<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Fırat KAYA</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/4-niviskar/firat-kaya-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 13:53:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Decîya bari (Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/09/05/deje-bari-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/09/05/deje-bari-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 19:36:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8177</guid>
		<description><![CDATA[Se kera sera şira
Serê mi teweno 
kamcî berî xo rê akera..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/09/sexdê_uzun-577-x-217.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8178" title="sexdê_uzun (577 x 217)" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/09/sexdê_uzun-577-x-217-300x112.jpg" alt="sexdê_uzun (577 x 217)" width="300" height="112" /></a>Se kera sera şira<br />
Serê mi teweno kamcî berî xo rê akera</p>
<p>Ey mi verda şî<br />
Dinya, mi ser hilşna û şî<br />
Roşnîya mi biyo şew…<br />
Şewê mi biyo roşnî<br />
Se kera, sera şira<br />
Kamci berî xo rê akera</p>
<p>Veng bidê vengê mi<br />
Dest bidê destê mi<br />
Talazokî zerre mi veşnena<br />
xo zerre bermena<br />
Ez xo ra tersena</p>
<p>veyndê ey wa bîro<br />
Dest xo wa bido destê mi<br />
Vengê xo wa bido vengê mi</p>
<p>Serêy mi çok tê ey sero bo<br />
Destê ey porê mi mîyan di bo</p>
<p>Û serdîya mergî giştan dê nigan dê mira destpêkero<br />
Hetta çimandêmi bîro,<br />
Va bîro sero çimandêmi ser bîro…</p>
<p>Fırat KAYA<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/09/05/deje-bari-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>…..Ve ağladıkça güzelleşiyordu (Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/08/07/%e2%80%a6-ve-agladikca-guzellesiyordu-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/08/07/%e2%80%a6-ve-agladikca-guzellesiyordu-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 21:01:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=8065</guid>
		<description><![CDATA[Ağlıyor ağladıkça özgürleşiyordu.... gözyaşları damla damla haykırıyordu...haykıran damlalar içini döküyordu... içine çöreklenen acıyı akıtıyordu gözyaşlarında... ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/08/aglamak.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8066" title="aglamak" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/08/aglamak.jpg" alt="aglamak" width="248" height="203" /></a>Artık içindeki hengame onu sıkıştırıyordu ve en sonunda ağlıyordu&#8230;ağladıkça rahatlıyor ve kendini daha iyi hissediyordu.. .gözlerinde beliren acı dolu yıldızlar azalıyordu&#8230;</p>
<p>Hala ağlıyordu&#8230; başı önünde utanıyordu da&#8230; çünkü bu acılara sebep olanı tanımadığı için kendini affedemiyordu&#8230; utancının sebebi buydu&#8230; yani tanıyamamaydı&#8230;</p>
<p>Önce kendine bağlıyor, sonrasında sadık bir mürit ediyordu&#8230;ve sonrasında bitmek bilmeyen acılar yaşatıyordu&#8230; Acı veren hep kendini tekrarlıyordu&#8230;acının duyumsamalarıyla besleniyordu… besbelli acının ustasıydı&#8230; ve onu bilemediği için ağlamak kalıyordu&#8230;</p>
<p>Ağlıyordu ve kurtuluyordu kendisi olmayan kötü etkiden&#8230;ve lanet tutkudan&#8230;evet artık lanetliyordu tutkusu sandığı duyguyu&#8230;.çünkü onun tutkusu böyle değildi&#8230;.bu hiç değildi&#8230;.</p>
<p>Ağlıyor ağladıkça özgürleşiyordu&#8230;. gözyaşları damla damla haykırıyordu&#8230;haykıran damlalar içini döküyordu&#8230; içine çöreklenen acıyı akıtıyordu gözyaşlarında&#8230;</p>
<p>kendine dönüyordu işte&#8230;yalnızda olsa gerçekleri görüp, bunun için yaşayabilmek, varlığının sebebi duygularını tenine içkinleştirip güzelleşeceğini biliyordu artık&#8230;.</p>
<p>ağlıyordu ve güzelleştiğini biliyordu&#8230;.çünkü küskünü olduğu kendini sevmeye başlıyordu&#8230;ağlıyordu ve kurtuluyordu içindeki yabancıdan&#8230;kaybolan gülüşünü buluyordu böylece&#8230;</p>
<p>ağlıyordu esaretini yerlere çarpa çarpa ağlıyordu…ağlıyordu daha önce ağlamadığı için&#8230;içine sinen kiri temizlemek için ağlıyordu&#8230;bir daha kirlenmemek için ağlıyordu&#8230;ve ağladıkça güzelleşiyordu&#8230;</p>
<p>Fırat Kaya<br />
13.05.2006</p>
<p> </p>
<p>kurdinfo arsiv</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/08/07/%e2%80%a6-ve-agladikca-guzellesiyordu-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi Özgürlük, Gerçeğimize Kavuşturur Bizi… (Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/06/26/hangi-ozgurluk-gercegimize-kavusturur-bizi%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/06/26/hangi-ozgurluk-gercegimize-kavusturur-bizi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 09:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7914</guid>
		<description><![CDATA[Adına “Özgürlük” denilen  belirsiz bir kıyımda sadık bir hizmetkar gibi   yitip gideceğiz... Bu nasıl bir özgürlüktür ki bize ait bir renge sahip değil. Bu nasıl bir özgürlüktür ki bize çok uzak ve yabancı…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/06/esaret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-7913" style="margin: 3px;" title="esaret" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/06/esaret.jpg" alt="esaret" width="179" height="265" /></a>“Efendimiz ne kadar yüksekteyse tutsaklık zinciriniz de o kadar uzundur. O çok geniş harman zaman içinde  sıçrayıp oynuyoruz. Sonra ucunu bulmadan ölüyoruz. Bunun adına da özgürlük mü diyoruz? “ diyor Kazancakis   “Zorba”sında.</p>
<p>Özgürlüğü böyle ifade eden Kazancakis aynı zamanda tutsaklığı da özgürlükle harmanlayıp ne güzel tarif etmiş.</p>
<p>Diktatörlük efendiye olan mesafeyi her zaman uzun tutar. Kendi yapısı içindeki ulaşılmaz adam olma durumu, efendiyi besleyen ve büyüten en büyük egodur. Bu egosundan hiçbir zaman vazgeçmez. Gücünü ulaşılmaz olmakta bulur; çünkü gerçeğiyle karşılaşma bir fiyaskoda olabilir ihtimali hep olmuştur. Efendimizin bize buyurduğu hayatta özgürlüğü bulacağımıza inanır dururuz. Bu anlamda olmadık çirkinliklerden sakınmayız. Özgürlüğe giden her yol mubahtır diktesiyle tozu dumana katar dururuz.</p>
<p>Çocukların, genç  kızların, annelerin yarınlarını kedere bularız&#8230; Yağmur gibi gözyaşı akıtırız, gencecik hayatlar çalarız ansızın, özgürlük dediğimiz efendimizin egosundan başka bir şey olmayan çirkinlik için.</p>
<p>Efendimize bu kadar uzakken özgürlük ne kadar yakın. Gerçekten özgürlük mü koştuğumuz yada koşturulduğumuz yol? Esareti var eden yüreğimiz efendiye hizmette kusur etmezken, kölelik kıvamında ki özgürlüğü nasıl taçlandıracağız? Özgürlük türküsünü sesimizin hangi tonuyla söyleyeceğiz? Utancın hangi rengine bulanacak benzimiz acaba?</p>
<p>Adına “Özgürlük” denilen  belirsiz bir kıyımda sadık bir hizmetkar gibi   yitip gideceğiz&#8230; Bu nasıl bir özgürlüktür ki bize ait bir renge sahip değil. Bu nasıl bir özgürlüktür ki bize çok uzak ve yabancı… Ve biz neden bu kadar kör kütük biat ederiz tutsaklığımıza. Kendi irademizden çok uzak ve yabancı yaşarız. Kendimize bu kadar uzakken özgürlüğe yakın durabilir miyiz?</p>
<p>Hangi ateş  yakar bizi … Hangi uyku uyutur bizi… Hangi ibadet günahtan arındırır bizi… Hangi yanlış yoldan çevirir bizi… Hangi  doğru içimizdeki gerçeğe dokunur… Ve hangi özgürlük, gerçeğimize kavuşturur bizi…</p>
<p> </p>
<p>Ah bitmeyecek bu gaflet! Ah bitmeyecek bu tutsaklık! Ve ah ki ne ah,  özgürlük türküsünün sesi gittikçe çirkin-le-şe-cek!</p>
<p> </p>
<p>Fırat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/06/26/hangi-ozgurluk-gercegimize-kavusturur-bizi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzayan Bir Yaşamın Ardından…(Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/27/uzayan-bir-yasamin-ardindan%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/27/uzayan-bir-yasamin-ardindan%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2010 06:30:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7814</guid>
		<description><![CDATA[Ne çok vurgun yedi bu gönlümüz,belalara sıvandı, renkten renge boyandı…Olmadık zamanlara hapsetti bizi. Kendimizden geçtik ve her şeyden.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/05/kayip_giden.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7823" title="kayip_giden" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/05/kayip_giden-212x300.jpg" alt="kayip_giden" width="212" height="300" /></a>Nasıl tarif etmeliyim bilemiyorum.<br />
Nerden başlasam, neyle bitirsem acaba hiçbir fikrim yok.<br />
Geçen zamanı tek kelimeyle tarif etmek çok güç,eksik kalır,zaten eksik de kalmadı mı?<br />
Ne kadar çok günahımız varmış bilemezdim, en mutlu zamanlarımızda hüzünlü bir filmdik…<br />
Kimseyi suçlayacak gücümüz yok artık. Ezeli mağlubiyetimizin tükenişiyiz maalesef.<br />
Ne çok vurgun yedi bu gönlümüz,belalara sıvandı, renkten renge boyandı…<br />
Olmadık zamanlara hapsetti bizi. Kendimizden geçtik ve her şeyden.<br />
Sır olduk. Kederimizi büyüttük.<br />
Yaşamı çalınan bebeklerin gözyaşlarında boğulduk.<br />
Azaba doyamadık, betere savunmasız maruz kaldık, ağladık.<br />
Ölmelerimize doyamadık .Doğduk da öldük.Öldük de doğduk.<br />
Bıçağın ucanda kıyımlara kan dökerek solduk. Solduk da soluduk.<br />
………<br />
Ve ben artık yorgunum.<br />
Heyecanlara dayanacağıma inanamıyorum.<br />
Yüreğimi daraltacak belalara duramıyorum.<br />
Yorgunum ve ne yazık ki ucundayım yaşamımın.</p>
<p>Fırat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/27/uzayan-bir-yasamin-ardindan%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KORKU(M) (Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/11/korkum-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/11/korkum-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 15:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7872</guid>
		<description><![CDATA[Arkama bakmadan yürüyorum.
Anlımdan yağmur gibi akan, tuzlu ve telaşlı terim gözlerimi yakıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/06/tirs-577-x-217.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7873" style="margin: 3px;" title="tirs (577 x 217)" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/06/tirs-577-x-217-300x112.jpg" alt="tirs (577 x 217)" width="300" height="112" /></a>Arkama bakmadan yürüyorum.<br />
Anlımdan yağmur gibi akan, tuzlu ve telaşlı terim gözlerimi yakıyor.<br />
Düşe kalka yol alıyorum…</p>
<p>Elimdeki kanlı bıçaktan kurtulmam lazım biliyorum.<br />
Nasıl kurtulacağımı o an bilemeyecek kadar heyecan doluyum.</p>
<p>Kaderimin karanlık sokaklarından geçiyorum<br />
Köpek havlamaları, kurt ulumaları, çiyansı girdabın içindeyim<br />
Her tarafım karanlıktayken,<br />
Önüm iler tutar bir muamma…</p>
<p>Beterin ortasında tek başınayım işte.<br />
İçim üşüyor, parmak uçlarımdan.<br />
Istırap gibi beni takip ediyor, ortalığı kesen buzlu hava,</p>
<p>‘öldü mü acaba’ diye duraksadım bir an!<br />
Kaç defa bıçağı sapladım anımsamıyorum.</p>
<p>Kendimden geçmiş, şuursuzca intikam alıyordum darbelerimle…<br />
Geçmişin hesabını da soruyordum ; geleceğimi hiç düşünmeden..<br />
Yere yığıldığını anımsıyorum ve akan kanı görünce iç bulantımı…</p>
<p>Ölmüştü….!</p>
<p>Ve ben hala neden kaçıyordum bilemiyordum.<br />
Az önce öldürdüğüm korkumdu</p>
<p>Ve ben hala kimden kaçıyordum?<br />
Biraz kendimi dinleyince,<br />
İçimdeki intikam sesleri bana her şeyi anlatıyordu…</p>
<p>Fırat Kaya<br />
<a href="mailto:firatkaya1@gmail.com">firatkaya1@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/11/korkum-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinmiş Kirin Çıkmaz Lekesi&#8230;(Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/04/07/sinmis-kirin-cikmaz-lekesi/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/04/07/sinmis-kirin-cikmaz-lekesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 11:26:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7735</guid>
		<description><![CDATA[Zamanı karartarak öldürüyorlardı ve katlettikleri bu zamanın içinde olduklarını göremiyorlardı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/05/lekeli-577-x-217.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7734" title="lekeli (577 x 217)" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/05/lekeli-577-x-217-300x112.jpg" alt="lekeli (577 x 217)" width="300" height="112" /></a>Onlar her defasında güçlü olduklarını ispatlamak için ellerinden geleni yapıyorlardı.</p>
<p>Gücü kontrol ettiklerini düşünüp, gücün azabıyla acılar yaşatıyorlardı.</p>
<p>Çünkü gücün hep kirli olan tarafını yaşıyorlardı.</p>
<p>Ve ‘Su’ bile onları temizleyemezdi artık.</p>
<p>Sinmiş bir kirin çıkmaz lekesiydiler.</p>
<p>Kirlenmiş bir kalbe sahiptiler; çünkü kirli duygular beslemişlerdi.</p>
<p>Kirlenmiş kulaklara sahiptiler; çünkü kirli sözcükleri duyumsayarak<br />
yaşıyorlardı.</p>
<p>Kirli fikirlerle küçültüyorlardı umutları.</p>
<p>Buna güç diyorlardı ve buna inanıyorlardı.</p>
<p>Zamanı karartarak öldürüyorlardı ve katlettikleri bu zamanın içinde olduklarını göremiyorlardı.</p>
<p>Önce günleri öldürmeye başladılar.</p>
<p>Yaşamdan kokuları silerek devam ettiler.</p>
<p>Ardı sıra gülüşleri…</p>
<p>Geceye varınca karanlığın da tükeneceğini bilmeyecek kadar zehir zıkkımdılar.</p>
<p> </p>
<p>Fırat Kaya<br />
<a href="mailto:firatkaya1@gmail.com">firatkaya1@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/04/07/sinmis-kirin-cikmaz-lekesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yorgunum&#8230;(Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2010/03/11/yorgunum-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2010/03/11/yorgunum-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=7544</guid>
		<description><![CDATA[ve ben yol almazken yaşamda, 
durağan durakta kendimi bekler dururum.
korkularımı çoğaltıyorum alacakaranlıkta...
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2010/03/yorgun-beden-577-x-217.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7545" title="yorgun beden (577 x 217)" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2010/03/yorgun-beden-577-x-217-300x112.jpg" alt="yorgun beden (577 x 217)" width="300" height="112" /></a>Yorgunum</p>
<p>zihnim de eskiye dair çığlıklar yakarmakta</p>
<p>kan ter içinde hıçkırıyor bedenim..</p>
<p>ve ben yol almazken yaşamda,</p>
<p>durağan durakta kendimi bekler dururum.</p>
<p>korkularımı çoğaltıyorum alacakaranlıkta</p>
<p>geceye varacağım biliyorum&#8230;</p>
<p>güce mi ulaşacağım, göç mü olacağım onu da bilmiyorum…</p>
<p>korkuyorum sadece…</p>
<p>bedenim aklıma ihanet edecek diye korkuyorum…</p>
<p>Firat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2010/03/11/yorgunum-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ferit Uzun’ a Dinmeyen Özlem&#8221; (Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/11/20/ferit-uzun%e2%80%99-a-dinmeyen-ozlem-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/11/20/ferit-uzun%e2%80%99-a-dinmeyen-ozlem-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 11:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[1-Ferid UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=6864</guid>
		<description><![CDATA[Ferit diline kültürüne halkına aşık yürekli bir kahramandı. Demirci Kawa’ nın ateşi döven balyozu kadar güçlüydü,büyük bir ustalıkla ve emekle nakşediyordu halkının uyanışını…Genç yaşıyla onu tanıyan herkesin güvenini ve sevgisini kazanmıştı.Müthiş bir zekaya sahipti ve bunu halkı için kullanıyordu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/11/ferid-uzun1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2077" style="margin: 3px;" title="ferid-uzun1" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/11/ferid-uzun1.jpg" alt="ferid-uzun1" width="156" height="241" /></a>Tanrıdan Gelen Sayıklamalar(Son)<br />
&#8220;Ferit Uzun’ a Dinmeyen Özlem&#8221;</strong></p>
<p>Farklı zamanların mekanları arası süren yolculuğumda belki de ilk defa duygularımın bu kadar tanıdık olduğu bir mekana gidiyorum.<br />
Fırat’ın ve Dicle’nin tüm derinliğini taşıyor tenim ve ruhum. Kadim zamanların mekanlarına can katan bu sonsuz nehirler bana dinmeyen gözyaşı olacağından habersiz Kınapa Kasabasına ’a doğru yol alıyorum.<br />
Bu tanıdık gelen mekanın anımsayamadığım tınısı düşüyor yüreğime. Yüreğimi kaplayan hüzün yüklü bulutlar içimi acıtıyor .Anlam veremiyorum yoluma devam ediyorum.<br />
Kimle ve neyle karşılaşacağımdan habersizim. Beni bu yolculuğa sürükleyen sebebin bende acı, gözyaşı ve çaresizce çırpınışlar bırakacağından bihaber Kınapa kalesinden Kınapa kasabasını izliyorum, günün ilk saatlerinde.<br />
Sabahın ilk ışıklarına yenik düşen çiğ damlaları bu sabah adeta göz yaşı olup esen rüzgarla birlikte, bir şeylere ulaşabilmenin son bir defa daha görebilmenin telaşıyla rüzgarla birlikte savrula savrula yol almakta.Çiçeklerin gözyaşlarını takip ederek düşüyorum peşlerine.<br />
Kaleden aşağıya doğru yol almaya başlıyorum. Az sonra yıkık bir hamamının hemen yanında tarihe ve yaşama şahitlik eden sedef çeşmesinin önünde duruyorum. Çeşmenin önünde yapılan ark, akan tatlı suyu şehrin içine doğru hayat verircesine kadim akmakta. Çeşmenin önünde eğilip yüzüme su çalmak için elimi akan suya doğru uzatıyorum. Karacadağ’ın doruklarından gelen bu buz gibi akan su içimi üşütüyor.Soğuğun acısı değil içimi üşüten, suyun acılı haykırışıydı. Bu günden sonra hayata tanıklık eden bu çeşmenin su zerreleri artık yaşam adına akmayacaktı. Bu acıyı ona dokunan herkese anlatmak adına çırpınışlarıydı aslında benim içimi üşütüp hüzünlendiren. bilemedim o an bilemedim…</p>
<p>Neyle ve ne zaman karşılaşacağımı bilmeden ve içimi kemiren tarifsiz bir hüzünle yol almaya devam ediyorum, kınapanın kara taşlı sokaklarında…<br />
Gecenin kendini gündüze teslim ettiği erken saatlerde yol alırken Kınapa’nın bomboş sokaklarında üşüyen bedenimle kasabanın meydanına varıyorum.<br />
Meydanın tam ortasında bulunan kuyu dikkatimi çekti ve kuyuya doğru yürümeye başlıyorum. Evet kuyu taşıyordu ve daha ilginci ve korkunç olanı kuyudan su yerine kan taşıyordu.Üşüyen bedenime ruhumda eşlik etmeye başlamıştı.Bu olan bitenler bende müthiş bir güçsüzlüğe sebep oluyordu.Ben Kınapa da ki görevimle ilgili kuşkular beslemeye başlamıştım. Bu kadar kendimi güçsüz hissettiğim bir yerde nasıl olurda birilerine yardım edebilirdim. Kafamdaki soru işaretleri içimi kemiriyordu ve ben cevaplayamadığım sorularımla boğuşa boğuşa kara taşlı yolu yürümeye devam ediyordum.<br />
Kasaba sakinleri ise kötü günlerin geldiğinden habersiz uyuyorlardı.Acı zamanların başlangıcı olan bu sabah, hiç uyanmak istemeyecekti uykusundan.</p>
<p>Şehrin henüz acıyla düğümlenmeyen sokaklarında yol alıyorum. Kara taşlı yolları uzunca bir süre yazgıları olacak olan bu kasabanın insanları herşeyden habersiz günün ilk ışıklarıyla acıya uyanıyordu.Yokuşlu bir yola giriyorum.Sıra sıra dükkanlar ve kahvehaneler gözüme çarpıyor. Şalvarlı ve köşeli kasketleri ile kürsüde oturan bir grup yaşlı adam sardıkları kaçak sigaralarını tüttürerek üstüne sıcacık kaçak çaylarını yudumluyorlardı. Yanlarından geçerken hem tüten o kaçak sigaranın hem de yudumladıkları kaçak çayın kokusunu beni tanıdık bir mekanda olduğumu hissettirdi.Dönüp o yaşlı adamlara baktım tanırım diye ama maalesef hiçbirini tanıyamadım ve yürümeye devam ettim.</p>
<p>Az sonra kara taşlı yolun bittiğini, asfalt yolda yol aldığımın farkına vardım. Etrafıma bakındım, nerdeyim diye.Kasabanın dışına çıkmıştım, etrafta betondan yapılmış tek tük yeni evler bulunuyordu.Artık kasabanın çıkışında sayılırdım ve aklım kasabadaydı.Kasabanın bir ucundan diğer ucuna yol almıştım.Hala neden bu kasabaya geldiğimle ilgili en ufak bir fikir edinemediğimi düşünürken az önce gördüğüm bu betonlu evlerin birinin önünde kucağında küçük bir kız çocuğuyla uzun boylu bir adamın bir arabaya doğru yürüdüğünü gördüm.Onlara doğru yürümeye başladım.Yaklaştıkça içimdeki tarifsiz heyecanı gittikçe dizginlenemediğini fark ettim.<br />
Gözlerime inanamıyordum kucağında çocuk olan bu uzun boylu adam Ferit ti.Kahramanım Ferit Uzun du, kucağındaki de kızı Yekbundu. O an zaman durdu benim için kahramanıma kavuşmanın mutluluğu ve heyecanı vardı içimde daha önceki kahramanlarımdan farklıydı Ferit Uzun…Hem diğer kahramanlarımdan bir parça vardı onda hem de biraz bana ait olan tarif edemediğim birşeyler …<br />
Ferit diline kültürüne halkına aşık yürekli bir kahramandı. Demirci Kawa’ nın ateşi döven balyozu kadar güçlüydü,büyük bir ustalıkla ve emekle nakşediyordu halkının uyanışını…Genç yaşıyla onu tanıyan herkesin güvenini ve sevgisini kazanmıştı.Müthiş bir zekaya sahipti ve bunu halkı için kullanıyordu. Umudu tarif ediyordu, sevinci ve mutluluğu da,hayallerin yürekli ve onurlu savaşçısı olmayı öğretiyordu.Gözlerindeki ifade cesurluğunun ve yetkinliğinin kanıtıydı.Eksik kalmış özgürlük şarkısının dinamik notasıydı, halaya durmuş halkının rüyasıydı, şalu-şepik giymiş halayın başıydı…<br />
Dillere destan düğünü anımsıyorum; mutluluğuna ve sevincine halkını da ortak etmişti. Sadece Kınapalılar değildi düğündekiler, tüm bölge insanı da Ferit’in mutluluğuna ortak olmak için gelmişlerdi . Newroz halayına durmuştu genç kızlar ve erkekler Mem u Zin’nin Siti ile Tacdin’nin destansı buluşmasıydı.Ruhsar ve Ferit’ in yedi yıl sonunda buluşmasıydı ve şahidi ise karanlığı aydınlatan yıldızlar, günü ısıtan güneşin ta kendisiydi. Bu bitmeyen heycanımın tarifsiz ritüllerin de gezinirken irkilerek kendime geliyorum.<br />
Ferit kucağında kızı Yekbunla karşımdaydı ama bir terslik vardı. Yıllarca kafamıza kazınan bu sahne Ferit’in öldürüldüğü sahneydi… aman tanrım az sonra Ferit vurulacak ve ben bunu engelleyebilecek miyim ?Ferit’i araba da bekleyen arkadaşlarına doğru koşmaya başladım uyarmak adına ama kimse beni ne görüyor ne de duyuyordu.Paralanıyorum arabadaki arkadaşlarını uyarma adına ama çaresiz bağırışlarımı bir tek ben duyuyorum.Ferit’e doğru koşmaya başladım.Ona dokunup beni duyması için çırpınıyorum.Nafile o da beni duymuyor,ağlamaya başlıyorum.Ellerimi göğe açıp Ferit’i kurtarabilmek için yalvarmaya başlıyorum gecenin ve gündüzün, yerin ve göğün sahibine…Yüzüme tokat gibi çarpan yağmur damlaları sesimi duyuramamanın, güçsüzlüğümün ve terk edilişimin acı gerçeği gibiydi.<br />
Zaman çok hızlı akıyordu.Ben ise zamanın önünde çaresizce çırpınıyordum.Kınapa’ya gelince içimdeki hüznü biliyordum ama bu kadar acımasız bir çaresizlik olacağını bilemiyordum.Bakmaya kıyamadığım Ferit’e çaresizce baktım… Ferit Yekbun’u öpüyordu.Bu onu son öpmesiydi.Son koklamasıydı,dayanamıyorum çaresizliğime. Fırat’ın ve Dicle’nin dinmeyen gözyaşları oluyorum. Az sonra olacakları görmemek için hıçkırıklarımla boğulmak istiyorum.</p>
<p>Elinde tabancası ile cellat gizlendiği pususundan belirdiğini gördüm.Bu kasaba tarihinde ilk defa böyle bir kalleşliğe şahit olacaktı.O ana kadar daha hiç kimse bu kasabada sırtından vurulmamıştı, hele çocuğunun yanında, asla böyle bir şey olmamıştı.Kaldı ki Ferit gibi sevilen birinin bırakın kalleşçe katledilmesini tırnağına bile zarar gelmesini istenmeyen böyle bir kasabada kim neden öldürür ki Ferit i? Ferit halkı adına yola çıkmış ve halkı adına inandığı değerleri layıkıyla onurlandırmaktan başka hiçbir gayesi olmayan devrimci bir liderdi. Bu onurlu duruşu hazmedemeyen güçler aslında Ferit’i öldürerek kendi onurlarını lekelediklerini anlayacak ufka sahip değildiler. Öyle bir onursuzluktu ki bu cinayet yıllarca ben öldürdüm diyecek yüze sahip olamayacaktır.</p>
<p>Ferit’in arkasında tabancasıyla beliren bu kirli adama doğu yürüdüm.Elleri titriyordu.Onu bu cinayete gönderenler kadar korkuyordu.Kurdukları pusu aslında Ferit’ ten ne kadar çok korktuklarını anlatmaya yetiyordu bile…Ferit’in katili olacak kişinin yanına yaklaştım.Onu tırnaklarımla, dişlerimle parçalamak isterdim ama bunu yapamadığımı biliyorum.Böyle bir gücüm yoktu, güçlerim elimden alınmıştı.Tanrı gölgesini çekmişti hem benden hem de bu kasabadan.<br />
Ben tüm güçsüzlüğümle sadece bu korkak adamı tanımaya çalışıyordum.Leş gibi ihanet kokuyordu…Ve bu ihanetin arkasında önü alınamayan binlerce yiğidin kanı daha akıtılacaktı…Annelerinin dinmeyen gözyaşları yazgıymış gibi hiç durmayacaktı. Tetiğe dokunacak olan bu adam korkunun ihanetin ve ölümün dinmeyen belası olacaktı artık. Ve bu katilin acelesi vardı,ona verilen görevi en onursuz haliyle yerine getirmesi gerekiyordu.İçinde olduğu bu gaflet hem onu hem de onu gönderenleri mutlu edecek kadar büyük bir vazifeydi. Saltanatlarını böyle bir onursuzluk üzerine inşa etmek ise sanırım gizlenmek istenen gerçeğin ta kendisiydi.<br />
Katilin tetiğe dokunduğunu,fark eder etmez yerimden fırlayıp Ferit’e koştum.Son bir kez görmek istedim Ferit’i. O yakışıklı Kürt liderini son bir kez görmek istedim.Mermi boşlukta döne döne yol alırken Ferit kucağında Yekbunu seviyordu.Sanki olacaklardan haberdarmış gibi kızını sımsıkı sarmıştı ve o hain mermi Ferit’i Yekbun’undan ayırmak için yol alırken, ben hiç birşey yapamamanın kahrıyla ölmek için gece ve gündüzün sahibine tekrar yalvarıyorum.Nafile haykırışlarımla paralanırken, kurşun Ferit’ in sırtına saplanmıştı bile. Ferit vurulduğunu anlar anlamaz, zaman kaybetmeden hayali olan kucağında sır gibi sakladığı Yekbunununa bir zarar gelmesin diye arabada bekleyen arkadaşlarına ulaştırmak için çabalıyordu.<br />
Ferit hiç arkasına bile bakmadı.Tek amacı Yekbunu sağsalim güven içinde arabaya ulaştırmaktı.Arkasına dönüp kimin bu ihanet içinde olduğuna bile bakmadı.Çünkü kim olduğunu tahmin edebiliyordu.Onlar halkına düşman olan ve halkını ölümlerle kıyımlara maruz bırakmak isteyenlerdi.Ferit bunları tanıyordu.Ferit’in hiçbir zaman bu ihanete izin vermeyeceğini de çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden Ferit’i kalleşçe öldürmeyi seçmişlerdi.</p>
<p>Ferit göğsüne sakladığı Yekbunu güvenle arabaya bırakabilmişti ve o parlak gülüşü ile Yekbuna bakıp gülümsedi son bir kez. Bedeni kalleş mermilere daha fazla dayanamamıştı ve yere yığılmıştı,müthiş bir ihanet sahnesiydi Ferit’in vurulduğu an acımasız ve kalleşçeydi. Akan kanı bile utandırmıştı bu ihanet, göğü ağlatmıştı.Merminin ihanet vınlamalarından başka tüm sesler susmuştu.Gün şahidi olduğu bu utanca dayanamamış kendini gecenin zifirisine terk etmişti ve artık tüm kasabanın kaderi olmuştu bu kara günler…Namludan çıkan ihanet mermisi daha Ferit’ e varmadan korkusunu hakim kılmayı başarmıştı bile… Bu cinayete şahit olanları susturacak kadar egemen olmuştur o ihanet mermisi.</p>
<p>Ben içimde ateş gibi yanan bu dayanılmaz acıyı sonlandırmak için geldiğim yol olan, kasabaya doğru yürümeye başladım.Az önce gelirken gördüğüm sessiz ve sakin bu kasaba yerini silah seslerine ve bağrışmalara bırakmıştı.Kardeş kanı kasabanın tüm sokaklarında akıyordu.Annelerin dinmeyen ağıtları dayanılır gibi değildi.Sabah gelirken yüzümü yıkadığım, kasabaya hayat veren kadim su ise yerini kana bırakmıştı.<br />
Olup bitenlere anlam veremiyordum. Ferit’i kurtaramayacaksam neden geldim bu kasabaya, neden dayanılmaz acılar yaşamam gerekti. Haykırışlarıma cevap bulamadım ve Ferit’e yetişmek için artık bir daha doğmamak üzere yüreğimin dayanılmaz ağırlığıyla kendimi Fırat’ın hırçın akıntısına bıraktım…</p>
<p>Fırat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com<br />
20.11.2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/11/20/ferit-uzun%e2%80%99-a-dinmeyen-ozlem-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varlığımız Kutsallığımızdır…(Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/10/13/varligimiz-kutsalligimizdir%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/10/13/varligimiz-kutsalligimizdir%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 20:31:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=6570</guid>
		<description><![CDATA[Nefes aldığımız her anın mucize olduğunu unuturuz. Asıl kutsallığın yaşamımızla anlama büründüğünü görmezden geliriz. Başka günlerin kutsallığına kapılarak kendimizden uzaklaşırız...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/10/yüzler-517-x-217.jpg"><img class="size-medium wp-image-6571 alignleft" style="margin: 3px;" title="yüzler (517 x 217)" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/10/yüzler-517-x-217-300x125.jpg" alt="yüzler (517 x 217)" width="300" height="125" /></a>Nefes aldığımız her anın mucize olduğunu unuturuz. Asıl kutsallığın yaşamımızla anlama büründüğünü görmezden geliriz. Başka günlerin kutsallığına kapılarak kendimizden uzaklaşırız. Kendimizi yok sayarak türlü mucizelikler bekler dururuz .Asıl kutsallığın doğumumuzla başladığını ve ölümümüzle son bulduğunu unuturuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimiz dışında anlam verdiğimiz ve değer kabul ettiğimiz her şeyin aslında varlığımızla anlam kazanıp, değer bulduğunu bilmeden yaşarız.</p>
<p>Yaşamımızı başkasına ya da başkalarına atfederek yitik bir emanetçiden öteye gidemeyiz. İçimize dönüp, varlık sebebimiz nefesimize sığınıp, kendimizle yalnız kalmaktan korkarız. Çünkü o zaman düşünmeye başlayacağımızı biliriz. Beynimizle yüzleşecek gücümüz olmadığını da biliriz. Bedenimizin bu buluşmayla katlanamayacak hezeyanlarla kan ter içinde bırakacağımızı biliriz. Korkarız kendimizle buluşmaya.Buluşup hesaplaşmaya….</p>
<p>Korkarız harabeye çevirdiğimiz yüreğimize dokunmaya…</p>
<p>Ağlamaktan korkarız çünkü… Günahlarımızdan boğulacağımızı biliriz…</p>
<p>Gözlerimizle bakmayız göğe, mavisini görüp derinliğine kapılırız diye….</p>
<p>Yüreğimizi ısıtacak sevgiden mahrum yaşarız. Örselenip batarız diye…</p>
<p>Arkamıza bile bakmadan nefes nefese kendimizden kaçar dururuz arkamıza bakınca da yine kendimizle yüz yüze kalır korkarız ve yine uzaklaşana kadar koşarız&#8230;</p>
<p>Böylece küçük korkularla kendimizi öldürürüz.Topyekun bitişimizi hazırlamış oluruz…</p>
<p>Ne kadar güçlü korkular büyütmüşüz . Kalabalığın ortasında en çok kendimize uzak kalmışız. Ve en çok kendimizden korkar olmuşuz. Ne istediğimizden çok korkularımızın istemlerine esir olmuşuz…</p>
<p>Yok saymışız nefesimizi…</p>
<p>Fırat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/10/13/varligimiz-kutsalligimizdir%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özgürlük rüzgarına inkarla değil inatla tutunmalı&#8230;(Fırat Kaya)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/08/22/ozgurluk-ruzgarina-inkarla-degil-inatla-tutunmalifirat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/08/22/ozgurluk-ruzgarina-inkarla-degil-inatla-tutunmalifirat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 14:35:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=5920</guid>
		<description><![CDATA[Barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunun bilincinde olup,acımıza sarılıp var olabiliriz.Tabi ki barış mevsiminin özgürlük rüzgarına inkarla değil inatla tutunmalısın.O zaman anlam bulacaktır akan tüm zaman.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/08/kardelen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5921" style="margin: 3px;" title="kardelen" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/08/kardelen-289x300.jpg" alt="kardelen" width="231" height="240" /></a>Gerçeği gizlemek adına olmadık oyunlara başvururuz. En kirli örtülerimizle gerçeği sarıp en diplere gömeriz. Bulunmasın diyede üstüne kirli hayatımızı inşa ederiz. Hayatımızın hiçbir kesitinde onu anımsamak istemeyiz.Hiç olmamış gibi hiç yaşanılmamamış gibi rol kesip dururuz.</p>
<p>Kayıp bir kent gibi kaygılarımızın zerrecikleri arasında unutulmasını bekler dururuz.Gerçeğimizi gömmüş olmanın yüzsüzlüğü başka tünellerde başka kaçışlara ustaca kıvrılıp sıyrılacağımızı sanırız.!</p>
<p>Tüm bu kaçışlar ve inkar hezeyanları arasında şunu unuturuz.Gerçek hiçbir zaman ve hiçbir şekilde yok edilemez.Ne yaparsak yapalım gerçeği gizleyemeyiz.Ne öyle bir güce nede öyle bir kabiliyete sahibizdir.Hayatın neresin de yol alırsak alalım mutlaka ama mutlaka iz bırakırız.Arkamızdan gelen yeni hayat ise hem bıraktığımız izimizi hem de gizimizi bulacaktır.</p>
<p>Oğlunu kaybetmiş bir annenin akan gözyaşlarını görmezden gelemezsin, o ciğeri parçalanan acılı annenin feryadını duymazlıktan gelemezsin&#8230; hiçbir babanın duvar dibinde boynu bükük sessiz dumanlı çığlığını yok sayamazsın&#8230; Ve en önemlisi o ölen yağız delikanlının neden öldüğünü haybeden unutamazsın.Unutturamazsın. Haksızlık yaparsın herşeye ve herkese.</p>
<p>Barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunun bilincinde olup,acımıza sarılıp var olabiliriz.Tabi ki barış mevsiminin özgürlük rüzgarına inkarla değil inatla tutunmalısın.O zaman anlam bulacaktır akan tüm zaman.</p>
<p>Makul zamanlar ve makul şartlar da anlam içselleşebilir.Ancak o zaman ortak zemin bulunmuş olunur. Birinin zamanı için değil bu yolda mağdur olmuş tüm zamanlar adına tutuşmalı. Eksik bırakmamalı tüm parçayı . Hayatın tüm köşesine girmeli ve küstürdüğümüz zamanlardan af dilemeli&#8230; Hem kendi içindekilerle hem de dışındakilerle hesaplaşmalı&#8230;Payımıza düşenin farkındalığıyla, tüm kaygıları ve korkuları geride bırakarak&#8230;Bir tek kaygı ve korku için sahte makullükler ileri sürmeyerek yol almalı ve yolun sonunda ne olursa olsun devam edilmeli&#8230; Geriye bakıldığında tüm yıkılmışlıklar onarılmış, tüm acılar iyileştirilmiş olmalıdır, gelecek hayatlara kötü iz bırakmamak adına bunu yapabilmeli..</p>
<p>22/08/2009<br />
Fırat KAYA<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/08/22/ozgurluk-ruzgarina-inkarla-degil-inatla-tutunmalifirat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karanlığı Aydınlatan Yüzler&#8230; Fırat Kaya</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/06/27/karanligi-aydinlatan-yuzler-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/06/27/karanligi-aydinlatan-yuzler-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 13:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=4623</guid>
		<description><![CDATA[Hızlanıp yürümeye devam ettik... artık gece olmuştu... herkes yüzünü Ay’a dönüp Ay’ı takip edercesine yol alıyordu... kayan yıldıza herkes gizlice aynı dileği tutuyordu....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/06/isik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4624" style="margin: 3px;" title="isik" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/06/isik-300x112.jpg" alt="isik" width="300" height="112" /></a>Çok uzaklaşmıştık&#8230; güneşi arkamıza almış yol alıyorduk&#8230; nereye gittiğimiz konusunda hiçbirimizin bir fikri yoktu&#8230;Hiçbirimizden tek bir ses bile çıkmadan yürüyorduk&#8230;birbirimize dahi bakmıyor, yürüyorduk&#8230;arkamızda bıraktıklarımız belki bize eşlik eder diye dönüp dönüp bakıyorduk&#8230;ama hiç kimseyi göremiyorduk&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">En güzel bakışları bıraktık arkamızda&#8230; bu yüzden hepimiz üzgündük&#8230; kederli omuzlarımızı düşüren soğuk metal artık taşınamaz ağırlıktaydı&#8230;Ve biz çok yorgunduk&#8230; Hem bedenimiz hem ruhumuz yaralıydı&#8230; acı çeken varlığımız ızdıraplar deryasında çalkalanıp duruyordu&#8230;.Hepimiz aynı yolun yazgısını yaşıyorduk&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Uzaklaştıkça diniyor gibiydik&#8230;Izdıraplarımızdan ve tüm acılarımızdan kurtulmak için hızlandık; sonra koşmaya başladık&#8230; bizi beter eden düşüncelerden kurtulmak için kaçıyorduk&#8230; ve rahatlıyorduk. Kan ter içinde bedenimiz ruhumuzu yıkıyor ve sakinleşiyorduk&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş batmıştı ve gün yerini karanlığa bırakmıştı… biz bu karanlıkta sessiz ve sedasız birer gölge gibi yol almaya hala devam ediyorduk… ne öten gece kuşlarının sesini ne çakal seslerini ne de ıslık çalan rüzgarın sesini duyuyorduk… üzerimize çöken bu karanlık dünyada sadece yol alıyorduk.</p>
<p style="text-align: justify;">İçimizden biri karanlığın ortasında ki sessizliğimizi bozarak konuştu ve dedi ki’ biz nereye gidiyoruz’. Diğeri ‘evimize tabi ki’ dedi. Diğer birimiz ise ‘hayır ne munasebet ne evi&#8230;biz evden çıkarken bir söz verdik o sözü yerine getirdikte mi gidiyoruz;ben utanırım eve gitmekten ve gitmeyeceğim’ dedi. Diğer biri de ‘o zaman geri dönelim’ dedi.Az önce konuşan yine atıldı ‘hayır geride dönmeyeceğiz;geride bize ait hiçbir şey kalmadı ve biz bu yüzden uzaklaştık biz sandığımız diğerlerinden’&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun süre yine hiç konuşmadan yol almaya devam ettik&#8230; yine düşüncelere daldık&#8230; içinde bulunduğumuz durumun üstesinden gelmemiz gerekiyordu; ama bir türlü çözümü bulamıyorduk&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hızlanıp yürümeye devam ettik&#8230; artık gece olmuştu&#8230; herkes yüzünü Ay’a dönüp Ay’ı takip edercesine yol alıyordu&#8230; kayan yıldıza herkes gizlice aynı dileği tutuyordu&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk konuşan yine sessizliği bozarak ‘bu yol eve gidiyor ama’ dedi&#8230;. bir anda hepimiz irkilerek durduk ve birbirimize bakmaya başladık. Sanki o an zaman durmuş gibiydi…Birbirimizin yüzüne bakarak sesini kaybetmiş dervişler gibi ‘şimdi ne yapacağız’ diyorduk.Ay’ın yüzümüzü aydınlattığı gecede kısık ve sessiz bakan gözlerimizle birbirimize bakıp duruyorduk.Sevdiklerimizle buluşmak, onlarla kucaklaşmak hayalimizin bir parçasıydı;ama eve gidemezdik. Gitsek bile mutlu olamazdık. Tarifi mümkün olamayan acılara maruz kalırdık ve en kötüsü maruz bırakılacağımız acılar kendi kurdumuzdan bize yaşatılacaktı…Tek başımıza kalmıştık.Konuşsak kimse zaten bizi anlamazdı;çünkü hepimiz bu kadardık ve biz kendimiz idik. Ve doğru düşündüğümüze kimseyi inandıramazdık.Susuyorduk.Ne eve gidebilirdik ne de geri dönebilirdik.. Hepimiz en iyi savaşçılardık; ama çaresizliğin ta dibine düşmüştük.Ve yol bulamıyorduk… Birbirimize bakıp çaresizce düşünürken; etrafı gözetleyen tepedeki gözcümüz umutsuz ve acıyla kaplı ritüelimizi bozarak parmağının ucuyla güneyi göstererek şöyle dedi ‘ bu tarafta ışıklar var’. Hepimiz aynı tepeye çıktık ve ışıklı yere bakmaya başladık&#8230; Bir süre sonra ‘evet’ dedi ;diğer biri ‘biz yeni ülkemize gidiyoruz’. Evden çıkarken bir söz vermiştik ama maalesef o sözü yerine getirmemiz her defasında engellendi; fakat öyle görülüyor ki aynı sözü tutan başka insanlarda varmış ve sözlerini tutmuşlar işte&#8230;Ve evlerindeler artık&#8230; biz de bu insanlarla bu ülkenin yarım kalmış eksiğini tamamlayacağız dedik ve yeni ülkemize doğru yol almaya başladık; umutla ve büyük hevesle…</p>
<p style="text-align: justify;">27.06.2009<br />
Fırat Kaya<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/06/27/karanligi-aydinlatan-yuzler-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyamız sahip olduğumuz yorumumuz kadardır&#8230; Fırat Kaya</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/06/08/dunyamiz-sahip-oldugumuz-yorumumuz-kadardir-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/06/08/dunyamiz-sahip-oldugumuz-yorumumuz-kadardir-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 04:42:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=4043</guid>
		<description><![CDATA[İçselleştirilmemiş fikirler kendimize ait olmayan fikirlerdir. Kendinize ait olmayan fikirleri yaşıyor ve yaşatıyorsanız siz başkasısınızdır. Ve kendinize en büyük haksızlığı yaparak korku kültürünü güçlendiriyor ve besliyorsunuzdur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/06/10emir-577-x-217.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4044" style="margin: 3px; border: black 2px solid;" title="10emir-577-x-217" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/06/10emir-577-x-217-300x112.jpg" alt="10emir-577-x-217" width="300" height="112" /></a>Musa Sina Dağın da elinde 10 Emir yazılı taş tablet ile birlikte geldiğinde, mensubu olduğu kavim olan İsrailoğulları’nın altından buzağı heykeline taptığını görünce çok üzülür ve kavmine “bu utançtan arınmak için birbirinizi öldürmeniz gerekli” der. Gördüğünüz bu eski ahitte bir çelişki yaşanmaktadır. Musa’nın elindeki 10 Emirden biri şöyle der “öldürmeyeceksin”. Bu yaşanılan çelişki acaba hayatımızda daha nelere sebep olmuştur? İtaat adına neleri yaşatmıştır. Makyavelist düşünce kendi iktidarlığı adına kim bilir daha ne tür yollara başvurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim Musa’ nın elindeki 10 emir’ e; Musa’ dan daha önce var olan Eski Mısır Ölüm Kitabının 125. Bölümünden araklanmıştır. Yine görüldüğü gibi çarpıklık baştan başlamaktadır ve günümüze kadar hayat bulabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yönüyle dejenerasyona uğramış bir toplumda gerek dini, gerek siyasi, gerekse de kültürel anlamda dikte edilen edimler insanları gerçek dünyadan ve birbirlerinden uzaklaştırılmaya yetmiştir. Dinin ve siyasal ideolojilerin insanlar üzerinde ki en büyük görevleri de bu olmuştur. İnsanları gerçek dünyadan ve birbirlerinden uzaklaştırmak&#8230; Bunun yolu ise tarihsel süreç içinde, süregelen dikte edilmiş ve artık kanıksanan bu edimler sayesinde, insanları otoriteyi sorgulamadan itaat etmesini sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özgün fikirlerin gölgede bırakılmaya çalışıldığı, araklamacı düşüncelerin pervazsızca kendini pazarladığı böyle bir zamanda, haksızlıklar anlamında müthiş kırınımlar yaşanırken ahlaki değerlerin alaşağı edildiğine de şahit oluruz. Çünkü yaşanan uzun soluklu bir haksızlık; bünyesinde birçok haksızlıklarla birlikte, değerleri de dejenere etmeye uygun ortamı bulmuştur demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyi kontrol eden, bilen, çözümleyen bir gücün varlığı olduğu iddiası (bu bazen tinsel bir varlık bazen atfedilen bir ölümlü olur) insanların sorumluluk duygusunu zayıflatmaya yetmiştir. Ve bu şekilde insanlar üzerinde kontrol sağlama ve hareket ettirme kabiliyeti güçlü kılınmıştır. Kendi iradesini başka bir varlığa teslim etmek demek; o itaat ettiğin gücün zaaflarını da yaşamak demektir. Başkasının doğrusu veya başkasının yanlışı bizi ne kadar ifade edebilir ki?</p>
<p style="text-align: justify;">İçselleştirilmemiş fikirler kendimize ait olmayan fikirlerdir. Kendinize ait olmayan fikirleri yaşıyor ve yaşatıyorsanız siz başkasısınızdır. Ve kendinize en büyük haksızlığı yaparak korku kültürünü güçlendiriyor ve besliyorsunuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamı yorumlaya bilmemiz için kendi yetilerimizin ışığında bunu gerçekleştirmeliyiz. Aksi taktirde dikte edilen düşünceler bizi kendimizden ve çevremizden uzaklaştıracaktır. Hakkımız olan yaşam hakkı iradesini başkalarının eline vererek ne idüğü belirsiz kocaman bir hiçliğin döngüsünde ömrümüzü bulandırarak geçiririz.</p>
<p>Dışımızda gerçekleşen ama bizi içine çeken kargaşanın birer figüranlarımı olacağız? Yoksa kendimizi temsil etme noktasında kendimizin ve kendimiz gibi olan mazlumların tarafı olup gerçek bir yaşam ve birliktelik adına irademizin savunucusu mu olacağız? Kendi onurlu haklı duruşunuz için araklayıcı fikirlere ihtiyacınız olmadığını bilmelisiniz. Kendi dünyamız sahip olduğumuz yorumumuz kadardır. Bu bizi ifade eder ve de mutlu eder. Mesele size ait bir dünyanızın olması ve onu yorumlayabilmeniz… 08/062009</p>
<p style="text-align: justify;">Fırat KAYA<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/06/08/dunyamiz-sahip-oldugumuz-yorumumuz-kadardir-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanıltan Sanmalar (Fırat KAYA)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/04/24/yaniltan-sanmalar-firat-kaya/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/04/24/yaniltan-sanmalar-firat-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 16:15:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=3214</guid>
		<description><![CDATA[Bazen öyle bir kaptırır ki kişi kendini, sandığı kişi olmadığını bildiği halde,  sandığı kişinin rolüne bürünür ve bu oldukça pahalıya mal olur.  Ve her şey o zaman kirlenmeye başlar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/maske.jpg"><img class="size-medium wp-image-3215 alignleft" style="margin: 3px;" title="maske" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/04/maske-300x112.jpg" alt="maske" width="300" height="112" /></a>İnsanlığın büyük zafiyetlerinden biri de sanmadır.Herşey kendini bir şey sanma ile başlar. Bazen öyle bir kaptırır ki kişi kendini, sandığı kişi olmadığını bildiği halde, sandığı kişinin rolüne bürünür ve bu oldukça pahalıya mal olur. Ve her şey o zaman kirlenmeye başlar. Tüm yaşam sandığımızın çok gerisindedir artık. Ve her şey anlamını yitirmeye başlamıştır.Sonrasını da yıkımlar takip eder ….</p>
<p>Evet beladır sanmalar. Öyle bir bela ki ruhumuza işler. Ruhumuzla da yetinmez çevremizi de sanmalarımızın girdabına sürükleriz. Hele bir de durduğumuz yer hasbelkader etkileyen bir nokta ise; değmeyin yanarsınız.Tüketiriz artık değerleri ellerimizle biriktirdiğimiz gözümüzden sakındığımız tüm değerlerimizi tüketmeye başlarız. Öyle hızlı olur ki bu değişim. Ayaküstü bir hırsız ustalığında yaşamımızdan çalınanları göremeyiz bile.</p>
<p>Maskelerdir bizi sıkıntıya sokan. Sandığımız kişinin sadece sureti vardır ve biz bu surete kanacak kadar durağanızdır. Nerden bilebiliriz ki insanlar tesir ettikleri nüfusa göre maskeleri olduğunu. Nerden bilebiliriz ki bizle konuştuğunda aslının mı yoksa suretinin mi konuşuyor olduğunu. Ve bu sahtecilik sadece bize yönelik de değildir. Bu sanmaların tesir ettiği bir toplum vardır ve bu şekilde şekilleniyordur. Yazarım, çizerim, esnafım, sanatçıyım, siyasetçiyim ve aydınım denen güruhun sadece suretten ibaret olduğu bir kirliliği düşünün. Yığınların şuurunu teslim ettiği, ucube fikirlerin peyda olduğu ve bu fikirlerin peşinden gidildiği, varış noktasının bitmişlik olduğunu bilmek çok da zor değildir.</p>
<p>Kanmalarımızı bir nihayete kavuşturmalıyız …</p>
<p>Kurtulmak gerekir etrafımızı saran tüm sahtekarlardan. Hayatımızı çalan yalan dolandan. Kurtulmalıyız bizi kirleten maskelerden. Hayatımızdan atmalıyız buna ayak bileyen yüzsüzlerden. Üzerimizden rant sağlayan haddini bilmez yalana dur demeli ve onu kendi sanma topluluğuyla başbaşa bırakmalı. Tahrip gücünü topluluğuna gömmeli ve tesiri kendini bitirmeli.</p>
<p>24/04/2009<br />
Fırat KAYA<br />
firatkaya1@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/04/24/yaniltan-sanmalar-firat-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
