<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Günay Aslan</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/4-niviskar/gunay-aslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 08:11:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Nabucco, Kürtler, CHP</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/31/nabucco-kurtler-chp/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/31/nabucco-kurtler-chp/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 05:28:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8161</guid>
		<description><![CDATA[Geçen ay oldukça ilginç bir gelişme yaşandı. Azerbeycan ve Orta Asya gaz ve petrolünü Avrupa’ya taşıyacak olan Nabucco enerji projesine Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi de katıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Geçen ay oldukça ilginç bir gelişme yaşandı. Azerbeycan ve Orta Asya gaz ve petrolünü Avrupa’ya taşıyacak olan Nabucco enerji projesine Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi de katıldı.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol şirketi Irak Kürdistanı’ndan çıkarılacak doğalgazla petrolün Avrupa’ya taşınması için bölgede 8 milyar dolarlık yatırıma başladı. Bu şirket aynı zamanda Nabucco’nun da ortağı.<br />
Nabucco 2014 yılında faaliyete başlıyor. Boru hatı hemen hemen tamam ancak, Azerbeycan’ın yeterli miktarda gaz ve petrolü hazırlaması bekleniyor. Irak Kürdistanı gazı ve petrolü içinse 2014’ü beklemek gerekmiyor.<br />
Bir, bilemediniz iki yıl içinde enerji akışının sağlanacağı, boru hattından yılda 30 milyar metreküp doğal gaz, günde ise 2 milyon varil petrol sevk edileceği söyleniyor. Kürdistan’daki gaz rezervlerinin Avrupa’nın 25 yıllık ihtiyacanı karşılayacağı da iddia ediliyor.</p>
<p>Hem Kürdistan‘ın hem de Türk-Kürt ilişkilerinin geleceği açısından bu gelişmenin önemli olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Avrupa bundan böyle Kürt gazı ve petrolünü kullanacaksa şayet bunun kaçınılmaz olarak bir takım siyasal sonuçları olacaktır.</p>
<p>Bundan olsa gerek Irak’ın merkezi yönetimi anlaşmaya karşı çıkıyor. Bu anlaşmanın Kürdistan’ın bağımsızlığını güçlendireceğini iddia ediyor ve anlaşmayı geçersiz sayıyor. Türkiye’nin de anlaşmadan hoşnut olmadığı bilgileri geliyor ancak, Türkiye bu güne kadar ciddi diyebileceğimiz bir tepki göstermedi.</p>
<p>Türk devleti bu aşamada sessiz kalmayı tercih etmişe benziyor. Türk şirketlerinin Kürdistan’ın birçok bölgesinde petrol çalışmaları yürüttüğü ve Kürt yönetiminin bunlara destek verdiği biliniyor. Bu da Türkiye’nin görünürden farklı bir politika izlediğini gösteriyor.</p>
<p>Nabucco Projesi, Rusya’nın enerji alanındaki tekelini kırmak amacıyla Avrupa’nın, daha doğrusu Almanya‘nın projesi. Bu proje Avrupa‘nın alternatif enerji arayışında önemli bir yer tutuyor. Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Türkiye’nin ortağı olduğu Nabucco‘nun önemi Kürt gazı ve petrülüyle birlikte artmışa benziyor. Amerika’nın da bu projeye destek verdiğini belirtmek gerekiyor. Nabucco bir Avrupa-Amerika projesi olarak geleceğe uzanıyor.</p>
<p>Tabii, Avrupa’nın Kürdistan gazı ve petrolünü alması demek, Kürdistan ve Türkiye’yle iyi ilişkiler kurması demek. Bu aynı zamanda Türkiye’nin Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünün sağlanması da demek.<br />
Gaz ve petrol akışının sorunsuz sağlanabilmesi için herşeyden önce Türkiye’nin Kürtlerle savaşının sona ermesi gerekiyor. Savaşın devam etmesi halinde boru hattı tehlikeye girecektir. Bütün yatırımlar ve anlaşmalar boşa gidecektir. Dolayısıyla PKK’nin dikkate alınması ve Kürt sorununun kalıcı olarak çözülmesi kaçınılmaz hale geliyor.<br />
Bunun tersini iddia eden gözlemcilere de rastlanıyor. Avrupa ve Amerika’nın Güney Kürtleriyle birlikte PKK’nin tasfiyesine gideceği de söyleniyor. Ancak bu pek gerçekçi gelmiyor. Zira, PKK’nin askeri yöntemlerle tasfiye edileceğine kimse ihtimal vermiyor. Geriye PKK’nin ikna edilerek sürece dahil edilmesi kalıyor. Bu seçenek daha ağır basıyor.</p>
<p>Öte yandan CHP’deki değişimi de bu projenin bir parçası olarak okumak gerekiyor. Yeni CHP’nin, daha doğrusu Kılıçdaroğlu’nun arkasında Avrupa Birliği‘nin özellikle de Almanya‘nın olduğu söyleniyor.<br />
Öyle midir değil midir onu bilemem ancak bilebildiğim, Erdoğan’a verilen dış desteğin giderek azalmakta olduğudur. CHP’nin Kürt meselesindeki açılımları da bu meselenin yakın gelecekte CHP’ye havale edileceğini gösteriyor.</p>
<p>Dikkat çeken bir diğer gelişme ise Almanya-Irak Kürdistanı ilişkilerinin giderek gelişiyor olmasıdır. Hem ekonomik hem de siyasal ilişkiler giderek gelişiyor. Federal Kürdistan Hükümeti‘nin Alman enerji şirketi RWE ile yaptığı anlaşmanın yankıları sürüyor.</p>
<p>Almanya, Kürdistan‘da ekonomik verimliliği arttırmak amacıyla da önemli çalışmalar yapıyor ve Güney Kürtleriyle ilişkilerinde bahar havası yaşıyor. Uzunca süren bir suskunluğun ardından Kürt sorununun Almanya’da yeniden gündeme gelmiş olması da bunu gösteriyor. Almanya’da savaş karşıtı sesler yeniden giderek yükseliyor.</p>
<p>Bunun yukarıda sözünü ettiğim Nabucco anlaşmasıyla bağlantılı olduğu gözleniyor. Nabucco Projesi’nin danışmanlığını Almanya’nın eski dışişleri bakanı Joschka Fischer yapıyor. Fischer’in Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini aktif olarak desteklediği biliniyor. Eski solcu yeni enerji danışmanı Fischer, Nabucco projesinin Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini güçlendireceğini söylüyor ve Avrupa kamuoyunun süreç içerisinde bu ülkenin üyeliğine destek verebileceğini iddia ediyor.</p>
<p>Kürt sorununu çözmemiş bir Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ilerlemesi gibi, Nabucco boru hattını güvenli işletmesi de olası gözükmüyor. Avrupa’nın bu yüzden inisiyatif alması mantıklı görünüyor.<br />
Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan, önceki yıl Brüksel ziyaretinde Nabucco‘yu Avrupa’ya karşı ‚şantaj aracı‘ olarak kullanmıştı. Kıbrıs meselesinde, ‘Rumları ikna edin, yoksa hattı kullandırtmayız‘ diyen Erdoğan’ın şantajcı yaklaşımı Avrupa‘dan yoğun tepki almıştı. Türkiye’nin başbakanı sonradan geri adım attı atmasına ancak, onun niyeti anlaşılmıştı.</p>
<p>Nabucco’nun devreye girmesinin yakınlaştığı bir süreçte Erdoğan’nın güç kaybediyor olması insanı ister istemez düşündürüyor. Erdoğan’ın içeride ve dışarıda desteğinin azalması, liderini ve stratejisini değiştirmiş CHP’nin ağır ağır da olsa yükseliyor olması Türkiye’nin iç siyasi dengelerinin değişeceğini gösteriyor.</p>
<p>Tabii hem Nabucco anlaşması hem de iç siyasal gelişmeler Kürtlere önemli fırsatlar sağlıyor. Enerji ihtiyacını Kürdistan’dan karşılayacak olan bir Avrupa’nın sadece Türkiye ve Irak’ta yaşayan Kürtleri değil, Avrupa‘da yaşayan göçmen Kürtleri de dikkate alacağını bilmek ve buna göre hazırlık yapmak önem kazanıyor.<br />
Biz istesek de istemesek de ‘Kürt kartı’nın değeri artıyor. Kürt siyaseti, aydınları ve kurumlarının bunun farkında olmaları gerekiyor.</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslan@hotmail.de<br />
01-09-10</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/31/nabucco-kurtler-chp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ateşkes ve Referandum</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/10/ateskes-ve-referandum/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/10/ateskes-ve-referandum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 18:28:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8083</guid>
		<description><![CDATA[Bu bile başlı başına kimin savaşa karşı, kimin savaştan yana olduğunu göstermeye yetiyor.
Bu tablo tek taraflı ateşkeslerin savaşı durdurmaya ve Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünü sağlamaya yetmediğini]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Gözler kaç gündür Kandil’e çevrilmiş bulunuyor. PKK‘nin yeniden ateşkes ilan edeceği söyleniyor.</p>
<p>Belki de siz bu satırları okuduğunuzda PKK ateşkes ilan etmiş olacak. İlan edilirse eğer bu PKK‘nin savaşla geçen son 26 yılda ilan ettiği 7’inci ateşkes olacak.</p>
<p>Bu bile başlı başına kimin savaşa karşı, kimin savaştan yana olduğunu göstermeye yetiyor.<br />
Bu tablo tek taraflı ateşkeslerin savaşı durdurmaya ve Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünü sağlamaya yetmediğini, Türk devletinin savaşta ısrar ettiğini bütün açıklığıyla gözler önüne seriyor.<br />
Bu aynı zamanda savaş devam ederken PKK’ye ateşkes çağrıları yapan sivil toplum örgütleri ve aydınların ateşkes sonrası sorumluluklarını yerine getirmediklerini de gösteriyor.<br />
2009 yılı Nisan ayında ilan edilen ateşkes bunun en çarpıcı örneğini oluşturuyor. O süreçte ateşkes çağrıları yapanlar ateşkesten sonra Türk ordusu ve AKP Hükümeti savaşı dayatırken üç maymunları oynadılar.<br />
Ateşkesten hemen sonra Kürt siyasetçileri kitlesel olarak tutuklandı. Kürt partisi kapatıldı ve yetmezmiş gibi askeri operasyonlar yoğunlaştırıldı. Bir avuç insan dışında buna itiraz eden olmadı.<br />
Savaş da zaten bu yüzden yeniden başladı. Güçlü bir kamuoyu tepkisi verilseydi ve demokratik yollardan sorunun üzerine gidilseydi silahların yeniden patlaması mümkün olmazdı.<br />
Ancak bu yapılmadı. Birçok kişi ve çevre üç maymunları oynadı. Ve savaş yeniden başladı. Başlayınca da liberal kesimle yeminli PKK düşmanı Kürtler AKP’nin psikolojik savaşına katılıp komplo teorilerine sarıldılar.<br />
PKK’nin savaşı AKP’yi zayıflatmak ve Ergenekon’a destek vermek amacıyla başlattığı teranesini dillerine doladılar.<br />
Bu baylar şimdi ne diyecekler doğrusu merak ediyorum. Referandum öncesi ilan edilecek bu ateşkes hükümetin elini güçlendirmeyecek mi? PKK bu kararıyla AKP’yi rahatlatmış, ona yeni bir şans vermiş olmayacak mı?<br />
Tabii, şimdi Ergenekoncu’lar PKK’yi AKP’yle ‚işbirliği‘ yapmakla suçlayacaklar. Komplo teorileri üretme sırası şimdi onlarda. Fakat AKP ve yandaşları gibi Ergenekoncu’ları da ciddiye almamak gerekiyor.<br />
PKK, Ergenekon’a destek amacıyla savaşmadığı gibi AKP’ye destek amacıyla da ateşkes ilan etmiyor. Kürt halkının çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Bu bazen Ergenekon’un bazen AKP’nin işine geliyor olabilir.<br />
Bunun önemi yok. Önemli olan Kürt halkına hizmet edip etmediğidir?<br />
Bu nedenle bunlara kulak asmak yerine önümüzdeki referanduma bakmalıyız.<br />
Zira, AKP’nin başını çektiği dinci gericilikle, ordunun başını çektiği ırkçı gericilik arasındaki rant kavgası referandumla birlikte kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor.<br />
Türkiye’nin gerçek manada demokratikleşmesi ve Kürt halkının kazanımlarının korunması açısından iki cephenin de referandumdan zayıflayarak çıkması gerekiyor.<br />
Bakmayın; ırkçılarla dinciler arasındaki iktidar kavgasının ‚demokratikleşmeyle‘ herhangi bir alakası yok. Buradan ‚demokrasi‘ çıkacağı tezleri gerçeği yansıtmıyor. Bunu söyleyen her kimse AKP’den nemalanmıyorsa hayal görüyor.<br />
Çünkü AKP’nin ‚demokrasi‘ gibi bir kaygısı yok. AKP Türkiye’nin bu ihtiyacını kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor. AKP ‚demokrasiyi‘ sadece sömürüyor.<br />
Türkiye’nin demokratikleşmesi için her şeyden önce ırkçı ve dinci blokun geriletilmesi, güçlü bir demokrasi cephesinin örülmesi gerekiyor. Referandumunun önemi de burada ortaya çıkıyor.<br />
Bugün hem Türk halkının hem de Kürt halkının çıkarları anayasa paketini güçlü bir şekilde ‚boykot’ etmeyi gerektiriyor. Türkiye‘nin demokratikleşmesinin, Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesinin ve yeni bir anayasa yapılmasının yolu buradan geçiyor.<br />
Kürt iradesinin güçlenmesi ve yeni mevziler elde edebilmesi için de özellikle Kürdistan‘da AKP’ye karşı ezici bir üstünlüğün sağlanması gerekiyor.<br />
Çünkü, Kürt halkı için asıl tehdit CHP’den ya da MHP’den değil AKP’den geliyor. Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek yarattığı kazanımları bugün asıl olarak AKP tehdit ediyor.<br />
Türk ordusu Kürtleri fiziken, AKP‘yse siyaseten tehdit ediyor. Ordu öldürerek, AKP tasfiye ederek bitirmek istiyor.<br />
Fakat TC kurulduğundan bu yana ordu Kürtleri öldürse de sonuç alamıyor. Aksine sorun giderek derinleşiyor. Türk ordusunun Kürtleri öldürerek bitirmesi mümkün olmuyor.<br />
Geriye yalnızca AKP’nin siyasi tasfiyesi kalıyor. Türk ordusu esas olarak bu yüzden AKP’yi iktidarda tutuyor. Aralarında çelişki olsa da AKP’ye Kürtleri tasfiye edeceği umuduyla destek veriyor.<br />
Kürtler önce AKP’nin yedeğine düşürülmek, sonra da Türk-İslam sentezi içerisinde eritilmek isteniyor. Denize düşenin yılana sarılması misali Kürtler karşısında açmaza düşen ordu AKP’ye bu nedenle yapışmış, bırakmıyor.<br />
Kaldı ki AKP Kürtlere Kürdistan’ı Türk-İslam kılıcıyla yeniden fethetmekten ve onları Ortaçağ karanlığına gömmekten başka bir şey vaat etmiyor.<br />
Kürtler söz konusu olduğunda Tayyip Erdoğan, Ariel Şaron’u aratmıyor.<br />
‚Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır‘ diyen başbakanın elinde 2006 yılında Amed’te vahşice katledilen 9 Kürt çocuğunun kanı duruyor.<br />
Kimse AKP’yi allayıp pullamasın. Kimse kendini de kandırmasın; Kürt meselesi çözülecekse eğer AKP’nin de CHP ve MHP gibi Kürtler karşısında iflası yaşamasıyla çözülecektir.<br />
Aksi halde savaş devam edecektir. Yalaka Kürtlerin arkasına dizildiği AKP bugün militarist sistemin son umudu, Türk ordusunun ülkemizdeki son kalesidir. Bu kalenin çökmesi Kürtlerin geleceği açısından yaşamsal önemdedir.<br />
Referandumda Kürdistan’da güçlü bir ‘evet’ çıkarsa AKP güçlenecektir. AKP’nin güçlenmesi Kürtlerin güçten düşmesi anlamına gelecektir.<br />
AKP o zaman ‘bu iş bitti, Kürtlerin bir sorunu yok, sorun PKK’dir ‘diyecek ve dış dünyadan alacağı destekle Kürt halkının üzerine yürüyecektir.<br />
Bunun önlenmesi için güçlü bir ‘boykot’ gerekmektedir. Kürt halkının iradesini güçlü bir şekilde ortaya koyması birçok dengeyi değiştirecektir.<br />
Kürtlerin Türkiye’de ve dünyada eşit ve saygın bir yeri olacak mı yoksa olmayacak mı? Referandumda Kürtler esas olarak bu soruya cevap vereceklerdir.<br />
Kirli savaşın sona ermesinden, sorunun barışçıl çözümünden yana olan ve hem Türkiye’de hem de dünyada Kürtlere saygın bir yer açmaya çalışan her Kürd’ün ‘boykot’ demesi gerekmektedir.</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslanö@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/10/ateskes-ve-referandum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin artık bir ülken ve bir ailen olmayacak</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/01/senin-artik-bir-ulken-ve-bir-ailen-olmayacak/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/01/senin-artik-bir-ulken-ve-bir-ailen-olmayacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 21:56:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8147</guid>
		<description><![CDATA[Eski çağların birinde, denizlerin ortasındaki bir ada ülkesinde farkındalık bilincine sahip gönlü yüce bir kral yaşardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Eski çağların birinde, denizlerin ortasındaki bir ada ülkesinde farkındalık bilincine sahip gönlü yüce bir kral yaşardı.</p>
<p>Kudretli bir orduya, güçlü ve sadık bir halka, bereketli geniş topraklara sahip olan kral, nedenle sonuç arasında kopmaz bir bağ olduğunun farkındaydı.</p>
<p>İnsanın, doğanın, toplumun ve dünyanın yaşamına yön veren evrensel bu kural yüzünden kendisi, ülkesi ve çevresiyle ilgili her gelişmeye duyarlı yaklaşır, her şeyi sorgular, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırdı.</p>
<p>Günlerden bir gün kral, ülkesinin bilge kişisi olan Haritacı’yı yanına çağırdı. Halkı ve ülkesi için duyduğu kaygıları onunla paylaştı.</p>
<p>Düşman saldırılarının ülkede yarattığı huzursuzluğu, halkın her geçen gün artan tepkisi ve öfkesini anlattı.<br />
Yakın gelecekte kötü şeylerin yaşanacağının farkında olan kral, Haritacı’ya, ‘ülkemi ve ailemi nelerin beklediğini öğrenmek istiyorum’ dedi.</p>
<p>‘Bu sayede belki kötü gidişatın önüne geçebilirim’ diye de ekledi.<br />
Bilge Haritacı nesiller boyunca haritacılık yapmış bir ailenin son temsilcisiydi. O olacakları önceden öngörebilme yeteneğine sahip bütün müneccimlerin, remilcilerin ve habercilerin bilemeyecekleri her şeyi bilirdi.</p>
<p>İnsanın doğumdan ölümüne kadar geçen zaman içinde başına nelerin geleceğini haritasına bakar söylerdi.</p>
<p>Haritacı krala cevap vermedi. Bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Fakat kral üsteledi. Haritacı baktı olacak gibi değil, itiraz etti:<br />
‘Gönlü yüce kralım, herkes haritasında nelerin yazıldığını, hangi çizgide hangi gizin saklandığını yaşayarak öğrenmelidir‘ dedi.<br />
Ardından, ‘önceden bilmek her zaman iyi değildir‘ diyerek üstü kapalı sitem de etti.</p>
<p>Kral buna rağmen arzusundan vazgeçmedi. ‘Kaderimizi değiştirebilmemiz için ne yazıldığını önceden bilmemiz gerekir‘ karşılığını verdi.<br />
Kralın söyledikleri Haritacı’yı tatmin etmedi. Ancak bir şey de demedi. Anlaşıldığı kadarıyla kral çaresizlik içindeydi. Bunu fark eden Haritacı susmayı tercih etti. Sustu ve kendi içine çekildi.<br />
Uzunca bir süre sessizlik içinde geçti.Sonra Haritacı yeniden söze girdi.<br />
‘Yüce kralım, yaşanması gerekeni engellemek için boşuna çaba harcama ve bunun sadece seninle ilgili olduğunu da sanma, sen bütünün bir parçasısın, bütün değişiyor, sen de değişeceksin‘ dedi.<br />
‘Kimse yazgısından kaçamaz, yaşanması gereken yaşanacaktır‘ diye de ekledi.</p>
<p>Fakat bu sözler de kralı ikna etmeye yetmedi. Farkındalık bilincine sahip çaresiz kral, Haritacı‘nın başka bir söz etmesini istemedi. Ona kesin bir dille ‘bir sene içinde bu işi hallet‘ emrini verdi.<br />
Ve, aradan bir sene geçti. Haritacı koltuğunun altına yerleştirdiği iki tomar haritayla çıkıp geldi.<br />
İnce ruhlu, ince yürekli Haritacı, haritalardan birini sessizce kralın masasının üzerine serdi.</p>
<p>O andan itibaren de kralın başına bundan böyle nelerin geleceğini haritaya bakarak tek tek söyledi!</p>
<p>Duydukları karşısında kralın hissettiği acı çok derin ve çok keskindi.<br />
Haritacı, krala, bir hafta sonra sefer emri vereceğini, on gün sonra düşmanla ilk çarpışmanın gerçekleşeceğini, tahtın tek varisi olan kralın biricik oğlunun ilk çarpışmada öleceğini, savaşın giderek şiddetleneceğini, şiddetli savaşın beş ay süreceğini, sonunda kralın yenileceğini ve savaş meydanında öleceğini söylemişti.<br />
Keskin ve derin acının canını yaktığı kral öğrendikleri karşısında ne diyeceğini bilemedi.</p>
<p>Sadece, ‘ya ülkem, ya ailem?‘ diyebildi.<br />
Haritacı gözlerini haritasından ayırmadan, ‘senin artık bir ülken ve bir ailen olmayacak‘ karşılığını verdi.</p>
<p>Kral sözün bittiği yerdeydi.<br />
Sonunda kaderinde nelerin yazıldığını öğrenmişti. Şimdi öğrendikleri ona işkence etmekte, acı içinde kalmış yüreği inim inim inlemekteydi.</p>
<p>Derken aklına bir fikir geldi.<br />
Haritacı’ya, ‘kaderimde ne yazıldığını bildiğime göre onu değiştirebilirim‘ dedi.</p>
<p>Ve hemen vezirlerine düşmana barış elçileri gönderilmesi emrini verdi. Asla savaş kararı vermeyecek, barışta sonuna kadar ısrar edecekti.<br />
Doğrusu kralın sevinci görülmeye değerdi. Onun bu halini gören Haritacı acı acı gülümsedi.</p>
<p>‘Acele etme kralım‘ dedi ve masaya ikinci haritayı serdi.<br />
‘Savaştan vazgeçtiğin için oğlun ve komutanların sana isyan edecek, ordun ve halkın ikiye bölünecek, on gün sonra iki kesim arasında şiddetli bir çarpışma yaşanacak, bu çarpışmada oğlun ölecek, ayrıca düşman senin barış önerini reddedecek ve ülkeni işgale yönelecek, düşmanla savaşın beş ay sürecek, sen yenilecek ve öleceksin‘ dedi.<br />
Umudu tükenen kral, ‘ya bizim seçme hakkımız, nerde kaldı irademiz?‘ diyerek isyancıl bir soru yöneltti.</p>
<p>Haritacı bu soruya ‘sınırlı koşullar sınırlı seçimler üretir ‘ cevabını verdi.<br />
Kaderinde yazılı olanı kabul etmek istemeyen kralın yüreği yerinden fırlayacak hale gelmişti. Bunu fark eden Haritacı, ailesine ve ülkesine tutkuyla bağlı olan krala, mevcut olanın ötesine geçmeyi ve bütünün bir parçası olarak yaşanması gerekeni kabul etmeyi öğütledi.<br />
Kral, Haritacı’yı evine gönderdi. Sonra da odasına çekildi. Orada gece boyunca durumu gözden geçirdi.</p>
<p>Sabah ilk iş olarak da ordusuna savaşa hazırlık emrini verdi. Savaşı hiç bir zaman istememiş kral, savaş ilan etmişti. Derken sefer günü geldi.<br />
Kral ilk çarpışmada ölecek olan oğlunu yanına alarak ordusuna ve halkına şöyle seslendi:</p>
<p>‘Sizin artık bir ülkeniz ve bir aileniz olmayacak. Ancak, cesaretiniz ve özveriniz sayesinde gelecek kuşakların özgür bir ülkeleri ve mutlu bir aileleri olacak!..‘ *</p>
<p>Geçen gün kızkardeşim Figen’den bir email aldım. Şimdi viran olmuş Van‘daki evimizi ziyarete gitmiş. Oradan bazı fotoğraflar göndermiş.</p>
<p>Fotoğraflar çok şey anlatıyor.<br />
Figen, acısını dünyanın dört bir yanına dağıtmış evimizin yıkıntıları arasında dolaşıyor.</p>
<p>Enkaz altında kalmış yitik bir ülkeyi ve yitik bir aileyi arıyor.<br />
Bana da tahtakurularıyla birlikte paylaştığım odamdan sesleniyor:</p>
<p>‘Her şey burada şekillendi‘ diyor.<br />
Kaç gündür onun yazdıklarını okuyor, gönderdiği fotoğraflara bakıyorum.<br />
Her defasında da Borges’in Haritacı’sını anımsıyor, şimdi özgür olan İrlanda’yı, özgür ve mutlu İrlandalıları düşünüyorum.</p>
<p>Baktığım her fotoğrafta ‘bir ülkesi ve bir ailesi olmayan‘ ülkemin onur ve yürek sahibi insanlarını görüyor, İrlanda’nın ve insanlığın yazarı Jaymes Joyce‘nun ,‘ yıkılışımdan onur duy‘ dizelerine sığınıyorum.<br />
Suskun yüreğim/ Yazgım/ Ağlama ne ay varken ne de sis/ Onur duy yıkılışımdan&#8230;</p>
<p>25.08.10<br />
Günay ASLAN<br />
<a href="mailto:gunayaslan@hotmail.de">gunayaslan@hotmail.de</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/01/senin-artik-bir-ulken-ve-bir-ailen-olmayacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kirvem hallarımı aynı böyle yaz</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/07/28/kirvem-hallarimi-ayni-boyle-yaz/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/07/28/kirvem-hallarimi-ayni-boyle-yaz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 08:41:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8042</guid>
		<description><![CDATA[‘Kirvem hallarımı aynı böyle yaz/ rivayet sanılır belki/ gül memeler değil/ domdom kurşunu/ paramparça ağzımdaki.’

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Bugün 28 Temmuz 2010.</p>
<p>Bundan tam 67 yıl önce; 28 Temmuz 1943 tarihinde, Van ili Özalp ilçesi Sefo Deresi’nde Türk ordusu 33 yoksul Kürt köylüsünü kurşuna dizdi.</p>
<p>O gün, sabahın ilk saatlerinde kurşuna dizilen yalnızca 33 Kürt köylüsü değildi. 33 candı, 33 umut, 33 sevda, 33 özlem; 33 insan.</p>
<p>O gün, ‘ölüm buyruğunu uyguladılar/ mavi dağ dumanını/ ve uyur-uyanık seher yelini/ kanlara buladılar.‘</p>
<p>Köylülerin haklarında verilmiş herhangi bir mahkeme kararı yoktu.</p>
<p>Hiçbirinin herhangi bir suçu da yoktu. ‘Canım alırlar ecelsiz/ sığdıramam kitaplara/ şifre buyurmuş bir paşa/ vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız.’</p>
<p>33 Kürt köylüsünün sorgusuz- yargısız kurşuna dizilmesinin tek nedeni Türk devletinin Kürt halkına duyduğu ırkçı nefretti.</p>
<p>Devlet, bu nedenle bu tür toplu cinayetleri sistematik olarak işlemekteydi. Kürdistan bu yüzden Cumhuriyet dönemiyle birlikte ‘toplu mezarlar ülkesi’ haline gelmişti.</p>
<p>Gözü dönmüş ırkçı nefretin yönlendirdiği 33 Kurşun katliamının emrini 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı vermişti.</p>
<p>Muğlalı, Ermenileri, Asuri Süryanileri ve Rumları katletmiş Teşkilat-ı Mahsusa adındaki cinayet şebekesinin üyesiydi.<br />
Ona mahkemede yoksul Kürt köylülerini suçsuz yere neden öldürttüğü sorusu yöneltildi.<br />
Muğlalı bu soruya, ‘Kürtlere normal ölçüler içinde davranmak mümkün değildir‘ karşılığını verdi!<br />
General Kürtlerden nefret ediyordu.<br />
Gönderdiği ölüm fermanı bu nefretin bir sonucuydu. Fermanın gereği 28 Temmuz sabahı, Türkiye-İran sınırındaki Sefo Deresi‘nde yerine getirildi.<br />
‚Turna sürüsü değil bu / gökte yıldız burcu değil/ otuzüç kurşunlu yürek/ otuzüç kan pınarı/ akmaz/ göl olmuş bu dağda…‘<br />
Kurşuna dizilenler arasında bir ayağı çukurda yaşlılar, bıyıkları yeni terlemiş delikanlılar, evliler, nişanlılar vardı. Babayı evladıyla, abiyi kardeşiyle, damadı kayınpederiyle birbirine bağlayıp kurşunladılar.</p>
<p>Köylüleri önce kurşuna dizdiler, sonra da soydular.</p>
<p>‘ Koynumuzu usul- usul yoklayıp/ aradılar/ didik- didik ettiler/ Kirmanşah dokuması al kuşağımı/ tespihimi, tabakamı alıp gittiler/ hepsi de armağındı Acemelinden&#8230;’</p>
<p>Köylüleri kurşuna dizen birlik Karargah’a ‘dağ başını duman almış’ marşını okuyarak geri döndü.</p>
<p>Ne de olsa ‘milli görev’ ifa edilmiş, Kürt köylüleri ‘kamilen’ imha edilmişti.</p>
<p>‘Kirvem hallarımı aynı böyle yaz/ rivayet sanılır belki/ gül memeler değil/ domdom kurşunu/ paramparça ağzımdaki.’</p>
<p>Elbette olayın üzerine gidilmedi. Aksine katliam örtbas edilmek istendi. Bu amaçla yalan beyanlar alınıp sahte belgeler düzenlendi.</p>
<p>Ancak, Demokrat Parti’de örgütlenen kimi Kürt şahsiyetleri ile Musa Anter gibi yurtsever aydınların çabası sonucu katliam gündemden düşmedi.</p>
<p>Aradan 6 yıl geçtikten sonra da; 9 Eylül 1949 tarihinde Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde Muğlalı dava edildi. . Kürt tarafının avukatı DP Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ’dı.</p>
<p>Muğlalı’nın avukatıysa Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir başka üyesi CHP Milletvekili Cahit Oral’dı.</p>
<p>Muğlalı mahkemede suçunu itiraf etti. Kendisine verilen emri yerine getirdiğini söyledi. Ona emri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü vermişti. İnönü de Muğlalı ve Oral gibi ‘teşkilat’ üyesiydi.</p>
<p>Üçlü Kürtlere karşı kin ve nefret içindeydi.</p>
<p>Fakat mahkeme İnönü’yle ilgilenmedi. Muğlalı’yı önce idama, sonra da 20 yıl hapse mahkum etti. Katil general karardan kısa bir süre sonra cezaevinde hayatını kaybetti. Dosya bu şekilde kapandı ancak, Türk devleti ırkçı nefretini devam ettirdi.</p>
<p>Devam ettiği içindir ki aradan 40 yıl geçtikten sonra Muğlalı yeniden gündeme geldi.</p>
<p>1992 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Hürriyet’in başındaki Ertuğrul Özkök’e, ‚ordumuz Muğlalı sendromundan kurtarılmalıdır‘ dedi.</p>
<p>Devlet Muğlalı’nın ruhunu hortlatmak için ‚teşkilatın‘ has adamı Özkök‘ü seçmişti! Ertuğrul Özkök, Demirel‘e açık destek verdi. ‚Ordumuzun eli çözülmelidir‘ dedi.</p>
<p>Bu açıkça ‚ ordumuz Kürtleri sorgusuz sualsiz öldürebilmelidir‘ demekti. Nitekim ‚topyekün savaş‘ sürecinde bunun da gerekleri yerine getirildi.</p>
<p>Türk ordusu bu kez 17 bin Kürd‘ü ‚yargısız infaz‘ etti. Özkök‘ün başında olduğu Hürriyet Gazetesi bu süreçte ‚özel misyon’ üstlendi. Hürriyet- Özkök ikilisi infazlara tam destek verdi.</p>
<p>Tabii, devlet Muğlalı‘nın ruhunu diriltmekle yetinmedi; heykelini de dikti. Ardından katil generalin ismini köylüleri kurşuna dizen tabura verdi!</p>
<p>6 Mayıs 2004 tarihinde Özalp Jandarma Sınır Taburu’nun ismi Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirildi.</p>
<p>Kürt halkı haklı olarak bu karara tepki gösterdi. Kurşuna dizilen köylülerin yakınları kararın iptali için Ankara’da dava açtılar ancak, talepleri reddedildi. Dava şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülüyor.</p>
<p>Geçen yıl Van ili Özalp ilçesinin belediye meclisi Muğlalı Kışlası’nın tam karşısına 33 Kurşun Parkı yapılması için bir karar aldı. BDP’li Belediye Başkanı Murat Durmaz parkın içine bir de 33 Kurşun Anıtı dikeceklerini açıkladı.</p>
<p>Belediye halkın duygusuna tercüman olmuş, yapılan saygısızlığa karşı onurlu bir tutum almıştı.<br />
Fakat devreye yine Ertuğrul Özkök girdi.<br />
Özkök, 4 Temmuz 2009 günü köşesinden belediye başkanı Durmaz’a ‘açık mektup’ gönderdi. Başkana ‘şov yapma, suyu bulandırma’ dedi. Aba altından sopa göstererek tehdit de etti.<br />
Durmaz, ona gereken cevabı verdi ancak Özkök‘ün ırkçı tepkisi etkisini gösterdi. Kaymakamlık belediyenin kararına onay vermedi. 33 Kurşun Anıtı -şimdilik- dikilemedi.<br />
28 Temmuz 1943 sabahı kurşulanan, soyulan ve kurda kuşa yem edilen Kürt köylülerinin bugün bir mezarları bile yok. Kurşuna dizildikleri dere hala ‚yasak saha‘ kapsamında.<br />
Yakınlarının oraya gitmelerine ve bir dua etmelerine bile izin verilmiyor! Yara kanamaya, derelerimiz kan ağlamaya devam ediyor.<br />
Türk devletinin Kürt sorununun çözümü yolunda herşeyden önce kanlı ve kirli geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Ne ki bunu yapmıyor. Muğlalı örneğinde olduğu gibi yaraya tuz basıyor.<br />
Kürdistan’ı ‚toplu mezarlar ülkesine‘ çeviren Türk devleti, yaralarımızın sarılmaması ve yaslı tarihimizin unutulmaması için elinden ne geliyorsa onu yapıyor.</p>
<p>Bu durumda bize acılarımıza sahip çıkmaktan ve onların hesabını sormaktan başka bir yol kalmıyor.<br />
Kendimize olan saygımızı yitirmek ve kuru-köksüz bir ağaca dönüşmek istemiyorsak eğer, 33 Kurşun katliamı başta olmak üzere Türk devletinin işlediği bütün ,insanlık suçlarının‘ hesabını sormamız gerekiyor&#8230;<br />
*<br />
İnegöl, Dörtyol ve Erzurum’daki linç girişimleri, anayasa oylaması sürecinde Kürtlere karşı ciddi saldırı planlarının yapıldığını gösteriyor. Anayasa oylaması sürecinde dinci gericilik ‘evet’, ırkçı gericilikse ‘hayır’ kampanyası yürütüyor. Kürtlerin bağımsız ‘boykot’ duruşu her iki kesimi ve dolayısıyla sistemi sarsıyor.<br />
Son saldırıları böyle okumak gerekiyor! Türkiye Kürtlerle ya yaşamayı öğrenecek ya da çözülecektir. Onun önünde başka yol görünmemektedir. Dolayısıyla Kürtlerin paniğe kapılmamaları, dayanışmalarını yükseltmeleri gerekmektedir&#8230;</p>
<p>Günay ASLAN<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/07/28/kirvem-hallarimi-ayni-boyle-yaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TC-PKK görüşmeleri -2-</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/14/tc-pkk-gorusmeleri-2/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/14/tc-pkk-gorusmeleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 17:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7997</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta ‘TC-PKK görüşmeleri’ başlıklı uzun bir yazı yazdım. Yazımı düzenli olarak yazdığım Özgür Politika’ya ve ‘ bu konuda birşeyler yazmak isterseniz yayınlayabiliriz‘ diyen Taraf Gazetesi’ne gönderdim.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Geçen hafta ‘TC-PKK görüşmeleri’ başlıklı uzun bir yazı yazdım. Yazımı düzenli olarak yazdığım Özgür Politika’ya ve ‘ bu konuda birşeyler yazmak isterseniz yayınlayabiliriz‘ diyen Taraf Gazetesi’ne gönderdim.<br />
‘TC &#8211; PKK görüşmelerinin’ bir bölümünü yazma amacım hem ‘devlet PKK’yle asla görüşmemiştir, görüşmez’ diyenlere gerçeği anlatmak hem de sorunun çözümü için PKK’yle görüşülmesi gerektiğini söyleyen Türkiye’nin demokrasi dinamiklerine katkı sunmaktı.<br />
1990’li yılların başından başlayarak 1998’e kadar geçen sürede Turgut Özal’ın, Tansu Çiller’in, Hikmet Çetin’in, Mesut Yılmaz’ın, Necmettin Erbakan’ın ve Genelkurmay Başkanlığı’nın PKK’ye kimleri gönderdiğini ve kimin kiminle nerede, nasıl ve ne amaçla görüştüğünü -özetle- yazdım.<br />
Yazım Özgür Politika’ya yetişmedi. Taraf ise Cumartesi günü ‘Apo’ya Genelkurmay Faksı’ başlığıyla verdi. Taraf sansasyonel bir başlık seçmişti. Benimsemedim ama bu onların bileceğiydi. Beklentim Taraf’ın bu iddiaların üzerine gideceğiydi ama olmadı. İlk günden daha işin peşini bıraktı.<br />
Türkiye medyası da yazdığım gerçekler karşısında suskun kaldı. Tabii, eğer gerçeği yazmak yerine, ‘Ergenekon PKK’ye dere kenarında mektup verdi’ türünden gerçekle alakası olmayan, psikolojik savaş amaçlı bir yazı yazsaydım hiç kuşkunuz olmasın yer yerinden oynardı.<br />
Yazdıklarım kanal kanal dolaştırılır, her haber ve yorumda kullanılırdı. Bir kez daha görüldü ki egemen medya Kürtlere sadece PKK’ye ve kendi değerlerine ‘küfür’ ve ‘iftira’ ettikleri zaman yer veriyor! Gerçeğeyse geçit vermiyor.<br />
Gerçeğin bir avuç insan dışında alıcısı çıkmıyor. Ama bunun geçici olduğunu, kritik eşiğin salimen aşılması halinde bu meselenin de rahat bir şekilde konuşulacağını düşünüyorum. Bugün kimse Çiller’e, Yılmaz’a, Erbakan’a, Ercan Vuralhan’a, Yalçın Küçük’e, Alev Alatlı’ya, Tayfun Talipoğlu ve Türk Genelkurmayı’na birşey sormuyor ancak bir bakarsınız gün gelir, kendileri anlatmak ister.<br />
Elbette önemli olan bugün anlatmalarıdır ancak, bunun kolay olmayacağı anlaşılıyor. Alev Alatlı’nın saygı sınırlarıni aşan ‘tekzibi’ de bunu gösteriyor. Alatlı, ‘ben PKK’yle görüşmedim’ diyor! Ondan ‘evet, ben görüştüm’ demesini beklemiyordum ama bu kadar kaba ve saldırgan bir açıklama da beklemiyordum.<br />
Kabul, böyle bir ‘itiraf’ kamuoyundaki algıyı tersine çevirir ve PKK’nin elini güçlendirir. Bunu yapmak kolay değil. Fakat gerçeği inkar da mümkün değil.<br />
Alatlı’nın PKK’yle görüştüğünü , Avrupa’da yaşayan çok yakın bir dostunun bunu sağladığını biliyorum. Bunu her zaman ispat edebilirim. Ancak derdim bunu ona kabul ettirmek, bu amaçla kırıp dökmek değil. Ben amacımı yukarıda açıkladım.<br />
Öte yandan 1 Eylül 98 ateşkesiyle ilgili yazımda Genelkurmay’dan mesaj getiren gazeteci için ‘şimdi TRT’de çalışıyor’ demiştim. Yıldıray Oğur, bunun Tayfun Talipoğlu olduğunu yazdı. Talipoğlu da iddiaları reddetti.<br />
Tayfun Talipoğlu’nun üstlendiği misyon Alatlı’nınkinden çok farklı. Bir kere o doğrudan Genelkurmay’dan geliyor ve ‘görev’ yürütüyordu. Bu yüzden Alatlı için değil ama onun için –bir parça- ayrıntı yazmam gerekiyor.</p>
<p>Talipoğlu, 28 Ağustos 1998 günü yapacağımız ‘ateşkes’ programına katılmak üzere MED TV’ye geldi. Program öncesi PKK’den Kani Yılmaz, Talipoğlu ve ben biraraya geldik. Talipoğlu gelmeden önce ‘PKK randevusu’ ayarlanmıştı.<br />
Talipoğlu, Genelkurmay’dan bir generalin (Erol Özkasnak) kendisine bu programa katılması gerektiğini söylediğini belirtti. Ayrıca ‘bazı önerileri de var’ dedi. Buna göre, ‘ateşkes süresiz olmalı, her hangi bir süre kısıtlaması yapılmamalı, ateşkes ilan edilirken sık sık birlik ve bütünlük mesajları verilmeli ve dış güçlere karşı açık tutum alınmalıydı!’<br />
Talipoğlu’nun Genelkurmay’dan getirdiği bu bilgiler telefonla Öcalan’a aktarıldı. Talipoğlu daha sonra (Aralık,98) Roma’da Öcalan’ı ziyaret etti. Öcalan Roma’dayken Türk gazetecilerle görüşmüyordu. Zira İtalya ile Türkiye arasında ciddi bir kriz yaşanıyordu.<br />
Amerika ve Türkiye Öcalan’ı çıkarması için İtalya’ya baskı yapıyor, İtalya direnmeye çalışıyordu. Türk gazetecilerle görüşmeye İtalya da sıcak bakmıyordu. Ancak Talipoğlu Öcalan’la görüşebildi. Bu izni de İtalyanlar verdi! Talipoğlu görünürde Öcalan’la röportaj yapmaya gelmişti. Ancak bu röportaj hiçbir yerde yayınlanmadı. Röportaj Öcalan yakalandıktan bir yıl sonra (Şubat,2000) Tuncay Özkan’ın Operasyon kitabında karşımıza çıktı!<br />
Talipoğlu, görüşmenin tutanağı gibi röportajın da tamamını Genelkurmay’a vermişti. Oradan da şimdi Ergenekon davasından tutuklu olan Tuncay Özkan’a geçmişti. Talipoğlu, Roma’dayken Öcalan’a ‘Türkiye dön’ mesajı getirmişti. Öcalan bunu reddetmişti!<br />
Öcalan’a ‘Türkiye dön’ mesajı getiren yalnızca Talipoğlu değildi. 3’üncü Ergenekon davasında bu davanın ‘bir numaralı sanığı’ Yalçın Küçük de, ‘Öcalan’a Türkiye’ye gel’ teklifinde bulunduğu için yargılanıyor! Ve Küçük bu iddiayı kabul ediyor!<br />
Daha önce gazetemize yazmıştım; Öcalan Suriye’den çıkması gerektiğinin yıllar öncesinden farkındaydı. Ayrıca PKK ona İran’da ve Irak’ta yer ayarlamaya çalışmıştı. Ancak olmamıştı. Bu yüzden ‘dağa gitme’ kararı alınmıştı. Ne ki Avrupa’ya çıktı. Öcalan’ın Suriye’den çıkması Amerikan baskısıyla sağlandı. Fakat Amerika ile Türkiye görünürde birlikte hareket ediyorlarsa da aralarında çelişki vardı.<br />
Aslında Türkiye Öcalan’ı Amerika ‘dan şartlı almak istemiyordu. Kimse Türkiye’nin Öcalan’ı Amerika’dan güle oynaya teslim aldığını düşünmesin. Öcalan verildi. Türkiye hayır, almam diyemedi. Diyemezdi! Genelkurmay bu nedenle ‘Öcalan’a ‘dön’ teklifi yapıyor, Talipoğlu ve Küçük’ü bu yüzden gönderiyordu. Öcalan’ sa çözüm olmadan dönmeye yanaşmıyor, teklifi reddediyordu.<br />
Birşey daha var; Genelkurmay PKK ile general düzeyinde ilk defa 13 Mayıs 1999 tarihinde görüştü! Avrupa Barış Örgütleri Platformu Hollanda’nın Den Haag kentinde bin yılın son ‘Barış Konferansını’ düzenlemişti. Konferansa Türkiye adına emekli büyükelçi Güzdüz Aktan’ın başkanlığında bir heyet katılmıştı. Heyette Genelkurmay’dan bir de general (A.Y) yer almaktaydı.<br />
Gündüz Aktan, Kürt aydınlarından, insan hakları aktivisti ve yazar Memo Şahin’e, ‘PKK’yle özel görüşmek’ istediklerini söyledi. Memo Şahin bunun üzerine Aktan başkanlığındaki Türk heyetini PKK’nin dönem sorumlusu Mizgin Şen’e götürdü. Türk heyeti ile PKK heyeti arasında Den Haag’ta bir dizi görüşme gerçekleşti!</p>
<p>Demek istediğim Kürt sorunu eğer çözülecekse ‘TC-PKK görüşmeleriyle’ çözülecektir. 25 yıllık süreç bu yönde önemli birikim üretmiştir. Bunun bilinmesi önemlidir.</p>
<p>Günay ASLAN<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/14/tc-pkk-gorusmeleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türklerin trajedisi; Türk militarizmi</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/05/02/turklerin-trajedisi-turk-militarizmi/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/05/02/turklerin-trajedisi-turk-militarizmi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 19:08:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7964</guid>
		<description><![CDATA[Türkler tarih boyunca ne çektilerse kendilerinden çektiler. Aslında hem kendilerine hem de başkalarına çektirdiler. Bir türlü dizginleyemedikleri şiddet ve talan tutkusu yüzünden kendi hayatları gibi başkalarının da hayatlarını zindana çevirdiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Türkler tarih boyunca ne çektilerse kendilerinden çektiler. Aslında hem kendilerine hem de başkalarına çektirdiler. Bir türlü dizginleyemedikleri şiddet ve talan tutkusu yüzünden kendi hayatları gibi başkalarının da hayatlarını zindana çevirdiler.</p>
<p>Çin’den Rusya’ya, İran’dan Avrupa‘ya kadar her yeri işgal ve talan ettiler. Tarih boyunca hep başka halklarının talan ettikleri zenginlikleriyle beslendiler. Hiçbir zaman kendileri için yeterli bir şey üretmediler.<br />
‚Asker millet’ oldukları için üretmek yerine talan etmeyi tercih ettiler. Sürekli olarak başkalarının yurduna ve zenginliğine göz diktiler. Uygarlık yolunda üretilen her değerden nefret ettiler.</p>
<p>Bu yüzden dünyanın önemli bir bölümünde sürekli savaş ve sürekli yıkım ürettiler. Barış içinde yaşamasını bilemediler. ‚Düşmanı kesinlikle teslim almadan barış yapmayı‘ kendilerine yasak ettiler.</p>
<p>Kendilerine benzemeyeni ‚düşman‘ bellediler. Farklı olanın da ‚dost‘ olabileceği gerçeğini kabul etmediler. Başkalarının dostluğunu kazanma yeteneği göstermediler. ‚Ya tam susturmak ya da kan kusturmak‘ dışında bir yöntem geliştiremediler.</p>
<p>Ve giderek dünya insanlığı için ciddi bir tehdit haline geldiler.<br />
Tarih bir bakıma Çin’den Avrupa‘ya insanlığı kan ve gözyaşına boğan Türkleri durdurmanın tarihidir. Tabii, hiç bir ülke tek başına bunun üstesinden gelememiştir.</p>
<p>Ne Çin, ne Rusya, ne de Avrupa kıtası tek başına Türk şiddetinin önüne geçememiştir. Bu güçler el ele vermiş, ‚Türk meselesini‘ birlikte çözmüşlerdir.</p>
<p>200 yıl kadar Türk işgalinde kalan Rusya burada kilit rol üstlenmiştir. Avrupa ve Çin’in katkısıyla Rusya Batı Türkistan’ı işgal etmiştir.<br />
Türkler sadece başkalarıyla değil birbirileriyle de savaşıyorlardı. Bu karşıtlarının işine gelmiştir. Çin bu sayede kısa sürede özgürleşmiştir.<br />
Hem özgürleşmiş hem de Göktürk ve Uygur gibi birçok Türk imparatorluğunun merkezi olan Doğu Türkistan’ı ele geçirmiştir.<br />
Avrupa’daki Türklere gelince; onlar da geri püskürtülmüş, Anadolu’ya sürülüp sıkıştırılmış, ‚teslim‘ alınmış ve Batı‘nın bekçisi ve çöpcüsü yapılmıştır.</p>
<p>Bu süreç yüzyılları almıştır ancak, sonunda ‚Türk sorunu‘ Türk milleti esir alınarak, Türk militarizmi de iğdiş edilerek çözülmüştür.<br />
Bir dönem Çin’den Avrupa‘ya akınlar düzenleyen ve dünyayı titreten Türklerin hiçbiri bugün özgür değildir. Onların kaderi Rusya’nın, Batı’nın ve Çin’in elindedir.</p>
<p>Bu Türklerin trajik gerçeğidir. Ne Türkistan’daki ne de Türkiye’deki Türkler özgür değildir. Anlı şanlı Türk ordusu da sadece kendisine verilen ‚bekçilik‘ görevini yerine getirmektedir. Bunun ötesine geçememektedir. Geçmeye çalıştığında kafasına çuval geçirilmektedir.</p>
<p>Türk ordunun görevi Batı‘nın çıkarlarına hizmet etmektir. Onun bırakın silahını, Çağlayangil’in ifadesiyle ‚donuna kadar‘ herşeyini Batı bu nedenle vermektedir.</p>
<p>Türk ordusunun gücü sadece Kürtlere, devrimci-demokrat Türklere, bir avuç kalmış Ermenilere, Asuri Süryanilere ve Alevilere yetmektedir.<br />
Şiddet bağımlısı ordu bu ihtiyacını ezilenler ve emekçiler üzerinden gidermektedir. Güçlünün önünde ise yerlere kadar eğilmektedir.<br />
Bu onun tipik bir özelliğidir. Türk militarizmi savunmasıza, güçsüze ve muhtaça karşı zalimdir. Güçlünün karşısındaysa eziktir. İsrail’le yaşanan son kriz bunun güzel bir örneğidir.</p>
<p>Geçen ay Türkiye ile İsrail arasında Akdeniz’de küçük bir savaş yaşandı. Uluslararası sularda seyreden Türk gemisine operasyon düzenleyen İsrail ordusu 9 Türk vatandaşının canını aldı.</p>
<p>Kanlı baskın Türkiye’de deprem etkisi yarattı ve halk sokaklarda ‘ordu Gazze’ye‘ diye bağırdı. Fakat ordunun gıkı çıkmadı. Türk ordusu üç maymunları oynadı. İsrail’le savaşı göze alamadı.</p>
<p>Savaşı göze alamaması bir yana İsrail‘in öldürdüğü Türklerin daha kırkı çıkmadan Türkiye gizlice İsrail’in kapısını çaldı. İsrail’le ilişkilerini onarmaya, yalakalık yaparak durumu kurtarmaya çalıştı.</p>
<p>Türkiye İsrail’le gizlice görüştükten birkaç gün sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ da ırkçı bir gazeteciyi makamında ağırladı. Gerçi ırkçılıkla gazetecilik yan yana olmuyor ama orası Türkiye herşey oluyor. Uğur Dündar adındaki adam yıllardır gazetecilik adı altında ırkçılık yapıyor.</p>
<p>General söyleşi boyunca bol bol ‚terör‘ edebiyatı yaptı. Çıplak gerçeği ağzına dahi almadı. Yeni ve kapsamlı saldırılar için zemin yaratmaya çalıştı.<br />
Türk militarizminin bir diğer özelliği kendini asla ‚haksız‘ görmemesidir. Ona göre ‚komutan her zaman haklıdır, haksız olduğu zaman da bu kural geçerlidir.‘</p>
<p>Bu yüzden Başbuğ, ‚asıl suçlu biziz, haksız bir savaş sürdürüyoruz‘ demedi. Aksine sık sık ölmekten ve öldürmekten söz etti.</p>
<p>İşte böyledir; Türk militarizmin gücü sadece Kürtlere yetmektedir. Amerika kafasına çuval geçiriyor, Rusya, Çin, İsrail Türkleri katlediyor gıkı çıkmıyor; ama sıra dili, kimliği,özgürlüğü; yani onuru için mücadele eden Kürtlere gelince de cengaver (!) kesiliyor.</p>
<p>Çıplak yürekli Kürt gençlerine karşı kimyasal silah kullanıyor, insanların cansız bedenlerine saygısızlık yapıyor. Gücü –şimdilik- yetiyor ya, her türlü vahşeti hak görüyor.</p>
<p>Fakat Türk militarizmi özünde Türklerin başının belası, onların trajedisidir. Türk dünyasının bugün yaşadığı dramın nedeni, ‚taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmamak‘tan başka bir şey bilmeyen, hiç kimseyle hiçbir zaman ‚barışçıl‘ bir çözüm üretemeyen Türk militarizmidir.</p>
<p>Günümüz Türkiye’sinde yaşanan sorunların nedeni de budur. Türk ordusu kendi ülkesinde işgal ordusu gibi davranmakta, vatandaşlarına ‚esir‘ muamelesi yapmakta, onların dinleri, dilleri, kültürleri, başlarındaki örtüleri, cem evleri, kiliseleri ve fikirleriyle savaşmaktadır.</p>
<p>Elbette bu haksız savaş en çok Türk halkını tüketmektedir. Türklerin köleliği derinleşmektedir. Türk halkının buna bir son vermesi, lanetli kaderini değiştirmesi, Türk militarizmini dizginlemesi ve onu uygarlığın içine çekmesi gerekiyor.</p>
<p>Yoksa asıl Türklere yazık olacaktır. Kürtler er veya geç bu zulümden kurtulacaktır. Böyle giderse Türk militarizminin elinde sadece Türkler kalacaktır.</p>
<p>Ondan sonra artık ordu her yıl bir darbe mi yapar, her ay bir başbakan mı asar, her sabah bir yazarı mı kurşunlar, her akşam bir ozanı mı yakar bilemem. Öğrenmek isteyen Türk militarizminin tarihine bakabilir…</p>
<p>Günay ASLAN</p>
<p>gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/05/02/turklerin-trajedisi-turk-militarizmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail-Türkiye krizinde PKK meselesi</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/05/01/israil-turkiye-krizinde-pkk-meselesi/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/05/01/israil-turkiye-krizinde-pkk-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 06:35:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7838</guid>
		<description><![CDATA[İsrail ordusu önceki gün sabahın erken saatlerinde Gazze'ye insani yardım taşıyan gemilere baskın düzenledi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="size-full wp-image-2713 alignleft" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>İsrail ordusu önceki gün sabahın erken saatlerinde Gazze&#8217;ye insani yardım taşıyan gemilere baskın düzenledi.<br />
Baskında 9 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi de yaralandı.<br />
Olay tüm dünyada ‚şok‘ etkisi yarattı ancak yardımı organize eden Türkiye’yi derinden sarstı.<br />
6 gemilik yardım konvoyunu ‚Türk‘ kökenli İnsani Yardım Vakfı (İHH) adında bir dernek organize etmişti.<br />
İHH, yolsuzluk yüzünden yöneticileri hapse atılan ‚Deniz Feneri’nin benzeri bir dernektir. Deniz Feneri gibi bu derneğin de arkasındaki siyasi güç AKP Hükümeti’dir.<br />
Gazze’ye yardımı da aslında hükümet organize etmiştir.<br />
Bu organizasyon AKP Hükümeti‘nin siyasi bir hamlesidir. İktidara geldiğinden bu yana Hamas‘a hamilik‘ yapan AKP‘nin hedefi İsrail amborgosunu delmek, Erdoğan’ın İslam alemindeki popülaritesini yükseltmektir.<br />
Dolayısıyla İsrail baskınının da asıl hedefi Türkiye; açıkcası AKP Hükümeti’dir. İsrail,Türk gemisini özellikle hedef seçmiştir. Türkiye‘ye ve AKP Hükümeti’ne kendince bir ‚ders‘ vermek istemiştir.<br />
Bu kanlı ve insanlık adına utanç verici saldırının asıl hedefi, Hamas’ı himayesine alan, Hizbullah’a arka çıkan, İran’la ortak cephe kurmaya çalışan AKP Hükümeti’dir.<br />
İsrail, AKP‘yi ‚tehdit‘ unsuru olarak değerlendirmiştir.<br />
Baskınla da AKP Hükümeti’ni ciddi manada darbelemiş ve Erdoğan’ın ‚karizmasını‘ çizmiştir. İslam alemin liderliğine soyunan Erdoğan’ın önü bir gecede kesilmiştir. Lafla lider olunamayacağını göstermiştir.<br />
İsrail’e kendisini darbeleme fırsatını da Erdoğan vermiştir.<br />
Erdoğan nükleer takas meselesinde olduğu gibi Gazze’ye insani yardım girişiminde de İran’ın oyununa gelmiştir. Türkiye’nin başbakanı Amerika’nın İran’ı dengelemesi rolünü verdiği Türkiye’yi İran’ın ‚yedeği‘ haline getirmiştir.<br />
İran , Erdoğan’ın zaaflarını ustaca kullanmış, kendi meselelerini Türkiye’nin meseleleri haline getirmesini bilmiştir.<br />
Türkiye nükleer takas anlaşmasıyla İran’a mevzi kazandırmış, bu yüzden hem uluslararası demokratik toplumun hem de İsrail’in tepkisini çekmiştir.<br />
İran, elindeki zenginleştirilmiş uranyumun tamamı vermeyi kabul etmemiştir. Sadece bir önceki yılın stokunu vermeye ‚evet‘ demiştir. Buna karşılık nükleer programından da vazgeçmemiştir.<br />
Gerçek durum buyken, uluslararası alanda adından söz ettirmekten çok hoşlanan Erdoğan’ın popüler olma ‚zaafını‘ iyi değerlendirmiş, Türkiye üzerinden ‚uzlaşıldığı‘ mesajını vererek,sorunu Türkiye’ye havale etmiştir.<br />
Türkiye, İran’ın pratik hiçbir anlamı olmayan taahhüdüne angaje olarak oyuna gelmiştir.<br />
Gazze olayının arkasında da İran vardır. Ahmedinejad’ın peşine takılan Erdoğan, İsrail’e diz çöktüreceğini hayal etmiştir. Gazze’ye yardım meselesini bunun için organize etmiştir.<br />
Bunun getireceği siyasi ranta kendisini fazlasıyla kaptırmış, İsrail’in tehditlerini es geçmiş, ambargoyu yardım derneğinin ‚direnişci‘ tutumuyla aşabileceğini hesap etmiştir.<br />
İsrail onun yanlış hesabını Akdeniz’den geri çevrilmiştir. Erdoğan kendisiyle birlikte ülkesini de çıkmaza sürüklemiştir.<br />
Hem İran &#8211; Amerika anlaşmazlığında Türkiye‘yi İran‘ın ‚tarafı‘ haline getirmiş hem de İsrail’le krizi derinleştirmiştir.<br />
Bu da İran’ın işine gelmiştir. Gemi baskınıyla İran operasyonu ötelenmiştir. Öncelik Türkiye’ye verilmiştir.<br />
Bu aşamada İsrail’in İran’a saldırması mümkün değildir. İran zaman kazanmış, Türkiye ve Erdoğan’sa kan kaybetmiştir.<br />
‚Kürt açılımıyla‘ Kürt sorununu çözeceğini iddia eden ancak, savaşı derinleştirmekten başka bir sonuç üretmeyen Erdoğan, Ortadoğu barışını sağlayacağım derken de Ortadoğu’yu savaşın eşiğine getirmiş ve Türkiye’yi eş zamanlı olarak hem Amerika hem de İsrail’le krize sürüklemiştir.<br />
Erdoğan’ın bunların üstesinden gelmesi artık olası değildir.<br />
Öte yandan Türkiye, İsrail baskınına denk gelen PKK’nin İskenderun eylemini de İsrail’e mal etmiştir. CHP lideri Kılıçdaroğlu gibi AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de ‚İsrail-PKK‘ ilişkisini ima etmiş, bu yönde kanaat belirtmişlerdir.<br />
Oysa bu eylemin İsrail baskınıyla aynı saatlere denk gelmesinin ‚tesadüf‘ olduğu bilinmektedir.<br />
PKK, aylardır devam eden gelen askeri operasyonlara karşı ‚misilleme‘ hakkını kullanacağını epeydir söylemektedir.<br />
Kaldı ki son haftalarda çatışmalar yükselmiştir. Bunun da nedeni bellidir. Savaşı dayatan AKP Hükümeti’dir.<br />
PKK-İsrail bağlantısından söz etmek gerçekçi değildir. Bu aslında İsrail’i köşeye sıkıştırma projesidir. Çünkü, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri ilişkiler ne kadar derin olsa da artık krizdedir.<br />
Türkiye İsrail’den PKK’ye karşı aldığı desteğin kesilmesinden endişe etmektir. Bu söylem bu nedenle gündeme gelmektedir.<br />
İsrail PKK’nin öncülük ettiği Kürt isyanının bastırılması için Türkiye’ye yaşamsal önemde destek vermiştir. Türkiye şimdi bu desteğin kesileceğinden çekinmektedir.<br />
Elbette Türk- Amerikan ve Türk-İsrail ilişkilerinin krize girmesi Kürt meselesini de etkileyecektir. Amerika ve İsrail’in AKP’ye verdikleri desteği keseceklerdir. Ancak üstü çizilen AKP olacaktır, Türkiye değil.<br />
Aynı şekilde Türk devleti de AKP’yi gözden çıkarır ancaki İsrail’e ve Amerika’ya sırtını dönemez. Çünkü onlar olmadan ayakta kalamaz.<br />
Türkiye’nin iç siyasetinde olası bir değişim beklenmelidir. Gelinen aşamada AKP, ya dramatik bir politika değişikliğine gidecek, ya da tasfiye edilecektir.<br />
İkincisinin olma ihtimali yüksektir.<br />
Önceki gün konuştuğum Kongra-Gel Başkanı Sayın Remzi Kartal, ‚AKP, PKK’yi tasfiye edeceğim derken, kendisi tasfiyenin eşiğine geldi‘ diyerek, bu gerçeğe dikkat çekti.<br />
Kartal’a göre, içeride inişe geçen AKP, dış desteğini de kaybetti.<br />
‚AKP’nin PKK’yi tasfiye politikası çökertildi‘ diyen Kartal, geçmişte AKP’ye bu misyonu biçenlerin ve onu bu amaçla iktidara getirenlerin şimdi yeni bir durum değerlendirmesi yapmak zorunda olduklarını da belirtti.<br />
Son olarak; Türkiye’nin Amerika ve İsrail’le ilişkilerinin krize girdiği bir süreçte Kürt mücadelesinin yükselişe geçmesi önemlidir .<br />
Fakat bunun nedeni iddia edildiği gibi ‚dış destek‘ değil, aksine ‚iç‘ gelişmelerdir.<br />
Gerçek neden Kürt halkının haklı kavgadaki srarı, inadı ve direnişidir.</p>
<p>Günay ASLAN<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/05/01/israil-turkiye-krizinde-pkk-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Filistin ve Kürdistan savaşları kızışıyor</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/05/01/filistin-ve-kurdistan-savaslari-kizisiyor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/05/01/filistin-ve-kurdistan-savaslari-kizisiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 05:56:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7867</guid>
		<description><![CDATA[Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından iki kutuplu dünyaya ait dengeler peş peşe yıkıldı ve tüm dünyada bir ‚dengesizlik‘ durumu yaşanmaya başlandı. Bu durum yaklaşık 20 yıldır devam ediyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından iki kutuplu dünyaya ait dengeler peş peşe yıkıldı ve tüm dünyada bir ‚dengesizlik‘ durumu yaşanmaya başlandı. Bu durum yaklaşık 20 yıldır devam ediyor.</p>
<p>Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde süren bölgesel savaşlar, ayaklanmalar, ‘statükocu-yenilikçi‘ temelindeki iç çatışmalar, nükleer sorunlar, ekonomik iflaslar, işgaller, ‘turuncu devrimler‘ ve irili ufaklı bütün krizler aslında bu ‚dengesizlik’ten kaynaklanıyor.</p>
<p>Dünya Soğuk Savaş’tan küreselleşmeye geçişin sancılarını yaşıyor. Bütün bunlar geçiş sürecin yarattığı alt-üst oluşun sonuçları olarak gündeme geliyor.</p>
<p>Yeni süreç tek tek bireyleri, örgütleri, toplumları ve devletleri olduğu kadar uluslararası kurum ve oluşumları da etkiliyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Arap Birliği, AGİT ve NATO gibi mevcut kurum ve oluşumlar yeni işlevler yüklenmek zorunda kalıyor. Bunu yapamayanlar tasfiyeyle karşı karşıya geliyor.</p>
<p>Ekonomide karşılıklı bağımlılığın, kültürde karşılık etkileşim güçlendiği, ‘milli’ kültürden ‘mülti’ kültüre geçiş hızlandığı, ülkeler, bölgeler ve kıtalar arasındaki mesafelerin kısaldığı, insan odaklı ‘ortak ruhi şekillenmenin’ yaygınlaştığı ve dünyanın ‘ortak pazar’ haline geldiği günümüzde , hayat ırmağı bizi çok kutuplu yeni bir dünyaya taşıyor.</p>
<p>Nesnel süreç buna uygun düşen oluşum ve kurumları tarih sahnesine çıkarıyor. Bölgesel ve küresel krizlerle geçen 20 yılın ardından global dengeler yavaş yavaş yerine oturuyor ve<br />
global sürecin Amerika’nın başını çektiği küresel aktörleri dünyada yeni bir ekonomik, siyasi, güvenlik ve sosyal sistem kuruyor.</p>
<p>Aralarında rekabet olsa da küresel güçler yeni sistemi birlikte oluşturuyorlar.Yeni dengeler daha çok onların çıkarları temelinde şekilleniyor. Mevcut durumda bunun önüne geçmek mümkün görünmüyor.</p>
<p>Küresel güç merkezleri serbest piyasa sistemini tüm dünyada işler kılmak, para, mal, enerji ve hizmetlerin serbest dolaşımını sağlamak, küresel sisteme entegre olmak istemeyen örgütleri ve rejimleri tasfiye etmek istiyorlar.</p>
<p>Kurulmakta olan küresel dengelerin odak noktasını ise sahip olduğu ekonomik, siyasi, tarihsel ve kültürel birikimleriyle Ortadoğu oluşturuyor. Ortadoğu stratejik önemi sebebiyle paylaşım savaşları sonrasında olduğu gibi bugün de küresel dengelerin nirengi noktasını oluşturuyor.</p>
<p>Yeni dünyanın temelleri burada atılıyor. Afganistan ve Irak`la başlayan, Pakistan, İran, Suriye, Ürdün, Filistin, Suudi Arabistan, Mısır,Yemen, Türkiye ve İsrail`e kadar uzanan coğrafya bu yüzden yıllardır sarsıntı geçiriyor.</p>
<p>Kürdistan burada kilit önemde bulunuyor. Irak, İran, Türkiye ve Suriye`nin ‚içinde‘ bir ülke olan Kürdistan kritik önem arz ediyor. Ortadoğu nasıl dünyanın odak noktasıysa, Kürdistan da Ortadoğu’nun odağında duruyor. Bu yüzden küresel ve bölgesel gericiliğin rekabet ve çatışma alanına dönüşüyor.</p>
<p>Dünyada şimdiye değin kurulan bütün dengelere kurdan edilen, bölünen ve parçalanan Kürdistan, yeni süreçle birlikte ilk defa global bir dengenin hassas noktasında yer alıyor ve onun üzerinden tarih sahnesine çıkıyor.</p>
<p>Tabii, sadece Kürdistan değil, onunla aynı kaderi paylaşan Filistin de dünya uluslar ailesi içindeki yerini alıyor. Bölgenin ateşinin yükselmesi buradan kaynaklanıyor. Ortadoğu şiddetli doğum sancıları çekiyor. Sancılarının şiddeti Türkiye, İsrail, İran, Irak ve Suriye‘yi de sarsıyor.</p>
<p>Hem bu ülkelerin kendi aralarında hem de bu ülkelerle küresel güçler arasında dozu her geçen gün artan ‚nüfuz çatışmaları‘ doğum yaklaştıkça derinleşiyor. Kürdistan sorunu Türkiye ile İran’ın, Filistin sorunu da İsrail’in ateşini yükseltiyor.</p>
<p>Türkiye bağımsız bir Kürdistan istemiyor. Hamas’ın liderliğinde bir Filistin istiyor ama sıra Kürdistan’a gelince karşı çıkıyor. Türkiye‘nin Amerika ve İsrail‘le çelişkisi de esas olarak buradan kaynaklanıyor.<br />
Ne ki Türk devleti gidişatı zorla engelleyemeyeceğini, inkara ve imhaya devam etmesi halinde Kuzey Kürdistan’ın da kopacağını görüyor. Bu yüzden çeşitli taktikler geliştiriyor. Kürt devleti olacaksa, kendi himayesinde olsun istiyor.<br />
Ancak, Kürt halkının iradesini kabul etmeye yanaşmıyor. Eşitlik ve özgürlük temelinde bir ilişkiye sıcak bakmıyor.<br />
Bazı göstermelik adımlarla Kürtleri yumuşatmaya, işi ucuza kapatmaya, kölelik düzenini ince ayarlarla sürdürmeye çalışıyor. TRT 6’nın açılması gibi, Güney Kürdistan’la ilişkilerin geliştirilmesi de bu amaca hizmet ediyor.<br />
Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Barzani’yi ağırlarken, ‚tam bir ekonomik entegrasyon‘ diyor. Davutoğlu’nun geçen yılki, ‚Türkiye&#8217;nin Lozan Anlaşması&#8217;nı imzaladıktan sonra nihai sınırlarına ulaştığını söyleyemeyiz‘ açıklamasını hatırlamak da gerekiyor.<br />
Ankara gezisinde Barzani’nin arkasına Türk bayrağı yerleştirmesi de ‚burası bizden sorulur‘ anlamına geliyor. Derinleşen Türkiye-İsrail krizine bu perspektiften de bakmak gerekiyor. Müstakbel Filistin’i şimdiden himayesine almaya koyulan Türkiye, İsrail’i Kürdistan’dan uzak tutmaya çalışıyor.<br />
Açıkça görüldüğü gibi yaşanan krizler, giderek şiddetlenen Filistin ve Kürdistan savaşlarından kaynaklanıyor. İran, Şii kuşağı üzerinden etkinlik alanını alabildiğine genişletmek, Hamas üzerinden buna Filistin’i de eklemek istiyor.<br />
Türkiye de aynı kart üzeriden İslam aleminin liderliğine oynuyor. İsrail ise İran’ı durdurmaya, Türkiye’yi de içeriden ve dışarıdan kuşatmaya çalışıyor.<br />
Amerika’ya gelince; Amerika, Türkiye, İsrail ve Kürdistan’ı bir blok halinde kendi yörüngesinde tutmanın hesaplarını yapıyor.<br />
Ancak bu şimdilik zor görünüyor. Bunun gerçekleşmesi için İsrail ve Türkiye’nin iç siyasal dengelerinin değişmesi, Netenyahu gibi Erdoğan’ın da gitmesi gerekiyor.<br />
Son olarak; PKK’nin yakında ilan edeceğini açıkladığı ‚demokratik özerklik‘ projesini de bu bağlamda ele almak gerekiyor.<br />
PKK sürece ‚özerlik ilanıyla‘ katılıyor. Kürt hareketi meclisi, bayrağı, hükümeti ve egemenlik alanı olan bir özyönetim talep ediyor. Kartlar yeniden karılıyor ve kritik günler başlıyor.<br />
09-06-10</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/05/01/filistin-ve-kurdistan-savaslari-kizisiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Davası’ başlıyor!..</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/05/01/baris-davasi%e2%80%99-basliyor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/05/01/baris-davasi%e2%80%99-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 07:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7886</guid>
		<description><![CDATA[Barış Davası’ yarın Diyarbakır’da başlıyor. Bu dava bana Napolyon’un ‘’Ahlak olmayan yerde kanun hiçbir şey yapamaz’’ sözünü hatırlatıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Barış Davası’ yarın Diyarbakır’da başlıyor. Bu dava bana Napolyon’un ‘’Ahlak olmayan yerde kanun hiçbir şey yapamaz’’ sözünü hatırlatıyor.</p>
<p>Gerçekten de bu dava devleti, hükümeti, egemen medyası ve siyasetiyle Türkiye’nin ahlaksızlığını ve bunun sonucu olan açmazını yansıtıyor.</p>
<p>Hatırlayacaksınız; PKK geçen yıl ekim ayında Kürt sorunun demokratik barışçıl çözümüne katkıda bulunmak amacıyla Maxmur Mülteci Kampı’ndan ve Kandil Dağı’ndan barış elçileri göndermişti.</p>
<p>Öneri PKK lideri Öcalan’dan gelmişti. Ufukta yeni bir çatışma ihtimalinin belirdiğini belirten Öcalan, bunun önlenmesi amacıyla partisinden ‘barış grupları’ göndermesini istemişti. PKK de bu isteği yerine getirmiş, aralarında kadın ve çocukların olduğu 34 kişilik ‘barış grubu’ göndermişti.</p>
<p>Tabii, PKK bu grubu gönderirken epey bir sıkıntı da çekmişti. Bunu Kandil’de bulunduğum o günlerde yakından gözlemlemiştim. Zira PKK, 10 yıl öncede; Öcalan yakalandığında yine onun çağrısı üzerine dağdan ve Avrupa’dan barış grupları göndermişti.</p>
<p>Ne ki Türk devleti barışçıl çözüme katkıda bulunmak amacıyla Türkiye’ye giden barış grubu üyelerine onlarca yıl hapis cezası vermişti. Bunlardan bazıları hala hapisteydi. Ayrıca gerilla güçlerin geri çekildiği günlerde ordunun yaptığı saldırılar da unutulacak gibi değildi.</p>
<p>PKK, ‘’barışçıl demokratik çözüme fırsat vermek’’ amacıyla güçlerini sınır dışına çekmeye çalışırken, Türk ordu saldırılarını yoğunlaştırmış, gerillanın geçiş güzergahına kanlı pusular atmıştı. Geri çekilme sürecinde 500’e yakın PKK gerillası hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Şimdi bugün, ‘PKK neden silah bırakmıyor, neden geri çekilmiyor?’ diye soranlar o günlerde bu vahşi saldırıları görmezden gelmişlerdi. Biri çıkıp da Türk ordusuna ‘bu adamlar geri çekiliyor’ siz neden saldırıyorsunuz?’ diye sormamış, operasyonlara itiraz etmemişti. Aynı şekilde barış grubu üyelerine onlarca yıl hapis cezasının verilmesi gündeme bile gelmemişti.</p>
<p>Türk devleti gerçek yüzünü bütün dünyaya göstermişti. PKK’nin savaştan vazgeçtiği, güçlerini geri çektiği’ dağdan ve Avrupa’dan barış grupları gönderdiği bir dönemde Türk ordusu Kürt kanı akıtmaya devam etmiş, savaşı sona erdireceğine derinleştirmişti.</p>
<p>Bütün bunlar gözler önündeydi ancak, buna rağmen PKK bir barış grubu daha gönderdi. Kimse pek umutlu değildi ancak, devlete yeni bir fırsat verilmesi fikri egemendi. Hem PKK artık eski PKK değildi. Öcalan’ın yakalandığı dönemdeki gibi çaresiz değildi.</p>
<p>Aradan geçen on yıllık sürede çok şey değişmiş, PKK kendini yenilemiş, güçlenmiş ve yeniden yükselişe geçmişti. Bunun özgüveni içindeydi. Barış grubuna yanlış yaklaşımı bu kez sineye çekmez, bedelini ödetirdi. Grubu bu koşullarda gönderdi.</p>
<p>Bundan sonrası artık Türk devleti bileceğiydi. Devlet geçmişteki gibi yapmaz, barış elçilerine saygılı davranırsa sürecin önü açılacak, sorunun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması için özverili davranılacak, gereken adımlar atılacaktı. Aksi durumda PKK’den günah gitmiş olacaktı.</p>
<p>Barış grubu herşeye rağmen umutla yola çıkarıldı. PKK, barışçıl çözüme bir fırsat daha tanıdı. Türk devleti ise ilk günlerde içeride ve dışarıda yükselen barış özlemlerine kayıtsız kalamadı.</p>
<p>PKK’nin bu adımı ‘memnuniyetle’ karşıladığını açıkladı. Barış elçilerini Habur sınır kapısında ‘resmen’ karşıladı. Birkaç saat süren mahkemede ‘formalite icabı’ yargıladıktan sonra da ‘serbest’ bıraktı.</p>
<p>Mahkemenin kararı sevinçle karşılandı. Sorunun barışçıl yollardan çözüleceği umutları arttı. Kirli savaşın on yıllardır ezdiği ve ağır bedeller ödettiği Kürt halkı barış umudunun yarattığı coşkuyla sokaklara aktı. Halk barış elçilerini görkemli mitinglerle bağrına bastı.</p>
<p>Ne var ki halkın barışçıl çözüm yolundaki bu görkemli coşkusunu bahane eden Türk devleti, Başbakan Erdoğan’ın deyimiyle süreci ‘sil baştan’ yaptı. Devlet, Habur’daki karşılamanın ardından barışçıl çözümü rafa kaldırdı.</p>
<p>Şimdi de sekiz ay kadar önce ‘resmen’ çağırdığı ve karşıladığı bu insanları cezalandırmak istiyor. Barış elçilerini Türkiye’ye ‘yasa dışı yollardan’ girdikleri’ ‘örgüt üyesi’ oldukları ve ‘örgüt propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle Diyarbakır 6’ıncı Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılıyor.</p>
<p>Savcı PKK’lilere, PKK’li oldukları ve ayrıca Türkiye’ye pasaportsuz giriş yaptıkları için 15 ila 20 yıl arasında hapis talep ediyor! Zaten Kürtler söz konusu olunca savcıları 15- 20 yıldan aşağısı kurtarmıyor.</p>
<p>‘Baksanıza KCK iddianamesine; savcı Kürt siyasetçilerine 5 bin 400 yıl kadar hapis cezası istiyor. 5 bin sene sonra bırakın Türkiye’yi dünyanın bile yerinde kalıp kalmayacağı belli değil, ama Türk savcısı Kürt siyasetçisine bu cezayı uygun(!) görüyor.</p>
<p>Başbakan Erdoğan geçenlerde ‘’İsrail’in yaklaşımı insanı çıldırtır’’ diyordu. Türk devletinin yaklaşımı ise çıldırtmaktan beter ediyor. Bu durum karşısında insan çıldırmamak, fıttırmak ve zıvanadan çıkmamak için kendini zor tutuyor.</p>
<p>‘Barış Davası’ iddianamesine bakacak olursanız, sanki Türk devleti bu insanları çağırmamış ve sanki kendisi karşılamamış. Oysa onları Türk devleti çağırdı. Devlet karşıladı ve devlet ‘serbest’ bıraktı. Bu Kürt sorununun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması planının bir parçasıydı.</p>
<p>Kürtlere özgürce örgütlenme ve propaganda yapma hakkı tanınacaktı. İçişleri Bakanı Atalay bu yönlü engellerin kaldırılacağını Meclis kürsüsünden açıklamıştı. Ancak Türk devleti sözünü yine tutmadı. Kürt sorununu çözmek yerine PKK’yi çözmeyi esas alan devlet bunu başaramayacağını anlayınca süreci askıya aldı. Ardından da herşeyi ‘sil baştan’ yaptı. Bu yüzden bu insanları çağırdığını ve karşıladığını unutuyor. Bu nedenle o gün verdiği sözleri bugün pişkinlikle yalayıp yutuyor. O günlerde ‘PKK dağdan iniyor, barış umutları güçleniyor’ diye manşet atanlar, yazı yazanlar, açıklama yapanlar da bugünbu nedenle susuyor.</p>
<p>Evet; Türk devleti’ resmen karşıladığı barış elçilerine şimdi’terörist’ muamelesi yapıyor! Dava yarın Diyarbakı’da görülüyor. Savcılık her bir barış elçisi için 15 ila 20 yıl arasında hapis cezası istiyor.</p>
<p>Bu bile tek başına Türkiye’nin herşeyden önce bir ahlakının olması gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin ‘’ülkeler ahlaksızlıktan çökerler’’ diyen Çiçero’ya kulak vermesi, ‘’ahlak olmayan yerde kanun hiçbir şey yapamaz’’ diyen Napolyon’un sözünü de unutmaması gerekiyor.</p>
<p>Günay ASLAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/05/01/baris-davasi%e2%80%99-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP Rusya’ya, CHP Amerika’ya Açılıyor</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/19/akp-rusya%e2%80%99ya-chp-amerika%e2%80%99ya-aciliyor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/19/akp-rusya%e2%80%99ya-chp-amerika%e2%80%99ya-aciliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 13:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7763</guid>
		<description><![CDATA[AKP Avrupa Birliği yerine artık ‚Avrasya Seçeneği’ peşinde koşuyor. Hükümet, Türk ordusunun Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin önüne koyduğu bu seçeneği hayata geçirmek için son yıllarda yoğun çaba harcıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>AKP Avrupa Birliği yerine artık ‚Avrasya Seçeneği’ peşinde koşuyor. Hükümet, Türk ordusunun Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin önüne koyduğu bu seçeneği hayata geçirmek için son yıllarda yoğun çaba harcıyor.<br />
Ergenekon hapiste ama AKP onun ‚Rusçu‘ fikirlerini uyguluyor. Bundan dolayıdır ki Amerika ile Rusya arasındaki ‚Türkiye rekabetinde’ ibre giderek Rusya’dan yana kayıyor.<br />
AKP, gerçekleşeceğine inanmadığı Avrupa Birliği üyeliğini bir kenara bırakıp Avrasya’ya açıldığı içindir ki Türk- Rus ilişkileri herkesi şaşırtacak biçimde gelişiyor. İlişkiler artık ‚stratejik ittifakla‘ tanımlanıyor. İki ülke arasıdaki ticaret hacminin beş yıl içinde 100 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.<br />
Enerji ihtiyacının üçte ikisini Rusya’dan sağlayan Türkiye, tek yanlı olarak bu ülkeye bağlanıyor. Günümüz dünyasında enerji demek güvenlik demek, ekonomi, siyaset her şey demek. Rusya enerji üzerinden Türkiye‘yi her açıdan kendisine bağımlı kılıyor.<br />
Bu politikanın mimarı olan TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‚stratejik derinlik‘ adını verdiği politikası da aslında Ergenekon davasından tutuklanan Doğu Perinçek’in, ‚Batı Asya Konfederasyonu‘ politikasıyla bire bir örtüşüyor.<br />
Perinçek, ‘Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbeycan’la kurumlaşmaya gitmek, Kıbrıs’la bütünleşmek, Rusya ve Ermenistan’la stratejik ilişkiler geliştirmek, bu ülkelerle gümrüklerini indirmek,vizeleri kaldırmak, ticareti geliştirmek zorundadır‘ diyor. AKP işte tam da bunu yapıyor.<br />
Kaderin cilvesi; Amerika’nın binbir entrikayla iktidara getirdiği AKP, şimdi Türkiye’yi Rusya’nın himayesine sokmaya çalışıyor.<br />
Öte yandan elbette Rus-Türk işbirliğinin ‚stratejik derinlik‘ kazanmasının nedenlerini bozulan Türkiye-Amerika ve Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerinde aramak gerekiyor.<br />
Soğuk Savaş sürecinde Türkiye’yi ‚çöpçü ve bekçi‘ olarak kullanan,ardından da ortada bırakan Amerika ve Avrupa bu ülkenin yeniden Batı sistemine girebilmesi ve uluslararası demokratik toplumla bütünleşebilmesi için ‚değişmesi‘ gerektiğini söylüyor. Batı dünyası militarist sistemle değil ‚hukukla‘ yönetilen bir Türkiye talep ediyor.<br />
Türk ordusu ise buna direniyor. Ordu ayrıcalığını elden bırakmak istemiyor. Ergenekon davasıyla birilerini kurban veriyor ancak asıl amacından da bir türlü vazgeçmiyor. Teslim aldığı AKP aracılığıyla Türkiye’nin yörüngesini Batı’dan Doğu’ya çeviriyor.<br />
Aslında bu ‚eksen kayması‘ Erdoğan’ın bilinçaltına nüfuz etmiş ‚Batı karşıtlığıyla‘ da örtüşüyor.Türk başbakanı bu yüzden her geçen gün biraz daha Ahmedinejad’laşıyor.<br />
Tabii, Türkiye‘nin Amerika ve Avrupa ile olan askeri, ekonomik ve siyasi bağları dikkate alındığında bu ülkenin yörüngesinden çıkmasının ve hatta Batı karşıtı bir konuma gelmesinin kolay olmayacağını da söylemek gerekiyor. Yani; Ahmedinejad gibi Erdoğan‘a da gelecek görünmüyor.<br />
Kaldı ki Türkiye, İran gibi kendi gücü ve birikimiyle ayakta kalabilecek bir ülke değil. Bu ülkeyi önemli oranda ele geçirmiş küresel sermaye meydanı kolay kolay Rusya’ya terk etmez. Göründüğü kadarıyla Türkiye üzerindeki Rus- Amerikan çekişmesi devam edecektir. Soğuk Savaş dönemindeki kadar sert olmasa da çekişme sürecek ve yüzyıl öncesinde olduğu gibi ülkenin kaderini bu belirleyecektir. 1920’lerde başını İngiltere’nin çektiği Batı dünyası ile Sovyetler Birliği Türkiye’ye ‚tampon ülke‘ misyonunu biçmişti. Bu ‚ileri karakol‘ demekti ve bunun kanlı sonuçlarını hep birlikte yaşadık.<br />
Küresel süreçte Amerika ve Rusya’nın Türkiye‘ye ‚denge ülke‘ görevi vereceği söyleniyor. Bu da içeride ‚çok dinli, çok uluslu, çok kültürlü, çoğulcu‘ bir sistemin kurulacağı, çürüyüp yozlaşan ‚ulus-devlet‘ modelinin terk edileceği anlamına geliyor!<br />
Ergenekon ile AKP’nin aynı dalga boyuna gelmesi aslında Türkiye‘nin gidişatını gösteriyor. ‚İç çalkantı‘ buradan kaynaklanıyor. Türkiye’nin Rusya ile ‚stratejik‘ anlaşmalar imzaladığı bir süreçte Baykal operasyonu yapılıyor.<br />
Ulusalcı ekip Baykal’ın ipini Amerika’nın çektiğini söylüyor. Kılıçdaroğlu’nun ‚Amerikancı‘ olduğu imaları da yapılıyor.<br />
Bundan olsa gerek CHP genel başkanlığına aday olan Dersimli, Kürt ve Alevi kökenli Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen CHP Genel Sekreteri Önder Sav bir çırpıda ‚CIA ajanı‚ ilan ediliyor.<br />
Buradan Kılıçdaroğlu’nun adaylığına gelecek olursam; Şimdi CHP’de yeni bir dönem başlıyor. Gerçi kurultay haftasonu yapılıyor ancak, Kılıçdaroğlu’nun seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.<br />
Tabii ki Baykal’ın koltuğuna Kılıçdaroğlu’nun oturması sorunları çözmeye yetmiyor. CHP&#8217;nin bundan sonraki süreçte izleyeceği siyaset burada önem kazanıyor.<br />
Kılıçdaroğlu’yla birlikte CHP hem kendisiyle hem de Cumhuriyet’in geçmişiyle yüzleşecek mi? Yaşanan acılardan ötürü özeleştiri verecek mi?<br />
Ayrıca CHP yenilecekse hangi temeller üzerinde yenilecektir? Türkiye’nin insan hakları, temek hak ve özgürlükler temelinde yeniden yapılanmasına , o ülkede gerçek manada demokratik hukuk devletinin kurulmasına öncülük edebilecek mi?<br />
Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP Kürt sorununda nasıl bir siyaset izleyecek? Sonradan geri adım atsa da, Dersim isyanını katliamla bastıran Kemalist yönetime övgüler dizen Onur Öymen’in istifasını isteyen Kılıçdaroğlu, bu güne kadar PKK’nin öncülük ettiği isyanın katliamla bastırılmasından yana olan CHP’nin kana ve gözyaşına dayanan politikasını sürdürecek mi?<br />
‚Kürtlere ettiğimiz zulüm artık yeter‘ diyecek mi? Sorunun demokratik barışçıl çözümü için gayret gösterecek mi?<br />
Kısacası CHP, Türkiye halklarının eşitlik, özgürlük ve kardeşlik ekseninde biraraya gelmelerine hizmet edecek yeni bir siyaset izleyecek mi? İnsan haklarına , temel hak ve özgürlüklere sahip çıkarak AKP’nin Rusya’yla ve İran’la bütünleştirmeye çalıştığı Türkiye’‘nin rotasını uygar dünyaya doğru çevirecek mi?<br />
Yoksa lideri değişse de kendisi kaldığı yerden devam mı edecek? Bu sorular CHP kadar Türkiye’yi; Türk, Kürt vd. hepimizi ilgilendiriyor. CHP Kurultayı bunların bir kısmına yanıt verecektir. Bekleyip göreceğiz.</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/19/akp-rusya%e2%80%99ya-chp-amerika%e2%80%99ya-aciliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baykal Meselesi’yle Taraf Gazetesi</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/11/baykal-meselesi%e2%80%99yle-taraf-gazetesi/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/11/baykal-meselesi%e2%80%99yle-taraf-gazetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 05:45:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7742</guid>
		<description><![CDATA[CHP’de Baykal dönemi sona erdi. Bazı yorumcular Baykal‘ın geri döneceğini söylüyor ancak buna inanmıyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>CHP’de Baykal dönemi sona erdi. Bazı yorumcular Baykal‘ın geri döneceğini söylüyor ancak buna inanmıyorum.<br />
Baykal’ın patlayan ‚kaset skandalı‘ ve ardından gelen ‚istifa‘ kararı basit bir olay değildir. Tersine Türk siyaset tarihinde önemli yeri olacak çok ciddi bir hadisedir.<br />
Öncek gün itibariyle Türkiye’nin iç siyasi dengeleri bir devlet operasyonuyla çökertilmiştir. Türkiye hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı tehlikeli bir viraja girmiştir. Ülke virajda devrilebileceği gibi demokrasi istikametinde ilerleyebilir de.<br />
Ayrıca gelişmelerin kaygılandırdığı Başbakan Erdoğan’ı da anlamak gerekmektedir. Zira, CHP’nin alacağı yeni şekil asıl AKP’nin geleceğini belirleyecektir. Erdoğan, Baykal üzerinden operasyon yapan iradenin asıl amacını herkesten çok daha iyi bilmektedir. Yandaşlarının yazdıkları gibi hedefte AKP iktidarının olduğunu düşünmektedir.<br />
Amerika ve Avrupa’da Başbakan Erdoğan’a dönük eleştirilerin arttığı ve küresel güçlerin ona alternatif aradıklarına dair haberlerin çoğaldığı bir dönemde Baykal’ın tasfiye edilmesi elbette dikkate değerdir.<br />
Mevcut konjöktürde Erdoğan’ı siyaseten tasfiye etmek, AKP’yi iktidardan etmek kolay değildi. Yaklaşan seçimlerde bunun olamayacağı yapılan anketlerden belliydi. AKP‘nin iktidarı devam edecekti. Baykal’lı CHP, AKP’yi güçlendirmekten öte bir işlev görmemekteydi.<br />
Kapatma davaları, muhtıralar ve darbe planları da işe yaramıyordu. AKP’nin tek alterrnatifi vardı o da ‚demokrasi’ydi. Devlet içindeki bir ekip dışarıdan aldığı destekle AKP’yi şimdi de ‚demokrasi‘ hamlesiyle alaşağı etmeyi amaçlıyor. Baykal’ın ipi bu yüzden çekiliyor.<br />
Bunun ‚seks kaseti‘ gibi demokrasi ve ahlak dışı bir yöntemle yapılıyor olması da insana şaşırtıcı gelmiyor. Çünkü, Osmanlı’dan bu yana o topraklarda sürekli bu türden kirli oyunlar oynanıyor. ‚Kalleşlik‘ o coğrafyada ‚gelenek‘ haline getirilmiştir.<br />
Sözün özü; Baykal’ın istifasıyla birlikte Türkiye herkesim için zorlu geçecek bir mücadele dönemine girmiştir. Bu süreçte herşey beklenebilir. Hem Başbakan Erdoğan’la ilgili ‚kaset‘ ve ‚belgeler‘ ortaya dökülebilir hem de CHP ‚restore‘ edilerek iktidar alternatifi haline getirilebilir.<br />
Dediğim gibi süreç ‚demokratikleşme‘ yönünde ilerleyebilir de, çok sert müdahalerle Türkiye koyu karanlığa gömülebilir de. İlkinin olacağını, yeni CHP’nin ‚iç ve dış dinamiklerin‘ desteğiyle iktidara taşınacağını düşünüyorum. Umarım yanılmam.</p>
<p>***<br />
Taraf; bir yazı neden kanar?<br />
Eskiden Genelkurmay Karargahı kendisini eleştiren gazeteci, yazar, sanatçı, siyasetçi kim varsa herkesi ‘PKK işbirlikçisi’ olmakla suçlardı.<br />
‘PKK işbirlikçisi’ suçlamasıyla karşı karşıya kalan birinin de deyim yerindeyse hayatı kayardı. Böyle biri ya soluğu mahkemede alır ya işinden atılır ya da Jitem tarafından kurşunlardı. Bu cezası ağır bir suçlamaydı.<br />
Geçmişte PKK’yle hiçbir alakası olmayan birçok kişi Genelkurmay’ın yürüttüğü kirli savaşı alkışlamadığı için ‘PKK işbirlikçisi’ olmakla suçlandı. Bazıları için Karargah’ta andıçlar hazırlandı.<br />
Ne var ki artık devir değişti! Şimdi Genelkurmay Karargahı ‘PKK işbirlikçisi’ olmakla suçlanıyor. Birçok gazeteci, yazar, sanatçı veya siyasetçi ‘PKK işbirlikçisi’ olmakla suçladığı Genelkurmay’ı kamuoyu önünde sigaya çekiyor.<br />
İlahi adalet galiba böyle tecelli ediyor. Psikolojik savaşta sınır tanımayan, yıllarca rüzgar eken Genelkurmay şimdi fırtına biçiyor.<br />
Tabii, bu durup dururken olmuyor. Kürt halkının haklı direnişi sayesinde ordu efsanesi artık çöküyor. Türkiye aslında Kürt halkının ödediği bedel sayesinde konuşuyor. Ne ki liberal kesim bunu da görmezden geliyor. Kaldı ki merdi kipti misali şecaat arz ederken de sirkatin söylüyor.<br />
Taraf gazetesinin başını çektiği liberal kesim Türk ordusunu PKK’yle daha etkin savaşmadığı için eleştiriyor. Savaş yorgunu ordunun ‘doğru dürüst savaşmasını’ istiyor. Ordunun psikolojik olarak yenildiğini ve üstünlüğün Kürtlere geçtiğini görmüyor. Görse de bunu kabul etmek istemiyor.<br />
Taraf’ın bayan bir yazarı da (Lale Kemal) kalkmış cepheden saldırıyor. Dersim ‘deki karakol baskınından sonra ( 5 Mayıs 2010) ‚devletin çelik eli Tunceli’nde niye yoktu?‘ diye soruyor ! Ardından da ‚Anadolu Kartalı’nda aslan kesilenler, çelik yumruklarını Tunceli Sarıyayla’da gösteremediler, yazık ki ne yazık‘ diye hayıflanıyor!<br />
Kürtler söz konusu olunca liberal maskenin altından da faşizmin çirkin yüzü çıkıyor. Lale Kemal’in bu yazdıklarının CHP’li Onur Öymen’in 60 bin kişinin vahşice katledildiği Dersim Katliamı’nı savunan sözlerinden hiçbir farkı bulunmuyor.<br />
‚Devletin çelik eli’nin Dersim için ne anlama geldiğini bayan yazarımız iyi biliyor. Gazetenin yönetmeni Sevgili Ahmet Altan‘sa hepimizden çok daha iyi biliyor. Ancak aradan bir hafta geçti ve ondan herhangi bir düzeltme gelmedi. Gözünden kaçmış olabileceğini düşünerek hatırlatmak ve sormak istiyorum;<br />
‚Ahmet Abi, güzelim, bir yazı niye kanar? Diş değil, tırnak değil, bir yazı niye kanar? Yüreğimde kan sesleri…<br />
Zerdejt Osman</p>
<p>Irak Kürdistanı’ndaki Hawlatî gazetesinin muhabiri Zerdejt Osman Hewler&#8217;den kaçırıldı ve Musul’da ölü olarak bulundu. Genç gazeteci Kürdistan’da çoğu gazetecinin üzerine gidemediği yolsuzlukların üzerine gidiyor, yönetimi ayyuka çıkmış yolsuzluklar nedeniyle eleştiriyordu.<br />
Yolsuzluğun halkın geleceğini tehdit ettiği ve Kürt toplumunu çürütüp çökerttiği biliniyor. Güney’de halk açlık sınırında yaşıyor. Halkın asırlardır bedelini ödediği ‚Kürt modeli‘ ise yolsuzluk yüzden çöküyor. Ve bunu önlemek bir yana söz konusu etmek bile cesaret gerektiriyor.<br />
Zerdejt Osman dürüst bir gazeteci ve cesur bir insandı. Sistem bu yüzden onun hayatını aldı. Onun cinayeti Türkiye Kürdistanı’nda işlenen Jitem cinayetlerini çağrıştırıyor.<br />
Gerçek aşkına bağlı Kürt gazetecilerini susturmak için Kürt yönetiminin de Jitem benzeri bir yapı kurduğu anlaşılıyor. Kürt gazetecileri, siyasetçileri ve aydınlarıysa bu gerçek karşısında susuyor. Kuzeyli bazı siyasetçi ve aydınlarımız oradaki yolsuzluklardan pay alıyor. Suskunluk galiba bundan kaynaklanıyor?</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/11/baykal-meselesi%e2%80%99yle-taraf-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasetin seyri değişti;Rota  AKP’den CHP’ye çevrildi</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/01/siyasetin-seyri-degistirota-akp%e2%80%99den-chp%e2%80%99ye-cevrildi/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/01/siyasetin-seyri-degistirota-akp%e2%80%99den-chp%e2%80%99ye-cevrildi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 05:38:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7795</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlunun bilimde ve teknolojide yaşanan devrimsel gelişmeler sayesinde yeni ufuklar kazandığı, yerleşik değer yargılarının aşılmaya başlandığı, insanları birbirinden ayıran sınırların anlamsızlaştığı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>İnsanoğlunun bilimde ve teknolojide yaşanan devrimsel gelişmeler sayesinde yeni ufuklar kazandığı, yerleşik değer yargılarının aşılmaya başlandığı, insanları birbirinden ayıran sınırların anlamsızlaştığı, ‘Tek Bayrak’, ‘Tek Millet’, ‘Tek Devlet’ ve ‘Tek Dil’ gibi kavramların tarihe karıştığı, ’ulus devlet’ modelinin aşıldığı, birbirinden çok farklı toplulukların, dini ve etnik grupların giderek küçülen dünyada buluşup kaynaştıkları, her insanın kültürel özelliklerini ve moral değerlerini bir başkasıyla karşılıklı saygı ve hoşgörü temelinde paylaşmaya başladığı günümüzde, insanların dilleri, dinleri, etnik kökenleri, mezhepleri, fikirleri ve giysileriyle savaşan ve bu yüzden de geçmiş yüzyılı kaçıran Türkiye, ‘1920 model’ köhnemiş ve iflas etmiş sistemini yeniden dizayn etmeye nihayet karar vermiş görünüyor.<br />
Türk devleti kimsenin beklemediği bir anda aklın alamayacağı bir hamleyle değişim sürecinin önünü açtı. Cumhuriyet yönetimi,Cumhuriyet’in kurucusu olan partinin başındaki ‘statüko zaptiyesini’ gözünün yaşına bakmadan bir ‘kaset darbesiyle’ tasfiye etti.<br />
Ülkenin iç siyasal dengeleri devlet eliyle yerle bir edildi. Muhalefeti ve iktidarıyla siyasal sitemin seyri değiştirildi. Böylece Türkiye hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı yeni bir sürece girdi.<br />
Türkiye’nin 1920’lerde belirlenen resmi politikalarla ve onlara bağlı olarak yaratılan kurum ve araçlarla yapısal sorunlarını çözemeyeceği belliydi.<br />
Bu gerçek on yıllardır bütün çıplaklığıyla gözler önündeydi. Sistem artık iflas etmişti.<br />
Sorun bu ülkenin geçmişten gelen yapısal sorunlarını hangi öznenin çözeceğiydi. Sorun, bu sistemi kimin nasıl değiştireceğiydi.<br />
Soğuk Savaş sona ermiş, küreselleşme olgusu dünyayı köye çevirmiş, eski sistemler tasfiye edilmiş, her ülkede değişim baş göstermişti. Dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de ihtiyacı ‘zamanın ruhuna’ uygun bir siyasi alternatifti.<br />
Özal’lı ANAP buna aday olduysa da arkasını getiremedi. Statüko da onun ileriye gitmesine izin vermedi. Ardından devreye AKP girdi. AKP’yi de iktidara değişim talebi getirdi.<br />
Erdoğan’ın AKP’si değişim, dönüşüm ve demokratikleşme taleplerini arkalayarak iktidara geldi. Ancak AKP, kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koymayı tercih etti. AKP kendine Müslüman ve kendine demokrat idi.<br />
Değişen Türkiye’nin değişmeyen partisi CHP ise ırkçı ve darbeci tutumuyla AKP‘ye hizmet etti. Bu yüzden marjinal hale geldi.<br />
İktidarın yozlaştığı, ana muhalefetin çağdışı kaldığı Türkiye’de dağ gibi yığılan iç ve dış sorunlar çözülemedi.<br />
Yapısal kriz giderek derinleşti. Hal böyle olunca dış dünyanın tepkileri yükseldi. İç dinamiklerdense ‘dağılma’ sinyalleri geldi.<br />
Kutuplaşmanın derinleştiği, toplumsal dinamiklerin birbirine girdiği Türkiye’de farklı ulusal ve toplumsal kesimleri birarada tutmak için herşeyden önce ‘umut’ gerekiyordu.<br />
Adı var icraatı yok Kılıçdaroğlu bu ihtiyaç nedeniyle kaşla göz arasında ‘umut’ haline getirildi.<br />
Nesnel sürece uygun özne olarak sistem onu seçti.<br />
Şimdiye kadar katı inkardan, ırkçılıktan ve darbelerden yana olan CHP’nin hem başkanı hem de yönü değiştirildi.<br />
Kurultayla birlikte de ‘yeniden yapılanmanın’ startı verildi.<br />
Kılıçdaroğlu kurultay konuşmasında ilk iş olarak ‘seçim barajını kaldıracağını’ söyledi.</p>
<p>Halkın demokratik iradesinin süngü zoruyla gasp edildiği Türkiye’de bu adım bir ‘devrim’ anlamına geliyor.</p>
<p>Zira, seçim barajının kaldırılması demek Türkiye’nin siyasal sisteminin tepeden tırnağa değişmesi, halkların iradesinin yönetime yansıması demek.</p>
<p>Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun seçilmesiyle birlikte Kemalist sistemin Bolşevik devriminden kopyaladığı ‚Tek Parti‘ ve ‚Tek Şef‘ ideolojisi de tasfiye sürecine girdi.</p>
<p>Son kurultayıyla CHP, ‘lider partisi’ olmaktan vazgeçerek ‘kollektif önderliğe’ yöneldi.</p>
<p>Yeri gelmişken; birçok siyasal gözlemci Kılıçdaroğlu’nun ‘karizması’ olmadığını ve lider kültünün egemen olduğu Türkiye’de bunun bir dezavantaj olduğunu söylüyor.</p>
<p>Oysa, saygılı, sade, dürüst, çelebi, mütevazi, eleştiriye açık ve ekip çalışmasını önemseyen yapısıyla Kılıçdaroğlu tam da bunun için seçilmiş bulunuyor.</p>
<p>Yakın gelecekte Türkiye siyasetinde lider sultasının da tarihe karışacağı anlaşılıyor.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun üçüncü hamlesi de zaten burada önem kazanıyor. CHP lideri ‘parti içi demokrasinin sağlanacağını’ ve ‘siyasi ahlak yasasının’ çıkarılacağını söylüyor.<br />
Bu üç adımın hayat bulması halinde farklı toplumsal kesimlerin talepleri ve çıkarları çerçevesinde ve yine onların katılım ve destekleriyle ortak bir zemin üzerinde yeni bir sistemin kurulması mümkün olabilecektir.<br />
Bu amaçla legal Kürt siyasetinin reaksiyoner davranmak yerine sistem tartışmalarını derinleştirmesi ve yaygınlaştırması gerekmektedir. Türkiye’de çoğulcu ve katılımcı demokratik bir sistemin kurulmasına öncülük etmeli, bu görevi etkin bir biçimde yerine getirmelidir.<br />
BDP, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, toplum devlet ilişkilerinin özgürlükler temelinde yeniden düzenlenmesi için yaratıcı siyasetler üretmelidir.<br />
Ne ki burada bir tıkanma gözleniyor.<br />
Bundan olsa gerek, her fırsatta kaldırılmasını talep ettiği seçim barajıyla ilgili tartışmalara taraf olmuyor. CHP’nin bu ‘açılımını’ görmezden geliyor. Oysa bu adım herkesten çok BDP’yi ilgilendiriyor.<br />
Kaldı ki AKP’nin kaldırmayı reddettiği seçim barajını CHP’nin kaldırması, bu partinin ‘Kürt Açılımını’ AKP’nin elinden alacağı anlamına da geliyor!<br />
Demek istediğim; CHP değişim sürecine girmiştir. ‘CHP’de hiçbir şey değişmeyecek’ demek, gidişatı görmemektir. CHP değişmeyecek olsaydı, bu operasyon yapılmaz, Baykal yerinde kalırdı.<br />
Elbette CHP’nin eskinin izlerini silmesi, köklü bir değişim yapması kolay değil. Ancak bu yönlü sinyaller var. Bunları olumlamak kadar, CHP’ye sorumluluklarını hatırlatmak, onunla diyalog kanallarını açık tutmak gerekiyor.<br />
Çünkü, CHP’nin değişmesi demek, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin değişmesi, Türkiye’nin yapısal sorunlarını ‚mutabakat‘ halinde çözmesi demek.<br />
CHP ‚zamanın ruhuna‘ uygun olarak değişirse eğer, Türkiye’nin ve Kürtlerin kaderi de değişir.</p>
<p>Günay ASLAN<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/01/siyasetin-seyri-degistirota-akp%e2%80%99den-chp%e2%80%99ye-cevrildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürdistan Gazetesi yayın hayatına devam ediyor</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/03/21/kurdistan-gazetesi-yayin-hayatina-devam-ediyor/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/03/21/kurdistan-gazetesi-yayin-hayatina-devam-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 05:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Günay Aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7668</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Kürt gazeteciliğinin kutlu doğum günü. Bugün Mithat Bedirxan yönetimindeki Kürdistan Gazetesi’nin yayına başlamasının 112’inci yıl dönümü. Başta Kürt gazetecileri ve basın emekçileri olmak üzere bütün Kürtlere kutlu olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2713" title="gunayaslan" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/gunayaslan.jpg" alt="gunayaslan" width="120" height="176" /></a>Bugün Kürt gazeteciliğinin kutlu doğum günü. Bugün Mithat Bedirxan yönetimindeki Kürdistan Gazetesi’nin yayına başlamasının 112’inci yıl dönümü. Başta Kürt gazetecileri ve basın emekçileri olmak üzere bütün Kürtlere kutlu olsun. Ayrıca başta Mithad Bedirxan olmak üzere sonsuzluğa karışan bütün Kürt gazetecileri ve basın emekçilerinin ruhları şad bol olsun. Hepsinin de anıları önünde saygıyla eğiliyorum…</p>
<p>Kürt gazeteciliğinin tarihi yüzyıllık ölüm ve sürgün tarihidir</p>
<p>Kürt halkının sesi ve soluğu olduğu kadar Kürt ulusal kimliğinin inşasında da yaşamsal rol oynayan, Kürt halkı ve Kürdistan’ın tarih sahnesine çıkma mücadelesine ivme kazandıran Kürt gazeteciliğinin miladı olan Kürdistan Gazetesi Mısır’ın başkenti Kahire’de 22 Nisan 1898 tarihinde yayın hayatına başladı. 31 sayı yayınlanan gazete iki dilde; Kürtçe ve Osmanlıca yayın yaptı.</p>
<p>Geçerken; bazı araştırmacılar Kürdistan Gazetesi için hala ‚Kürtçe ve Türkçe yayın yaptı‘ diyorlar oysa, o zamanlar ‚Türkçe‘ diye bir dil yoktu! Türkiye’nin tanınmış şairlerinden Hilmi Yavuz’un da dediği gibi ‚Osmanlıca yazı dilidir ve Türkçe’den ayrı bir dildir..‘ Türkçe’ yazının geçmişi eski değildir. Cumhuriyet sonrası ‚yazı dili ‘haline getirilmiştir.</p>
<p>Neyse, devam edelim; Kürdistan Gazetesi Mısır’dan sonra gittiği Cenevre, Londra ve Folkston’da basıldı. Gazete kısa aralıklarla kesintiye uğrasa da sonunda 31 sayıya ulaştı. Ancak üç sayısı da bugüne kadar ‚kayıp‘ kaldı. 28 sayısı elde olan gazetenin bütün sayıları yurt dışında basıldı ancak her sayısı ülkede de dağıtıldı. Gazete Kürdistan’da yoğun ilgiyle karşılandı. Birçok yurtsever gazetenin yayın hayatına başlamasını ülkeden çektikleri tegraflarla kutladı.</p>
<p>Mithad Bedirxan’ın başlattığı gazete yolculuğuna daha sonra kardeşleri Süreyya ve Abdurrahman Bedirxan beyler de katıldı.</p>
<p>Kürdistan Gazetesi’nin misyonuna gelince; aslında onun misyonu ismindeydi. Mithad Bedirxan Kürdistan adını verdiği gazetesi aracılığıyla bütün dünyaya Kürt halkı diye bir halkın, Kürdistan diye de bir ülkenin varolduğunu anlatmak, halkını ve ülkesini tanıtmak amacını taşıyordu.</p>
<p>Bunun yanında halkına da ilmin, çağın ve aydınlığın yolunu gösteriyordu. Gazetenin yayın ilkeleri bunlarla ilgiliydi. O, dünyanın Kürdistan’ı tanımasın halkının da aydınlanmasını istemekteydi. Zaten yayın yönetmeni gibi gazetenin kendisi de bu nedenle sürgündeydi. Kaldı ki aradan geçen bir asırdan fazla zaman da birazdan özetleyeceğim gibi Kürt gazeteciliğinin ölüm ve sürgün tarihiydi.</p>
<p>Kürt gazeteciliği de Kürt halkının kaderi paylaştı. Kürt halkına yönelik imhacı politikalardan Kürt gazeteciliği de payına düşeni ziyadesiyle aldı. Aradan 112 yıl geçti ancak Kürt gazeteciliğinin ‚sürgün‘ kaderi değişmedi. Değişen bölgesel dengeler yüzünden bundan 15-20 yıl kadar önce Güney Kürdistan lanetli bu kaderi değiştirdi ancak Kürdistan’ın geneli için durum –henüz- değişmedi. Kürdistan Gazetesi’nden bize miras kalan ‚sürgün‘ bitmedi…</p>
<p>Kürdistan Gazetesi yayın hayatına başladığı dönemde Osmanlı çöküşe geçmişti. Osmanlı boyunduruğundaki birçok ulus bağımsızlığını elde etmişti. Ne var ki o dönem Kürt ulusal bilinci pek de gelişkin değildi. Kürt dinamiği hem birlik değildi hem de ağırlıklı olarak kaderini Osmanlı’yla birleştirmişti. Kürdistan Gazetesi de Osmanlı’nın baskıcı ve yasakçı tutumuna rağmen Osmanlı’dan kopmak istememekteydi! Kürtlerin hakkını vereceğini düşündüğü Osmanlı’ya güvenmekteydi. Bu tutum elbette Osmanlı’nın ve onun ardılı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin işine geldi.</p>
<p>Öte yandan gazete ‚ulusal bilincin‘ gelişmesi için epey çaba sarf ettiyse de ömrü kifayet etmedi. Kürdistan Gazetesi dört yıllık bir yayın hayatından sonra 1902 yılında aradan çekildi. Ancak onun taşıdığı bayrak yere düşmedi. Kürt gazeteciliği ağır bedeller ödeyerek Kürdistan Gazetesi’nin göndere çektiği ‚ gerçek aşkına bağlı özgür basın geleneğini‘ günümüze kadar getirmesini bildi. Bu bayrak şimdi emin ellerde dalgalanıyor.</p>
<p>Süreç kesintilerle devam etti</p>
<p>Kürdistan Gazetesi yayın hayatına son verdikten 6 yıl sonra İstanbul’da iki Kürt gazetesi birden yayınlandı. Bunlardan ilki Kürt Teavun ve Terakki Gazetesi, diğeri Şark ve Kürdistan‘dı. İlkini yöneten Piremerd mahlaslı ünlü Kürt şairi Tevfik Silemani, ikincisinin yönetense Malatyalı İsmail Hersekili’ydi. Onları Ziya Gökalp’in Peyman’i izledi. Onu da dönemin ünlü gazeteci ve düşün adamı olan Abdullah Cevdet’in Roji Kurd gazetesi takip etti.<br />
Fakat Kürdistan gazetesinden sonra dikkat çeken ikinci önemli Kürt yayını Osmanlı’nın son yıllarında -1918- yayına başlayan JİN dergisidir. Kürdistan Teraki Cemiyeti’nin yayın organı olan JiN‘ den sonra neredeyse yarım yüzyıl o topraklarda dişe dokunur bir yayın yapılamamıştır.<br />
Zira Osmanlı gitmiş yerine TC gelmiştir. Gelir gelmez de Kürt kimliği, dili, kültürü kısacası Kürtlük adına ne varsa hepsini yasak etmiştir. TC’yle birlikte katı bir inkar ve imha politikası devreye girmiştir.<br />
Kürt gazeteciliği bu yüzden ağırlıklı olarak ‚sürgünde‘ yayınına devam etmiştir. Jin’den sonra kayda değer iki önemli dergi daha vardır. İkisini de Bedirxani’lerden Mir Celadet çıkarmıştır. Bunların ilki 1932 yılının Mayıs ayında Şam’da yayınlanan Hawar’dır. İkincisi ise yine Şam’da 1942 yılında yayınlanan Ronahi’dir.Elbette bu arada Yekbun, Hetawi Kurd, Hevi gibi birçok gazete ve dergi çıkmıştır ancak hiç biri de Kürdistan, JİN, Hawar ve Ronahi kadar ağırlıklı iz bırakmamıştır.</p>
<p>1920-1950 yılları arasında Türkiye’de Kürtler Türkçe dergi ve gazete çıkarmışlardır. Bunların çoğu da lokaldir ve yayın politikaları da lokal sosyal meselelerle alakalıdır. Elbette Musa Anter’in 1948 yılında İstanbul’da çıkardığı Dicle Kaynağı‘nın üzerinde durulmalıdır. 40 sayı yayınlanan Dicle Kaynağı bütün baskı ve engellemelere rağmen Kürtlük bilincine hatırı sayılı katkılar yapmıştır. Daha sonra Diyarbakır’a geçen ve orada İleri Yurt gazetesini çıkaran Anter ve arkadaşları 1959 yılındaki ünlü ‚49’lar Davası‘nda tutuklanınca bu gazete de kapatılmıştır.<br />
Türkiye’de 1960 darbesinden sonra Dicle Fırat, Deng, Roja Newe ve Riya Rast yayınlanmıştır. Ancak bunlar da kapatılmaktan kurtulamamıştır. Cumhuriyet dönemi boyunca Kürt basın-yayın alanında ilk ciddi sıçrama Kürt aydınlanmasının ivme kazandığı 1970’li yılların ortasında yaşanmıştır. Bu dönemde Kürt ulusal bilinci yükselmiş, peş peşe örgütler kurulmuş, yayın organları çıkarılmıştır. Serxwebun, Rizgari,Özgürlük Yolu, Kawa, Jina Nu, Roja Welat bunların başlıcalarıdır.</p>
<p>Ne var ki bu aydınlanmanın önü 1980 darbesiyle kanlı bir şekildi kesilmiştir. Cunta sonrası birçok yayın organı kapanmıştır. Bazıları sürgünde (Serxwebun) yayın yapmak durumunda kalmıştır. 1980 darbesindne 6 yıl kadar sonra da Kürt gazeteciliği ülkede yeniden başını kaldırmıştır. Medya Güneşi, Toplumsal Diriliş ve Özgür Gelecek ilk adımları atmıştır. Ancak esas olarak 1988 yılında kurulan Halk Gerçeği ile yeni bir süreç başlamıştır. Özgür basın geleneği burada temel atmıştır. Onu Yeni Halk Gerçeği izlemiş, ondan da bayrağı haftalık Yeni Ülke gazetesi devralmıştır.</p>
<p>Yeni Ülke’yle birlikte yeni de bir süreç başlamıştır ve bu gelenek kısa sürede Gündem adında bir günlük gazeteyle halkın karşısına çıkmıştır. Türkiye&#8217;de 1990&#8242;lı dönemde gelişen çatışmalı yıllarla birlikte yayın hayatına Halk Gerçeği ve Yeni Ülke isimli haftalık haber dergileriyle başlayan Gündem geleneğinin yayın politikası, kimsenin yansıtmaya cesaret edemediği devletin baskıcı uygulamalarını, faili meçhul cinayetleri, köy yakmaları ve pek çok insan hakları ihlallerini deşifre etmek ve Kürt sorununun demokratik çözümünü savunmak üzerinde şekillenmiştir.</p>
<p>Elbette militarist sistemle kıran kıran bir savaş yaşanmıştır. Kürt gazeteciliği 40’a yakın çalışanını bu uğurda şehit vermiştir. Birçok gazeteci hapse atılmış, bir çoğu sürgüne gönderilmiştir. Günlük gazete çalışması bugün ülkede Günlük, sürgünde Yeni Özgür Politika’yla devam etmektedir ancak Yeni Ülke’yle başlayan atılım esas olarak MED TV’yle zirveleşmiştir.</p>
<p>MED TV’de bir milattır</p>
<p>Ulusal bilincin gelişmesinde ve demokratikleşmesinde özcesi ulusal kimliğin inşasında yaşamsal önemde değer birikimi yaratan MED TV’de Kürdistan Gazetesi gibi bir milattı. 1898 yılında Mısır’ın başkanti Kahire’de atılan adım 107 yıl sonra, 1995 yılında Belkçika‘nın başkenti Brüksel’de tamamlandı.</p>
<p>O günden itibaren içinde Mithad Bedirxan’ın da olduğu yeni bir tarih yaşanmaya başlandı. Mithad Bedirxan Kürdistan’ı çıkarırken Kürt halkını ve Kürdistan ülkesini dünyayı tanıtmayı amaçlamıştı. MED TV bunu fazlasıyla yaptı. Bunun yanında Kürt sorununun uluslararasılaşmasında önemli rol oynadı. Haklı kavgaya içeride olduğu gibi dışarıda da meşruluk kazandırdı.</p>
<p>MED TV‘nin yayın hayatına başlaması demek, Kürt halkının hayatın her alanında gerçek anlamda devrim yaşaması demekti. Zaten bu devrim de hem mücadelenin her aşamasında hem de hayatın her alanında etkilerini kısa sürede göstermeye başladı. Tıpkı Kürdistan gazetesi gibi halk, aradan yüzyıllık bir zaman geçtikten sonra MED TV’yi de çoşkuyla karşıladı. Ülkeden sürgüne kutlama telgrafları, telefonlar, fakslar yıllarca yağmur gibi yağdı.</p>
<p>Ne var ki üç kıtada (Avrupa-Asya &#8211; Afrika) 4 yıl boyunca yayın yapan ve yalnız Kürt kimliği için de değil Kürdistan ve Mezopotamya’nın kadim kimlikleri için de bir özgürlük ve demokrasi platformu olan ve ayrıca halklararası kardeşliği ve dayanışmayı savunan, üstelik Kürtçe’nin dört lehçesinin yanında Türkçe, Farsça, Arapça ve Süryanice de yayın yapan MED TV, daha yayın hayatına başlar başlamaz Türk devletinin ‘hedefi’ haline geldi. Bu yüzden onun da ömrü uzun sürmedi. O da Kürdistan Gazetesi gibi yayının ancak dört yıl sürdürebildi.</p>
<p>Tekçi,ırkçı ve inkarcı militarist sistem, MED TV’nin özgürlükçü yayınının kendi sonunu getireceğinin bilincindeydi. Bu amaçla yayın başlar başlamaz &#8211; dünya çapında- harekete geçti ve deyim yerindeyse herşeyini peşkeş çekti. Bir çok ülkeye askeri, siyasi ve ekonomik tavizler verdi. Bunların sonucunda Kürt basın tarihine adını altın harflerle yazdıran MED TV’de arkasında parıltılı izler bırakarak yayın hayatından çekildi.</p>
<p>Onun açtığı çığırı birçok Kürt televizyonu izledi. Bugün sayıları 20’yi aşan Kürt televizyoları MED TV’nin peşinden gitti. Sürgünde MED TV gitmiş MEDYA TV gelmişti. MEDYA TV gidince bu kez ROJ TV geldi.<br />
ROJ TV, Mart 2004‘te yayına geçti. Bütün baskı ve yasaklarla rağmen de yayınını sürdürüyor. Üstelendiği misyonu başarıyla yerine getiriyor. ROJ TV hem Kürt ve Kürdistan’ı dünyaya anlatıyor hem halkını aydınlatıyor hem de aynı çoğrafyayı paylaştığımız farklı din,din ve kültürlerden halklara demokrasi hizmeti veriyor.<br />
Kısacası; Kürdistan Gazetesi‘nin ruhu özgür basın geleneğinde yaşıyor. Kürdi yayın devam ediyor. Özgür basın yürüyüşü 112 yıldır sürüyor. Bu yürüyüşün startını verenlere, bu yolda hayatlarını kaybedenlere ve yola devam edenlere selam olsun. Kürdistan Gazetesi’nin 112’inci doğum günü bütün Kürtlere kutlu olsun…</p>
<p>Günay Aslan<br />
gunayaslan@hotmail.de</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/03/21/kurdistan-gazetesi-yayin-hayatina-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
