Kürdler, Öncellikle Kendi Ortak Değerlerini Korumalıdırlar (Fahri Karakoyunlu)
Kasım 5, 2008 by argun
Filed under 4-Nivîskar, Fahri Karakoyunlu
Kürdler, insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasas’nın 2. maddesi açısından ne ifade etmektedir. Köle ve hizmetçiler mi, yoksa Türklerle eşit ve özgür bireyler mi?
19 Eylül 1930 Milliyet Gazetesi “ Saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur. Onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost düşman herkes, dağlar bile bilmek zorundadır.
21 Eylül 1930 Yeni Posta Gazetesi “ Benim fikrim kanaatim şudur ki; bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.( Mahmut Esat Bozkurt)
Biz ne dedik “Tek millet” dedik, ne dedik? “Tek Bayrak” dedik, ne dedik “Tek vatan” dedik, “Tek devlet” dedik. Buna karşı kim çıkar yahu!
Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok, buyursun istediği yere gitsin, bundan daha normal şey ne olabilir.( 2 Kasım 2008 – Hakkari)
Bu ırkçı ve dışlayıcı söylem, Nihal Atsız’ın dilinde, “Kürdlerin Afrika’da Asya’da yurtluk aramasına”, daha sonra “ya sev ya terk et” söylemine, “Ne Mutlu Türküm demeyenlerin düşman oldukları ve düşman olarak kalacakları” tehdidine ve en son da imam hatipli dini bütün ve her sözünde kardeşliğe vurgu yapan sözde AB mimarı, demokrasi havarisi Başbakan Tayip Erdoğan’ın Hakkari konuşmasıyla yeni bir mecraya taşınmıştır.Kemalizmin ideologlarının başında gelen ve büyük hukuk adamı olarak anılan, Cumhuriyetin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tun bu ırkçı “veciz” söylemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anadolu’daki diğer etnik yapılara özellikle de Kürd halkının etnik taleplerine nasıl yaklaşıldığını ve yaklaşılacağına ilişkin tarihsel, kurucu temel felsefeyi yansıtır. Bu yaklaşım, Anadolu’da ve Osmanlının doğuda kalan bakiyesi üzerinde kurulan Cumhuriyet projesiyle ifadesini bulan “devlet ulus” yapılanmasının temel anlayışı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kemalist milliyetçilik en net ifadesini Mahmut Esat Bozkurt’un bu söyleminde bulur; ne bir fazla ne de bir eksik. Birilerinin Kürd halkına Kemalist hareketi ve Cumhuriyet projesini yeni keşfetmiş gibi 85 yıl sonra anlatmasına hiç gerek yokken yaptığı gibi.
Peki, 85 yıl sora söylenen bu söz neyin değiştiğinin ifadesi olabilir? Bence değişimi önemli bir farkla görmek gerekir. Çünkü Mahmut Esat Bozkurt, saf olmayan Türklere bu ülkede yer vermekte ancak köle ve hizmetçi olarak yaşamayı öngörmektedir. Oysa Başbakan, bu ırkçı ve dışlayıcı söylemiyle ya Türk etnik kimliğinde eriyip devletin istediği vatandaş olacaksın ya da buyurun kendinize yerlerden yer beğenin demektedir. İşte Cumhuriyet anlayışının 85 yıl sonra şiddet sarmalında ulaştığı boyut; aklın ve rasyonalitenin bitirildiği an…
Kürd sorunu, devletlerarası bir ülke ve etnik kimlik sorundur.
Etnik bir sorunun çözümünde atılacak ilk adım, kullanılacak tek ve bilimsel yöntem, o etnik varlığın hukuken tanınması çerçevesinde geliştirilebilir. Daha sonraki süreçler ise, sorunun muhatabı olan tarafların, siyasal taleplerinin şiddet dışındaki etkinliğine, örgütlülüğüne ve gerçekleştirilebilir olmasına bağlı olarag gelişecektir. Bu nedenle ilk adım, taraflar açısından şiddetin bir araç olarak kullanılmadan, çözüme ilişkin tüm taleplerin tartışılabileceği demokratik bir sürecin yaratılması, özellikle devletin red ve inkara dayalı, şiddeti kutsayan yaklaşımını terk etmesi ile mümkün olacaktır. Kürdlerin kendi kimlikleriyle kendilerini ifade edebilecekleri, kurumlarını yaratabilecekleri bir hukuki zemin ve demokratik ortam yaratılmalıdır.Bu yaratılmadan atılacak her adım ne yazık ki daha çok şiddet, yıkım ve gözyaşı getirecektir.
Peki sözüm ona tüm demokratik açılımlar, uluslar arası sözleşmeler, hukuk adına yapılan sözde reformlar ve anayasada ifadesini bulan insan haklarına saygılı…… demokratik, hukuk devleti söylemi; Başbakanın dilinde, neden bir değişikliğe uğramıyor. Başbakan, bu hassas süreçte ne yapıyor? 2005 yılında Diyarbakır’da Kürdler açısından sarf ettiği sözlerin neresinde duruyor? PKK hareketi ve şiddeti elbette tartışılabilir ve tartışılmalıdır. Ancak Kürd sorunu algılamasını, sadece red, inkar ve imha siyaseti üzerinden yürüten, şiddet dışında hiçbir yol ve yöntem tanımayan, her türlü hak arayışını şiddetle bastıran devlet şiddetine ne denmeli? PKK ve şiddetinin sadece bu sorun açısından bir sonuç olduğu bilinmez mi? Bu temel yaklaşım, sorgulanmadan, bunun dışında demokratik yöntemler benimsenmeden, PKK şiddetini tanımlamak, değerlendirmek mümkün olur mu? 85 yıldır sadece Kürd muhalefetini değil, her türlü muhalefeti, hak arayışını devlet şiddetiyle karşılayan ve bastıran bir siyasal anlayış, karşısında nasıl bir sonuç doğabilir ki. Kürd varlığı ve Kürd halkının kendi kimliğiyle Türklerle eşit bir biçimde yaşama arzusuna ilişkin devlet algılaması değişmedikçe sorunun çözümünü kimden nasıl bekleyeceksiniz? Burada devletin ortaya koyacağı tutum çok önemliyken, ne yazık ki, 85 yıl sonra, sorunun çözümünde en etkili ve yetkili mevkide olan bir Başbakan’ın söyleyecek sözleri bu mu olmalıydı? Red ve inkara dayalı ırkçı tarihsel yaklaşımın yanında, giderek göçtürme ve imhaya dayalı bu yeni söylem; şiddeti özendirecektir; bundan da Kürd ve Türk halklarının boğazlaşması üzerinden nemalanan ve yıllardır egemenliklerini sürdüren derin güçlerin yararlanacağını en iyi Başbakan’ın bilmesi gerekmez mi?
Kardeşlik ve barış gibi kavramlar ancak Kürd varlığı kabul gördüğü ve benimsediği oranda anlam taşır. Kürdler siyasal yapıları, kendi verili durumlarıyla hareket ederken tarihsel arka planı ve Kürd halkının bir bütün olarak ulusal siyasal haklarını görmemezlikten gelemez.
Ahmet Türk 2 Kasım 2008 tarihinde Başbakanın dışlayıcı ırkçı demecine karşılık verirken “ Bu vatan hepimizin ortak vatanı, bu ülke ve elbetteki bayrak, bu değerleri yaratan Kürdler ve Türkler ve diğer kesimlerin ortak değerleridir” derken, hangi tarihsel verilere dayanıyor. Barış, kardeşlik, ortak kuruculuk, asli unsur gibi kavramlar cumhuriyetin kurucu ve temel felsefesi için hiçbir şey ifade etmediğini bilmesi gerekmiyor mu, DTP eş başkanı, Cumhuriyetin temel kurucu felsefesi için hiçbir şey ifade etmeyen bu kavramlara neden dayanmaya çalışıyor. Elbette felsefi olarak kardeşlik, barış gibi kavramlar anlamlı ve insanlık için değerli kavramlardır, hepimizin amacının da bu olması doğru bir tutumdur. Ancak siyasetten fazla bir şey ifade etmeyen bu kavramların Kürd sorununun çözümüne ne kadar katkısı olmaktadır? Kendileri bilmez mi ki, Kürdlerin vatanı devletlerarasında bölünmüş, ulus olarak iradeleri kırılmaya, dağıtılmaya çalışılmıştır. Kürdler Anadolu’nun kapılarını Türklere açarken ve tarihsel olarak daha sonraki ilişkilerinde ne zaman kardeşlik dili dışında bir dil kullanmışlardır. Ancak, kardeşliğin taraflar açısından eşit bir hukuki içerik taşıdığını bu hukukun başta egemen olan kardeşin dilinde daha anlam kazanacağını bilmezler mi? O halde neden biz kardeşlerimizden değerlerimize saygı göstermesini istemiyoruz. İnkar edildiğin, varlığının yok sayıldığı ve yok edilmeye çalışıldığı bir yaklaşıma karşı kardeşlik ve barış söylemlerinin bu sürece katkısı ne olmaktadır. Bu nedenle, Kürdler başkalarının değerlerine saygıyı, ancak kendi varlıklarına ve değerlerine saygı oranında savunmalıdırlar, aksi halde bu söylem başta Kürdler açısından olmak üzere ne Kürd ve Türk halkları açısından bir şey ifade eder, ne de çözüme ve barışa hizmet eder.
Elbetteki Kürd halkının yaşadığı her devlet sınırları içerisinde çözüme ilişkin özgün çözüm tarzı ve yöntemleri geliştirme hakkı vardır. Her parçadaki siyasal aktörler yaşadıkları devlet sınırları içerisinde o halklarla kuracakları siyasal ilişkilerinde özgür olmalı, halkın bu konudaki iradesine saygı duymalıdır. ancak tüm bu özgün yapılanmaya rağmen, Kürd halkının temel çıkarlarına aykırı, Kürdler arasındaki kardeşlik ve birlik anlayışına tehdit eden girişimlerde ve ilişkilerde bulunmamalıdır. Hiçbir Kürd örgütü ve kurumu diğer Kürd örgütü veya kurumuna ilişkin çatışmayı içeren tehdit ve şiddet dilini benimsememelidir. Kendi kardeşlerine karşı şiddet dilini ve çatışmayı öngören kimse başka halklarla ne kardeşliği ne de barışı yaratabilir. Kürdler Kürdi ve Kürdistani söylem ve talepler geliştirdikçe, ciddiye alınırlar. Kürdlerin de kendi ortak değerleri vardır, bu ortak değerleri başka ortak değerler adına yok saymak doğru bir siyasal tutum değildir. Böylesine bir yaklaşım Kürdler açısından kardeşlik ve birlik hukukunu zedelediği gibi, muhataplarınız tarafından da bu söylemleriniz nedeniyle fazla ciddiye alınmazsınız.
Bu nedenle; Kürdler ortaklık, barış ve demokratik ilişkileri önemsiyorlarsa önce bu kavramları kendi aralarında yerleştirecek ciddi ve anlamlı bir söylem ve siyaset dili geliştirmek zorundadırlar, ancak o zaman muhatapları tarafından ciddiye alınacaklardır.
05.11.2008 – Diyarbakır
Fahri Karakoyunlu


