<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Argun "Ramanên Azad, Özgür Düşünceler" &#187; Av.Abdulkadir Pekdemir</title>
	<atom:link href="http://www.argun.org/category/4-niviskar/avabdulkadir-pekdemir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.argun.org</link>
	<description>www.argun.org</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 08:11:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mağrur Şahin ile Ürkek Güvercin&#8230; (Av.Abdulkadir Pekdemir)</title>
		<link>http://www.argun.org/2008/02/05/magrur-sahin-ile-urkek-guvercinavabdulkadir-pekdemir/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2008/02/05/magrur-sahin-ile-urkek-guvercinavabdulkadir-pekdemir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 14:11:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Av.Abdulkadir Pekdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Pekdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2008/02/05/magrur-sahin-ile-urkek-guvercinavabdulkadir-pekdemir/</guid>
		<description><![CDATA[“Hepimiz Hrant DİNK’iz”, “Hepimiz Erminiyiz” Bu sloganlar Hrant DİNK’in...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="guvercin.jpg" href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2008/02/guvercin.jpg"><img src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2008/02/guvercin.thumbnail.jpg" border="0" alt="guvercin.jpg" hspace="3" vspace="3" width="129" height="104" align="left" /></a>“Hepimiz Hrant DİNK’iz”, “Hepimiz Erminiyiz”<br />
Bu sloganlar Hrant DİNK’in öldürülmesinden sonra İstanbul’da düzenlenen cenaze törenine katılanlar tarafından atılan sloganlardı. Bu sloganlar farklı kimlikleri kabul etme, kurşuna, kana karşı duruş, mazlumun yanında yer almanın mesajıydı.<span id="more-556"></span></p>
<p>Hrant’ın öldürülmesinden kısa bir süre sonraydı. Sevdiğim dindar bir arkadaşımdan telefonuma ilginç bir mesaj düştü. Mesaj “Travesti Aysun’un öldürüldüğü, cenaze töreni düzenleneceği, törende hepimiz Aysun’uz, Hepimiz Travestiyiz, hepimiz ibneyiz sloganlarının atılacağı” şeklindeydi. Başta mesajı anlayamadım. Yine okudum. Acaba doğrumu diye düşündüm. Sonunda anladım ki, mesajla arkadaşım kendine göre bir ironiyi anlatmaya çalışıyordu. Sevdiğim bir arkadaşımdan böyle bir mesaj aldığım için çok üzgündüm. Oysaki arkadaşımın en çok Hrant’ı anlamasını beklerdim.<br />
Arkadaşım bir Kürt’ü. Ama Türkiye’nin batısında Türklerin yaşadığı bir şehirde yaşıyordu. En büyük arzusu Türk ve Kürtlerin bir arda yaşamasıydı. Ama Kürt olduğu içinde zorluklarla karşılaşıyor, Etnik kimliğinden dolayı problemler yaşıyordu. Bu yüzden Hrant’ı anlamasını beklerdim.</p>
<p>Arkadaşım dindardı. Ama Türkiye’de inanç özgürlüğü önünde ciddi engeller vardı. İnancını yaşarken problemler yaşıyordu. Bu yüzden Hrant’ı anlamasını beklerdim.</p>
<p>Arkadaşım üstelik Şafii mezhebine tabii bir dindardı. Oysaki rejim için din Hanefilik mezhebi üzerine kuruluydu. Diğer mezhepler dışlanmıştı. Arkadaşım mezhebinden dolayı da problemler yaşıyordu. Bu yüzden onun, Hrant’ı en çok anlamsını beklerdim.</p>
<p>Arkadaşım gönderdiği mesajla travestileri de aşağılamıştı. Belki de bu ülkede en çok baskı görüp, hiçbir grup ve cemaatten destek alamayan ve tümü tarafından dışlananlar farklı cinsel tercihleri olanlardır. Farklı cinsel kimlikler hoş karşılanmaz, horlanır, aşağılanır, yok edilmek istenir. Bu yüzden arkadaşımın farklı cinsel tercihleri de hoş karşılamasını ve anlamasını beklerdim.</p>
<p>Farklı cinsel tercih sahibi olanların Türkiye’de en ünlüsü Bülent ERSOY’dur. Bülent ERSOY, farklı cinsel tercihte bulunduğu gibi, transseksüelliğini saklamayan, meşrulaştıran, topluma kabul ettiren yegâne kişidir. Tüm bunları yaparken de ciddi anlamda zorluklar yaşamış, baskı görmüş ve direnmiş biridir.<br />
Bülent ERSOY katıldığı bir televizyon programında “Hepimiz Hrant DİNK’iz”, “Hepimiz Erminiyiz” sloganına tepki göstermiş, kendisinin milliyetçi ve dindar biri olduğunu özetle ifade etmiştir.</p>
<p>Türkiye’de milliyetçiler, farklı cinsel tercihi olanlara tepki gösterip, onlara yaşam alanı bırakmazlar. Çünkü Türk erkeği sadece erkek ve yiğit olur.</p>
<p>İslam dininde de transseksüellik günahtır. Cezalandırılması gerekir.<br />
Bu yüzden en çok Bülent Ersoy’dan, Hrant’ı anlamasını beklerdim.</p>
<p>Hrant, Hrant Dink,<br />
Ürkek güvercin,<br />
Anadolulu, Azınlık, kılıç artığı, hain ermeni…<br />
Ürkek Güvercin,<br />
Agos Gazetesindeki son yazısında kendini böyle tarif etmişti.<br />
Güvercin, barışın simgesi.<br />
Hrant, barışı, kardeşliği ve bir arada yaşamayı savundu.<br />
Barış söylemi birilerini rahatsız etti.<br />
Ürküttüler güvercini.<br />
Anadolulu. Malatya doğumlu.<br />
Çocuk yaşta ailesiyle İstanbul’a taşınırlar. Annesi babası ayrılır. İkisi de Hrant’ı istemezler. Aynen milliyetçi Türkler ve Diyaspora Ermenilerinin onu istemedikleri gibi. İki kardeşiyle sokakta kalır. Bir Ermeni yetimhanesine yerleştirilir. Yetimhanede yüz çocukla birlikte yaşar.<br />
Yetimhaneye Kürtçeden başka dil bilmeyen aşiret kızı Rakel gelir. Rakel’e Türkçe ve Ermenice öğretir. Ve onunla evlenir.</p>
<p>Hrant çileli hayatına rağmen hayata umutla baktı, herkesi sevdi ve darda olanın yardımına koştu.<br />
Tek bir sloganı vardı. BARIŞ, SEVGİ VE KARDEŞLİK.</p>
<p>Onu en çok anlaması gerekenlerde anlamadı. Tehdit edildi. Baskı gördü. Ülkeyi terk etmesi istendi.<br />
Tehditlerin ciddiyetinin farkındaydı. Ama O ülkesini ve insanlarını canından çok severdi. Ülkeyi terk etmektense kendi deyimiyle Anadolu’nun en derinlerine gömülmeye razı oldu.<br />
…<br />
Sanatçı, piyanist, Avrupa’da eğitim almış, oratoryom çalar, Ulusalcı, Müslüman, Türk, elit, mağrur ve şahin…<br />
Fazıl, Fazıl SAY.<br />
Cumhuriyetin seçkin ailelerinden birine mensup olarak doğar. Aile Müslüman ve Türk’tür. Kısacası tam bir Cumhuriyet ailesidir.</p>
<p>Fazıl, henüz 5-6 yaşlarında bir çocuk iken Ankara’da ünlü hocalardan piyano dersi alır. Sonra Avrupalara gider, piyano eğitimi alır.</p>
<p>Türkiye’ye döndüğünde artık seçkinci basın ve yayının haber konusudur. Basın ve yayın, Fazıl SAY’ı dinlemenin bir ayrıcalık olduğunu işler. Çünkü Fazıl SAY; çağdaşlığı, ilericiliği, gelişmişliği ifade etmektedir.</p>
<p>Fazıl SAY’ı dinlemeyenler, anlamayanlar ve sevmeyenler Anadolu’nun gelişmemiş ve çağdaşlıktan nasibini alamamış yığınlarıdır.</p>
<p>Cumhuriyete layık olmanın, halk sınıfından vatandaş sınıfına geçmenin kıstası artık Fazıl SAY müziğini dinlemektir.</p>
<p>Devletin partisi olup, bir türlü halkın partisi olamayan CHP dışında bir parti ülkede iktidar olamaz. Halkın oyuyla başka bir parti iktidar olur ve özgürlükler alanında adım atacak olursa o zaman o partinin sonu darbe, idam ve hapistir.</p>
<p>Vatandaş olamamış Anadolu halkı öyle bir ihanet içindedir ki Fazıl SAY’ın müziğini dinlemedikleri gibi CHP’yi de iktidar yapmamışlardır. Bu ülke artık yaşanacak gibi değildir. Bu nedenle Fazıl SAY’a yapabilecek tek şey kalmıştır, Türkiye’yi terk ederek kendi anavatanına yani Avrupa’ya gitmek. Ama eminim ki Avrupa’da onu anlamayacaktır.</p>
<p>Bu ülkeyi acaba kim seviyor?<br />
Hiçbir baskıya maruz kalmadığı halde halkını aşağılayıp, ülkesini terk etmek isteyen mağrur şahin mi?</p>
<p>Yoksa, Hain Ermeni diye tehdit edildiği halde ülkesini terk etmeyip, toprağına gömülen ürkek güvercin mi?</p>
<p>03.02.2008<br />
Av. Abdulkadir PEKDEMİR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2008/02/05/magrur-sahin-ile-urkek-guvercinavabdulkadir-pekdemir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEHMET UZUN’A VEDA(Av.Abdulkadir Pekdemir)</title>
		<link>http://www.argun.org/2007/11/11/mehmet-uzun%e2%80%99a-vedaavabdulkadir-pekdemir/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2007/11/11/mehmet-uzun%e2%80%99a-vedaavabdulkadir-pekdemir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2007 15:09:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Av.Abdulkadir Pekdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Pekdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2007/11/11/mehmet-uzun%e2%80%99a-vedaavabdulkadir-pekdemir/</guid>
		<description><![CDATA[Bugün 13.10.2007 tarihi yani Ramazan Bayramının 2. Günü. Bayramlar sevinme ve eğlenme günleridir. Maalesef bu bayrama üzüntülü girdik. Çünkü bayramdan bir gün önce yani Arefe günü olan 11.10.2007 tarihinde vefat eden Mehmet UZUN’un bu gün cenaze töreni ile gömüldüğü gündür. Cenaze Kadim Ulu Camiiden kaldırıldı. Cenaze namazından sonra merhumun vasiyeti üzerine Romancı Yaşar KEMAL, KADEK [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2007/11/mehmed-uzun01.jpg" title="mehmed-uzun01.jpg"><img border="0" align="left" width="111" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2007/11/mehmed-uzun01.thumbnail.jpg" alt="mehmed-uzun01.jpg" height="132" style="width: 96px; height: 110px" /></a>Bugün 13.10.2007 tarihi yani Ramazan Bayramının 2. Günü. Bayramlar sevinme ve eğlenme günleridir. Maalesef bu bayrama üzüntülü girdik. Çünkü bayramdan bir gün önce yani Arefe günü olan 11.10.2007 tarihinde vefat eden Mehmet UZUN’un bu gün cenaze töreni ile gömüldüğü gündür. Cenaze Kadim Ulu Camiiden kaldırıldı. Cenaze namazından sonra merhumun vasiyeti üzerine Romancı Yaşar KEMAL, KADEK Genel Başkanı Şerafettin ELÇİ, Mardin Milletvekilli Ahmet TÜRK<span id="more-154"></span> ile Büyükşehir Belediye Başkanı Osman BAYDEMİR birer konuşma yaptıktan sonra cenaze Mardin Kapı Mezarlığında oldukça kalabalık bir topluluk eşliğinde gömüldü. Cenaze töreni sırasında bu kadar çok kalabalık olmasının yanı sıra asıl anlamlı olan farklı siyasi görüş ve inançtaki insanların bir arada olmasıydı. Bunu Mehmet UZUN’un kalemiyle, romanıyla gerçekleştirmesi çok anlamlıdır.</p>
<p align="left">Mehmet UZUN’un asıl beceri ve uğraşı gerçekten halkının romanını yazmaktı. Yani yerel olanı evrensel roman formatıyla anlatabilme yeteneğidir. Bunu yaparken de kendisine yol gösterecek öncülerinin olmaması işini daha da zorlaştırmıştır. Yani ilk defa Kürtçe diliyle modern roman yazan ve yaratan kişidir. Bundan sonrası için bir yol açmıştır. Bu nedenledir ki, Mehmet UZUN büyüktür ve ölümsüzdür.</p>
<p align="left">Tanrı kendi yaratıcılığının bir kısmını insanlara bahşetmiştir. Tanrı, Kürt dilinin yaratıcılığı konusunda da Mehmet UZUN’u görevlendirmiştir. UZUN, Kürt dili ve edebiyatını özellikle modern Kürt romanını sıfırdan oluşturabilmiştir. Bu nedenle Kürtler için Mehmet UZUN artık bir efsane olmayı hak etmiştir.</p>
<p align="left">Kürt romanını yazarken, gizli kalmış Kürt şahsiyetlerini belirli bir dönemin tarihiyle birlikte verebilmeyi becerebilmiştir. Yani, sadece Kürt edebiyatını değil, aynı zamanda Kürt tarihini de yazma ve oluşturma yolunda ciddi bir çaba sarf etmiştir. Kürtlerde yazılı sanat ve edebiyat ürünleri çok az ve sınırlıdır. Kürtler kendi tarihini de pek yazmamışlardır. Mehmet UZUN, roman diliyle ve belirli kurgular içerisinde Kürt tarihini de yazmıştır. Bunu yaparken de sırf yalın bir şekilde değil, modern bir teknikle ve gelişmiş bir dille bunu verebilmiştir. Yani kendisinden önce öncüleri var ise de bunlar çok çok az olup, eski edebi anlayış ve yalın bir dille yazılmışlardır. Oysa ki, Uzun; zengin ve edebi bir dil kullanarak modern teknik ile zoru başarmıştır.</p>
<p align="left">Ölümün kol gezip, kanın aktığı ve silahların gölgesinin düştüğü, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarında barış, kardeşlik tohumlarını sanatıyla ve kalemiyle bu topraklara serpebilmiş, sadece Kürtlerin değil Türklerinde yazarı olabilmeyi başarabilmiştir. Kısacası Mehmet UZUN zoru başarabilmiştir. Belki erken ayrıldı bu dünyadan, insanlık için daha yapabileceği çok şey vardı. Ama her şeye rağmen çok şey yaptı. Çok şey başardı. Gözü açık gitmedi.</p>
<p align="left">Sevgili Mehmet UZUN; aramızdan erken ayrıldın. Ama bunu çok iyi biliyorum ki, çok sevdiğin ve yazarlık yolunda sana ilk kılavuzluğu yapan Ferit UZUN ile yine çok sevdiğin Necmettin BÜYÜKKAYA ve Musa ANTER Kürtçe olarak “Tu Xer Hatı” (Hoş Geldin) diye seni karşılayacaklar. Cennetin en güzel köşesinde ağırlanacaksın. Ama bizler seni çok özleyeceğiz.</p>
<p align="left">Avukat</p>
<p align="left">Abdulkadir PEKDEMİR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2007/11/11/mehmet-uzun%e2%80%99a-vedaavabdulkadir-pekdemir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRBAN, SÜNNİLİK/ALEVİLİK VE MİSYONERLİK&#8230;(Av.Abdulkadir Pekdemir)</title>
		<link>http://www.argun.org/2007/11/05/turban-sunnilikalevilik-ve-misyonerlik/</link>
		<comments>http://www.argun.org/2007/11/05/turban-sunnilikalevilik-ve-misyonerlik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2007 13:07:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>argun</dc:creator>
				<category><![CDATA[4-Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Av.Abdulkadir Pekdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Pekdemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.argun.org/2007/11/05/turban-sunnilikalevilik-ve-misyonerlik/</guid>
		<description><![CDATA[Trabzon’da Rahip Santaro’nun, İstanbul’da Hrant Dink’in, öldürülmeleri ile Türkiye’de etnik kimlik üzerine ciddi tartışmalar yaşanmasına rağmen, söz konusu problemlerin diğer ayağını oluşturan Laiklik ise göz ardı edilmektedir. Türkiye’deki demokratikleşmenin iki önemli problemi vardır. Bunlardan biri etnik köken, diğer ise laikliğin tanımıdır. Laiklik, Türkiye ve dünyada, en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Başka bir ifadeyle devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2007/11/mehmet.JPG" title="mehmet.JPG"></a><a href="http://www.argun.org/wp-content/uploads/2007/11/din.jpg" title="din.jpg"><img border="0" align="left" width="200" src="http://www.argun.org/index.php?feedimage=wp-content/uploads/2007/11/din.jpg" alt="din.jpg" height="250" /></a>Trabzon’da Rahip Santaro’nun, İstanbul’da Hrant Dink’in, öldürülmeleri ile Türkiye’de etnik kimlik üzerine ciddi tartışmalar yaşanmasına rağmen, söz konusu problemlerin diğer ayağını oluşturan Laiklik ise göz ardı edilmektedir. Türkiye’deki demokratikleşmenin iki önemli problemi vardır. Bunlardan biri etnik köken, diğer ise laikliğin tanımıdır. Laiklik, Türkiye ve dünyada, en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Başka bir ifadeyle devlet ve din arasındaki ilişki ile kişilerin inanışlarını yaşarken özgürlük sınırlarının ne olması gerektiği konusundadır. Laiklik, temel olarak devletin kendi yönetim anlayışında herhangi bir din veya mezhebin etkisinde olmamasıdır. <span id="more-116"></span>Yani devletin yapısı ve yönetiminde hiçbir dinsel yapıyı kendine temel almaması anlayışıdır. Laikliğin diğer temel özelliği ise devletin tüm dinlere ve mezheplere eşit uzaklıkta ve yakınlıkta olmasıdır.</p>
<p>Devlet vatandaşlarına inanışlarına göre bir ayırım yapmayıp, herkese eşit davranmalıdır. Hatta, görevi vatandaşlarının inanışlarını yerine getirebilmesi için gerekli ortamı da sağlayabilmelidir. Liberal laiklik anlayışında daha ileri gidilerek din işleri cemaatlere bırakılmıştır. Tabi en başta cemaatlerin örgütlenebilme özgürlüklerinin sağlanması gerekmektedir. Daha da ileri gidilerek cemaatlerin dini özgürlüklerini yaşayabilmeleri için gerekli ekonomik kaynak devlet tarafından sağlanabilmelidir. Tabi tüm bunlar yapılırken devlet hiçbir şekilde inanış guruplarına müdahale etmemeli, guruplar arasında fark gözetmemelidir. Bunun dışında devlet kendi örgütlenmesinde hiçbir dini inanışa dayanmamalı, kendi eliyle bir dini inanışı ön plana çıkarmamalı, teşvik etmemeli ve desteklememelidir. Bu ilkelerden herhangi birinden ödün verilmesi, laikliğin kökten zedelenmesi sonucunu doğuracaktır. Tabi tüm bunlar yapılırken dini özgürlüklerin sınırsız olduğu sunucu çıkarılmamalıdır. Dini özgürlükler nasıl anayasa ve yasalarca güvence altına alınacaksa, dini özgürlüklerin sınırları da anayasa ve yasalarca belirlenmelidir. Kişiler veya guruplar diğer inanışlara da saygılı olmalı, şiddete ve teröre başvurmamalı, şiddet ve terörü özendirmemelidir. Buna uymayanlar olduğunda devlet gerekli önlemleri alabilmelidir.<br />
ABD’de, Avrupa’ya göre farklı bir laiklik anlayışı vardır. Bunun nedeni de ABD’nin aşırı liberal yapısından kaynaklanmaktadır. Zaten laiklik, liberalizm kaynaklıdır. Bu nedenle laikliğin en liberal uygulandığı yani dini özgürlüklerin en geniş şekilde uygulandığı yer ABD’dir. Laikliğin kalesi olarak bilinen ABD’de 11 Eylül saldırılarından sonra din özgürlükleri konusunda bazı sınırlamalar başlamıştır. ABD’de bu nedenle laiklik tartışılmakta ve din özgürlüklerinin kısıtlanması yoluna gidilmesi doğrultusunda görüşler ileri sürülmektedir. Fakat tüm bunlara rağmen ABD, laikliğin en özgürlükçü şekilde uygulandığı ülkedir.<br />
Türkiye, laiklik konusunda kendine Avrupa’yı örnek almıştır. Sırf Türkiye’de değil, tüm dünyada laiklik anlayışı alınırken daha çok Avrupa model olarak seçilmiştir. Bu nedenle bir ülkenin laik olup olmadığı tartışılırken daha çok Avrupa modeli ile kıyaslama yapılır. Laiklik konusu tartışılırken Avrupa modeli baz alınır. Avrupa modeli laiklik anlayışı, ABD’ye göre, dini özgürlükler açısından daha katıdır. Türkiye’nin, idari yapısını kendine model aldığı Fransa, Avrupa’da dini özgürlükler açısından en katı olan ülkedir. Başörtüsünün en başta Fransa’daki okullarda yasaklanması tesadüf değildir.<br />
Türkiye’de, Atatürk ilkeleri arasında laiklik ilkesi bulunmakta, Türk Anayasasında devletin temel ilkelerinden biri olarak laiklik sayılmaktadır. Tüm bunlara rağmen Türkiye’de laikliğin tam anlamıyla uygulandığını söylemek çok zordur. Yukarıda belirttiğimiz gibi laikliğin temel ilkelerini sayarken, ilk olması gereken devletin yönetim anlayışında bir din veya mezhebin benimsenmemesidir. Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir teşkilatın olması laikliğin temel ilkelerinden ilkinin en başta yasal düzenlemelerle ihlalidir. Laikliğin ikinci temel ilkesi olan devletin tüm inanışlara eşit uzaklıkta ve yakınlıkta olması gerekliliği de böylece ihlal edilmiş bulunmaktadır. Çünkü, söz konusu teşkilatla devlet sadece Müslüman olanların, Müslüman olanlardan sadece Sünnilerin, Sünni olanlardan sadece<br />
Hanefi mezhebinde olanların inanışlarını kendine temel almıştır. Bu durumda Sünni cemaatin örgütlenememesi ve kendi inanışlarıyla ilgili faaliyetlerde bulunamaması, ibadethanelerini kendilerinin açamaması, devletin bu konuları kendi eliyle yürütmesi ve bunun sonucunda tüm bunları kendi siyaseti yönünde şekillendirmesi belki en çokta Sünni kesimi rahatsız etmelidir. Diğer tarafta Sünni veya Müslüman olmayanlarda devletin ekonomik kaynaklarının ve olanaklarının kendi inanışlarının dışında bir inanç için kullanılmasını kabullenememektedirler. Türkiye’de özellikle önemli bir nüfusa sahip alevi kesim tarafından, bu sorun dille getirilmektedir. Laiklik; devletin inançlar karşısında tarafsız ve hakem olma konumu nedeniyle insanların inanışlarını rahat bir şekilde yaşamasını sağlayacağından inançlı/inançsız her kesimi memnun edecektir. Oysa ki, Türkiye’deki laiklik sistemi hiçbir gurubun memnuniyetini sağlayamamıştır. Laikliğin temel amaçlarından biri olan; değişik inanç sahiplerinin hoş görü içerisinde bir arada yaşamasını sağlaması gerekirken, Türkiye’de tam tersine laiklik, vatandaşlar arasında gerilime neden olmuştur. Vatandaşlar laik ve anti laik diye ayrışmışlardır. Türkiye’deki laiklik anlayışı değerlendirilirken, eleştirilerden biri de Türkiye’deki laikliğin, laiklik dinine dönüştüğü yönündedir. Bu durum Türkiye’nin sükuneti, ve birliği için tehlikeli bir durum oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin en önemli sorunu olan siyasallaşmış İslam ve siyasallaşmış diğer inançların tehlike oluşturmasının önü ancak ve ancak gerçek anlamda laikliğin kabul edilmesi ve uygulanmasıyla alınabilecektir.<br />
Türkiye’de günümüzde en çok tartışılan konulardan biride çağdaş anlamda laikliğin uygulanmamasından kaynaklanan başörtüsü veya türban olarak tabir edilen sorundur. Devlet içerisinde belli kesimler türbanın siyasal bir simge olmasını gerekçe göstererek kamu alanında takılmasını yasaklamaktadırlar. Hatta kamu personeli veya kamu görevlisi olmayanların da kamu alanına gelirken veya kamu hizmetlerinden yararlanırken türban takmaması şart koşulmaktadır. Oysa ki, vatandaş kendi inancı gereği başını örtüyorsa, bunu inanç özgürlüğü içinde değerlendirmek laikliğin gereğidir. Başını örten bireyin siyasal nedenlerle mi? Yoksa inancı gereği mi? örtündüğünü tespit etme imkanı yoktur. (Devlet, vatandaşın başını niçin örttüğüne de karışmamalıdır). Başörtüsü konusunda kurallar belirlenirken Türkiye’nin, Avrupa’dan farklı olarak nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasından kaynaklanan kendine özgü koşulları da göz önüne alınmalıdır. Türkiye’de başörtüsünü yasaklamak ciddi sorunlar doğuracaktır. Bu yasaklama başörtüsü takamayanların legal alandan illegal alana kaymalarına zemin yaratacaktır. Toplumdaki iç barış ve sükunet bozulacaktır. Gündemi baş örtüsü gibi suni gündemlerle meşgul etmek, Türkiye’nin gerçek sorunlarıyla uğraşmasına sekte vurmaktır.<br />
Türkiye’de çağdaş anlamda, Laikliğin anayasa ve yasalarda düzenlenmemesi ve çağdaş laiklik anlayışının halk katmanlarına yaygınlaştırılamaması; Müslüman olmayan diğer dinlere mensup azınlık cemaatlerinin de kendi inançlarını yaşamaları, yaygınlaştırmaları ve ibadethanelerini açmaları yönünde zorluklarla karşılaşmalarına yol açmaktadır. Gayri Müslim olanlar, Türkiye’de en başta kendilerini çağdaş, ilerici ve laik olarak niteleyen kesimlerce engellenmektedirler. Bu konularda bir çok zorlukla karşılaşmaktadırlar. Hatta Gayri Müslim olduklarını saklamak durumunda kalmaktadırlar. Türkiye’de camilerin yapılmasını devlet teşvik ederken, gayrimüslimlerin kendi inançlarını yaşayacakları ibadethanelerini yapmaları engellenmektedir. Bürokrasi de zorluklar çıkarılmakta, bin bir engelle karşılaşılmaktadırlar.<br />
Bundan kaç yıl evvel bana gelen bir davada, Gaziantep ilinde Hıristiyanlığın Protestan mezhebini benimseyen bir kısım cemaatin ibadetlerini yapabilecekleri bir kiliselerinin olmaması nedeniyle bir iş hanında yer kiralamışlar, ve burada bir araya gelerek sohbet toplantıları yapmaya başlamışlar. Bir süre sonra polisler, gelerek onları rahatsız etmiş ve söz konusu yerin kullanılmasının yasalara aykırı oluğunu söylemişlerdir. Tebellüğ edilen belgede söz konusu yerin kullanılması durumunda 2911 SY Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa, 634 SY. Kat Mülkiyeti Kanununa, o zaman yürürlükte olan ve bu gün mülga olan TCK.529,534. maddelerine aykırılıktan haklarında işlem yapılacağı belirtilmiş, hemen söz konusu yerin kapatılması istenmiştir. Bunun dışında müstakil bir yer açmalarına da izin verilmemiştir. Oysa ki, Türk vatandaşlarının yoğun yaşadığı Almanya ve Avrupa’nın diğer kentlerinde Müslümanların kendi ibadethanelerini açmaları için laikliğin gereği olarak ilgili devletler tarafından izin verilmektedir. Türkiye’de gerek bürokratik engellemeler ve gerekse laikliğin gereklerinin halk katmanlarında yaygınlaştırılmaması nedeniyle gayrimüslimlerin faaliyetleri diğer vatandaş kesimleri tarafından engellenmekte ve sabote edilmektedir. Gaziantep’teki örnekte belirttiğimiz tebellüğ belgesinde belirtilen yasal metinler incelendiğinde uygulayıcılar tarafından yasaların zorlamalı olarak aleyhe yorumlandığı görülecektir:<br />
Türkiye’nin taraf olduğu (İmzaladığı),Uluslar arası Sözleşmeler TBMM’nin kabulüyle iç hukukumuz haline gelmekte ve bunların Anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülüp,Anayasa Mahkemesi’nde iptali istenememektedir. Doktrinde daha ileri gidilerek, Uluslararası Sözleşmelerin Anayasa hükmünde olduğu belirtilmektedir. Din özgürlüğünü de düzenleyen 10 Aralık 1948 Kabul tarihli BM Evrensel İnsan Hakları Bildirisi, 06.04.1949 tarihli Bakanlar kurulu kararıyla 27.05.1949 tarihli 7217 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır.Bu bildiriye göre:<br />
Madde 2:Irk,renk,cinsiyet,dil,DİN,siyasal ya da diğer görüş,uyrukluk ya da toplumsal köken,mülkiyet,doğum ya da diğer statüye dayalı ayrımcılık olmaksızın,hak ve özgürlüklere sahiplik<br />
Madde 18 :&#8230;.c)Din özgürlüğüne hak<br />
d)Dini ya da inancı değiştirme özgürlüğü<br />
e)Bireysel ya da toplu olarak,özel ya da aleni biçimde,din ya da inancı öğretmek,uygulamak,ibadet etmek ya da kutlamak için dile getirme özgürlüğü<br />
Ayrıca 1 Ağustos 1975 kabul tarihli Helsinki Son Senedinin “Düşünce, Vicdan, Din ya da İnanç Özgürlükleri Dahil İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklerine Saygı”başlığı altında belirtilen “&#8230;.katılımcı devletler,bireyin,kendi vicdanının buyruğu uyarınca,tek başına ya da toplum içinde diğerleriyle birlikte din ya da inancını telkin etme/profess ve uygulama özgürlüğünü tanıyacaklar ve saygı göstereceklerdir.” Din özgürlüğü iç hukukumuzca kabul edilen ve uygulanması gereken sözleşme hükmüdür.<br />
Ayrıca İç Hukuk parçası haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 maddesi din özgürlüğü ve din özgürlüğünü kullanmayı düzenlemektedir.<br />
Uluslararası Sözleşmeler dışında Anayasa’nın 24.maddesi din özgürlüğünü düzenlemekte ve 2. fıkra ile atıf yaptığı Anayasa’nın 14.maddesi bu konuda kısıtlayıcı hükümler içermekte bu kısıtlamalar ancak yasalara uygun hareket etmeme, başkasının dini inanışlarına karışma, kısıtlama getirme ve kendi dini inanışlarını başkalarına zorla kabul ettirme, kendi özgürlüğünü kullanırken yasalarca güvence altına alınan başkalarının özgürlüğünü ortadan kaldırmak, Anayasa veya yasalarca belirtilen yasaklayıcı hareketlerde bulunma ve devlet aleyhine suç işlemek için bir araya gelmek şeklinde düzenlenmiştir. Bunlara aykırı olmamak koşuluyla bir araya gelmek veya dini inanışlarını yaşamak yasalara aykırı olmadığı gibi yasalarımızca güvence altına alınmıştır. Herkim olursa olsun yasalardan kaynaklanan özgürlüklerini kullanırken buna engel çıkaranlar suç işlemiş sayılır.</p>
<p>2911 sayılı Toplantı ve Gösteri yürüyüşleri Kanunu:<br />
Yasanın 2.maddesinin a bendi “Toplantı,belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak,ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından bu kanun çerçevesinde &#8230;.”şeklinde düzenlenmiştir.Yasadaki toplantı kelimesinin tanımı yapılmış ve bu tanıma göre,toplantı halkı aydınlatmak veya bir kamuoyu yaratmak için bir araya gelmektir.Yasadan çıkan sonuca göre tanışma veya sohbet amaçlı bir araya gelmenin yasada belirtilen anlamda toplantı olmadığı açıktır.<br />
Yasanın 9.maddesi “Düzenleme Kurulu:Bu kanuna göre yapılacak toplantılar&#8230;en az yedi kişiden oluşan bir düzenleme kurulu tarafından düzenlenir&#8230;”<br />
Şeklindedir.Yasada belirtilen toplantıyı en az yedi kişi tarafından düzenlenir hükmü incelendiğinde söz konusu yerde yapılan bir araya gelmelerde bazen 7 kişi bile olmamaktadır. Bu nedenle yasada belirtilen toplantı tabiri çok kalabalık kitleleri bir araya getirme olarak anlaşılmalıdır.<br />
634 Sayılı Kat mülkiyeti Kanunu:<br />
Yasak işler başlığıyla verilen Yasanın 24. madde 1. fıkrası incelendiğinde işyeri olarak kullanılan yerlerde dispanser hastane vs. olarak kullanılamayacağını belirtmektedir.<br />
Aynı maddenin 2.fıkrası ise ana gayrimenkulun kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bölümünde sinema, tiyatro vs. açılabilmesi için kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir şeklindedir.<br />
Yasanın her iki fıkrası da incelendiğinde yasak işler içinde ibadet yeri olarak kullanılan yerler sayılmamıştır.Üstelik söz konusu yer bir iş hanıdır.<br />
TCK.529.madde:<br />
Yasa hükmü incelendiğinde ibadet ayin yapılan yerler dışında ve halka açık genel yerlerde yapılırsa ve bunu meydanlarda ve park gibi yerlerde yaparsa maddede belirtilen suç oluşur.<br />
TCK.534.madde:<br />
Yasa maddesi,Genel yerlerde veya herkesin girip çıkabileceği yerlerde matbu evrak veya resim yahut el ile yazılmış evrak satar veya dağıtırsa şeklinde düzenlenmiştir.Söz konusu yer yasa maddesinde belirtilen yerlerden olmadığı gibi rast gele herkese de İncil dağıtımı yapılmamaktadır.Ayrıca İncil’i yasada belirtilen ve ruhsat alınmadan dağıtılması yasak şeyler arasında değerlendirmek doğru değildir.Bunu yasaklamak yasanın özüne aykırı düşmek olacaktır.<br />
Görüldüğü gibi tebellüğ edilen belgede ihlal edildiği belirtilen yasalarda söz konusu yerin kapatılmasını gerektirecek bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.<br />
Son dönemlerde basına sıkça yansıyan ve tartışılan bir konuda misyonerlik olarak tabir edilen bir dini gurubun bir başka dini gurubu yada kişileri din değiştirmeye davet edip edemeyecekleridir. Bu konuda daha çok tepki gösterenler kendilerini demokrat, ilerici ve laik olarak niteleyenlerdir. Bu konuda eleştiri getirenler bilimsel bir eleştiri getirmekten çok, Türkiye’nin Müslüman bir ülke olduğu gerekçesini veya misyonerlik faaliyetlerini yürütenlerin dış mihrakların Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye çalışanların oyununa geldiğini gerekçe göstermektedirler. Bu gerekçeler daha çok duygusal tepkilerdir. Oysa ki demokrasinin ve onun vazgeçilmez unsurlarından olan laikliğin beşiği olan Avrupa’daki durumu incelemek gerekir. Misyonerlik diye tabir edilen durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9.Maddesi altında bir koruma bulup bulamayacağı meselesi Kokkinakis davası ile AİHM’nin önüne gelmiştir.<br />
Kokkinakis davasında Yahova şahitleri olan başvurucu ve karısı bir Ortodoks Hıristiyan olan Bayan N’nin evine davet edilmişlerdi. Yunan mahkemelerinin olaydan sonra bulguladıklarına göre, başvurucu ev sahibesine evde kalmalarına müsaade etmesi için ısrar etmiş ve ardından da onunla tartışmaya girişmiş; bu tartışma sırasında çeşitli kitaplardan bölümler okuyarak, çeşitli yollarla kadının inançlarını değiştirmesi için çaba harcamıştı. Bayan N’nin kocası polis çağırmış, polis de başvurucu ve karısını göz altına almış ve müteakiben tutuklanmışlardı.<br />
Din değiştirmeye zorlamak suçuyla (Yunan Ceza Kanununa göre bir suç) itham edildiler, hüküm giydiler; para ve hapis cezasına çarptırıldılar. Temyiz başvurularında, başvurucunun karısı beraat etti, başvurucunun cezası onaylandı. Yunan Hükümetine göre, din değiştirmeye zorlamakla ilgili ceza hukuku kaideleri Sözleşmenin 9. Maddesinde düzenlenen meşru amacın; “başkalarının hak ve özgürlüklerini korunması amacının” başarılabilmesi için kabul edilmişti.<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise Yunan Hükümeti ile aynı görüşte değildi. “bir mezhebe yeni üyeler kazanmak için mal yada toplumsal avantajlar önermek ya da ihtiyaç içerisindeki insanlar üzerinde yolsuz bir baskı uygulamak …yada şiddet kullanmak yada beyin yıkamak gibi” yolsuz araçlara başvurulmadıkça din değiştirmeye davet etmenin düşünce, vicdan ve din hürriyeti kapsamında yer aldığını belirterek, bay Kokkinakis’e verilen hapis cezası nedeniyle Yunanistan’ı mahkum etmiştir. Kokkinakis Judgment of 25 May 1993, Series A no 260-A, p.19, para 49).<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir içtihat mahkemesidir. İçtihat mahkemesi olmasının anlamı kişi ve durumları aşan kriterler koyuyor olmasıdır. AİHM belli bir konuda bir içtihat oluşturduktan sonra, sadece aleyhine hüküm ihdas ettiği ülke değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan bütün devletler hukuk ve uygulamalarını bu yönde değiştirmek durumundadır.<br />
Türkiye’de hangi inanışta olursa olsun, tüm kesimler kendi inançlarını yaşayabilecekleri ve anlatabilecekleri ortamın sağlanması kaçınılmazdır. Türkiye’nin imza koyduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de bunu öngörmektedir.<br />
21. yy.la girdiğimiz bir dünyada Türkiye İnsan hak ve özgürlüklerini benimsemiş uygar bir ülke olarak Avrupa Birliği içinde yerini almak istiyorsa en başta yapması gereken çağdaş anlamda laikliğe, anayasa ve yasalarında yer vermeli ve gerçek laikliği topluma yaymalıdır. Bu davranış Türkiye’nin iç barışını sağlayacağı gibi dış ilişkilerinde de rahatlama sağlayacaktır.<br />
Av.Abdulkadir Pekdemir<br />
05/10/2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.argun.org/2007/11/05/turban-sunnilikalevilik-ve-misyonerlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
