri aşan bir mücadele oldu.</p>
<p>M. Kemal ve arkadaşları iktidar olduktan sonra da, bu iktidar hesaplaşması devam etti. M. Kemal’in lider ve yönetici kadrosu arasında da ayrılıklar oldu. M. Kemal iktidarı o ayrılıklarda da vicdani davranmadı. Özellikle M. Kemal ve arkadaşları, Serbest Fıkra ve Terakki Perver Partilerinin halk içinde gelişimlerini gördükleri zaman, hemen kapatma yoluna gittiler. Bu partilerin yöneticileri, olmayan olaylarla ilgili olarak suçlandılar, Kürt Milliyetçilerini, Kürt liderlerini ve savaşçılarını keyfi ve hukuk dışı ölçülerle yargılayan mahkemelerde yargılandılar.</p>
<p>M. Kemal ve arkadaşlarının, kendilerini destekleyen komünistleri, M. Suphi ve arkadaşlarını Karadeniz’de Topal Osman eliyle katletmeleri ve boğmaları da, bu iç hesaplaşmanın ve mücadelenin bir sonucuydu.</p>
<p>Kemalistlerin, Kürt ulusal ayaklanma döneminde Kürtlerle hesaplaşması, farklı kapsamda, genişlikte, derinlikte, trajik, faşist, sömürgeci bir hesaplaşmaydı.</p>
<p>M. Kemal’in iktidar olmasından sonra, Batı ve Türk Bölgesinde ortaya çıkan, dinci ve şeriatçı denilen ayaklanmalar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde eskiyle yeni güçlerin iktidar mücadelesini ifade ettiği gibi, halk güçleriyle ittihat terakkici asker ve sivil bürokrasi arasındaki bir mücadele ve hesaplaşmaydı.</p>
<p>1946 yılına kadar asker ve sivil bürokrasi (Kemalistlerle) halk güçleri arasındaki mücadele ve hesaplaşma, her zaman Kemalistlerin lehine ve çıkarlarına göre sonuçlandı.</p>
<p>1946 yılında, İkinci Dünya ve Paylaşım Savaşı’ndan sonra Türkiye’de, dünyadaki faşizmin yenilgisi ve demokrasinin egemen sistem haline gelmesinin etkisiyle küçük bir değişiklik oldu. Türkiye Cumhuriyeti merkezi anlamda ve Kemalistlerin kararıyla çok partili sistemi, anayasal sistem olarak benimsedi. Kemalistlerin benimsediği bu çok partili sistem, onların gönlünce olmadığı gibi, hızla onların aleyhine bir gelişme haline geldi. CHP’nin yanında Demokrat Parti(DP), Celal Bayar ve Adnan Menderes tarafından kuruldu. DP, kısa süre içinde halk kitlelerinin, uluslararası güçlerin, ABD ve Batı Avrupa’nın desteğini kazandı. 1946 yılında açık oylama ve gizli sayım sonucunda hile ve hurda ile seçimi kaybetmesine rağmen, 1950 yılında ezici bir çoğunlukla seçimleri kazandı ve tek başına hükümet oldu. DP’nın seçim yoluyla iktidar olması, Türk halk güçlerinin jakoben, otoriter, faşizan Kemalist güçler karşısındaki ilk zaferiydi. Türk Halk güçlerinin DP kanalıyla Kemalistlere darbe vurmasının ve alt etmelerinde Kürt halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğin rolü büyüktü. Kürt halk güçleri de DP’ye oy vererek, Kemalistlerden, Kürdistan’da ulusal ayaklanmaları bastıran, Kürdistan’ı yakan, Kürt liderlerini ve savaşçılarını mahkemesiz idam eden, katliamlar ve jenosidler yapan, Kürt milletlini inkâr eden Kemalistlerden dolaylı da olsa hesap sormuş oluyorlardı.</p>
<p>Kemalistlerle, halk güçleri ve başka bir deyimle asker ve sivil bürokrasi ile sivil halk güçleri arasındaki mücadele, 1950 tarihinden sonra daha da keskinleşti. Kemalistlerin iktidarı birçok olaydan dolayı yargılamaya konu oldu. Özalp’ta 33 Kürt köylüsünü katleden General Muğlalı hakkında Meclis Komisyonunun araştırma yapması ve araştırma sonucu, Muğlalı hakkında yargılamanın yapılmasına karar verilmesi, yargılama sonucunda General Muğlalının idama mahkûm edilmesi bu hesaplaşmanın en sembolik olaylarından biridir. CHP hakkında Tahkikat Komisyonlarının kurulması da bunu hesaplaşmanın somut örnekleriydi.</p>
<p>Halk güçleriyle Kemalistler arasındaki mücadele, 1960 yılında askerlerin yaptıkları darbe ile Kemalistlerin diktatörlüğü ve iktidarı ile sonuçlandı. Bu darbe sonrasında Kemalistlerle halk güçleri arasındaki hesaplaşma trajik oldu. Yüzlerce Demokrat Partili milletvekili ve diğer parti yöneticileri keyfi bir mahkemede yargılandılar. Yargılamalar sonucu, Başbakan Adnan menderes ve iki bakan arkadaşı idam edildiler, birçok DP’li de yüksek cezalara çarptırıldılar. Kemalistler, Kürt halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğini hesabını Kürt ağalarını, beylerini, şeyhlerini, aşiret reislerini, geleneksel aydınlarını Sivas Kampında esir almakla, 3-4 ay sonra 55’ini sürgüne göndermekle sordu.</p>
<p>Türk halk güçleriyle, Kemalistler arasındaki mücadele 1960 sonrası daha renkli ve çoğulcu bir hal aldı. Bu mücadele, güçler arasında farklı geçişler, zaman-zaman Kemalistlerle burjuvazi arasında gerçekleşen ittifakla beraber devam etti. 12 Mart 1971 Muhtırası ile burjuvazinin ve orta sınıfların temsilcisi olan Demirel, şapkasını aldı gitti. Komünistler, sosyalistler, solcular, bir kesim Kemalistler (Uğur Mumcu, İlhan Selçuk), Kürt milliyetçileri ve solcuları yargılandılar, büyük cezalara çarptırıldılar. 12 Eylül’de iktidarı ele geçiren ve monolitik diktatörlük kuran askeri elit herkesi, tüm halk güçlerini, burjuvaları, faşistleri, Kemalistleri, Kürtleri, Komünistleri karşı aldı ve onlarla amansız bir hesaplaşma içine girdi.</p>
<p>Bu hesaplaşma, çatışma, AK Parti’nin iktidar olmasından sonra da başka bir düzlemde devam etti. Askeri ve sivil iktidar eliti, AK Parti iktidarının son bulması için, soğuk savaş koşullarına uygun darbe girişimlerinde bulundu, darbe hazırlıkları yaptı. Gelinen aşamada bu çatışma ve hesaplaşma Anayasa’nın 26 maddesinin değişikliği ile yeni bir aşamaya geldi. AK Parti İktidarı, başka bir ifadeyle en genel anlamda sivillerin iktidarı, darbe girişimcileri ve hazırlayıcılarını mahkeme karşısına çıkarmaya başlamış durumda. Anayasa Değişikliği referandumundan sonra, 12 Eylül diktatörlerinin yargılanması için iddia sahibi.</p>
<p>Bu gelişmeler, Türkiye’de radikal ve gereğince olmazsa bile, suç işleyenlerin, keyfi adam öldürenlerin, darbe hazırlığı yapanların, darbe girişiminde bulunanların yargılanacağıyla ilgili bir süreç başlamış durumda. Bu sürecin, yeni enstrümanlarla ve yeni biçimler altında sürdürüleceğinin ipuçları var.</p>
<p>*****</p>
<p>Kürdistan’ın Kuzeyinde, Kürt Halk Güçleri, PKK ve Öcalan açısından durum ne?</p>
<p>Bu konu haklı olarak gündemi işgal eden bir durum. Bu konuda, PKK ve Öcalan’ın yaptıklarıyla ilgili hesap vermesi için halen görünürde bir gelişme olmadığı gibi, bu yönde aydınca talepler de yok. Herkes, Türkler ve Kürtler gibi bir kamplaşmada, suç işleyen, katil olan Kürtleri, cinayet işleyen siyasetçileri görmezlikten geliyor. Ya da korkudan dolayı bunu dillendirmek istemiyor.</p>
<p>Bu durumu aşmamak, Kürdistan’daki demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, hukuk üstünlüğünün sağlanması, demokratik çoğulculuğun siyaset ve toplumsal yaşama yansımasını engelleyecek tehlikeli bir konumdur.</p>
<p>Bu sorunun tartışma gündemine getirilmesi, suçluların açığa çıkması, onların yargılanmasının talep edilmesi gerekir.</p>
<p>Bunun için PKK ve Öcalan’ın yapısal durumunu, olup-bitenlerle ilgili kısa bir tarihi gezinti yaparak, olayların saptanması ve durum tespitinin sağlanması yoluna gitmek gerekir.</p>
<p>Kürtler, Türk Devleti tarafından ulus ve topluluk olarak varlığı inkâr edilmiş, bütün ulusal hakları gasp edilmiş, ülkesi işgal edilmiş durumda. Bu nedenle, Kürtlerin sorunu, ulusal, Kürt ulusunun kendi kaderini kendi eliyle tayin etmesi, Kürdistan’da egemenliği ele geçirmesi, iktidar olması, Türk ulusu ve diğer dünya uluslarıyla siyasi statü ve haklar açısından eşit olması sorunudur.</p>
<p>Bu nedenle Kürt ulusal sorunu, bir tek sınıf ve tabakanın sorunu değil, Kürdistan’daki tüm sınıf ve tabakaların sorunu: Kürt burjuvazisinin, esnafının, ağasının, beyinin, şeyhinin, aşiret reisinin, köylülerinin, işçilerinin, kadınlarının, erkeklerini, gençlerinin ve aydınlarının sorunu. Milliyetçilerin, liberallerin, sosyal demokratların, soysal liberal demokratların, komünistlerin, dindarların, inançsızların, inançlıların, tüm mezhepleri sorunu.</p>
<p>Kürt ulusal hareketi, 1965 yıllarından sonra yeniden bu temel üzerinde gelişmeye başladı. 1965 yılında Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi illegal olarak kuruldu. 1969 yılında DDKO’ların legal örgütler olarak kurulmasıyla birlikte kitlesel bir karakter kazandı. 1974 yılından sonra çoğulcu bir siyasal örgüt ve parti yapısı ile ilerlemeye başladı. 1974 yılında kurulan Kürdistan’daki siyasi örgüt ve partiler, bu gerçeğe göre hareket etmeyi yol haritası olarak seçtiler.</p>
<p>PKK, Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, Apocular gibi grup aşamasından başlamak üzere 1978 yılında PKK olarak kendisini tanımlamasından sonra, kuruluş felsefesi olarak tek ideoloji, tek lider, tek parti, tek sınıf paradigmasını benimsedi. PKK, kendi dışındaki tüm Kürdistanlı örgütleri gayri meşru ve düşman ilân etti. Kendi içinde ortaya çıkan ve çıkacak muhalefeti işbirlikçi, hain, ajan olarak tanımladı. Kendisine taraf olamayan tüm toplumsal kesimleri, özellikle de toplumun üst, egemen, yönetici sınıflarını düşman kabul etti. Hem kendi dışındaki siyasi örgüt ve partilerin, hem tüm Kürdistan toplumsal kesimlerini birinci derecede tasfiye etmek için katı, faşizan, otoriter bir eylem çizgisini ve yol haritasını benimsedi.</p>
<p>PKK’nın benimsediği paradigma, Türk devlet-ulus, Kemalizm’in benimsediği bir paradigmaydı. Bu kabulleri ve yapısıyla da, bir Türk Devlet Projesi olarak her yanıyla kendisini açığa vuruyordu. PKK, bir devlet projesi olarak, devletin Kürt ulusal hareketini içerde teslim alması stratejisini çok plânlı ve programlı bir şekilde hayata geçirdi.</p>
<p>Öncelikle Kürdistanlı örgüt ve partilere karşı savaş açtı. Bütün Kürdistanlı örgüt ve partilerin liderlerini ve ileri kadrolarını fiziki olarak ortadan kaldırmak için harekete geçti. İlk olarak Özgürlük Yolu taraftarı Mustafa Çamlıbel’i Ağrı’da öldürdü. KAWA örgütü lideri Ferit Uzun’u (Siverek’te suikast metoduyla) ve birçok ileri kadrosunu öldürdü. DDK-Şıvancı Örgüte saldırdı, onlardan birkaç yurtseveri öldürdü. Kürdistan’da Stêrka SOR olarak örgütlenen grubu tümden katlederek ortadan kaldırdı. Têkoşin Örgütüne saldırdı, birçok seçkin kadrosunu katletti. 1979 yılında KUK’a karşı savaş açtı. Onlarca KUK kadrosunu ve ileri gelenini katletti. Rizgarî’ye saldırdı.</p>
<p>PKK, bütün Türk sol örgütlerinin Kürdistan’da örgütlenmesini gayrı meşru kabul etti, o örgütleri düşman olarak tanımladı. Bu nedenle, DEV-YOL, TİKP, TKP, TİKKO, Halkın Kurtuluşu gibi örgütlerden devrimcileri katletti.</p>
<p>Siverek’te Mehmet Bucak’a yönelik devletle birlikte tertiplenen, Kürdistan’daki güç odaklarını, Kürt ulusal kurtuluşuna katkıda bulunacak toplum kesimleri yok etmek için 1979 yılında bir savaş başlattı. Bu savaşın amacı aynı zamanda Siverek’te çok örgütlü olan Kürt yurtsever hareketlerini tasfiye etmekti. Bu savaş sonucunda, ölüm bilançosu resmi olarak 600 kişi (örgütlü yurtseverler ve halktan insanlar), Siverek’te bir kaos, bu kaos ve şiddet sonucu devletin stratejik amacı olan kitlesel göçü sağladı. Siverek’in nüfusu 60 binden 29 bine indi. Sonuçta Kürt yurtsever hareketleri tasfiye edildi, devletin o güne kadar teslim alamadığı Bucaklar, devletin en yakın taraftarları haline geldi. Halen de Siverek’te Bucakların bu yapısı devam ediyor.</p>
<p>PKK, aynı stratejiyi, Hilvan ve Batman’da geliştirdi. Batman ve Hilvan’da da bir yandan Kürt yurtsever güçlerini, diğer yandan da toplumsal güçleri, aşiret topluluklarını tasfiye etmek için fiziki katliamlar yaptı. Batman’da ünlü ve güçlü Raman aşiretini yok etti. Birçok Kürt yurtseverinin katliamına yol açtı.</p>
<p>Siverek, Hilvan, Batman ve Kürdistan diğer şehirlerinde, diri ve Kürt ulusal kurtuluş hareketine öncülük edebilecek toplumsal kesimleri ve Kürt yurtsever hareketlerini tasfiye etmek için, aynı zamanda aşiretlerin ve feodal yapının çelişki ve parçalanmışlığından yararlanarak, belirli aşiretleri de yanına çekerek, Kürdistan’da devletin istediği ve gerçekleştirdiği aşiret kavgalarını, Kürdistan’daki güç odaklarının çatışmasını geliştirdi ve derinleştirdi.</p>
<p>PKK, kendi içinde farklı düşünceleri dile getiren tüm unsurları ajan ve hain ilân ederek öldürdü. Bu olgu, hem 12 Eylül 1980 öncesi ve hem de 12 Eylül 1980 sonrası sürdü. Günümüzde de devam etmektedir. Semir (Çetin Güngör), Enver Ata, Mehmet Şener, Haki Karer, Mehmet Şener, Kani Yılmaz, Hikmet Fidan PKK içinde öldürülen binlerce kürdün sembolleşen isimleridir.</p>
<p>PKK, Güney Kürdistan’da ve Lübnan’da Bekaa’da tutukladığı muhaliflere yaptığı işkenceler, kadınların kadınlık organlarına mum söndürmek dahil, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevinde yapılan işkenceleri, Haydari Kampında, Vietnam Zindanlarında yapılan işkenceleri aratır durumda olduğu, muhaliflerin yazdıkları yazılarla açığa çıkıyor.</p>
<p>PKK, Kemalistlerden, Baasistlerden, Hitlercilerden, Stalinistlerden öğrendiklerini Kürt halkına, Kürt yurtseverlerine, kendi muhaliflerine uyguladı. Devlet de, PKK’den öğrendiklerini yine Kürt halkına, PKK’lı iyi niyetli ve Kürdistan’ın bağımsızlığı için PKK’ya katılanlara uyguladı.</p>
<p>PKK, bu stratejisini Kürdistan’ın diğer parçalarında da sürdürdü. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki tüm siyasi örgüt ve partileri düşman ilân etti. Kürt yurtsever güçlerini baskı ve şiddetle bastırmaya çalıştı. Güney Kürdistan’da İran, Suriye, Irak, Türk Devletlerinin desteği ve teşvikiyle Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne ve Kürdistan Yurtsever Birliğine karşı savaş başlattı. Güney Kürdistan’da KUK-SE’nin bir grup kadrosunu katletti, onları parça-parça haline getirerek torbalara doldurdu. Güney Kürdistan’da Irak Kürdistan Demokrat Partisinin Behdinan Bölgesi liderlerini tümden ortadan kaldırmak için plânlar yaptı. Bu plân, PKK’dan kaçarak Irak KDP’ye sığınan bir merkez komitesi üyesi tarafından deşifre edildi. Irak KDP buna karşılık tedbir aldı. Bu savaşlar sonucunda, binlerce pêşmerge katletti. Suriye ve İran’da Kürt yurtsever kadrolarını katletti.</p>
<p>Kürdistan diğer parçalarında devlet stratejileri içinde kendine bağlı örgütler kurdu, bu örgütler vasıtasıyla Kürdistan’daki toplumsal hareketleri ve Kürt ulusal örgüt ve partilerini parçalama yoluna gitti. Bulunduğumuz aşamada da PKK’nın Doğu, Güney, Güney-Batı Kürdistan’da uydu ve bağımlı örgütleri var. PKK, bu örgütleri Kürt ulusal hareketine, zaman-zaman da devletlere karşı bir şantaj unsuru olarak kullanıyor.</p>
<p>PKK, 1984’den sonra Türk Devleti’nin açık ve gizli güçleri (JİTEM, Özel harp Dairesi, Ergenekon ve diğerleri) ile işbirliği ve elbirliği içinde köy baskınları ve diğer biçimler altında kitlesel ve faili meçhul katliamları ve cinayetleri tertiplediler.</p>
<p>PKK’nın Kürdistan’ın kuzeyinin bir bölümünde yerel iktidar koşullarında da, bu stratejisi devam etmektedir. PKK, Kemalistler gibi Kürt halkının iradesini gasp etmiş durumdadırlar. Zor ve baskı ile muhalif güçlerin konuşmasını ve örgütlenmesini engellemeye devam etmektedir.</p>
<p>Türkiye’de, Türk kesiminde 12 Eylül Anayasa Değişikliği referandumundan sonra, kötülük yapan, darbe hazırlayan, faili meçhulleri gerçekleştiren devletin özel güçlerinden ve örgütlerinden hesap sorulacağı ifade ediliyor.</p>
<p>Peki, PKK’den kim/kimler, nasıl ve ne zaman hesap soracaklar?</p>
<p>Bu soruya olumlu ve rahat cevap vermek olanaklı değil. Bununla ilgili veriler, şimdilik ufukta da görünmemektedir. Ama PKK ve Öcalan’dan hesap sorulması gerekir. Bunun için de geç kalmamak gerekir. Hesap sormak için de, hesap soracak kesimlerin ve kişilerin harekete geçmesi gerekir.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 24. 08. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/18/pkkocalan%e2%80%99a-nasil-ve-ne-zaman-hesap-sorulacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TV’lerde ve Gazetelerde Kürt millet ve PKK gerçeğinin etrafından dolaşmak…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/02/tv%e2%80%99lerde-ve-gazetelerde-kurt-millet-ve-pkk-gerceginin-etrafindan-dolasmak%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/02/tv%e2%80%99lerde-ve-gazetelerde-kurt-millet-ve-pkk-gerceginin-etrafindan-dolasmak%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 18:47:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8033</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, son yıllarda, kendisinin tarihi ve merkezi sorunu olan “Kürt Sorununu” ve “Kürt Sorununa” bağlı olarak “PKK Sorununu” yoğun bir şekilde tartışmaktadır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1450" title="ibrahimguclukc" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg" alt="ibrahimguclukc" width="100" height="100" /></a>Türkiye, son yıllarda, kendisinin tarihi ve merkezi sorunu olan “Kürt Sorununu” ve “Kürt Sorununa” bağlı olarak “PKK Sorununu” yoğun bir şekilde tartışmaktadır.</p>
<p>Son bir yıl içinde ve özellikle de son aylarda bu konularla ilgili tartışmalar daha da yoğunlaşmış durumda.</p>
<p>Ulusal televizyonların her birinde günde en azından bir program olmak üzere, bazen iki üç program yapılmaktadır.</p>
<p>Bu programlara, değişik kesimlerden aktörler katılıyor. Kürtler de bu programlara katılıyorlar. Ama bu program katılımcılarının çoğunluğu Türk aydınları, emekli askerler, akademisyenler, basın mensupları, köşe yazarları, araştırmacılar, işadamları.</p>
<p>Televizyon programlarının katılımcı Kürtleri: Çoğunlukla takiye yapanlar. Kürt millet meselesiyle ve Kürt hareketiyle tarihsel ve organik bağları olmayanlar. Ana karakterleri itibariyle Türkiyeci paradigmaya sahip olanlar. Kürtlerin Kürdistan’da iktidar olması, kendi kendisini yönetmesi konusunda duyarlı olmayanlar. Kendi kendini yönetme bilincine sahip olmayan, bu bilince sahip olup da korkularından dolayı bunu ifade edemeyen yazarlar, siyasetçiler, aydınlar.</p>
<p>Televizyon programlarını yönetenler, ince ayarlar yapmaya dikkat ediyorlar.</p>
<p>Gazetelerde, köşe yazarlarının çoğunluğu her gün bu konular hakkında yazmaktalar.</p>
<p>Bunun yanında gazetelerde, bu konulara ilişkin günde mutlaka bir iki röportaja rastlanılmakta.</p>
<p>Bu konularla ilgili, gazetelerde seri yazılar, araştırmalarda yapılmakta.</p>
<p>Bu konular, gazetelerin, televizyonların, siyasi partilerin, devletin duyarlı ve derin kurumlarının yaptıkları anketlerde, gündemin en üst sıralarını işgal etmekte.</p>
<p>Yüzlerce radyo programları için de, dile getirdiğim gerçekler geçerli.</p>
<p>Bunun yanında, bu konulara ilişkin her hafta birkaç konferans, seminer, panel, basın toplantısı yapılmakta.</p>
<p>Bu konulara ilişkin birkaç kitap yaşam hayatına sürülmektedir: Bu kitapların yazarlarının çoğunluğu da Türk kökenli yazarlar.</p>
<p>Bu bağlamlarda da, sözünü ettiğim, biz Kürtlerin hayatını derinden, yakından, yakıcı, alttan üstten, bilimsel ve duygusal, rasyonel ve irrasyonel ilgilendiren konular aynı zamanda büyük bir rant alanını oluşturmuş durumda.</p>
<p>Bütün bunlar yapılırken, “Kürt sorunu” ve PKK gerçeğinin özüne inilmiyor, gerçeklerin etrafından dolaşılıyor.</p>
<p>*****</p>
<p>“Kürt sorunu” bir millet, kolektif haklar, Kürt ulusunun/topluluğunun kendi kendisini yönetmesi, Devletin Kürtlerin ve Türklerin devleti haline gelmesi olduğu, bu devletin üniter devlet olmadığı, birlikte yaşamanın evrensel devlet modelleri olan federalizm ve kon-federalizm olmasına rağmen, bu gerçeklere dokunulmuyor.</p>
<p>Bu tespitim hem Türk tarafı ve hem de Kürt tarafının çoğunluğu için geçerlidir.</p>
<p>Türk tarafı, son yıllara kadar, Kürtlerin varlığını bile kabul etmiyordu. Sadece bazı aydınlar, sol akımlar Kürtlerin varlığından bahsediyorlardı. Liberaller, sosyal-demokratlar, İslamcılar, Kürtlerin varlığını kabul etmiyorlardı. Çünkü genel olarak Kemalist paradigmayı, Türk nasyonalizmini benimsiyorlar; Kürtlerin varlığının kabul edilmesini Kemalist paradigmaya, üniter devlete aykırı görüyorlardı. Çünkü M. Kemal ve arkadaşları iktidarı ele geçirdikten ve iktidar ayaklarını sağlamlaştırdıktan sonra, Kürt milletinin var olmadığını ileri sürdü, bu düşünce tarzı devletin resmi siyaseti ve ideolojisi haline geldi.</p>
<p>Son dönemlerde, anayasal ve yasal olmazsa devlet kademeleri, yöneticileri de dahil olmak üzere Türk tarafı, büyük bir bedel sonrasından, Kürtlerin varlığını kabul etmeye başladı. Ama sorunun, Türkiye’nin bir “Kürt sorunu” olduğu konusunda kavramsal bir uzlaşma ve konsensüs yok. Bu alanda ikili ve parçalı bir yapı var. Bazıları, sorunu “Kürt sorunu” olarak kabul ederken; diğer büyük bir kesim sorunu, “Doğu ve Güney Doğu Sorunu” ve hatta “terör sorunu” olarak kavramlaştırıyor.</p>
<p>Bu kabulle birlikte, haklar konusunda Türk tarafından bilinçli olarak kafalar karışık ve önermeler çeşitli. Türk tarafından Kürtler için en ileri talepte bulunanlar, Kürtçenin eğitim ve öğretim dili olacağını &#8211; kesinlikle bir resmi dil olmayacağını -, Türkiye geneli kapsamında ve demokrasinin parametreleri içinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (bazen utangaçça özerkleşmesi) haklarından bahsediyorlar. Kürtlerin kolektif idari, siyasi, toplumsal hak ve özgürlüklerin tanınması konusunda ileri bir paradigma ve görüşe sahip değiller. Büyük bir kesimi ise, Kürtçe eğitim ve öğretime de karşılar. Kürtçenin kurslar, üniversitelerde “yaşayan diller” bölümlerinde öğretilmesi ve geliştirilmesi önermesine sahipler.</p>
<p>Kürtlerin de kafası karışık. Programa katılanların bir kesimi, son dönemlerde Öcalan’ın referansı ve izniyle “demokratik özerklikten” bahsederek Kürtlerin idari kolektif hakkına işaret etmesine rağmen, çoğunluğu sorunu bir Kürt millet sorunu, Kürtlerin kendi kendilerini yönetme, Türk milletiyle haklar ve siyasi statü açısında eşit olması olarak ele almıyor. Üniter devletin değişmesinden bahsetmiyor. Kürtler ve Türkler birlikte yaşayacaksa, devletin Türklerin ve Kürtlerin devleti şeklinde yeniden yapılandırılması gerektiğine işaret etmiyorlar. Bunun için Kürtlerin doğrudan taraf olduğu yeni bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılmasının gerekliliğini ileri sürmüyorlar. Kürtçenin eğitim-öğretim dili ve resmi dil olmasını dile getirmiyorlar.</p>
<p>*****</p>
<p>PKK, ifade edildiği gibi, “Bölücü ve Ayrılıkçı Terör Hareketi” değildir. Bu gerçeğin saptırılmasıdır.. PKK, “Devlet Terörünün” bir parçası ve devlet terörünün başka bir tarihsel momentte/dönemde, Kürt ulusal demokratik hareketinin önüne geçmek için başka bir tarzda yapılandırılması ve örgütlendirilmesi sorunudur.</p>
<p>PKK, “bölücü ve ayrılıkçı bir terör hareketi” olarak tanımlanırken: PKK’nın, Kürtçü, Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan, Kürt Devleti kurmak isteyen bir hareket olduğu ifade ediliyor. O zaman PKK’nın Kürt dinamiklerine, Kürt ulusal hareketinin organik kapsamında oluşan ve olgunlaşan bir hareket olduğu nun da kabul edilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Oysa gerçek bu değildir.</p>
<p>PKK, bir Kürt Hareketi değildir. PKK’nın lider kadrosunun çoğunluğu garip bir şekilde Türk’tür. Kürt olan yöneticilerinin de, tarihsel Kürt ulusal hareketiyle ve kadrolarıyla herhangi bir ilişkisi söz konusu değildir.</p>
<p>Devletin, 1974 yılından sonra, 12 Mart yargılamalarında büyük direnişlerle ve özellikle savunma sahasında siyasi savunmalarla karşılaşması, arkasından Kürt ulusal hareketinin hızla örgütlenmeye, örgütsel çoğulcu bir karakter kazanmaya, bilimsel kriterlerle gelişmeye başlamasından sonra, tutuklamalarla, cezalandırmalarla ve öldürmelerle Kürt ulusal hareketini engelleyemeyeceğini anlaması üzerine, Kürt hareketini içerden kuşatma, teslim alma, Kürt ulusal hareketini uzun vadede kendi paradigması içinde geliştirmeye zorlamak için gündeme getirdiği projenin adı, PKK’dır.</p>
<p>Ayrıca, devlet, 1919 sonrası gündemleşen Kürt ulusal direnme hareketlerini askeri yolla bastırmasına ve uzun bir sessizlik dönemine rağmen, Kürtlerin yeniden hak arayışı içine girdiklerini görmüştü.</p>
<p>PKK’nın kuruluşunda Kürtler adına en uç talepleri ileri sürmesi, bağımsız devleti savunması, bütün Kürtleri ve Kürt yurtsever örgütlerini düşman ilan etmesi, kendi bünyesindeki muhalefete ve farklı düşüncelere sahip olan yurtseverleri ve diğer Kürt yurtseverleri öldürmesi, zamansız ve her ne şartta olursa olsun silahlı mücadeleyi Kürtlerin önüne tek mücadele seçeneği olarak koyması, Kürt hareketinin manipüle edilmesi, devletin Kürt ulusal hareketine ve Kürt ulusuna karşı kendi projelerini rahatlıkla hayata geçirmesi için önemli enstrümanlar oldular.</p>
<p>Öcalan Suriye’ye çıktığı zaman da iki taraflı bir rol oynadı. Daha sonra Irak ve İran’la ilişkileri geliştirdi. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt örgütlerine düşmanlık yaptı. Özellikle de 1992’den sonra Güney Kürdistan’da özgür bir iktidar yapısının ortaya çıkmasından sonra, orada iktidar sahibi olan Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği ile dört devlet adına işler yaptı, çatışmalara girdi, saldırılar gerçekleştirdi. Çünkü İran, Irak, Türkiye, Suriye, ABD’den dolayı kendileri doğrudan Güney Kürdistan’da bir savaş açamazlardı.</p>
<p>Günümüzde de PKK’nın bu rolü devam ediyor.</p>
<p>Öcalan’ın kendisinin Suriye’den Türkiye’ye gelmek istemesi, dönüş sonrası Kürtlerin her ülkede özerkliğine, otonomisine, federe ve bağımsız devlet olmasına karşı çıkması ve yeni bir strateji benimsemesi, devletin rasyonellerinin içine çekilmiş olmasıdır. Son günlerde “demokratik özerkliği” savunması da devletin rasyonellerine bağlı, AK Parti’nin iktidardan devrilmesi halinde, Kürtlere özerklik verileceği senaryonsun bir ürünüdür.</p>
<p>Abdullah Öcalan’da yıllarca MİT’ten ve Türk devletinden yararlandığını açıkça söylüyor. Türk Devleti’ne yöneticilerden daha fazla hizmet ettiğini dile getiriyor. Son gelişmeler, heronlarla ilgili ortaya çıkan gerçekler, Reşadiye olayı, danışıklı karakol baskınları, bunun en son somut örnekleridir.</p>
<p>Bu nedenlerden dolayı, PKK, devletin ürünü, 12 Eylül rejiminin güçlendirdiği, Türkiye’nin demokratikleşmesi konumunda Kürdistan’da kendi sisteminin koç başı olarak ileri süreceği bir sistemsel yapıdır.</p>
<p>Bu nedenlerden dolayı PKK’nın doğru tanımlanması gerekir.</p>
<p>İbrahim GÜÇLÜ<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 20. 07. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/02/tv%e2%80%99lerde-ve-gazetelerde-kurt-millet-ve-pkk-gerceginin-etrafindan-dolasmak%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hesîp Kaplan(BDP) -Halîl Bakirci-Cemîl Çîçek: Sê kesên şoven û nîjadperest…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/01/hesip-kaplanbdp-halil-bakirci-cemil-cicek-se-kesen-soven-u-nijadperest%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/01/hesip-kaplanbdp-halil-bakirci-cemil-cicek-se-kesen-soven-u-nijadperest%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 06:55:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8011</guid>
		<description><![CDATA[Li dinyayê her pirsekê, 10-20 salan, zêdetir 30-40 salî domandiyê û pişt re çareser bûye, ji holê rabûye. Pirsgirêke mezin ya li dinyayê, pirsa sîstema sosyalîst û kapîtalîst-demokrat bû. Vê pirsê jî 70 salî domand. Di sala 1989-an de dawiya şerê sar hat û sîstema sosyalîst jî hilweşiya.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2658" title="ibrahimguclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/ibrahimgsuclu.jpg" alt="ibrahimguclu" width="240" height="180" /></a>Li dinyayê her pirsekê, 10-20 salan, zêdetir 30-40 salî domandiyê û pişt re çareser bûye, ji holê rabûye. Pirsgirêke mezin ya li dinyayê, pirsa sîstema sosyalîst û kapîtalîst-demokrat bû. Vê pirsê jî 70 salî domand. Di sala 1989-an de dawiya şerê sar hat û sîstema sosyalîst jî hilweşiya. Pişt re li dinyayê di çarçeweya navneteweyî de pirsgirêkeke nû dest pê kir.</p>
<p>Hezar mixabin pirsgirêke neteweya kurd û azadiya Kurdistanê 200 sal e, dom dike. Heger desthilatdariya M. Kemal û hevalên wî wek moment/peryod bê pejirandin, pirsa neteweya kurd di dîroka nêzik de 90 sal e, dom dike. Hîn jî li ser pirsa neteweya kurd ev minaqeşeyan dê dom bikin.</p>
<p>Minaqeşeyên li pirsa neteweya kurd carna resyonal û ilmî ne, carna jî îrresyonal û ne ilmî ne. Di van rojên dawî de jî li ser pirsa neteweya kurd, bîrûreyên xerîb, balkêş, şoventir û nîjadperesttir tên ser zimên.</p>
<p>Bi taybetî jî nerînên Hesîp Kaplan, Halîl Bakirci, Cemîl Çîçek di van rojên dawî de gelek balkêş bûn. Lewra ew sê kesan jî di nav kurdan û tirkan de xwediyê ciyekî û meqameke girîng in.</p>
<p>*****</p>
<p>Di van rojên dawî de Ertugrul Ozkok, di rojnameya Hurriyetê de nivîsek li ser qedera tirkan û kurdan nivîsand. Di nivîsê de bi giştî qal kir ku ji bona ku ew nerehetiya li Tirkiyeyê girêdayî “pirsa kurd” ji holê rabe, “em ne mecbur in ku bi hevûdu re bijîn. Em kurd û tirk dikarin ji hevûdu veqetin, tirk û kurd ji hevûdu cûda jiyane xwe rêdixin û organîze dikin.”</p>
<p>Armanca Ertugrul Ozkok erênî ye, an jî neyênî ye, ew pirseke din e. Em baş dizanin ku di sala 2005-an de dema Komeleya Kurd a Diyarbekîrê ava bû, ev komeleya cûdaxwaz îlan kir û şibande komeleyên Balqenan yên cûdaxwaz. Lê Ertugrul Ozkok agahdariya wî wek marksîstekî kevn û lîberalekî nû yê otorîter ji mafên çarenivîsiya neteweyan, ji Prensîbên Wîlson û Lenîn heye. Li cem vê yekê jî, mirovekî rasyonal û realîst e.</p>
<p>Ertugrul Ozkok ji bona ku di çapemeniya tirk de xwediyê giraniyekê û ji aliyê din de ev nerîna ji wî nedihat payîn, nerîn û pêşniyarên wî bûn sedem ku li ser nerînên wî minaqeşeyên girîng û fireh pêk bên. Beşek nivîskar û rojnamevan ew bi nîjadperestî tewanbar kirin. Helwesta wî li dijî kurdan şirove kirin. Di esil de ew kesên Ertugrul Ozkok bi nîjadperestî tewan dikirin, şovenîst û nîjadperest in, dewleta unîter diparêzin û dixwazin ku ew statuya kolonyalîst û kolonî ya di navbeyna neteweya kurd û tirk de dom bike. Kurd li Kurdistanê desthilatdar nebin û qasî neteweya tirk jî xwediyê maf nebin.</p>
<p>Miletên serdest jî, du miletên wekhev jî xwediyê mafê çarenivîsiya xwe ne. Jiyanê û ceribandina miletan ya 20 salên dawî jî gelek aşkere diyar kir ku miletên serdest ji miletên bindest; miletên wekhevî bi hev re dijîn jî, dema xwestin dikarin ji hevûdu veqetin. Ceribandina Îsveç û Norveçê, Çekoslovakyayê û Yekîtiya Sovyetan, ji vê pêvajoyê re mînak in.</p>
<p>Li hemberî Ertuğrul Ozkok, refleks û tepkiya xerîb ji kurdekî hat. Ev jî refleksa Hesîp Kaplan bû. Hesîp Kaplan jî, li Antalyayê di civîneke giştî de Ertugrul Ozkok tewanbar kir û bi kurtî got ku “li Tirkiyeyê pirsa nayê minaqeşekirin yekîtî û hevbeşiya Tirkiyeyê ye. Ez naxwazim ku lawekî min li Şirnaxê û lawekî min jî li Edîrneyê bijî.”</p>
<p>Hesîp Kaplan bi vê helwest û nerîna xwe ji aliyekî de li dijî azadiya fikrî û minaqeşeyan mafê çarenivisî ya kurdan derket. Ji aliyê din de jî li dijî cudabûna kurdan ji tirkan, ji serxwebûn û azadiya Kurdistanê, ji mafê çarenivîsiya kurdan re derdiket.</p>
<p>Wê demê Hesîp Kaplan wek kurdekî ne, wek tirkekî nîjadperest û şovenîst helwest nîşan dida. Vê yekê helwesta Stalîn ya li Gurcîstanê û nerîna Lenîn di derbarê wî de anî bîra min. Wek tê zanîn neteweya gurcî demekê xwest ji Yekîtiya Sovyetan veqete û bibe dewleteke serbixwe. Ji bona vê jî dest bi serîhildeneke milî kir. Lenîn wê demê nexweş bû. Ji bona qanekirin û çareserkirina pirsa gurciyan Stalîn wezîfedar kir. Lewra Stalîn jî gurcî bû. Stalîn dema çû Gurcistanê, li wir qetlîamek pêk anî. Piştî vê qetlîamê Lenîn gelek eciz bû. Hezar mixabin ji bona nexweş bû, ji destê wî tiştek nehat. Bes wî Stalîn tewanbar kir û got: “Stalîn, wek gurciyekî, ji nîjadperest û şovenîstekî rus zêdetir nîjadperest û şovenîst e.”</p>
<p>Ez jî dibêjim, Hesîp Kaplan bi parastina dewleta unîter û yekîtiya Tirkiyeyê, statuya heyî diparêze. Dixwaze ku neteweya kurd serbixwe û azad nebe. Ji mafên neteweyî bê par be. Ew jî kurdek e. Wê demê mirov dikare bibêje ku “Hesîp Kaplan, ji tirkekî şovenîst û nîjadperest zêdetir şovenîst û nîjadperest e.”</p>
<p>Lê divê baş bê zanîn, Hesîp Kaplan kesekî xweser nîn e. Parlamenterê BDPê ye. Xwedêgirawî li parlamentoya tirkan, kurdan temsîl dike. Loma jî nerînên wî li Tirkiyeyê û bi taybetî jî di nav kurdan de deng veda û li cem beşek kurd jî şokê çê kir. BDPê dema ku Hesîp Kaplan ji partiyê dûr nexe, divê helwesta Hesîp Kaplan bi BDPê re bê girêdan. Heta nûha jî, ji BDPê deng derneket û di derheqê Hesîp Kaplan de rexneyek jî nehat kirin. Wusa xuya ye, BDPêyî, ji helwesta Hesîp Kaplanê şovenîst û nîjadperestê tirk gelek kêf xweş in.</p>
<p>Elbet divê em neheqiyê zêde li Hesîp Kaplan jî nekin. Hesîp Kaplan tu wext nebûye kurdperwerekî û di nav tevgera kurd de jî cih negirtiye. Ew endamê CHPê û CHPêparestek bû. Ew jî bi pereşûdê daket nav tevgera kurd. BDPê jî, dibêje “ez partiyeke kurd nîn im.” Dewleta unîter û yekîtiya Tirkiyeyê diparêzim.</p>
<p>Pirsa girîngtir ew e, serokê wan Ocalan, Kemalîstekî hêja û dijminê serokên Tevgera Millî yên Kurdistanê ye. Ew jî dibêje ku “mafê kurdan tune ye, li Kurdistanê bibin otonomî, federe û dewlet.”</p>
<p>*****</p>
<p>Halîl Bakirci, serokê şaradariya Rîzeyê û endamê Partiya AKê ye. Di van rojên buhurî de wî jî gorî xwe ji bona “pirsa kurd” çareseriyek dît û pêşkêşî reya giştî kir. Wî got ku “divê em kurdan re nebin xesim, divê em bibin xisim.” Ji bona vê yekê jî, “divê tirk bi keç û jinên kurdan re bizewicin.”</p>
<p>Halîl Bakirci, diyar e tirk jî nîn e. Ew kesekî ku nesil û nîjada xwe wendakiriye û di nav tirkan de heliyaye. Ew dixwaze ku nîjad û neteweya kurd bi riya zewacê ji holê rabe, kurd bibin tirk.</p>
<p>Ev nerîna Halîl Bakirci, nerîna fermî ya dewleta kolonyalîst e. Piştî M. Kemal û hevalên wan desthilatdariya siyasî û dewletê girtin destê xwe, hebûna neteweya kurd înkar kirin û hemû mafên neteweyî yên kurdan xesip kirin. Ji bona neteweyekî nû ya tirk ava bikin û kurdan bikin tirk, siyaseteke dewletî meşandin.</p>
<p>Ev helwesta, helwesteke nîjadperest e. Li dijî mafên neteweya kurd û mirovatiyê ye.</p>
<p>Partia AKê ji bona vê li hemberî helwesta serokê şaradariya Rîzeyê reaksîyoneke xurt nîşan da. Ji bona wî ji partiyê dûr bixin xebat dikin.</p>
<p>*****</p>
<p>Helwesta en dramatîk û xeter, helwesta cîgirê serokwezîr Cemîl Çîçek e. Cemîl Çîçek wek tê zanîn kesekî dewleta kûr e û di nav Partiya AKê de ye. Kesekî muhafazakâr e û demeke dirêj e ku parlamaentêr e. Wî her demê li hemberî kurdan siyaseteke xerab meşandiye. Di van demê dawî de jî girêdayî siyaseta AK Partiyê ketiye nav nermiyekê! Lê di van rojên dawî de, piştî ku bi Serokkomar re ji Nîjeryayê vegeriya, dîsa li hemberî kurdan jahra xwe ya şovenîst û nîjadperest rijand.</p>
<p>Dema ku ew bi serokkomar re li Nîjeryayê bû, xort û zarokên Nîjeryayî, ji wan re bi tirkî stran gotibûn. Ew jî tiştekî gelek xwezayî ye. Lewra tirkek jî, bi zimanê din stranan dibeje û dikare bibêje.</p>
<p>Cemîl Çîçek girêdayî ew strangotina zarokên Nîjeryayî bi tirki, got ku “me tirkî bi Nîjeryayîyan fêr kir, lê bi kurdan fêr nekir.”</p>
<p>Ew helwest û refleksa jî, helwest û refleksa dîrokî ya nîjadperest û şovenîst e. Ev helwesta Cemîl Çîçek derxist holê ku ew gufûgofên ji bona “pirs kurd” tên kirin ji bona xapandin û bi awayekî din tirkirina kurdan e.</p>
<p>Diyar e Cemîl çîçek hîn ji zimanê kurdî re rêz nagre û amade nîn e, kurd bi zimanê xwe perwerde bibin. Hebûna wan ji aliyê makezagonê de bê perjirandin.</p>
<p>Divê Cemîl Çîçek ji hikumetê dev berde. Partiya AKê helwesta xwe ya li hemberî şaredariya Rîzeyê, li hemberî Cemîl Çîçek jî nîşan bide.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21@gmail.com)<br />
Amed, 15. 07. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/01/hesip-kaplanbdp-halil-bakirci-cemil-cicek-se-kesen-soven-u-nijadperest%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rojanebûna Serîhildana 1925-an: Bulten û Parêznameya DDKOyê-Rizgarî-KURD/KOM-Gruba Dîyalogê ya Dîcleyê û Firatê…</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/01/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/01/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 09:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7930</guid>
		<description><![CDATA[Piştî ku M. Kemal û hevalên wî desthilatdarî ji destê malbata Osmaniyan wergirtin, jinûve dewleteke li ser bingeha miletê tirk ava kirin, ew teehûdên di pêvajoya avakirina dewletê û wergirtina desthilatdariya siyasî de bîr kirin:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1450" title="ibrahimguclukc" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/ibrahimguclukc.jpg" alt="ibrahimguclukc" width="100" height="100" /></a>Piştî ku M. Kemal û hevalên wî desthilatdarî ji destê malbata Osmaniyan wergirtin, jinûve dewleteke li ser bingeha miletê tirk ava kirin, ew teehûdên di pêvajoya avakirina dewletê û wergirtina desthilatdariya siyasî de bîr kirin: Hebûna miletê kurd înkar kirin. Hemû mafên neteweya kurd xesip kirin. Kurdistan jinûve dagir kirin û kirin kolonî. Statuya Kurdistanê ya di dema Împeratoriya Osmanî de ji holê rakirin.</p>
<p>Li hemberî vê siyasetê serokên neteweya kurd bê deng neman, neteweya kurd jî rabû ser piya û serîhilda. Serîhildana 1-emîn li Koçgiriyê pêk hat. Serîhildana 2-emîn li Beytûlşebabê pêk hat. Serîhildana mezin ya netweyî jî di sala 1925-an de pêk hat. Serîhildana Agriyê di sala 1932-an pêk hat. Berxwedana dawî ya Kurdistanê jî di sala 1938-an de li Dersîmê hat lidarxistin.</p>
<p>Serîhildana 1925-an di Sibatê de dest pê kir û di demeke kurt de bi zulm û zordariya dewletê hat şikandin. Gelek têkoşerên vê serîhildanê di nav şer de hatin kuştin. Şêx Seîd û gelek hevalên wî jî dîl ketin û di demeke kurt de di dadgeha awarte de di Dadgeha Îstîklalê ya Rojhilatê de bi lezûbez, ji derveyî hiqûqê hatin dadgehkirin, di 28-ê Hezîrana 1925-an de jî Şêx Seîd Efendî û serokên din yên tevgerê hatin darve kirin. Ji van 47 kes şêx bûn.</p>
<p>Serokê Azadiyê Xalid Begê Cibrî û Yusuf Ziya Begê Bedlisî jî beriya wê hatibûn dadgehkirin, ji derveyî dadgehkirineke hiqûqî hatibûn gulebaran kirin.</p>
<p>Piştî Berxwedana Dersîmê, li Kurdistanê her hêjayeke kurd qedexe bû û li ser pirsa kurdî qise kirin, ji mafên neteweya kurd, ji dîrok û çanda kurd, ji serîhildan û berxwedanên Kurdistanê qal kirin qedexe bû.</p>
<p>Li Kurdistanê bêdengiyeke kûr û tarî dest pê kir. Her kurdekî di hundirê xwe de, li pişt deriyên qala mafên neteweya kurd û qala serîhildanên Kurdistanê dikir. Ew qisekirina di navbeyna du, an jî sê kesan de didomand û di heman dem de di navbeyna wan kesan de jî diqediya.</p>
<p>Mezinên kurdan dema ku di nav xort û cîwanên kurd de livandinek tespît dikirin, ditirsiyan û hawar dikirin û digotin “ew tirkan bê baf in, bê wîjdan û bê însaf in. Hûn nikarin zora wan bibin. Wan welatê me şevitandin û serokên me daleqandin û bi sedhezaran kurd qetil û sirgun kirin.”</p>
<p>Ev bêdengiya heta sala 1959an ya livandina rewşenbîrên kurd domand. Ev livandina jî, bi êrîşa dewletê hat temirandin û 50 xwendayên kurd hatin hepis kirin û di hepisxaneya leşkerî ya Herbiyê de hatin girtin û hatin dadgeh kirin. Lê wan 50 xwendayên Kurdistanê pêşî li qetlîameke kurd girtin. Lewra dewletê dixwest ku bi hezaran kesan bigrin û gelekên wan jî darve bikin.</p>
<p>******</p>
<p>Her çiqas bi riya îllegal û bi dizî, ji serîhildan û bexwedanên Kurdistanê dihat bahs kirin û heta gelek bi sînorkirî dihat nivîsandin jî, ji bona ku bi aşkere bên qal kirin 45 sal derbas bûn.</p>
<p>Cara yekem û vekirî û legal qala serîhildan û berxwedanên Kurdistanê di bulten û programa DDKOyê de (1969), pişt re li Dadgeha Leşkerî ya Diyarbekirê di parêznameyên DDKO-yê de (1972) qal hat kirin. Ji serîhildana 1925-an jî hat qal kirin, meşruiyeta van serîhildanan hat parastin û siyaseta dewletê ya li hemberî van serîhildanan hat şermazar kirin û rexne kirin.</p>
<p>Di sala 1975-an de di rewşenbîrî û çapemeniya kurd de qonaxeke nû dest pê kir. Weşanxaneya Komalê di sala 1975-an de ava bû. Kovara Rizgariyê di Newroza 1976an de dest weşanê kir. Komalê, li ser seîhildana Koçgiriyê pirtûkek amade kir û vekirî weşand. Kovara Rizgariyê, cara yekem durûdirêj li ser Serîhildana 1925-an nivîsar weşand.</p>
<p>Ev nivîsarên Kovara Rizgarî kollektîf bûn. Kovara Rizgarî, Serîhildana 1925-an wek “Xwepêşandina Bi Çek” bi nav kir. Lewra Serîhildana 1925-an serîhildeneke milîter nebû, serîhildaneke gel û sivîl bû. Ew kesên sivîl, ji bona parastina xwe û ji bona desthilatdariya Kurdistanê bigrin destê xwe çek girtibûn.</p>
<p>Dîsa Kovara Rizgarî, cara yekem siyaset û nerîna dewletê, tezên îdeolojiya fermî teşhîr kir. Diyar kir ku Serîhildana 1925-an serîhildaneke kesekî nîn e, li pişt Serîhildana 1925-an Rêxistina Azadiyê heye. Serîhildana 1925-an ji bona ku xwediyê serokekî manewî yê oldar bû, tevgereke oldar nebû. Ev tegereke milî û xwediyê programeke serxwebûn û dewletavakirinê bû. Belgeyên hundir yên dewletê jî wusa digot. Lê dewletê ji dinyaya Rojavayê û Ewrupayê re, Serîhildana 1925-an wek serîhildnake şerîatî nîşan dide. Rizgarî manîpulasyona ku Serîhildana 1925-an ji Engîlîstanê alîkarî girtiye jî deşîfre kir. Derxist holê ku M. Kemal û hevalên wî mirovên Îngîlterê ne.</p>
<p>Helbet dema ku Tevgera 1925-an wek tevgereke rizgarîxwaz, ji Îngîltereyê pişgirî jî werbigirta, ev tiştekî gelek rewa bû.</p>
<p>Dîsa dema ku Berpirsiyarê Rizgarî Mehmed Uzun hat dadgeh kirin, wî di parêznameya xwe de hemû serîhildan û berxwedanên li Kurdistanê, bi taybetî jî Serîhildana Kurdistanê ya 1925-an li hemberî dadgehê parast û rewabûna vê tevgerê anî ser zimên.</p>
<p>Pişt re jî, weşan û kovarên li Bakurê Kurdistanê jî, li ser serîhildana 1925-an rawestiyan.</p>
<p>Li Bakurê Kurdistanê, piştî salên 1980-yî tu wext ji bona Serîhildana Kurdistanê ya 1925-an konferans û bîr anîn pêk nehatin. Cara yekem Komeleya Kurd a Diyarbekîrê (KURD-KOMê), di sala 2005-an de, ji bona Tevgera Milî ya 1925-an Konferansek lidarxist. Dr. Mehmed Emîn Sever, Şêx Kasim Firat, Şerefxan Cizîrî wek axevtevan beşdarî konferansê bûn. Di hemandem de li ber Mizgefta Mezin civîneke kîtlewî û çapemenî li darxist, di vê civînê de serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an bîranî û nerewabûna dadgehkirina wan îlan kir.</p>
<p>Pişt re di derbarê wê ev konferans û bîranînê de lêpirsîn çêbûn û doz hatin vekirin. Di wan dozan de Serîhildana 1925-an bi kurdî hat parastin. Hîn ev dozan dom dikin.</p>
<p>Di sala 2008-an de TEVKURDê, Komeleya Ehmedê Xanî, CIWAN KURDê, Weşana Ray û siyasetvanên serbixwe biryar dan ku Serîhildana 1925-an bi panelekê şirove bikin. Serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an li ber Mizgefta Mezin bi civîneke çapamenî ya kîtlewî bîr bînin. Ji bona wan mewlûdekê bidin xwendin. Hezar mixabin ev xebata hevbeş, ji aliyê parêzgeh û dadgeha Diyarbekîrê ve hatin qedexe kirin. Lê Komîteya Amadekar ev qedexan guhdar nekir, bi helwesteke bêîtîadkarî xebata xwe meşand.</p>
<p>Di derbarê van xebatan de jî, ji bona min lêpirsîn çêbû, encama lêpirsînê doz vebû. Di vê dozê de jî bi kurdî Serîhildana 1925-an hat parastin û hîn jî ev doza dom dike.</p>
<p>Îsal jî, Gruba Dîyalogê ya Dîcleyê û Firatê, di 26. 06. 2010-an de Konferansa Şêx Seîd pêk anî. Di 28. 06. 2010-an de jî li ber Mizgefta Mezin Serok û Têkoşerên Serîhildana 1925-an civîneke bîranînê lidarxist.</p>
<p>Nevîyên Şêx Seîd Diyadîn Firat, Bedrî Firat, Samed Bîlgîn, Felat, ji bona Serîhildana 1925-an îro (29. 06. 2010) panelekê û mewlûdekê pêk tînin.</p>
<p>Bi van xebatan Serîhildana 1925-an, serîhildan û berxwedanên li Bakurê Kurdistanê rojane bûn. 80 salî kesî raste rast nedikarî ku li meydanan vekirî û legal ji serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an re xwedî derkevin. Ev tirs hat şikandin û ev tarîtî ji holê hat rakirin.</p>
<p>Pêvajo wusa xuya dike, ku nûha şunda gelê kurd, rewşenbîr, siyasetvan, dezgehên kurd dê ji serok û têkoşerên xwe re xwedî derkevin. Wan li hemberî dewletê jî biparêzin. Dê rûmet û qiymeta wan derxin pêş reya giştî ya Tirkiyeyê û dinyayê.</p>
<p>Îbrahîm GUÇLU<br />
(ibrahimguclu21gmail.com)<br />
Amed, 29. 06. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/01/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beşîkçî dîsa dadgeh dibe: Lê darizandin ji bona wî xem nîn e.</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/01/besikci-disa-dadgeh-dibe-le-darizandin-ji-bona-wi-xem-nin-e/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/01/besikci-disa-dadgeh-dibe-le-darizandin-ji-bona-wi-xem-nin-e/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 09:14:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Güçlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8051</guid>
		<description><![CDATA[Mamoste û dozgerê pirsa neteweya kurd Dr. Îsmaîl Beşîkçî dê di 28-ê Tirmeha 2010-an de li dadgeha Beşîktaş a Stenbolê (Dadgeha 11-emîn ya giran) bê darizandin. Qasî ez Dr. Îsmaîl Beşîkçî, Mamosteyê Sor nas dikim, ew darizandina xwe ji bona xwe xem nake, ji darizandina xwe jî eciz nîn ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8052" title="ibrahim_guclu" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/07/ibrahim_guclu.jpg" alt="ibrahim_guclu" width="236" height="157" /></a>Mamoste û dozgerê pirsa neteweya kurd Dr. Îsmaîl Beşîkçî dê di 28-ê Tirmeha 2010-an de li dadgeha Beşîktaş a Stenbolê (Dadgeha 11-emîn ya giran) bê darizandin. Qasî ez Dr. Îsmaîl Beşîkçî, Mamosteyê Sor nas dikim, ew darizandina xwe ji bona xwe xem nake, ji darizandina xwe jî eciz nîn e. Lewra ew sîstema kolonyalîst û dewleta tirk baş nas dike ku dewlet di pirsa neteweya kurd de çiqas xesas û bê vîjdan û bê edalet e.</p>
<p>Ez dîsa baş dizanim ku ew darizandina xwe li dadgehê wek dawetek û şolenekê şirove dike. Ew bi vî ruhî û bi vê kêfxweşî xwe ji dadgehê re amade dike. Ez baş dizanim ku qadiyên dadgehê dê poşman bibin ku di derheqê Beşîkçî de doz vekirine. Lewra salona dadgehê dê bibe ciyê darizandina sîstema dewleta tirk û sîstema kolonyalîst, parastina mafên meteweya kurd.</p>
<p>Ewê li dadgehê ji kurdekî zêdetir ji mafên neteweya kurd re xwedî derkeve û ewê seriyê xwe �li ber dadgehê netewîne.<br />
Ewê ji nivîsa xwe ya bûye sedema darizandina wî re, dê serbilindî, bi xeysiyet û qedirbilindiya mirovek3ı ilmî xwedî derkeve.<br />
Di ev dema ku gelek kurdan dev ji serxwebûna Kurdistanê berdane, ewê ji Kurdistana serbixwe re xwedî derkeve. Ewê mafê çarenivîsiya neteweya kurd û dewletbûna kurdan biparêze.<br />
Ewê dîsa îdia bike ku 1- Neteweya kurd 200 sal e ji bona serxwebûn û azadiya xwe xebat dike, 2- Dewletên kolonyalîst Îran, Tirk, Suriye, Iraq ji bona ku pêşîya serxwebûn û azadiya Kurdistanê bigrin tîfaq kirine û di vê qonaxê de jî tîfaqa wan dom dike, 3- Ew dewletan, dewletên ne demokrat, ne rasyonal, ne mirovî, ne vîjdanî, ne edalet in. Ew dewletan ji bona neteweya kurd zilm û zordarî qewimandiye. Ev zilm û zordarî nûha jî dom dike<br />
Ceribandinên 40 salên dawî ew rastiya derxist holê ku her çiqas gelek rewşenbîr, siyasetvan, serok û qadroyên kurdan yên kurdperwer li pişt deriyan, di qada îllegal û veşartî de ji bona neteweya kurd dewleteke serbixwe daxwaz kiribin û têkoşîna çekdar pêşniyar kiribin û ji bona şerê çekdarî xwe amade kiribin jî, hezar mixabin dema ku derketine pêşiya dadgehên dewleta tirk û pêşiya qadiyên tirk, serê xwe tewandine, ji serxwebûna Kurdistanê û ji mafên kollektîf yên kurdan bahs nekirine.<br />
Lê Dr. Beşîkçî çi fikiriye û çi nivîsandiye, ew nerînên xwe li ber dadgehan û li her dezgeheke dewletê jî bi awayekî gelek xwezayî parastiye. Di encamê de jî, cezabûna xwe jî gelek xwezayî pejirandiye.<br />
Dr. Beşîkçî bi vê helwestê jî, bi serê xwe xwediyê nexşerêyekê ye. Di encamê de jî, ji cezabûna xwe re gilî gazind nekiriye. Cezayên xwe gelek bi hêsanî qedandiye.<br />
Dr. Beşîkçî heta nûha 17 salan di hepsên dewleta tirk de maye. Di derbarê wî de heta nûha bi sedan sal ceze hatiye xwestin. Di vê merheleyê de jî, ji bona wî heşt sal nîv (8,5) ceze tê xwestin.<br />
Dr. Îsmail Beşlîkçî tirk e. Ji bajarê Çorumê û qezaya Îskîlîpê ye. Gorî agahdariyên wî, dema li zanîngeha îlma siyasî ya Enqereyê dibe asîstan, pirsa neteweya kurd bala wî dikşîne.<br />
Lewra her çiqas siyaseta dewletê ya fermî ew e ku kurd tune ne, lê her dem dubarekirina vê nerînê û raporên di derbarê kurdan de bala wî dikşîne. Van pirsan her demê dixwaze ku bi profesorên xwe re minaqeşe jî bike, mamosteyên wî vê derfetê nadin wî.<br />
Ew dema diçe li Kurdistanê li bajarê Çolemerîgê dibe leşker, bi realîteya kurd re rûberû dibe. Piştî leşkeriya xwe xelas dike, li ser pirsa kurd dest bi xebatê dike.<br />
Wî piştî xebateke dûr dirêj pirtûka “Doğu Anadolu’nun Düzenî” nivîsand. Analîz û şiroveyên “Xwepêşandinên Rojhilat” kir û ew şiroveyên xwe kir pirtûk. Li ser eşîreta Alîkan lêkolîn kir û wek pirtukekê çap kir.</p>
<p>Dema ku li Zankoya Erziromê mamoste bû. Piştî Darbeya Leşkerî ya 12ê adar a 1971-an hat hepis kirin. Ew ji bona name û pirtûkên xwe dadgeh bû û ceza girt. Wî li dadgeha leşkerî parêznameyên gelek hêja û naverok dagirtî pêşkêşî dadgehê kir.<br />
Min jî ew di sala 1968-an de nas kir. Dema min Beşîkçî nas kirin, wî di gelek rojnameyan û kovaran de xebatên xwe yên di derbarê pirsa kurd de diweşand.<br />
Dema ku di sala 1969-an de DDKO ava bû, wî di DDKO-yan de beşdarî gelek konferans û semîneran bû. Gelek gotarên hêja pêşkêş kirin.<br />
Em bi hev re di hepsa Diyarbekîrê de jî man. Ew endamekî Komuna DDKO-yê bû. Wî di amadekirina �parêznameyên DDKOyê yên dîrokî de xebatên gelek hêja pêk anî.<br />
Piştî ku ji hepsê derket, ew jî di damezirandina Rizgariyê de bû aktorekî serek e. Ew nivîskarekî kolektîf yê Kovara Rizgarî bû.</p>
<p>Di avakirina îdeolojiya kurdîı de rolekî girîng girt ser milê xwe.<br />
Ew piştî derbaya leşkerî ya 12-ê Îlonê jî hat hepis kirin. Demeke dirêj di hepsê de ma. Wê demê jîli hemberî dadgehan parêznameyên dîrokî pêşkêşî dadgehan kir.<br />
Ew di pirsa dewleta kolonyalîst û îdeolojiya fermî ya dewletê Kemalîzmê de gelek xesas e.�<br />
Ew ji bona rexneyên xwe yên radîqal yên di derbarê Kemalîzmê de ji aqademîsyênên kemalîst dûr ket. Ew aqademîsyenên kemalîst, ji wî re xwedî derneketin, ew her demê tewanbar kirin.<br />
Dr. Beşîkçî kesekî gelek xebatkar e. Wî heta heta nûha 37 pirtûk û bi sedan maqele nivîsandiye.<br />
Dr. Beşîkçî/Mamosteyê Sor, kesekî bawermend û qerardar e. Her çiqas ez beşdarî gelek nerînên wî jî nabim, ew di pirsa kurd de kurdolog, pispor e. Ew di qada navneteweyî de kesekî navadar e. Ez jî, ji wî gelek tiştan fêr bûm û nûha jî ji nivîsandinên wî sûd werdigrim.<br />
Ez bi her awayî piştgirê wî me. Hezar mixabin girêdayî konferansekê ez nikarim beşdarî dadgeha wî yekemîn bim. Loma ez gelek xemgîn im.<br />
Darizandina Dr. Beşîkçî ji bona Tirkiyeyê di sedsala 21-an de rûreşiyek e.<br />
Darizandina wî “demokrasiya Tirkiyeyê” deşîfre dike ku ev demokrasiya ji bona kurdan holê nîn e. Demokrasiya li Tirkiyeyê, ji bona neteweya tirk û elîtek biçûk û desthilatdar heye.</p>
<p>îbrahîm Güçlü<br />
Amed, 25. 07. 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/01/besikci-disa-dadgeh-dibe-le-darizandin-ji-bona-wi-xem-nin-e/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
