Hawîrparêz:Yol çizgilerinin bittiği yer…(Erdem GENCAN)
Kasım 3, 2008 by argun
Filed under 4-Nivîskar, Erdem Gencan, Hawirparêz
Yaklaşık üç ay önce, aynı yolu çok kez kullanmanın alışkanlığı içinde arabayı sürerken yoldaki değişiklik hemen dikkatimi çekti. Yolumuza yol çizgileri çekilmişti. Sevindim , belediyemiz bu yolu ve bu çevreyi hatırlamıştı demek. İyiye işaretti. Ancak sevincim kursağımda kaldı , yol çizgileri kısa süre sonra sona eriyor, bir yıl önce rica minnet asfaltlatmayı başardığımız yolun başlangıcında yer alan kasiste bitiyordu. “Yol çizgilerinin bittiği yer” , diye mırıldandım. Ve uzunca bir süre her gidiş gelişte bu cümleyi aklımdan geçirdim.
“Yol çizgilerinin bittiği yer” neresi diye sorarsanız adres olarak ,Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne sadece 4 km ,Yenişehir Belediyesi’ne ise 3 km uzaklıkta olan Gazi Köşkü ve Erdebil Köşkü’nün üst kısmına düşen , bir tarafında otuz-kırk yıl öncesinden Shell Lojmanları olarak anılan evlerin bulunduğu , halen Köşkler Mahallesi olarak anılan mahallenin Dicle nehri ve Ongözlü Köprü’ye hakim düzlük kesiminde yer alan ve Diyarbakır’ın konut yerleşimine en uygun yerlerinden biri olarak tarif edebilirim. 
“Yol çizgilerinin bittiği yer” cümlesinin olumsuz çağrışımlarından hareket edersem, lafı hiç dolaştırmadan insanların her türlü çöp kokusuna , sineğe , moloza , her türlü hayvan leşine , hafriyat artıklarına mahkum edildiği, aydınlatma lambalarının yanmadığı, seksen dakikada bir kalkan ve tek olan otobüsün düzensiz çalıştığı, gelmesi gereken özel halk otobüslerinin hiç uğramadığı , çevre kirliliğinin tavana vurduğu , “Geçmiş ve mevcut Belediyeler eliyle kelimenin tam anlamıyla rezil edilmiş bir yer” olarak tarif edebilirim.
www.argun.org sitesinin çevreci (Hawîrparêz) köşesinde yer alan bir yazıda Diclekent semtinde bulunan Parkorman Parkı tanıtılıyordu geçen günlerde. İçinde dolaşırken yaşam sevinci veren, insan eliyle yaratılmış bir doğa parçası olarak tanımlanabilir Parkorman. Yakın zamanda faaliyete sokulmuştu. Hiç de uzak değildi söz konusu ettiğim yere.
Birbirine mekan olarak çok uzak olmayan iki yer var Diyarbakır’da :Biri, ağaçlar ve yeşilliklerle donatılmış , kent içinde soluk alınabilecek insana yakışır bir yer, diğeri insanların nefes alamadığı pisliğe boğulmuş bir yer. Bu ikinci yer de tanıtılmayı hak ediyordu. Bu yere dair yaptığımız bütün başvuru ve girişimlerden dişe dokunur hiçbir sonuç alamamanın çaresizliği içindeyken içinde yaşayanların yüzünü kızartan ( aslında kızarması gereken yüz belediyelerin olmalı) bu yeri de yazarak Parkorman’ın yanına yerleştirmek gerektiğini düşündüm. Büyükşehir ve Yenişehir Belediyesi’nin görmeyen gözleri görür, duymayan kulakları duyar umuduyla.
Köşkler Mahallesi olarak anılan yer öteden beri belediyelerce ihmal edilmiş bir yerken günün birinde bir beton rampa inşa edildiğini gördük. Önce kamyonlara hayvan yüklemek için yapılmış olabileceği tahminlerini yürütürken oraya çöp aktarma istasyonu kurulacağını duyduk. İnanamadık, çok değil iki yüz, üç yüz metre ötesinde evler vardı, insanlar yaşıyordu, yerleşim alanıydı. Bırakın oraya çöp aktarma istasyonu yapılmasını, insanlar belediyelerden o bölgede ıslah, ilgi bekliyordu. Hemen araştırdık, evet doğruydu; ancak ÇED raporu olmadığından Diyarbakır Valiliğince inşaatının durdurulmasına karar verilmişti. Sevinmiştik. Ancak sevincimiz kursağımızda kaldı. Belediyemiz yapmaya kararlıydı. Çareyi o sırada yeni seçilmiş ve aynı zamanda meslektaşımız olan Büyükşehir Belediye Başkanı’nda aradık. Yaptığımız görüşmede yerin yanlışlığı , çevreye vereceği zararı anlatmaya çalıştık ve bunları içeren bir dosya ile dilekçe bıraktık. Ancak Sayın Başkan, tesis için yapılan yer seçiminin aslında pek uygun olmadığını ifade ediyor idiyse de orada yapılacak tesisin son derece modern olacağını, çevreye zarar vermeyeceğini , ayrıca yapılmış olan masraflar nedeniyle geri dönülemeyeceğini belirtti. O güne kadar yapılan masrafı orada yaşayan kişiler olarak üstlenebileceğimizi son bir çare olarak önersek de bu yanlışlığın devam edeceğini ve tesisin her şeye karşın yapılacağını anladık.
Sonuç olarak ortaya bir tesis çıktı. Tesisin modernliği bir yana tesis oldukça ilkel ve hilkat garibesi bir şeydi. Bir çirkinlik abidesiydi ve çevresine koku, pislik, hastalık saçıyordu. Tesisin çevresinde inanılmaz bir çevre kirliliği yaşanmaya başlamıştı. Çöp suları etrafa akıyor ve kokuyordu. Çöp getiren araçlardan etrafa çöpler dökülüyor, günlerce toplanmıyordu. Çöp traktörleri tesisin rampasını tırmanamıyor, tesis şefinin talimatıyla bulduğu düz yere çöpü boşaltıp gidiyordu. Bu arada ilginç olan bir şey, bu tesis şefinin bir çevre mühendisi olmasıydı. Eğitimli biri olduğu belli olan şefe bu talimatı yakıştırmadığımdan merak edip mesleğini sormuştum. Çevre mühendisiyim yanıtı o koşullarda yapılabilecek en güzel espri olabilirdi; ama ne yazık ki gerçekti.
Tesis ve yarattığı kirlilik devam ederken bir başka sorun çıktı: İnsanlar ve kurumlar atabilecekleri her şeyi getirip o bölgeye atmaya başladılar. Belediyemiz boş durmadı tabi. Fiilen çöp ve hafriyat alanına dönüşen yeri bu defa resmi olarak hafriyat alanı ilan etti ve o alanı birilerine kiraladı. Olanları aklımız almıyordu. Bu bir kabustu. Atıklar ve çöpler evlerimizin duvarına kadar ulaşmıştı. Arada bir gelen kepçelerle alan biraz düzeltiliyor ve çöpler bizden uzaklaştırılıyordu , ancak kısa süre sonra etraf
tekrar çöp doluyordu.
Bu durumun sona erdirilmesi için Büyükşehir Belediyesi nezdinde birçok başvuruda bulunduk. Başta umutla, sonrasında umutsuzca. Bu tesis kalkmaz ;ama çok kısa süre içinde gözle görülür düzelme göreceksiniz lafları her seferinde boş çıktı. Görüşebildiğimiz belediye yetkililerinin yüzlerinden artık sizden bıkkınlık geldi ifadeleri okunmaya başlandı. Dönemin Belediye Çevre Daire Başkanı anlattıklarımıza inanmayarak bunun başkana yapılmış bir komplo olduğunu ileri sürdü , bir diğeri gösterdiğimiz güvensizlikten ötürü teessüflerini bildirdi. Ama parmaklarını bile oynatmadılar. Hafriyat atılan alanın temizlenerek bir çok yerde yapıldığı gibi ağaçlandırılması önerilerimize,” özel mülktür yapamayız “cevabı veriliyordu. Özel mülke çöp ve hafriyat dökmekte bir sakınca yoktu; ama yeşillendirmek ağaç dikmek sakıncalıydı.
Çığırından çıkan hafriyat atıklarını denetleyemeyeceğini gören belediye özel kişilere kiralanan alanı hafriyat alanı olmaktan çıkardı. Sorun çözülmedi ama bu bile kapımızın önüne kadar gelen atıklardan kısmen de olsa kurtulmamızı sağladı.
Ancak çöp aktarma istasyonu çevresini bütün hızıyla kirletmeye devam ediyor. Ve en son olarak başvurduğumuz İl Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilisi de , “zaten tesisin projesine uygun yapılmadığını, yarım bırakıldığını”, belirterek topu belediyeye attı ve açık bir çaresizlik gösterdi.
Bütün bunları yaşadıktan ve yazdıktan sonra aşağıdaki soruları sormak gerekiyor:
1- Diyarbakır’ın birçok yerine , bir çöp aktarma istasyonunu maliyetinin çok üstünde paralar harcanıp gıptayla bakılan parklar yaratılırken, bu bölgedeki sorunun çözümü hiç mi akla gelmiyor ?
2- Çöple yaşamaya mahkum edilmiş insanları Diyarbakır ahalisinin dışında mı saymak gerekiyor ? Değillerse, bilmediğimiz bir suçları mı var ? Yoksa daha fazlasını hak etmiyorlar mı?
3- Burası Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde mi? İçindeyse niye eşit olarak hizmet almıyor ?
Tabi ki benzeri sorular çoğaltılabilir. Ancak bu soruların bile yanıtları verilirse yeterli olur.
Birkaç gün önce kentimize gelen Başbakan’ın eleştirilerine cevap veren Büyükşehir Belediye Başkanımız, Başbakan’a : “Sayın Başbakan, bu kentten ne kadar haberdarsınız ?” sorusunu yönelttiğini okudum gazetelerden.
Hayır, aynı soruyu yöneltmeyeceğim.
Bu kentte yaşamaktan onur duyan ; ancak bu hilkat garibesi tesisi ve çevre kirliliğini bu kente onursuzluk sayan bir kişi olarak kentin her noktasını iyi bildiklerini ve kentin her şeyinden haberdar olduklarını tahmin ettiğim , insana dair her şeye değer verdiklerini ve duyarlı olduklarını düşündüğüm Büyükşehir ve Yenişehir Belediyesi yetkililerinin , bu soruna neden gözlerini ve kulaklarını kapamayı tercih ettiklerini soracağım.
Yanıtlanması dileğiyle.
ERDEM GENCAN
03/11/2008



sevgili site yöneticileri sizi kınadığımı bilmeiniz istiyorum öncelikle niye ? çunku osman abimizin olumsuz yönlerine daha çok yer veriyonuz osman abi o butçe ile onca şeyi yapmış siz eleştiriyonuz sadece hele bence ona diyarbakırı cumhuriyetin seksen yılda yapamadığını o sekiz yılda yaptı en buyuk gelişmeyi osman baydemir döneminde başardı
Sevgili nihat,
Sanırım bizim Hawirparêz(çevreci) köşemizin açılış yazısını okumamışsınız.
Söz konusu yazımızda Kürtçe olarak Osman Baydemir yönetimindeki Belediye çalışmaları için aynen şöyle diyoruz:
” …Ancax lazıme em vê ji bêjın ku; Her çıqas kêmasi û xeletiyên wan ên cıdi hebın ji, em karın bêjın ku dı diroka Amedê de tu şarederi wek ên nuha xebat nekırıne. Gerek dı bın erdê de, gerek lı ser erdê xebatên hêja hatıne kırın û hêji dıkın.”
Türkçe çevirisi aynen şöyledir: …Şunu söylemek gerekirki; Her ne kadar bazı yanlışlıklar varsada, Diyarbakır belediyecilik tarihinde hiç bir zaman şimdiki belediyelerin verdiği hizmetler gibi bir hizmet verilmemiştir. Gerek yer altında gereksede yer üstünde çok değerli çalışmalar yapılmış ve yapılıyor.”
Evet Osman Baydemir ve ekibinin çalışmalarıyla ilgili düşüncemiz kısaca böyle özetlene bilir. Ama eleştirilerimizin olmayacağı anlamına gelmez. Eleştirinin, muhalefetin olmadığı yerde ilerleme de olmaz. Sayın Av. Erdem Gencan’ın Yazısını bu anlamda ele almak gerekir. Yazıda bir çevre sorununa parmak basılmış. Çevreci isimli köşemizde buna benzer başka yazılarda var ama belediye çalışmalarını öven takdir eden yazılarımızda vardır. Bu yazıları okumanız dileğiyle, sevgi ve sygılarımızla…
argun
MRHB, ERDEM KARDEŞ. GEÇEN AY İŞLERİM GEREĞİ BATININ BAZI İLLERİNE SEYEHATLERDE BULUNDUM( İZMİR-MUĞLA-AYDIN VE ANTALYA) İNANINKİ ŞEHİLER O KADAR TEMİZDİ Kİ SANKİ EVİNİZ GİBİ DURUYORDU. VE KENDİME YAKIN DOSTLARIMLA PAYLAŞMADAN DURAMADIM . BİZİM ŞEHRİ-AMED İ BURALARLA MUKAYESE ETMEK MÜMKÜN BİLE DEĞİL- TEMİZLİK AÇISINDAN-Kİ BENİMDE HERKES GİBİ BİLDİĞM ŞEY- BELEDİYE DENİNCE İLK HİZMET OLARAK TEMİZLİK- GELİR. EVET BU HALK BU HİZMETİ HAKETMİYOR- BELKİ DE EDİYOR- AMA UNUTULMASIN Kİ HALK BİRGÜN BU DUYARLILIĞI GÖSTERECEK DİYEREK, SELAMLARIMI İLETİYORUM.BU DUYARLILIĞINIZ İÇİN DE SAĞOL DİYİYORUM.