<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Elvan Helin</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/4-niviskar/elvan-helin-4-niviskar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 13:53:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>GÖÇ–VIII (Elvan HELİN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/04/28/goc%e2%80%93viii-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/04/28/goc%e2%80%93viii-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 11:10:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>brahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=3254</guid>
		<description><![CDATA[O çok yumuşak başlı ve sakin biriydi. Her tür haksızlığa sabrının sonuna kadar dayanabilir. Buna her zaman kendini zorlardı. Ama ben öyle değildim. Ateş olup, her tarafı yakmak istiyordum. O sahneyi hayatım boyunca unutamayacaktım. Aşağılanmanın, dışlanmanın küçülmenin adıydı o sahne]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/13513-577-x-217.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3255" style="margin: 3px;" title="13513-577-x-217" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/04/13513-577-x-217-300x112.jpg" alt="13513-577-x-217" width="300" height="112" /></a>Okuma yazmayı öğrendiğim ilk yıl ağabeyim Macar yazar Ferenc Molnar’a ait “Pal Sokağı Çocukları” kitabını bana hediye etmişti. O zaman daha ilk okul 1. sınıfı yeni bitirmiş ve halen kasabamızdan ayrılmamıştık. Kitabı çok beğenmiş ve bir solukta okumuştum. O kitabın hayatımı etkilediğini kolaylıkla söyleyebilirim. Kitapta anlatılan yoksul ve cesur çocuklar artık benim kahramanımdılar. O yıllarda bende cesaretlenmiş ve her şeyle baş edeceğimi sanıyordum.</p>
<p>Bir gün teneffüste yaşananlar bu kitabı tekrar bana hatırlatacak ve kendimi o cesur çocukların yerine koyacaktım. Teneffüste ben okul bahçesine çıkmış, kız kardeşim benimle gelmemiş, sınıfta oturmayı tercih etmişti. Bahçede sıkılıp tekrar sınıfıma dönmemle donup kalmam bir oldu. Sınıftakiler kız kardeşimi ortalarına alarak halka oluşturmuşlardı. Bağırıyor, çağırıyor ona her türlü hakaretti daha doğrusu Kürtlere her tür hakaretti yapıyorlardı. Kimisi saçını çekiyor, kimisi elbisesini çekiştiriyor, kimisi de adeta Afrika dansı yapıyordu. Kardeşim ise sararmış ve donup kalmıştı. Sadece gözyaşları onun canlı olduğunu anlatıyordu. Gözleri bir noktaya dikilmiş o güzel gözlerinden gözyaşı, korku ve nefret akıyordu.</p>
<p>O çok yumuşak başlı ve sakin biriydi. Her tür haksızlığa sabrının sonuna kadar dayanabilir. Buna her zaman kendini zorlardı. Ama ben öyle değildim. Ateş olup, her tarafı yakmak istiyordum. O sahneyi hayatım boyunca unutamayacaktım. Aşağılanmanın, dışlanmanın küçülmenin adıydı o sahne.</p>
<p>Nasıl oldu bilemiyorum. Birden bire kendimi sıranın üzerinde buldum. Var gücümle bağırıyor. Onları öldüreceğime yemin ediyor, ağzımdan köpükler saçıyordum. Ha bire yüzlerine tükürüyordum. Kürt olduğumu, bundan utanmadığımı, yapabilecekleri her tür kötülüğü yapabileceklerini ama başlarına gelebileceklere de katlanmaları gerektiğini yüzlerine haykırıyordum. Olanlar onların suçuydu ve bu şekil davranmama onlar sebep olmuştu. O anda her şeyi yapabilme gücünü kendimde bulmuştum. Bu defa donup kalma sırası onlara gelmişti. Hiçbir şey yapmıyorlardı. Bende pes etmemek ve onlarla baş etmek zorundaydım. Bu duyguyla bir türlü sakinleşemiyordum. Tahtalara vuruyor, ellime geçen her şeyi fırlatıyordum. Nefretimi, kırgınlığımı yüzlerine kusmuştum ve bir daha bize kötülük yapmaya kalkışırsalar bunu muhakkak onlara ödeteceğimi söyleyerek sıradan indim. Yorgundum ama çok mutluydum. Kız kardeşimi yanıma alarak, sıramıza oturduk. Sınıfta anlatılmaz bir atmosfer vardı. Kendimce onlardan bugüne kadar yaptıkları hakaret ve sataşmaların öcünü almıştım. O anda ben “Pal Sokağının cesur çocuklardan” biriydim.</p>
<p>Birkaç gün sonra sihirli bir değnek değmişçesine her şey değişmişti. Neler olmuştu anlayamıyordum? Oysa ki, hepimiz aynı kişilerdik. Bu sınıftakilere neler olmuştu? Birden bire bizi sevmiştiler. Oysa ki, biz halen iki Kürt kız kardeştik ve bizi sevmiyorlardı. Neden birden bire şimdi bizi sevmek istiyorlardı. Oysa bunu bu olaylar yaşanmadan da yapabilirlerdi. Ama yapmamışlardı. Onlara güvenmiyordum ve sevgi gösterilerine bir türlü karşılık veremiyordum. Bu durum uzunca bir süre devam etti. Ama onlar inatla artık arkadaş olmak istiyorlardı. En sonunda arkadaş olduk, hem de arkadaşlığın en güzelini yaşadık. Sınıf bizim için kocaman bir aile olmuştu. O güne kadar bizi aşağılayan her türlü kötülüğü yapanların içinde bulunan Kürt çocuklarda değişmişti.</p>
<p>Yaşanılanların hepsi unutulmuştu. Sanki yıllardır arkadaştık. Arkadaşlığımız okul ile sınırlı kalmamıştı. Çoğumuz okul dışında da birlikteydik. Ama halen sorunlar sürüyordu.</p>
<p>28.04.2009<br />
Elvan HELİN</p>
<p>ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/04/28/goc%e2%80%93viii-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-VII (Elvan HELİN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/04/10/goc-vii-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/04/10/goc-vii-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2009 13:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=3023</guid>
		<description><![CDATA[Okul katlanılacak gibi değildi. Olanların hiç birini aileye anlatamıyorduk. Bu sorunu kendimiz çözmeye kararlıydık. Ama nasıl çözeceğimizi bilmiyorduk. Olanlara rağmen her gün umutla okula gidiyorduk ancak okuldan umutla dönmüyorduk. Bir yandan da onlara iyi bir ders vermek istiyorduk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/goc7.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3024" style="margin: 3px;" title="goc7" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/04/goc7-300x112.jpg" alt="goc7" width="300" height="112" /></a>Ben ve kız kardeşim ilk öğretimin 3. sınıfına,  bizden bir büyük kız kardeşim 4.sınıfa, iki ablamda aynı okul bünyesinde olan biçki dikiş ve nakış kursuna kaydoldular.</p>
<p>Her sabah okul yolunu tutuyorduk. Ev, sadece yaşlılara kalıyordu. Bizim için yol bir şenlikti, ablamlar yolda arkadaşlarını da alarak hep birlikte okulla gidiyorduk. Okula varana kadar her şey çok güzel gidiyordu okul kapısına giriş ise cehennemin başlangıcıydı. Ablamlar kurslarında her hangi bir sorun yaşamazken ben ve aynı sınıfta olan kız kardeşim için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. İşkenceyle gecen günler başlamıştı. Bu bizlerin küçük olması ve onların bizi savunmasız görmelerinden de kaynaklanmış olabilir. Zira sınıfın hemen hemen tüm öğrencileri bize kazan kaldırmışlardı. Bu yetmiyormuş gibi diğer sınıflardaki arkadaşlarını da üzerimize salıyorlardı. Üstelik bu çocukların bir kısmı Kürt tü ama Kürt olduklarını saklıyorlardı. Ancak biz onların Kürt olduklarını biliyorduk.</p>
<p>Her tür maymunluğu bize yapıyorlardı. Kimisi konuşmamızla dalga geçiyor, kimisi taklitimizi yapıyor. Kimisi de her hareketimize gülüyordu. Teneffüsler cehennemiz olmuştu. Bizleri çembere alarak her türlü hakareti yapıyorlardı. Bu anlarda zillin çalması ve öğretmenimizin sınıfa girmesi kurtuluşumuz oluyordu. Sınıf sus pus oluyordu adeta biraz önce yaşananlar hiç yaşanmamış gibiydi. Öğretmenimiz bizi çok seviyordu. Bizlerde öğretmenimizi çok seviyor ve çok çalışıyorduk.</p>
<p>Okul katlanılacak gibi değildi. Olanların hiç birini aileye anlatamıyorduk. Bu sorunu kendimiz çözmeye kararlıydık. Ama nasıl çözeceğimizi bilmiyorduk. Olanlara rağmen her gün umutla okula gidiyorduk ancak okuldan umutla dönmüyorduk. Bir yandan da onlara iyi bir ders vermek istiyorduk. 10.04.2009</p>
<p>ELVAN HELİN<br />
10/04/200</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/04/10/goc-vii-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-VI (Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/04/03/goc-vi-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/04/03/goc-vi-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 10:22:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2937</guid>
		<description><![CDATA[Bu arada “ KURTULUŞÇULAR”  diye bilinen ve mahalleden sorumlu olan, sol gruba mensup  örgüt gençleri de Kürt bir ailenin mahalleye taşındığını öğrenmeleri nedeni ile bizimle görüşmeye geldiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/04/dost-573-x-217.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2939" style="margin: 3px;" title="dost" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/04/dost-573-x-217-150x150.jpg" alt="dost" width="150" height="150" /></a>Ancak düşmanca davranışlar uzun sürmedi.Günlerden bir gün; çok kalabalık olan bir aile, ilk defa bizimle konuştu. Bu aile oldukça yoksul ve çok çocuklu bir aileydi. Kadın ev hanımı, baba ise öğretmendi. Şu an sayılarını hatırlayamadığım yetişkin ve küçük yaşta kızları vardı. Adamın öğretmen olması ve bizlerinde okul çağında olmamız bu öğretmenin ilgisini çekmişti. Bu durum bir aile ile ilk defa iletişime girmemize vesile oldu.</p>
<p>Bu öğretmen durumumuzu öğrendikten sonra, ben ve iki kız kardeşimi çalıştığı okula kaydetmeyi sağladı. Artık kaldığımız yerde eğitimimize devam edebilecektik. Bu da bizi çok sevindirdi.</p>
<p>Bu arada <strong>“ KURTULUŞÇULAR”</strong> diye bilinen ve mahalleden sorumlu olan, sol gruba mensup örgüt gençleri de Kürt bir ailenin mahalleye taşındığını öğrenmeleri nedeni ile bizimle görüşmeye geldiler. Babam dışarıda sürekli iş aramakla meşgul olduğu için amcam onlarla görüştü. Ailemiz hakkında önceden bir araştırmaları olduğu için bizimle iletişimleri kolay oldu. O günden sonra sık sık ziyaretimize gelerek her konuda bize yardımcı olacaklarını, kendilerini bir kardeş, bir evlat olarak görmemizi söyleyerek amcamı ve bizleri çok sevindirdiler. Amcam adeta tekrar hayata bağlanmış gözlerinin içi gülüyordu. Çünkü amcam iki evliliğine rağmen hiç çocuk sahibi olamamış, büyük ağabeyimi ve bir ablamı evlatlık alarak çocuk özlemini gidermeye çalışmıştı. Bu göç onu canından çok sevdiği oğlundan yani ağabeyimden ayırmıştı. Onsuz bir hayata bir türlü adapte olamıyordu. Belki de bu gençler ona ağabeyimi hatırlatıyorlardı. Onların varlığı ile amcam birden bire değişmişti. Çünkü daha önce tek avuntusu bizlerdik. O da biliyordu ki o bizim için babamızdan dahi öteydi.</p>
<p>O ailenin ve kurtuluşçu gençlerin bizimle iletişimi, birden bire tüm mahallenin bizimle iletişime geçmelerine neden oldu. Artık onlarla çok iyi anlaşıyorduk. Günün büyük çoğunluğunu birlikte geçiriyorduk. Kocaman bir aile olmuştuk. Mahallede her şey çok güzel gidiyordu. Ama okul için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Bu sefer ise okul da kabus başlamıştı.</p>
<p>Elvan Helin<br />
03/04/2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/04/03/goc-vi-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Kuaför Çırağı (Elvan HELİN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2009/03/25/kucuk-kuafor-ciragi-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2009/03/25/kucuk-kuafor-ciragi-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 12:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bahoz</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=2868</guid>
		<description><![CDATA[İnce bilekli, solgun çocuk olanları belki akşam annesine anlatacak, belki de bunu anlayacak bir anneye bile sahip değil. Kim bilir annesi yaşadığı kırgınlığı anlasa da “yinede çalışmak zorundasın küçüğüm’’ der. Umarım o, bunu diyebilecek bir anne ye sahiptir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2009/03/cocuk.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2869" style="margin: 3px;" title="cocuk" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2009/03/cocuk-150x150.jpg" alt="cocuk" width="150" height="150" /></a>Çok sık olmasa da kışın hafta sonunda kuaföre gitmeye çalışırım. Evimize yakın genelde her zaman gittiğim kuaföre gecen hafta sonunda gittiğimde 11-12 yaşlarında bir erkek çocuğu çalışmaya başladığını gördüm. Çocuk oğlumu andırdığından dolayı hemen dikkatimi çekmişti. Zayıf,siyah gözlü solgun yüzlü bir çocuktu.Üstünde kısalmış eski bir tişört ve yine eskimiş kısa bir kot pantolon vardı.Orda çalışanların en küçüğü ve en yenisiydi. Kendisine verilen işleri bitirince hemen diğer işe koşuyordu.O sırada sacıma fön çeken usta kuaförün hemen yanına koşarak fön makinesini tutmaya başladı.Yeni olduğundan yaptığı işi tam olarak yapmayı halen beceremiyordu.Sacımı yapan usta kızarak ona, fön makinesini düzgün tutmasını söyledi.</p>
<p>Birden bire gözleri çakmak çakmak,yanakları kıp kırmızı oldu.Çok utanmıştı. Var gücü ile fön makinesine asıldı.o sırada bilekleri dikkatimi çekti. kırılacak kadar inceydi bilekleri ve hırsla fön makinesine asıldıkça içim yanmaya başladı..Bir anlık o çocuğun yerinde oğlumun çalıştığını hayal ettim. Muhakkak oğlumda böyle bir davranış karşısında onun gibi davranırdı.Yani işi beğenilmediği zaman ve bunu ona belli eden biri olunca oda çok utanır ve gururu kırılırdı .O sırada oğlumun ne kadar şanslı olduğunu ve acaba oğlumun da bu şansının farkında olup olmadığını merak ettim.</p>
<p>İnce bilekli, solgun çocuk olanları belki akşam annesine anlatacak, belki de bunu anlayacak bir anneye bile sahip değil. Kim bilir annesi yaşadığı kırgınlığı anlasa da “yinede çalışmak zorundasın küçüğüm’’ der. Umarım o, bunu diyebilecek bir anne ye sahiptir.</p>
<p>Mutlaka her çocuğun sahip olması gereken en küçük şeylere dahi sahip olmadığı kanısı uyandı bende.<br />
Umarım o gece üzgün uyumamışın küçük kuaför çırağı.</p>
<p>26/03/2009<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2009/03/25/kucuk-kuafor-ciragi-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ–V (Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/06/10/goc%e2%80%93v-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/06/10/goc%e2%80%93v-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 18:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/?p=1363</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz mutsuz ve çaresizdik. Babam ile amcam ise tamamen çökmüştüler. Kadınlarsa daha dayanıklı görünmeye çalışıyorlardı. Özelikle babam ve amcamın daha kötü olmamaları için çabalıyorlardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/cocuk-300-x-304.jpg"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/cocuk-300-x-304.jpg"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/dirayet.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1361" style="FLOAT: left; MARGIN: 3px" title="dirayet" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/dirayet-300x202.jpg" alt="" width="302" height="202" /></a>Hepimiz mutsuz ve çaresizdik. Babam ile amcam ise tamamen çökmüştüler. Kadınlarsa daha dayanıklı görünmeye çalışıyorlardı. Özelikle babam ve amcamın daha kötü olmamaları için çabalıyorlardı. Aile dostlarımız bize çok iyi davranmış, iyi bir gece geçirmemiz için ellerinden geleni yapmıştılar. Zengin, gösterişli, şaşaalı bir hayatı geride bırakmış, ortada kalmış bizler ise her şeye rağmen kendimizi bir sığıntı gibi görüyorduk. Ve bir an önce bizim için tutulan ancak gerçek anlamda ev olarak benimsemediğimiz eve gitmek istiyorduk.</p>
<p>Kahvaltıdan sonra hepimiz aile dostlarımızla birlikte oturacağımız evin bulunduğu semtte gittik. Bizim için iki ev tutulmuştu. Evlerin tutulduğu semt, genellikle Antalya’nın gecekondu semti sayılan alt gelir insanlarının oturduğu, evimiz dahil tüm alanın tek katlı ve bahçeli evlerden oluşan bir yerdi. Eve gelir gelmez adeta gözlerimiz kamaştı. Cennetten bir köşeydi. Tüm evler tek katlı, eski, gösterişsiz olmalarına rağmen çok çok güzellerdi. Ayrıca bu evlerin arasında belli mesafeler vardı. Ama daha gerçek cenneti keşfetmemiştik. Biz ve amcamlar için tutulan evler sırt sırta vermiş bitişik bahçeli iki evdi. Ablamlara ise bir türlü aynı yerde ev bulunamamıştı. Halen ev eşyaları da gelmediğinden bizimle kalıyorlardı. Birkaç günlük uğraşmalardan sonra bir sokak ötede iki katlı ancak üst katında başka bir ailenin oturduğu yeşilliği olmayan bir ev bulundu onlara. Aramızda sadece bir sokak olmasına rağmen evi bizimkine hiç benzemiyordu. Onlara tutulan ev sokağın girişinde bahçesiz bir evdi. Bizimki ise sokağın sonunda tüm evlerin tek katlı ve bahçeli olduğu bir yerdi. Sokağın başından sonuna kadar iki veya üç katlı evler sokağı süslüyordu. Ama asıl cennet sokağın sonundaydı. Bu güzellik hiç birimizin umurunda değildi. Her şey çok hızlı gelişmiş ve apar topar gelmiştik. İki ağabeyim ve amcamın (Daha doğrusu babamın amcası) büyük eşi Siverek’te olayların ortasında kalmışlardı. Amcamın eşi hepimizi büyütmesine ve çok sevmesine rağmen bizimle gelmemişti. Tüm ısrarlara rağmen evini, yurdunu terk etmeyeceğini ölse bile kendi topraklarında ölmek isteğini, hiçbir gücün onu kararından caydırmayacağını söyleyerek bizimle gelmemişti. Onsuz hayatının nasıl olacağını tahmin etmek bile istemiyordum. Aile gerçek anlamda parçalanmıştı. Küçük ağabeyim yeni evli olmasına rağmen eşi de bizimle gelmişti. Çocuk denilecek yaştaydı ve hamileydi. O da eşinden ayrıldığı gibi tüm ailesinden de ayrılmıştı. Tüm bu parçalanmışlık içinde birkaç parça eşyalarımızla bu yeni evlerde bir düzen kurmaya çalışıyorduk. Ancak başka bir önemli sorun daha vardı. Mahalle halkı mahallerine Kürt bir ailenin yerleşeceğini önceden öğrenmiş, geldiğimiz gün tüm mahalle halkı toplanarak bizi izlemeye başlamışlardı. Kimse yanaşmıyor, konuşmuyor adeta bakışlarıyla küfrederek bizden tiksindiklerini belli ediyorlardı. Vebalıymışız gibi davranıyorlardı. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Buna rağmen onların ne düşündüklerini, ne yaptıklarını umursamayarak ve onları yok sayarak bu yeni yaşantımıza başladık. Çünkü onlarda biz var saymıyorlardı.</p>
<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/06/cocuk-300-x-304.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1360" style="FLOAT: left; MARGIN: 3px" title="cocuk-300-x-304" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/06/cocuk-300-x-304-296x300.jpg" alt="" width="273" height="275" /></a>Ne acıki, yerleştiğimiz mahalle alt gelirli ailelerin yaşadığı, çeşitli kültürlerden gelmiş (Çingene, felah vs.) Antalya’nın zenginleri tarafından hor görülen semtin insanlarıydılar.<br />
Bu semtte yasadışı tüm sol örgütler cirit atıyorlardı. Özelikle semt kendilerine “Kurtuluşçular” adı verilen bir örgütün hâkimiyeti altındaydı. Günlerimiz hep aynı geçmeye başlamıştı. Hala kimse bizimle konuşmuyor, bizi birbirlerine göstererek fısıldaşıyorlardı. Ama bizde, bu durumdan çok etkilenmemize rağmen yapılanlar umurumuzda değilmiş gibi davranıyorduk. Bu durumun daha ne kadar süreceğini bilmiyorduk. Evli ablam hariç diğer iki ablam ilkokulu bitireli yıllar olmuştu. Ben ve iki kız kardeşim ise Siverek’te İlkokula başlamamıza rağmen bu göç nedeniyle okulu bırakmış, okulda olmamız gereken bir zamanda yabancı bir ilde herkesin düşmanca davrandığı yabancılar içinde kalakalmıştık.</p>
<p> </p>
<p>08.06.2008<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/06/10/goc%e2%80%93v-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-IV (Elvan HELİN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/04/28/goc-iv-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/04/28/goc-iv-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 11:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/04/28/goc-iv-elvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[O dönemlerde maddi durumumuz çok iyiydi. Bizi Antalya’ya götüren minibüste zaten bizimdi. Sürücüsü de yanımızda yıllardır çalışan evden biri gibiydi. Yolculukta babam yanımızda değildi. O önceden ev ve iş yeri ayarlamak için gitmişti. İki ağabeyimde Siverek’te kalmıştı. Minibüs çok kalabalıktı. Büyük ablam ve 4 çocuğu, diğer 4 kız kardeşim, annem, babamın amcası, daha doğrusu baba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/04/yol2-280-x-170.jpg" title="yol2-280-x-170.jpg"></a><img border="0" vspace="3" align="left" width="283" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/04/yol2-280-x-170.jpg" hspace="3" alt="yol2-280-x-170.jpg" height="170" />O dönemlerde maddi durumumuz çok iyiydi. Bizi Antalya’ya götüren minibüste zaten bizimdi. Sürücüsü de yanımızda yıllardır çalışan evden biri gibiydi. Yolculukta babam yanımızda değildi. O önceden ev ve iş yeri ayarlamak için gitmişti. İki ağabeyimde Siverek’te kalmıştı. Minibüs çok kalabalıktı. Büyük ablam ve 4 çocuğu, diğer 4 kız kardeşim, annem, babamın amcası, daha doğrusu baba bildiğimiz çok sevdiğimiz, amca dediğimiz kişi ile onun ikinci eşi vardı. Yolun uzun, hepimizin üzgün olmasına rağmen yolculuk güzel geçiyordu. Çünkü amcam eğlenmemiz için elinden geleni yapıyordu.<br />
Bu nedenle ilk durak yerimiz Kahramanmaraş oldu. Amcamızdan Kahramanmaraş’ın dondurması ile ünlü olduğunu öğrendik. Şehre girince kalabalık, canlı bir toplulukla karşılaştık. Her yerde kırmızıbiber ve dondurma satılıyordu. Dondurma satıcılarının hepsi rengarenk giyinmiş, ha bire çıngırak çalarak şehri küçük bir panayır alanına çevirmişlerdi. Bu kadar canlı bir kalabalığı ilk defa görüyordum. Ağızlarımız açık bu topluluğu hayretle izliyorduk. Dondurmacılar yabancı olduğumuzu hemen anladılar. Binbir numaralar yaptılar, marifetlerini göstere göstere, çeşit çeşit dondurmalardan oluşturulmuş dondurma külahlarını ikram ettiler. Bu kısacık sürede çok eğlenmiş, bir an için olsa da bizi buralara sürükleyen olayları unutmuştuk.<br />
Yollarda dura dura nihayet ikinci durak yerimiz Silifke’ye vardık. Gece olmuştu. Yorgun ve açtık. Herkesin dinlenmeye, uykuya ihtiyaçları vardı. Karar verildi, Silifke’de arabada uyuyacaktık. O gece Silifke’nin yoğurdu ile ünlü olduğunu da öğrenecektim. Çünkü amcam ve sürücümüz nasıl etmişlerse ününü bildikleri Silifke Yoğurdunu almışlardı. Çok aç olduğumuz için ekmek ve Silifke’nin ünlü yoğurduna saldırdık. Saldırmamla hayal kırıklığım aynı anda olmuştu. Oysaki daha çok hayal kırıklıklarını yaşayacağımı o zaman bilmiyordum.<br />
Evet, yoğurt güzel değildi. Hem de hiç güzel değildi. Veya bana güzel gelmiyordu. Bu yoğurtun neden bu kadar ünlü olduğunu o gece anlayamadım. Her halde bu insanlar bizim kasabanın yoğurdunu yeseydiler bu yoğurdu hiç beğenmezdiler diye düşünüyordum.<br />
<a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/04/gockc.jpg" title="gockc.jpg"></a><img border="0" vspace="3" align="left" width="102" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/04/gockc.jpg" hspace="3" alt="gockc.jpg" height="100" />İyi bir uykudan sonra gün ışığıyla birlikte tekrar yola koyulduk. Şehirleri geçmiş arabamız dağlar arsında yol alıyordu. Arabanın camından uçurumları, dağları izliyordum. Birden bire bir yerlerden yansıyan ışıltıları gördüm. Bu ışıltılarda neyin nesiydi. Oysaki bu ışıltılar denizin ışıltılarıydı. Denizi ilk defa görüyordum. Görmemle korkudan titremem bir oldu. Denizin, beni arabanın içinden çekerek yutacağını sanıyordum. O bir canavardı ve şimdi tüm kuvvetiyle beni kendine çekecekti. Evet, ileriki yıllarda beni kendine çekecekti. Ama gönüllü bir çekmeydi bu. Yıllar sonra denizi çok sevecek ama o çocukluk anımda yaşadığım duyguyu da hiç unutmayarak.<br />
Uzun, kötü, dönemeçli yolların sonunda artık harap haldeydik. Ne olursa olsun artık varmak istiyorduk. Günlerce süren veya bize öyle gelen yolculuk bitmiş, Antalya’ya varmıştık. Ama o da ne Antalya bir cennet değildi. Oysaki bize buranın bir cennet olduğu anlatılmıştı. Antalya’nın girişinde kötü bir manzarayla karşılaştık. Her yer toz duman, sesiz bir kentti. Şehrin girişini eski işyerleri oluşturuyordu. Bunun Antalya’nın girişi olduğunu daha güzel yerlerin bizi beklediğini düşünerek, sakin olmaya çalışıyorduk. Cennetimiz geride kalmıştı ve bu cehenneme de alışmak zorundaydık.<br />
Babamla birlikte yılar önce Antalya’ya yerleşmiş aile dostlarımız bizi karşıladılar. Ev eşyalarımızda kamyonla önceden gelmiş ve eşyalarla bekletiliyordu. O gece aile dostlarımızda kalacak, ertesi gün bizim için tutulan eve geçerek eşyalarımızı yerleştirecektik. Evli ablam ve çocukları da bu süreçte bizimle kalacaklardı.<br />
Bizim Siverek’ten ayrılmamıza karar verildiğinde eniştem ve ablam bizi oralarda yalnız bırakmayacaklarını ve ne olursa olsun bizimle gelme kararını alarak gönüllü olarak zoraki bu göçe dâhil olmuştular. Ancak eniştem kamu görevlisi olduğu için tayin işlerini hal etmediği gibi, kendilerine evde bulunamadığı için eşyalarla birlikte eniştem Siverek’te kalmıştı.</p>
<p>27.04.2008<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/04/28/goc-iv-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-III (Elvan HELİN)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/03/31/goc-iii-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/03/31/goc-iii-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Mar 2008 19:56:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/03/31/goc-iii-elvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Artık Diyarbakır’daydık. Dayımın eşi, üç çocuğuyla birlikte beş katlı bir binanın ikinci katında kalıyorlardı. İlk defa bir binada kalacaktık. Her günümüz çok kötü geçiyordu. Yalnızdık, utanıyorduk, nasıl davranmamız gerektiğini dahi bilmiyorduk. İlk defa o kalabalık ailemizden ayrılmış, küçük, küçücük bir eve gelmiştik. Bu evin hiçbir şeyi bizim eve benzemiyordu. Evimiz; rahattı, kalabalıktı, canlıydı. Bizim kocaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/03/yen_yalnz_ocukc.jpg" alt="yen_yalnz_ocukc.jpg" align="left" border="0" height="180" hspace="3" vspace="3" width="272" />Artık Diyarbakır’daydık. Dayımın eşi, üç çocuğuyla birlikte beş katlı bir binanın ikinci katında kalıyorlardı. İlk defa bir binada kalacaktık. Her günümüz çok kötü geçiyordu. Yalnızdık, utanıyorduk, nasıl davranmamız gerektiğini dahi bilmiyorduk.<span id="more-952"></span> İlk defa o kalabalık ailemizden ayrılmış, küçük, küçücük bir eve gelmiştik. Bu evin hiçbir şeyi bizim eve benzemiyordu. Evimiz; rahattı, kalabalıktı, canlıydı. Bizim kocaman lunaparkımızdı. Sıkıcı kuralları yoktu. Geleni, gideni çoktu. Günlerimizin nasıl geçtiğinin farkında değildik. Oysaki bu ev böyle değildi. Sessizdi, sakindi, geleni gideni yoktu ve kuralları vardı.</p>
<p>En çokta evde yaptığımız ve saatlerce süren zengin kahvaltı sofralarımızı özlemeye başlamıştım. Kardeşlerimin de en çok özledikleri şey buydu. Bu evde her şeyin bir saati vardı. Her canımız istediğinde sofrayı kuramazdık. Üstelik bunu yapmaya da çok utanırdık. Yaptığımız kahvaltılarda sürekli bayat ekmek, çok az reçel, peynir ve zeytin vardı. Hele hele reçeli çok az oluyordu. Oysa ki evdeki kahvaltılarımızda çeşit çeşit reçeller, peynirler, zeytinler ve en önemlisi de her zaman sıcak ve bol ekmeğimiz vardı. Evde yapılmış ince yufka ekmeğimiz ile fırından alınan sıcacık pide ekmekleri artık yoktu, önceden alınmış, bayat somun ekmeği vardı. Sofrada her şey çok az olduğu için bunları yemeye utanıyorduk. Oysaki ben reçeli, hele hele vişne reçelini çok seviyordum. Ama bitecek diye yiyemiyordum.</p>
<p>Belki o günlerden dolayıdır ki şimdi reçeli çok yapıyorum. Özelikle vişne reçelini daha çok yapıyorum. Ama yinede o günlerde reçele duyduğum açlığı bir türlü gideremiyorum. Bu nedenledir ki evime gelen kim olursa olsun sofraya her şeyi çok bol koyuyorum.</p>
<p>Dayımın çocukları aşağı yukarı bizimle yaşıt veya biraz küçüktüler. Ama onların ayrı dünyaları vardı. Genelde ben ve kardeşlerim evde yalnız kalır, akşam ev halkının gelmesini beklerdik. Bu şekilde günlerimiz geçip gidiyordu. Bizim ise dayanacak gücümüz kalmamıştı. Halbuki sadece geleli birkaç gün olmuştu.</p>
<p>Birkaç gün sonra tüm aile fertleri özel minibüsümüzle ve büyük ağabeyimle birlikte dayımlara bir sürü erzakla çıka geldiler. Ailece bir gece daha dayımlarda kalıp, bizim için belirlenen o çok uzak ille, Antalya’ya gidecektik. Gideceğimize rağmen neşemiz yerine gelmişti. Çünkü yine bir aileydik. Artık yalnız değildik. İlk o defa kahvaltıda doymadan kalkmadım.</p>
<p>Bir geceki dinlenmeden sonra yola koyulma vakti gelmişti. Hafif bir yağmur yağıyordu. Sokaklar sesiz ve sakindi. Ama bizler acılıydık, hüzünlüydük ve ağlıyorduk. Sokakların sessizliğine tezat, ruhumuzda fırtınalar kopuyordu. Toprağımızı terk ediyorduk, bir daha döneceğimiz belli değildi. Tek tek ağabeyimle kucaklaştık. Onu bırakmak istemiyor, ellerimiz boynunda kalıyordu. O ise adeta buz kesilmiş, gözlerine yaşlar hücum etmişti. Bir günde çökmüş, siyah beyaz ekoseli ceketi adeta ona büyük geliyordu. Gözleriyle artık gidin, dayanamıyorum diyordu. Arabaya binmekten başka çaremiz kalmamıştı. Çünkü bir mucize olmayacaktı. Araba hareket ediyordu. Hepimiz hüngür hüngür ağlıyorduk. Artık ağabeyimde ağlıyor, yağan yağmura aldırış etmiyordu. Arabanın arkasından hareketsizce, gözlerinden akan yaşlarla bize veda ediyordu. Yağmurun altında yapayalnız kalmıştı. Biz yalnız, o yalnız artık yollarımız ayrıydı. Bir daha onu görebilecek miydik?</p>
<p>Ben onu yıllar sonra bir cezaevinin demir parmaklıkları arkasında tekrar görecektim.</p>
<p>29.03.2008<br />
Elvan HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/03/31/goc-iii-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-II (Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/03/11/goc-ii-elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/03/11/goc-ii-elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2008 12:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>brahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/03/11/goc-ii-elvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Artık araba Diyarbakır yoluna girmişti. Temelli gidiyorduk. Bir daha dönemeyeceğimi biliyordum. Bunu hissediyordum.
Kasabamızda yani Siverek’te 1979 yılında olaylar başlamış, çok kötü bir şekilde gelişerek devam ediyordu. Bu olayların başlangıcı Ferit UZUN’un faili meçhul öldürülmesiydi[...] Ailenin yetkili kişileri toplanarak bizim ailenin tüm fertlerinin kasabadan ayrılmasına vermiştiler. Bu ayrılanlar arasında ailenin genç erkekleri olmayacaktı. Sadece kadın, çocuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/03/zorunlu-goc.jpg" title="zorunlu-goc.jpg"><img border="0" vspace="3" align="left" width="296" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/03/zorunlu-goc.jpg" hspace="3" alt="zorunlu-goc.jpg" height="231" /></a>Artık araba Diyarbakır yoluna girmişti. Temelli gidiyorduk. Bir daha dönemeyeceğimi biliyordum. Bunu hissediyordum.</p>
<p>Kasabamızda yani Siverek’te 1979 yılında olaylar başlamış, çok kötü bir şekilde gelişerek devam ediyordu. Bu olayların başlangıcı Ferit UZUN’un faili meçhul öldürülmesiydi[...] <span id="more-819"></span>Ailenin yetkili kişileri toplanarak bizim ailenin tüm fertlerinin kasabadan ayrılmasına vermiştiler. Bu ayrılanlar arasında ailenin genç erkekleri olmayacaktı. Sadece kadın, çocuk ve ailenin yaşlı erkekleri gidecekti. Ama o zamanlar bunların hiç birini bilmiyordum. Sadece araba bizi bilmediğimiz bir yere götürüyordu. 1,5 saat sonra Diyarbakır’da daha önce bir iki defa gördüğüm bana tümüyle yabancı olan dayımlardaydık. Kocaman avlulu büyük evlerden, bir aparman dairesine gelmiştik. Her yer çok kasvetliydi. Başımı gök yüzüne kaldırdım ve burda neden güneş yok diye düşündüm. O güzel güneş, aydınlık hava sadece kasabamıza mı aitti. Evlerine geldiğimiz dayım yıllar önce ölmüş, eşi 3 çocuğuyla kalıyordu.</p>
<p>Ağabeyim bizi yengeme teslim ederek ailemizin diğer fertlerinin de geleceğini ve Diyarbakır’dan da daha uzak bir yere yerleşeceğimizi söyleyerek gitti. Ama biz onu bırakmak istemiyorduk. Oda bizi bırakmak istemiyordu. Sımsıkı her birimize sarılarak adeta bir daha birbirimizi görmeyeceğimizi hissederek, ayrılmak istemiyorduk. Ama ayrılmak zorundaydık. Arkasına bakmadan hızlıca oradan uzaklaştı. Üçümüz balkona koşarak ağabeyimiz gözden kayboluncaya kadar arkasından baktık. Artık o görünmüyordu. Yabancı bir yerde yapayalnız kalmıştık.</p>
<p>06.03.2008<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/03/11/goc-ii-elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ah O Gülüş&#8230;(Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/03/08/ah-o-guluselvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/03/08/ah-o-guluselvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 15:17:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/03/08/ah-o-guluselvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Bir kış gününün akşamıydı. Bir iş için evden çıkmam gerekiyordu. Acelem olduğu için yanlış yöne giden bir halk otobüsüne bindim. Yanlış otobüse bindiğimi fark ettiğimde ise artık çok geçti.
Otobüste olanların çoğu yoksul, eğitim düzeyleri çok düşük yada tamamen eğitimsiz insanlardı. Yol ücretimi öderken yakınım olan bir bayanında otobüste olduğunu fark ettim. Yakınım olan kadınla hal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/03/cauj4hmj.jpg" title="cauj4hmj.jpg"><img border="0" vspace="3" align="left" width="149" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/03/cauj4hmj.jpg" hspace="3" alt="cauj4hmj.jpg" height="121" style="width: 151px; height: 123px" /></a>Bir kış gününün akşamıydı. Bir iş için evden çıkmam gerekiyordu. Acelem olduğu için yanlış yöne giden bir halk otobüsüne bindim. Yanlış otobüse bindiğimi fark ettiğimde ise artık çok geçti.</p>
<p>Otobüste olanların çoğu yoksul, eğitim düzeyleri çok düşük yada tamamen eğitimsiz insanlardı. <span id="more-803"></span>Yol ücretimi öderken yakınım olan bir bayanında otobüste olduğunu fark ettim. Yakınım olan kadınla hal hatır sorduktan sonra sohbete daldık. O sırada 30-35 yaşlarında zayıf, her hallinde çok yoksul olduğu belli olan bir kadın ve 12-13 yaşlarındaki çocuğu ile göz göze geldik. Biz neşeyle sohbet ederken onlar hayranlık ve şaşkınlıkla bize bakıyorlardı. Çocuğun üzerinde ekoseli, renga renk, bir o kadarda eski bir mont vardı. Elleri çok zayıf, gözlerinde çocuklara has olan neşe ve parlaklık yoktu. Kadın da aynen çocuğu gibi kötü bir haldeydi. Ben tanıdığım bayanla çocuklara yönelik gitar kurslarından konuşurken kadının anlamsız bir ifadeyle bize baktığını ve bizi dinlediğini gördüm. Adeta bakışlarıyla şunları söylüyordu “Keşke ekonomik durumum iyi olsaydı ve şu anda dizimde oturttuğum (tek ücret ödemek için çocuğu dizinde oturtmuştu) çocuğumu her hangi bir kursa gönderebilseydim”. O sırada kadınla bakışlarım çakıştı. Kadın çok sıcak bir gülümseme ile bakışlarıma karşılık verdi. Gülümsemesi çok sıcaktı. Tarif edilemez bir sıcaklık vardı gülüşünde. Zengin, her şeye sahip, çocuklarını kurstan kursa koşuşturan kadınların gülümsemesine benzemiyordu. Bense saçının her telli beyazlaşmış, güzel olan hiçbir şeyi yaşamadığı belli olan kadına ve dizlerine oturan zayıf, küçücük çocuğa içim geçerek baktım. Çünkü hayatın adaletsizliği karşısında elimden hiçbir şey gelmiyordu.</p>
<p>06.03.2008<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/03/08/ah-o-guluselvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖÇ-I&#8230;(Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/02/19/goc-1elvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/02/19/goc-1elvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Feb 2008 19:55:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/02/19/goc-1elvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Mevsimlerden yaz veya bahardı. Pekiyi hatırlayamıyorum. Tüm gün arkadaşlarımla sokakta oynamış, karanlık çökmesine rağmen hala oynamaya devam ediyorduk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/02/goc.jpg" title="goc.jpg"><img border="0" vspace="3" align="left" width="129" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/02/goc.thumbnail.jpg" hspace="3" alt="goc.jpg" height="96" /></a>Mevsimlerden yaz veya bahardı. Pekiyi hatırlayamıyorum.</p>
<p>Tüm gün arkadaşlarımla sokakta oynamış, karanlık çökmesine rağmen hala oynamaya devam ediyorduk. <span id="more-554"></span>Ve ben içimden, ölünceye kadar bu kasabada yaşamak istediğimi, dünyanın en güzel yerinin kasabam olduğunu, burada yaşadığım için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Çok muyluydum. Karanlık çökmüş, hafiften rüzgâr esmeye başlamıştı. Artık eve gitme saatiydi. Arkadaşlarımla, yarın buluşmak üzere sözleşerek eve gittim.</p>
<p>Evdeki durum mutlu halimle hiç uyuşmuyordu. Herkes çok üzgündü. Önemli ve kötü bir şeyler olduğu belliydi. Annem, benim ve diğer iki kız kardeşimin yarın Diyarbakır’a gitmesi gerektiğini ailenin diğer fertlerinin de en kısa sürede yanımıza gelerek çok uzak bir kentte gidileceğini söyledi. İnanamıyordum. Oysa ki, bu akşam hayatımın bu kasabada geçmesini dilemiş, burada çok mutlu olduğumu kalbime haykırmıştım.</p>
<p>Artık bu haberden sonra yemek yiyemezdim. Ne yaptığımı bilmez bir halde yatağıma gittim. Yatakta gözyaşlarım sel oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Ağlayarak uyuya kaldım. Sabah olduğunda her şeyin geçeceğini kötü bir rüya gördüğümü sanıyordum. Oysaki yanılmıştım. Göç başlamıştı artık. Araba kapıda bizi bekliyordu. Ben ve iki kız kardeşim bir iki parça elbiseyle arabaya bindirildik. Herkes çok üzgündü. Bense adeta taş kesilmiştim. Hiçbir şeye tepki vermiyordum artık. Arkadaşlarımla vedalaşmamıştım bile. Oysaki onlarla yarın görüşmek üzere sözleşmiştim.</p>
<p>Araba hareket etti. Ben arabanın camından son kez, sokağıma, mahalleme ve en mutlu günlerimi yaşadığım evime bakıyordum. Ansızın köpeğimizin arabanın arkasından koştuğunu fark ettim. Köpeğimiz adeta arkamızdan ağlayarak bizi uğurluyordu. İkimizde ağlıyorduk. Büyükler bir karar vermişti ve biz kasabadan ayrılmak zorundaydık. Köpeğimiz yoruluncaya kadar arabayı takip etti. Ben ağlamaktan, o koşmaktan güçsüz düşmüştük. Köpeğimiz evimize dönüyordu. O da beni terk etmişti. Bu onu son görüşüm olacağını bilmiyordum.</p>
<p>Artık araba Diyarbakır yoluna girmişti. Temelli gidiyorduk. Bir daha dönmeyeceğimi biliyordum Bunu hissediyordum.</p>
<p>Elvan HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/02/19/goc-1elvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşantiyon Çanta&#8230;(Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/02/05/esantiyon-cantaelvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/02/05/esantiyon-cantaelvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 14:25:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/02/05/esantiyon-cantaelvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[İşime gitmek için servis bekliyordum. O sabah yine servis beklerken yanımda on yedi yaşlarında, eski ve kötü giyimli özellikle lacivert okul ceketi solmuş bir çocuk geçiyordu. Ancak çocuk, anlaşılmaz bir nedenle okul çantasını saklamaya çalışıyordu. Bu hareketi dikkatimi çektiği için çantasını iyice görmeye çalıştım. Çantanın ön yüzü bana çevrildiğinde çantanın, bir firmanın eşantiyonu olduğunu bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/02/cocuk.JPG" title="cocuk.JPG"><img border="0" vspace="3" align="left" width="130" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/02/cocuk.thumbnail.JPG" hspace="3" alt="cocuk.JPG" height="120" /></a>İşime gitmek için servis bekliyordum. O sabah yine servis beklerken yanımda on yedi yaşlarında, eski ve kötü giyimli özellikle lacivert okul ceketi solmuş bir çocuk geçiyordu. Ancak çocuk, anlaşılmaz bir nedenle okul çantasını saklamaya çalışıyordu. Bu hareketi dikkatimi çektiği için çantasını iyice görmeye çalıştım. Çantanın ön yüzü bana çevrildiğinde çantanın, bir firmanın eşantiyonu olduğunu bir o kadar da eskimiş bir çanta olduğunu gördüm.<span id="more-558"></span></p>
<p>Çocuk bu eşantiyon yazısını saklamaya çalışıyordu. O anda yüreğimde bir şeyler koptu. Çünkü bir gün önce özel bir hastaneye muayene için gitmiştim, Okullar yeni açılmış olduğundan hastane tarafından çocuklar için okul çantaları hediye ediliyordu. Hediye edilen çantalar güzel ve kaliteliydiler. Ancak çantalarda hastane ismi yazılı olduğundan eve gelir gelmez çantayı ihtiyacı olan bir çocuğa verdim. Oğluma dahi göstermedim. Yanımdan geçen gencin ise böyle bir şansa sahip değildi. O eşantiyon çantayı kullanmak zorundaydı. Ona başka bir çanta taşıma fırsatı verilmemişti.</p>
<p>O çocuğu bir daha görmeyi çok istiyordum. O hali beni derinden etkilemişti. Bir daha görecek olsaydım, en güzel mağazada en güzel çantayı ona hediye edecektim. Çünkü o çocuğa borçluydum. Ama bir daha Onu göremedim.</p>
<p>04.02.2008<br />
Elvan HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/02/05/esantiyon-cantaelvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözlerini Son Defa Görmek İsterdim&#8230;(Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/01/18/gozlerini-son-defa-gormek-isterdimelvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/01/18/gozlerini-son-defa-gormek-isterdimelvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2008 13:04:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/01/18/gozlerini-son-defa-gormek-isterdimelvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Neden, her yazdığımı ağlayarak yazıyorum? Hep kötü şeylerden sonra mı yazmak zorundayım? Ferit’in, Mehmet’in, bomba da ölen çocukların arkasından yazmak o kadar zor ki. Kötü olaylar bu kadar mı üst üste gelir? Beni benden alan, beni mahfeden olaylar.
Bazı insanları tanımasak ta, konuşmasak ta severiz. Onun mutluluğu senin mutluluğun, onun üzüntüsü senin üzüntün olur.
İşte Hrant Dink’i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/01/hrantdink2.jpg" title="hrantdink2.jpg"><img border="0" vspace="5" align="left" width="130" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/01/hrantdink2.thumbnail.jpg" hspace="5" alt="hrantdink2.jpg" height="85" /></a>Neden, her yazdığımı ağlayarak yazıyorum? Hep kötü şeylerden sonra mı yazmak zorundayım? Ferit’in, Mehmet’in, bomba da ölen çocukların arkasından yazmak o kadar zor ki. Kötü olaylar bu kadar mı üst üste gelir? Beni benden alan, beni mahfeden olaylar.<span id="more-468"></span></p>
<p>Bazı insanları tanımasak ta, konuşmasak ta severiz. Onun mutluluğu senin mutluluğun, onun üzüntüsü senin üzüntün olur.</p>
<p>İşte Hrant Dink’i de böyle severdim. Tanımıyordum, bilmiyordum, sadece televizyon ve gazetelerden tanıyordum. Ama onu yine de seviyordum. Birileri onun hakkında kötü konuşunca sanki beni incitiyorlardı, beni üzüyorlardı. Hatta bazen onun için geceleri dua bile ederdim.</p>
<p>O zavallı duruşumu beni kendine çekiyordu? Yoksa o her şeyi, herkesi sevebilen halleri mi beni çekiyordu? Veya konuşurken, gülerken, ağlarken onu hiçbir zaman terk etmeyen hüzünlü hallerimi? Bilmiyorum, sadece onu çok seviyordum.</p>
<p>Ya o ölüm hali?</p>
<p>Cansız bedeni caddenin ortasında kimsesiz, sahipsiz, sere serpe, bir gazete parçasının altına sığınmıştı. Bedenini saklayan o gazete parçası, neden o delinmiş ayakkabısını saklayamamıştı? Gazete parçası damı ona ihanet etmişti? Belki de ayakkabısı saklanmak istememişti.</p>
<p>Oysaki o gazeteleri çok seviyordu. Sararmış, yırtılmış, delinmiş gazeteleri dahi seviyordu.</p>
<p>Ama gazetelerde ona ihanet etti.</p>
<p>Delinmiş ayakkabılarını saklayamadılar. O her şeyi, herkesi seven ve açık giden gözlerini kapattılar. Gözlerini son defada olsa görmek isterdim.</p>
<p>17.01.2008<br />
ELVAN HELİN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/01/18/gozlerini-son-defa-gormek-isterdimelvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dershaneden dönemediler&#8230;(Elvan Helin)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/01/14/dershaneden-donemedilerelvan-helin/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/01/14/dershaneden-donemedilerelvan-helin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2008 10:15:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elvan Helin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/01/14/dershaneden-donemedilerelvan-helin/</guid>
		<description><![CDATA[Bomba patladı. 62 yaralı 4 ölü var.
İşten çıkmış, sevinçli bir şekilde eve gidiyordum. Yolda telefonum çaldı. Arayan eşimdi. Bulunduğu yerde patlama sesi duymuş, nerede olduğumu soruyordu. Olayı bilmediğimizden ikimizde patlamayı önemsemeyerek, eşim eve gitmemi ve kendime dikkat etmemi söyleyerek telefonu kapattı. Eve gittim, olayı önemsemediğimden televizyonu hemen açmadım. Basit bir patlama olayı olduğunu düşünüyordum. Tekrar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/01/aglamak.jpg" title="aglamak.jpg"><img border="0" vspace="5" align="left" width="90" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/01/aglamak.jpg" hspace="5" alt="aglamak.jpg" height="128" /></a>Bomba patladı. 62 yaralı 4 ölü var.<br />
İşten çıkmış, sevinçli bir şekilde eve gidiyordum. Yolda telefonum çaldı. Arayan eşimdi. Bulunduğu yerde patlama sesi duymuş, nerede olduğumu soruyordu. Olayı bilmediğimizden ikimizde patlamayı önemsemeyerek, eşim eve gitmemi ve kendime dikkat etmemi söyleyerek telefonu kapattı. Eve gittim, olayı önemsemediğimden televizyonu hemen açmadım. Basit bir patlama olayı olduğunu düşünüyordum. <span id="more-448"></span>Tekrar telefonum çaldı. Arayan ablamdı. Adliye civarında patlama olduğunu yaralı ve ölü olduğunu söylüyordu. Telefonu kapatmamla, televizyonu açmam bir oldu. Evet, işte dehşet görüntüler karşımdaydı. Ben donarak televizyona bakakaldım.</p>
<p>Diyarbakır’ın en işlek ve kalabalık yerinde bomba patlamıştı. 4 ölü vardı. Patlama hemen özel bir dershanenin yanında olduğu için ölenlerin öğrenci oldukları tahmin ediliyordu. O anda gözyaşlarım sel gibi akmaya başladı. Hareket edemiyordum. Sadece ağlıyordum. Ve gözümün önünde ölenler canlanmıştı. Hepsi de zayıf, uzun boylu genç çocuklardı. O anda neden böyle bir hayale kapıldığımı anlayamıyordum. Artık televizyonu izleyemiyordum. Sadece o hayale kapılmıştım. Belki de her sabah servisimi beklerken yanımdan geçen lise çağlarındaki 3 çocuğun neşeyle, güle oynaya okula gitmelerini hep izlediğim için miydi? Sanki o anda onlar ölmüştü. Servisimi beklerken artık onları göremeyecektim. O anda her şey önemini yitirdi. Beynimde yankılanan tek şey o çocuklar dershaneden eve dönememişlerdi.</p>
<p>Kim bilir annesi o çocuğa güzel bir yemek hazırlamıştı. Belki babası o çocuğa sabah kızmıştı ve kendini affettirmek için ona bir hediye almıştı. Belki, belki, belki…</p>
<p>Oysa ki artık belkiler yoktu. Çünkü o ölmüştü.<br />
Onun evde olması gereken saate cansız, parçalanmış bedeni caddeye savrulmuştu.</p>
<p>Hiçbir şey onun ölümünü haklı kılamazdı.<br />
Hiçbir şey onun hayatından değerli olamazdı.<br />
Ağlıyorum. Sadece ağlayabiliyorum.<br />
O BU AKŞAM DERSHANEDEN DÖNEMEDİ.</p>
<p>03.01.2008<br />
Elvan Helin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/01/14/dershaneden-donemedilerelvan-helin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
