Kürt Meselesinde Bazı Gerçekler

Haziran 28, 2009 by brahim  
Filed under Ji Çapamenî yê

etyenmahcupyanKürt meselesinin ‘sıfır noktası’, çatışmanın durmasını, ellerin tetikten çekilmesini ve bir siyasallaşma döneminin, yani konuşmanın başlamasını ifade ediyor… Ancak bu siyasallaşmanın nasıl olacağı ve ‘yeni’ bir dönemin kimlerle kurulacağı devlet açısından temel bir sorun olmayı sürdürüyor. Çünkü bu rejimin temel niteliği monolitik bir kimlik üzerine oturmakta ve istendiği kadar ‘ne mutlu Türküm diyene’ densin, resmî vatandaşlık kimliğinin demekle oluşmadığı da aşikâr. Dolayısıyla bizzat devletin bugüne dek sürdürdüğü kimlik siyaseti, Kürtlerin hiçbir zaman ‘Türk’ olmayacaklarını garantilemiş durumda.

Öte yandan son dönemde herkesin tespit ettiği üzere Kürtler de homojen bir kitle değil ve günümüzün küresel çözülme ve yeniden inşa döneminde daha da farklılaşmaları şaşırtıcı olmaz. Ne var ki siyaset yollarında heterojen olan Kürtler, örneğin Kürtçenin alanının genişletilmesi gibi bazı temel taleplerde örtüşüyorlar ve bunların hepsi de devleti ideolojik açıdan sıkıştırıyor. Böylesine temel bir hak ve özgürlük alanında adım atamayan devlet, kendi aczi nedeniyle PKK’yı anlamlı bir siyasi aktör haline getirmiş durumda. Çünkü Kürtçe konusunda bile paralize olup kalırsanız, siyasallaşmanın gerçekçi bir alternatif olduğuna kimseyi inandıramaz ve çatışma stratejisine prim verirsiniz.

Bu nedenle gelinen ‘geç’ noktada artık PKK’yı yok sayarak veya dışlayarak hiçbir çözümün mümkün olmadığını bir an önce idrak ve teslim etmekte yarar var. Böyle bir tespitle işe başlamak haliyle PKK gerçeğini de doğru anlamayı ve öngörmeyi gerektiriyor. Dolayısıyla Türkiye kamuoyunun bugüne dek sürdürülen devletçi söylemin etkisinden çıkıp, meseleye nesnel bir biçimde bakması lazım.

1- Otuz yıllık mücadele PKK’yı sadece kurumsallaştırmadı, onu siyaseten aktörleştirdi ve Kürtler üzerinde ideolojik olduğu kadar psikolojik bir tahakküm oluşturmasına neden oldu. Bunun anlamı biz istesek de istemesek de ve Kürtler PKK’yı beğense de beğenmese de, PKK’nın ‘çözüm’ noktasında bir referans olduğudur.

2- Bu mücadele ve onun öncesinde maruz kalınan devlet politikası, Kürt toplumuna büyük bir bedel ödetmiş ve PKK o bedelin karşılığını savunan ve o karşılığı ‘hak eden’ bir aktör olarak Kürtlerin gözünde meşrulaşmıştır. Dolayısıyla ‘çözümün’ siyasi çıtası yüksektir ve PKK’ya karşı olan Kürtler açısından bile, PKK’nın geleceğini garanti etmeyen bir ‘çözüm’ işlevsel olmayacaktır.

3- Öte yandan bugün PKK’lılık dağa çıkma ve örgüte katılmakla sınırlı bir eylem değil, onu fazlasıyla aşan bir tutumdur. PKK’lılık siyasal özne olma konumundan öte bir sosyal özne haline gelmiş, gündelik hayatın kıvrımları içinde anlamlı olan bir ağ üretmiştir.

4- Bu nedenle PKK’yı dışlayarak bu örgüt üzerinde dolaylı etkide bulunmak, hele onu bu yöntemle ‘bitirmek’ bir hayaldir. Eğer PKK bir gün tarihe karışacaksa, bu ancak Kürt siyasetinin kendi dinamiği içinde mümkün olacaktır. Bu ise devletin sandığından çok daha uzun sürecek ve süreç ancak demokratik adımların atılmasıyla kısalabilecektir.

5- Buna karşılık PKK bugün kendisini Kürt siyasetinin heterojenleşmesine de hazır görmekte, farklı Kürt partilerinin olduğu bir süreçte de şu anki hâkimiyetini sürdüreceğini öngörmektedir. Anlaşılan o ki, geçmişten gelen referans olma avantajının bir tür ‘siyaset üstü’ konum yaratabileceği ve böylece siyasallaşmanın ‘zararlı’ etkilerinin olabildiğince azaltılacağı hesaplanmaktadır.

6- Bu yeni değerlendirme silaha ihtiyaç duymayan, silahı bırakabilecek bir PKK’nın işaretlerini vermektedir. Ancak bunun önkoşulu örgütün ayakta kalmasını ve etkili olmasını garanti eden bir siyaset alanının tanzimidir. Bu yapılmadığı sürece PKK’nın silah bırakmasını beklemek gerçekçi değildir.

7- Nihayet bütün bu tablo içinde Öcalan’ın kendine özgü bir yerinin olduğu ve oynayacağı role kendisinin karar vereceği hesaba katılmalıdır. Öcalan olası bir Kürt siyasetinin tescil makamı olma niteliğini sürdürmektedir, çünkü devlet karşısındaki direncin ayakta kalması açısından sembolik bir işleve sahiptir. Dolayısıyla mesele Öcalan’ı ‘beğenmek’ değil, onun üzerinden Kürtlüğün görünmesinin sağlanmasıdır. Bu konum Öcalan’ın PKK’lı olmayan Kürtlerle bile manevi bir bağ kurmasına yol açmıştır.

Çözüm için birçok önermede bulunulabilir… Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden genel bir ‘af’fa, Kürtçenin her alanda özgürleşmesinden yeni bir Anayasa’ya kadar. Diğer taraftan zamanlamanın öneminden, şehit edebiyatının bırakılması gereğinden, liderlikten ve kullanılacak üsluptan da söz edilebilir. Milliyetçilerden duyulan çekingenliğin milliyetçiliği daha da güçlendirdiğine veya reformlarda yarı yolda durmanın sürecin geri tepmesine neden olabileceğine de işaret edebiliriz. Ama temel gerçeklik değişmeyecektir: Kürt meselesinin çözümü PKK’nın aktörleşme yeteneğini de hesaba katan, onu doğrudan muhatap almak zorunda olmasa da PKK’nın dışlanmadığını ima eden bir ‘konuşmayı’ zorunlu kılmaktadır ve bu ‘konuşmada’ tarafların zihniyeti nasıl bir sonucun ortaya çıkacağını doğrudan belirleyecektir.

Eğer Kürtler ‘Türkleri’ veya devleti değiştirmekten ziyade cezalandırma ihtiyacı içinde davranırlarsa, buradan bir çözüm çıkmaz… Ve eğer ‘Türkler’ veya devlet de dayatma, tehdit ve fırsat kollama stratejisini seçerse, buradan da bir çözüm çıkmaz. Çözüm, muhatabını seçme hakkının olmadığı gerçeğini sindirmeyi ve samimi olmayı gerektiriyor.

28/06/2009
Etyen Mahçupyan-Taraf

Şirove

Yorumlarınızı aktarırken lütfen kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmaya itina gösterin. Seviyeli, nitelikli, görüş ve eleştirilerinizi memnuniyetle yayınlayacağımızı, ancak eleştiri sınırlarını zorlayan, kişilik haklarını çiğneyen, hakaret içerikli, seviyesiz yorum ve yazıların yayınlanmayacağı bilinmelidir