Cinsel işkence

Haziran 29, 2009 by brahim  
Filed under Ji Çapamenî yê

yildirim-turker26 Haziran, ‘Uluslararası İşkence Mağdurlarıyla Dayanışma Günü’ idi. Sanatçılar, tutuklu bulunan, kimileri onlarca yıl ceza almış olan çocukların işkence ifadelerini okudu.
‘Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi’ 11 yıllık raporu da yayımlandı. Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu adına Av. Eren Keskin, Av. Fatma Karakaş ve Leman Yurtsever imzalarıyla yayımlanan bildiriyi birlikte okuyalım istiyorum. Bildirinin başlığı ‘Cinsel İşkence Devam Ediyor’:
“Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu 12 yıldan bu yana adli ya da siyasi bir nedenle devlet güçleri tarafından gözaltına alınan, ev ya da köy baskınlarına maruz kalan veya sokak gösterilerinde şiddette maruz kalan kadınlara, travesti ve transseksüellere ücretsiz hukuki yardım vermekte ve onları fiziksel ya da psikolojik mağduriyetleri nedeniyle tedaviye yönlendirmektedir.
Büro, her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘26 Haziran, Birleşmiş Milletler İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ nedeniyle 12 yıllık çalışmanın sonucu olan sayısal verileri açıklamaktadır.
Söz konusu sayısal veriler hiçbir zaman yaşanan mağduriyetlerin gerçek göstergesi değildir. Çünkü cinsel işkence, işkencenin en zor açıklanan biçimidir. Birçok kadın korku, utanma gibi hislerle yaşadığı cinsel işkenceyi hâlâ açıklayamamaktadır.
Tüm mağduriyet alanlarında olduğu gibi, cinsel işkencenin de mutlaka yerleşik sistem açısından değerlendirilmesi gerekir. Topraklarımıza egemen olan militarist, erkek egemen ve feodal değer yargıları öylesine içselleştirilmiştir ki, toplumsal cinsiyetçi bakış açıları her alanda olduğu gibi yasalarda ve uygulamalarda da varlığını hissettirmiştir.
Hiç unutulmamalıdır ki, yaklaşık 4 yıl öncesine kadar ‘namus cinayetleri’ Türk Ceza Kanunu’na göre bir ‘ceza indirimi’ nedeni sayılmıştır. Yani, namus cinayetleri ‘tabiri caiz’ ise devletin yasaları aracılığıyla desteklenmiştir.
Kadınların örgütlü mücadeleleri sonucunda yazılı hukukta bazı önemli kazanımlar elde edilmiştir. Örneğin, ‘cinsel taciz’in bir suç tanımı olarak yasaya girmesi, tecavüz suçunun tanımının genişlemesi, bir cinayetin namus nedeniyle işlenmesinin artık bir ‘ceza artırımı’ nedeni sayılması gibi kazanımlar gerçekleşmiştir. Ancak, bunlar çok yetersizdir.
Büromuz, yıllardır Adli Tıp’ın siyasi işlevini dile getirmektedir. İşkencenin ve cinsel işkencenin belgelenmesinde Adli Tıp raporlarının tek delil olarak kabul edilmesi, insani hukuk ilkeleriyle bağdaşamaz. Adli Tıp bir devlet kuruluşudur.
İşkence ve cinsel işkencenin belgelenmesinde bağımsız hekimlerin, üniversite hastanelerinin ve işkence rehabilitasyon merkezlerinin raporları da delil olarak kabul edilmelidir.
Ekte sunduğumuz raporda, büromuza 300 kadın, travesti ve transseksüellin başvurduğu, faillerin arasında 223 polis, 85 asker, 14 Özel tim görevlisi ve çeşitli sayılarda korucu, infaz
koruma memuru, itirafçı gibi kişiler bulunsa da, üç korucu dışında hiçbir asker ve polisin cezalandırılmamış olması, tablonun vahametini ortaya çıkarmakta ve söylenecek başka
söz bırakmamaktadır.”
Daha birkaç yıl önce İstanbul Valisi Muammer Güler, “Türk polisinde şu an sıfır işkence var.
Bu insan hakları kurumlarının raporlarıyla var. Eskisi gibi ‘hırsızı yatır falakaya’ yok” diyordu.
Oysa İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2006 İnsan Hakları Bilançosu’na göre, 2006’da saptanan 700’ün üzerinde işkence ve kötü muamele iddiası vardı.
Bunların 179’u gözaltında gerçekleşmişti. Üstelik 140’ının Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia ediliyordu. Mağdurların da 26’sı çocuktu. Ancak işkence iddiaları arasında önemli bir bölümü, resmi gözaltı yerleri dışındakiler oluşturuyordu. İHD’ye göre 261 iddiadan 212’sinde Emniyet
Müdürlüğü görevlileri vardı ve mağdurlardan 16’sı çocuktu.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Yavuz Önen, resmi gözaltı yerleri dışındaki işkencenin
artışına dikkat çekmişti:
“Vali Güler haklı. Artık elektrik vermek, falaka, filistin askısı gibi vücutta iz bırakan ağır işkence yöntemleri kullanılmıyor. Bunların yerine psikolojik işkence, ruhsal etki yapan yöntemler tercih ediliyor.
Örneğin kişiler kaçırılıp bir yere götürülüp sonra orada salınıveriyor. Karakollarda gözaltı süreci başlatılmadan, defterlere kayıt düşülmeden, arabada, meydanda, sokakta, kaba dayaktan başlayan, hakaretin, tehdidin kullanıldığı vakalar var. Kişi özgürlüğünden alıkonulmuş statüsünde olduğu için bunu işkence kabul ederiz. Ama bunun kaydı olmuyor. Şikâyet olduğunda, olay dışarıda gerçekleşmiş oluyor ve karakol üzerinden işlem yapmak zorlaşıyor.
Bir başka durum da toplu gösterilerde, yürüyüşlerde,
mitinglerde polisin aşırı kuvvet kullanmasıyla gerçekleşiyor.
Örneğin polis beş-10 kişilik bir
grubu çember altına almış ve
şiddete maruz bırakıyorsa, bu da işkencedir. Çünkü yine özgürlüğünden alıkonulma statüsüne girer.
Bu başvurularda da artış var. ”
Alın size bir yığın rakam. Soğukkanlı bir muhasebeci gibi size birkaç yıl önce ortaya dökülen rakamları sunmaktan başka bir şey gelmiyor elimden.
Ama inkâr, memleket kayıtlarında tarihin başından bu yana otoritenin
bir numaralı faaliyeti olagelmiştir. Vali de, nihayet yerinden olup, Osmaniye’nin başına vali atanan Emniyet Müdürü de yerlerinin sağlamlığına olan
güvenleri, tam delikanlı adamlardı. Aslanlar gibi inkâr ediyorlardı.
Demokrasi mücahidi gözbebeğimiz, hükümetimiz, ‘işkenceye sıfır tolerans’ derken en çok inkârcı valisiyle, inkârcı emniyet müdürünü koruyageldi. Hiçbirimizin tam olarak künhüne
vakıf olamayacağı kirli pazarlıklar sonucu onların dokunulmazlığının bekçiliğini yapıp durdu.
Katil ve işkencecilerinin şerefine
kefil olan devleti mizin hukukla ve hakikatle iliş kisi, artık en müstehcen kılığıyla aşikâr oluyor nicedir.
Şimdi de üşenmeden şu yayınlanan raporun kimi bölümlerine bir göz atalım. Buradaki dökümün sadece gözünü karartıp söz konusu büroya başvuranları kapsadığını unutmadan. Dolayısıyla bu dökümü kafamızda
belki onlarla çarparak:
Toplam başvuru sayısı: 300
Türkiye’deki başvuru sayısı: 297
(İki başvuru Berlin Bürosu açılmadan önce Almanya’da alındı)
Berlin Bürosu’ndan alınan başvuru sayısı: 3
Yurtdışında bulunan kadınların
sayısı: 30
Türkiye cezaevlerinde bulunan kadınların sayısı: 33
Suç Dağılımı:
Tecavüz: 74
(İki kadın tecavüze uğradıktan sonra intihar etti, bir kadın işkence sonucu öldürüldü, 14 yaşındaki bir kız çocuğu tecavüze uğradıktan sonra akrabaları tarafından ‘namus temizleme’ gerekçesiyle öldürüldü, bir kadın işkencenin uzun vadeli etkisi sonucu Aralık 1999 tarihinde öldü. Bir kadın işyerinde tecavüze maruz kaldı. Ailesi hakkında ölüm kararı çıkardı)
Cinsel taciz: 226
Yukarıdaki vakaların dağılımı:
Zorla fuhuş: 4
Kayıtsız gözaltında taciz ve
tecavüz: 11
Basın yoluyla cinsel taciz: 1
İşkence sonucu bebeğini düşüren: 8
3,5-10 yaşlarındaki çocuklarıyla birlikte işkenceye maruz kalan: 9
Tecavüze uğradıktan sonra hamile kalan: 5
(Üç çocuk yaşıyor, iki çocuk aldırıldı, bir çocuk ise ölü doğdu)
Bekâret kontrolüne maruz kalan: 5
Yaş Bilgileri:
10-18 arası: 41
18-67 arası: 259
Suçu işleyen failler dağılımı:
Polis: 223Jandarma/Asker: 85
Özel Tim: 14
Korucu: 13

İnfaz Koruma Memuru: 38
İtirafçı: 3
Gazeteci: 1
Adli tutuklu: 24
Belediye Başkanı: 1
Davaların Hukuki Durumu:
Toplam dava dosyası: 135
AİHM’de sonuçlanan davalar: 22
AİHM’de görülen davalar: 18
(Bir dava intihardan sonra da devam ediyor)
Ceza Mahkemeleri’nde devam eden davalar: 18
Yargıtay’da bulunan davalar: 9
(Bir dava daha önce AİHM’de Türkiye aleyhine sonuçlandı. Dosya tekrar Yargıtay’da)
Savcılıkta bulunan davalar: 63
(İki davada takipsizlik kararına itiraz olumlu sonuçlandı, yeniden savcılıkta).

Yildirim Turker-Radikal
29/06/2009

Şirove

Yorumlarınızı aktarırken lütfen kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmaya itina gösterin. Seviyeli, nitelikli, görüş ve eleştirilerinizi memnuniyetle yayınlayacağımızı, ancak eleştiri sınırlarını zorlayan, kişilik haklarını çiğneyen, hakaret içerikli, seviyesiz yorum ve yazıların yayınlanmayacağı bilinmelidir