Kararmadan kalmak

Haziran 17, 2009 by brahim  
Filed under Ji Çapamenî yê

yildirim-turker”İnsan, tek bir insanda tüm dünyanın mutsuzluğunu yakalayabilir ve o insandan vazgeçmediği sürece hiçbir şeyden vazgeçilmiş değildir ve o insan soluk aldığı sürece dünya da soluk alır” diye bir not düşmüş Canetti, 1943 yılında defterine. Not defterlerinden oluşan ‘İnsanın Taşrası’ adındaki (şair Ahmet Cemal’in mükemmel çevirisiyle yayımlanmış) kitabında.
Etik dersleri gibi ya da insanı sunduğu hazla kavuracak bir edebiyat eseri gibi ya da yüzyıl üstüne bir felsefi yolculuk dökümü gibi okunabilir Elias Canetti’nin kitabı.
Bu haftanın gündemi de vazgeçiliverenlerle yüklüydü. Dünyanın tıknefes olmasına şaşmamalı.
Enseyi pembe tutacak insanlık durumlarıyla pek karşılaşmıyoruz bu aralar.
Kurtaramadıklarımız, gözümüzün önünde vahşetin köpek dişlerine kaptırdığımız her bir insan tüm dünyanın mutsuzluğunu haykırarak terk ediyor hayatımızı. Bu kez de karnındaki yedi aylık bebekle birlikte törenin memur ettiği kardeşi tarafından katledilen Meryem üstüne artık hissettiklerimiz belki bu yüzden şimdilik üstesinden gelebildiğimiz bir nefes darlığı. Hayatın soluklanamadığı yerde namusun, milli hassasiyetlerin, töre ve adetlerin gemi azıya aldığını biliyoruz, değil mi? Hayatın yaşanamadığı noktada ölümün bütün kültürüyle göğsümüze çöktüğünü.
Geçen yıl 45 kadının, bu yılın ilk altı ayında da 25 kadının kendini öldürdüğü Van şehri orada, uzak bir söylence gibi, el uzatamayacağımız yerde duruyor işte. Yalnız bu yıl, ölümlerde bir farklılık dikkati çekmiş. Bu yıl, 10-15 yaş arası intiharlarda kayda değer bir artış olmuş. Küçük Kürt kızları derin yoksulluk, zorunlu göçler, koşullar kötüleştikçe artan aile içi şiddet, akraba evlilikleri ve daha birçok işkenceden kaçıyor. Ölümün şefkatine sığınacak kadar çaresizler oraların kız çocukları.
Onlar haber bile olmuyor. Topluca, bir araştırmanın rakamı olarak duruyorlar karşımızda. Gazetelerin kiminde küçük bir haber olarak. Onlar, çoktan vazgeçtiklerimiz.
Canetti, “Herkes, birden fazla yaşamı korumakla görevlendirilmiştir; korumak zorunda olduklarını bulamadığı takdirde, vay haline. Bulduklarını iyi koruyamadığı takdirde de vay haline” yazmış 1947 defterine.
Korumak zorunda olduklarınızı buldunuz mu? Bulduklarınızı iyi koruyabiliyor musunuz?
Pekiyi bunca insan neden bu topraklarda toplanmış? Neden burada toplanmış, toplummuş gibi, halkmış gibi duruyoruz?
…………………………………..
Dünyanın sonunu kendi ömrünüzle biçmenin sonucu karamsarlığın dibine vurabilir, Vanlı küçük kız çocukları gibi çekip gitmeyi düşünebilirsiniz. Ya da giderek dünyayla uzak, sevilmeyen akraba ilişkisini benimseyip hırçın bir mağduriyete bürünmek işten bile değil. İnsan olmanın, ölümlü olmanın, çoğu zaman çaresiz olmanın acısıyla nasıl başa çıkmalı?
Hayatımıza yine karanlık çöküyor. Kısa ömrümüzün kim bilir kaç yılını alıp gidecek yine o çok iyi tanıdığımız karanlık.
Ama II. Dünya Savaşı sonrası; acının, utancın, insandaki canavarın en korkuncunu görmüş dünya kabûstan uyanmış saçlarını tararken, hani Nazım insana “Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak” diyordu ya. “Yetmişinde bile mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil” dizelerinin olduğu şiirde.
Aynı yıl, Canetti de defterine yargısız, sanki yarım kalmış, yetim bir not düşürmüş: “Sanki önünde sınırsız bir zaman varmış gibi yaşamak. İnsanlara yüzyıl sonrası için randevu vermek”.

YILDIRIM TÜRKER
Radikal

Şirove

Yorumlarınızı aktarırken lütfen kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmaya itina gösterin. Seviyeli, nitelikli, görüş ve eleştirilerinizi memnuniyetle yayınlayacağımızı, ancak eleştiri sınırlarını zorlayan, kişilik haklarını çiğneyen, hakaret içerikli, seviyesiz yorum ve yazıların yayınlanmayacağı bilinmelidir