Ali YAVERKAYA Ferid UZUN Cinayetini Anlatıyor (Fırat Kaya)
Haziran 3, 2008 by argun
Filed under 4-Nivîskar, Dı derheqê Ferid Uzun da, Fırat KAYA, Kategorilenmemiş
Nasname editörü Şükrü Hocanın 20/05/2008 tarihinden itibaren Ali YAVERKAYA ile yapmış olduğu röportaji büyük bir merak ve sabırsızlıkla takip ettim… ilk zamanlar Ferid Uzun’ un cinayetine gelinmediği için kendimce epey söylendim.Sonra dedimki kendime; epey yıldır karanlığa yüz tutmuş bu olay biraz sabır sonrasında giz perdesini aralayacaktır…
Büyük bi emek var bu röportajda ve büyük bir yürek… Gerek Şükrü Hoca gerek ise Ali YAVERKAYA için… Şükrü Hoca gibi ben de Ali YAVERKAYA’ nın doğru konuştuğuna inanıyorum…Umarız inancımız bizi yanıltmaz…Artık hiçbir gerçek karanlıkta kalmamalı… Leke olarak düşmemeli hayatımıza ve gerçekliğimize…
Evet bende Ferid UZUN cinayetini zaman içinde dile getirilen ifadeler ve mahkeme tutanaklarına dayanarak, pkk tarafından o dönemin hilvan bölgesinden sorumlu şahsı Karasungur bilgisi dahilinde en üst mercinin (ki kastedilen Öcalan) emriyle olduğunu ve Emin Dal ile Ali Yaverkaya tarafından gerçekleştiğini sanıyordum… Ama Ali Yaverkkaya o cinayette ilgili bilgisi olduğunu, hatta Emin Dal ile birlikte cinayet için görevlendirildiğini ama kesinlikle eylemi kendisinin dışında olduğunu hatta engelleyemediği için ise büyük bir üzüntü duyduğunu dile getirmekte… (gerçi ferid’ e bu olayı neden ulaştırmadığı ise farklı bi konu) Tabi roportaj bu arada oldukça ilginç ve belirleyici bir gelişmeye ışık tutuyor… Şimdiye kadar bilmediğimiz ve duymadığımız bi mecraya yöneliyor; Mazlum DOĞAN işin içine dahil oluyor….Bunu ilk duyduğumda şaşırdım….Mazlum Doğan Kürt gençliğinin örnek alıp değer verdiği bir devrimci… Nasıl olurda böyle bir cinayetin sorumluları arasında adı geçer….Mazlumun böyle bir cinayetten sorumlu olma ihtimali oldukça kahredici ama bastıra bastıra Ali Yaverkaya Ferid’ in ölüm emrini bize(Ali ve Emin DAL’ a) Mazlum verdi diyor… İnanmaktan ve yıkılmaktan başka yol kalmıyor gibi….
Artık düşünüp şuursuzca kafa patlatmaya başlıyorsun… Ali YAVERKAYA’ nın göstermiş olduğu (o zaman ki yaşı itibari ile) devrimci duruşu (yada doğru bulmadığı için eylemi gerçekleştirmeme adına kaçışını) neden Mazlum Doğan yapmadı ve hatta gelip kendi partisinin militanlarını tetikçi gibi (Ali’ yi ve Emin DALl ‘ı) görevlendirdi…Aklım almıyor… Yada inanmak istemiyorum….Neden diyorum! herkes için evet ama Mazlum için neden diyorum…Kürt Genci Mazlum Doğanı okuyarak yurtseverliğe adım atarken, neden Mazlum Doğan yurtsever bir Kürtperver olan Ferid UZUN’ un infaz emrini militanlarına ulaştırmak gibi mafyavari bir anlayışı benimseyebiliyor… Mazlum kimdi?. kime hizmet etti bu hareketiyle…Ferid’ i tanımıyormuy du?(ki tanımamasına ihtimal bile vermiyorum) Mazlum bir devrimcinin ölüm emrini yerine getirmek için komuta kademesi dahilinde görevlendirmeye çalıştığı Ali kadar mı devrimci ruha sahip değildi.? aklıma daha bir sürü soru geliyor…Tabi cevaplar çımaz sokaktta kimsesiz sahipsiz kalıyor…
Şükrü Hocanında izniyle Ali YAVERKAYA ile yaptığı ropörtajın sadece Ferid cinayeti ile ilgili kısmını olduğu sizinle paylaşmak istiyorum… yüreğine sağlık diyorum Şükrü Hoca…..
Fırat KAYA
Kaynak: NASNAME(Şükrü Gülmüş)
Ali Yaver Kaya anlatıyor… -10-
29 May, 2008 06:42:00 Nasname :
Gülmüş : Yani önemli bir hedef, önemli bir insan vuruluyor, arkasından diğerleri siniyor. Aynı şeyi devlet de yapıyor, PKK de yapıyor.
İşte bizim o zamanlar göremediğimiz buydu. Bu son otuz yılda, bu kadar yargılama ve cezaevi hayatından sonra bazı şeyler alenen ortada.
Hasan Hüseyin Karakuş ve diğerlerinin itiraflarından sonra…
Bana Ferid Uzun olayını kamuoyunun anlayabileceği bir dille anlatır mısın? Senin üzerinde de bu konuda bir töhmet var. Hasan Hüseyin Karakuş itiraf yaparken seni de sayıyor. Her ne kadar Emin (Dal) vurdu deniyorsa da…
Daha önceki bir sohbette kısa bir şekilde Nasname’ye yazmıştım. Mazlum’un, Karasungur’un bu işteki rolünü, görevlendirmesini belirtmiştim.
Senden ricam bu konuyu kamuoyunun anlayabileceği, kavrayabileceği, seni de rahatlatabilecek bri şekilde anlatabilir misin?
Buyrun, söz senin…
Ali Yaver Kaya : Hayır yani, oraya geleceğiz tabi. O dönem Bucak’ın bütün adamları geliyor, hatta Cuma Tak onlarla, Salih onlarla konuştular… Yani bize hiç bir olumsuz karşı tavırları olmadı.
(Bucaklar) Dediler ki; “Yani bizden ne istiyorsunuz? Örgütlenmek mi? Gelin birlikte örgütlenelim. Köy mü, gelin köyümüze… Silah mı istiyorsunuz, silah verelim size. Adam mı Lazım? Adamalarımızla, silahlarımızla birlikte gelelim. Yeter ki bize karışmayın.”
Gülmüş : Israrla böyle bir teklif var?..
Ali Yaver Kaya : Tabi. Buna rağmen Bucak’a karşı bir eylem ısrarla düşünülüyor. Yani Hilvan’daki ve diğer yerlerdeki rahat birilerine batıyordu demekki.
Gülmüş : Evet, anlıyorum…
Ali Yaver Kaya : En son adamlar şu teklifi yaptı: “Siz Bucak’a karşı bir eylem yaparsanız, hatta Bucak ölürse biz yine sizin yanınızdayız.”
Gülmüş : Ama ölmezse karşınızdayız….
Ali Yaver Kaya : Ama Bucak ölmezse, yaralı kurtulursa biz sonuna kadar sizinle savaşırız.
Gülmüş : Bunu aşiretin adamları söylüyor?
Ali Yaver Kaya : Aynen böyle söylediler. Senin az önce söylediğin “köy köy gezdirme” var ya, aslında bu öldürmemenin gerekçesidir.
Gülmüş : Öldürmemenin?..
Ali Yaver Kaya : Tabi, öldürmemenin gerekçesidir. Yani bu ne demek? Bucak gibi bir adamı hangi akılla, yakalayacaksın, o kadar adamına ve gücüne rağmen bütün Siverek’in köylerini dolaştıracaksın, küçük düşüreceksin, sonra Siverek’te idam edeceksin!…
Bu mümkün değil. Bu, “Bucak’ı öldürmeyin” anlamına gelir. Bucaklar öyle kolay adamlar değil yani. Hatta o yüzden de, -sonra duyduğum kadarıyla-, bu iş için iki gurup hazırlanıyor Karasungur’un yönetiminde. Arkasından hep kaçılıyor…
Gülmüş : Urfa’da?..
Ali Yaver Kaya : Yo yo, hepsi iki araba. takip ediyorlar. Bucak nereye giderse o iki gurupda orda… Her arabada beş kişi var, yani on kişilik bir gurup. Yani Bucak’ı bir yerlerde kıstırıp infaz edecekler. Arkadaşlar bu eylem üzerinde Karasungur’la çok tartışıyorlar.
Diyorlar ki; “Bu böyle olmaz. Yani neredeyse, istihbaratını aldık mı baskınla öldürelim. Yani; git Bucak’ı yakala, getir… Bizim amacımız Bucak’ı öldürmek değil mi? Hadi öldürelim o zaman.
Gülmüş : Niye?
Ali Yaver Kaya : Karasungur diyor; “Hayır, ille böyle olacak.” Diyemiyor ki; “Üstten bana böyle emir gelmiş, bunu uygulamak zorundayım.”
Gülmüş : Yine şey mi diyor, ille sağ mı ele geçirilecek?
Ali Yaver Kaya : Tabi. Diyorlar ki bizi ikna et. Senin burdaki mantığın nedir? Bunun bir mantığı yok ki!.. Adam emir almış. Yani Karasungur üstten emir alıyor Celal Bucak’ı vuracak.
Kamera : Kimden aldığını düşünüyorsun?
Ali Yaver Kaya : Apo’dan alıyor tabi!..
Gülmüş : Emri Apo veriyor, Apo alıyor… Yani Apo Suriye’ye geçmeden önce Karasungur’a bu emri veriyor. Değil mi?
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi…
Gülmüş : Ve sonradan Suriye’ye geçiyor. Acaba Bucak eylemi ve Ferid olayının tarihleri arasında ne kadar zaman var?
Ali Yaver Kaya : Tam hatırlamıyorum ama öyle fazla bir zaman yok.
Gülmüş : Tahminen, yani?..
Ali Yaver Kaya : En fazla bir-iki ay bir zaman ya var, ya yok.
Gülmüş : Biliyorsun bu iki olayı birlikte götürmemiz lazım. Çok iyi biliyorum ki Apo’nun kendisi bir yazısında “Ben bir saat oturup konuştum” diyor, “bir saatte eylem kararı verdirdim.” Kendisi Bucak’a karşı eylem kararı verdiriyor, ondan sonra Suriye’ye geçiyor.
Düşünüyorum da Apo, -ki senin anlatımlarında da böyle bir sonuç çıkıyor-, Karasungur da kendi başına böyle bir karar almaz. MAK üyesi olsa bile… Diyelim ki Fehmi Yılmaz, Rıza Altun geldiler bir araya. Bunlar Apo’dan okey almadan harekete geçmezler. Çünkü stratejik hedefleri belli ya?!.
Kırbaşı baskınıyla Ferid olayının emrini verdiği zaman Apo ülkenin içinde miydi sence?
Ali Yaver Kaya : Onu tam bilemeyeceğim. Çıkmış mı, çıkmamış mı!…
Gülmüş : Şunu söyleyeyim: 1979 un eylül… ekim… Ekim!.. Kaçıncı ay oluyor ekim.
Ali Yaver Kaya : Onuncu ay.
Gülmüş : Onuncu aya kadar Bucak eylemi yapılmıştı. 78 in bilmem ne zamanıydı. Tarihini çıkarabiliriz de. Ben o sıralar Abdo hançer’le birlikte bir gurubum vardı. Hilvan-Siverek Karcêvêran’da kalıyordum. Seyfettin Zuğurlu ile bizim Çeto da Gerger’deymiş. O zamana kadar Apo daha içerdeydi.
Çünkü ben Suriye’ye geçtikten on beş-yirmi gün sonra Suriye’de Kemal onlarla karşılaştım. Benim çıkaramadığım; Ferid’le Bucak kararını çıkardıktan sonra Abdullah Öcalan içerde miydi, değil miydi?
Ali Yaver Kaya : O zaman içerdedir.
Gülmüş : Ülke içinde, değil mi?
Ali Yaver Kaya : Tabi.
Gülmüş : Çünkü ekime kadar ben daha ülke içindeydim.
Ali Yaver Kaya : O zaman içerdedir. O zamana kadar her iki eylem de yapılmış bitmiş.
Gülmüş : Yani iki eylem de olmuş?
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi.
Gülmüş : İşte ben onu merak ediyordum. Çok arkadaşla konuştum, diyorlardı ki; “Apo aşağıya (Suriye’ye) geçtikten sonra, -en fazla on beş-yirmi gün sonra-, Kobanî’den, Mürşitpınar’dan geçtiğimizde karşılaştık. Demek ki onlar da on-on beş gün önce.
Hani diyelim o eylülde geçmişse biz de ekimde geçmişiz. Arada bir ay var.
Ali Yaver Kaya : Karasungur kişilik olarak dürüst, namuslu temiz bir adam. Fakat politik formatı çok zayıf. Hiç hakketmediği bir göreve de geldi. 78 de hiç katılmadığı halde, o formasyonda olmadığı halde Şahin Dönmez ile Apo ile beraber Merkez Yürütme oldu. O dönemde ona sıra gelene kadar bir ton arkadaş var.
Bu ne anlama geliyor? Kölece emirlere uyduğu için Apo’nun işine geldi. En basit bir örnek: İlk başlarda Hilvan mücadelesinde, Halil Çavgun’un ölümünden on beş-yirmi gün sonra yani. Biz çarşıya çıkamıyoruz. Gücümüz yok, silahımız yok, adam da yok. Adamlar adam vurmak için çarşıda adam arıyorlar.
Gülmüş : Nerede?
Ali Yaver Kaya : Hilvan’da. Bir gün bizi bir topladı. Yani on kişi falandık. Dedi “Yarından itibaren ikişer ikişer, on dörtlüyle çıkıp gezeceksiniz. Biz bu halimizle halktan soyutlanmışız. Kahvelere çıkıp oturun.”
Dedik; “Sen kafayı mı yedin? Herhalde sen Hilvan’ı bilmiyorsun? Hangi kahvede otursak da… Adamlar devletten korkmuyor, uzun silahları var, adamları var. Gelirler, bizi de halkı da taralar giderler.
Gülmüş : O “yok” diyor.
Ali Yaver Kaya : Yok gideceksiniz diyor. Peki gerekçen nedir? Bizi bir ikna et, ondan sonra gidelim. İyi mi olur, kötü mü olur? Üstten emir almış, Apo’dan Böyle olacak dediyse böyle olacak. “Yukardan emir aldım” diyemiyor, “ille de olacak” diyor.
Dedik ki gidelim, tamam. Karşı çıktık ama “Parti emridir, gideceksiniz” diyor. beş altı kişi gittik bir kahveye oturduk Biz gider gitmez oradakiler çıktı, tek başımıza kaldık. Adamlar istihbarat alacak, gelecek tarayacak gidecek.
Geldik kendisine anlattık. dedik durum böyle. Dedi “Olsun!”. “Olsun molsunu yok” dedik, “bir daha gitmiyoruz. Çok istiyorsan sen git.”
Bizim Hilvan gençliğinde öyle asil bir şey de vardı. Dayatmaları pek sevmezdi. Gitmedik, “Sıkıysa sen git” dedik.
Bucak olayında da o on kişilik gurup karşı çıkıyor. Salih karşı çıkıyor, diğerleri karşı çıkıyor. “İstihbarat alıp gidelim vuralım” diyorlar. Tabi “üstten gelen plana” göre öldürmek değil ya amaç?.. Bucak ölürse iş bitecek, çatışma olmayacak, o bölge yangın yerine dönmeyecek.
Gülmüş : Peki bizim o makus olaya gelelim: Ferid meselesine. Ferid meselesinde bütün anlatımlar var.
(Devam edecek…)
***********************
Ali Yaver Kaya anlatıyor… -11-
30 May, 2008 02:51:00 Nasname :
(Aradan sonra…) Kamera : Sıra Emin Dal’a gelmişti değil mi?
Gülmüş : He, Emin. Kamyon Bıyık Hasan. (Ali Yaver Kaya’ya dönüyor) Dediğim gibi; bizim parti tarihinde pek çok bilinmeyen olaylar var. Çok fazla muammalı durumlar var ve biz bunlara “makus olaylarımız” diyoruz.
Bunlardan bir tanesi de Ferid Uzun olayıdır.
İstersen içerden al. Karakuş’tan, bilmem başka yerlerden. Bu olayın bizzat içinde bulunan; tanıklarından, mağdurlarındansın diyelim. Yani bu Ferid olayını ben senden dinlemek istiyorum.
Ali Yaver Kaya : Karakuş’un bu olayı bilmesi mümkün değil. Belki bu eylemin PKK tarafından yapıldığını bilebilir. Fakat nasıl yapıldığını, kimler tarafından yapıldığını konusunda o kadar bir bilgisi yok. Varsa bile Ferid Uzun olayında benim direk bir ilişkinin bulunduğunu bilmesi mümkün değil.
Karakuş’un benim üzerime ifade vermesinin nedenlerinden biri daha önceki kişisel çatışmalarımızdandı.
Gülmüş : Ben buraya karakuş yazdım. karakuş kimdir, neyin nesidir? Hilvan’a, Siverek’e nasıl geldi? Önce bunları anlat, sonra bu olayla birleştir. Okuyucular ve bu olaya ilgi duyanlar hasan Hüseyin Karakuş kimdir, neyin nesidir bilmek isterler. Belki biz bir dipnot olarak veririz ama senden duymak daha iyi.
Karakuş’un Hilvan’a geliş pozisyonu ve bu olayı mahkemeye açıklamasıyla beraber verirsen daha doyurucu olur.
Ali Yaver Kaya : Hasan Hüseyin Karakuş aslen Sıvaslı’dır. Babası genç yaşında ölmüş, bir tek annesi var. Fakat Ankara’da oturuyorlar. Rıza’nın ekibinden bir adam. Rıza Altun’un Ankara ekibinden. Ankara’dayken PKK li oluyor, Rıza’nın vasıtasıyla.
Daha sonra Kürdistan’a açılmadan sonra sanırım Ağrı’ya gidiyor. Orada yürüyemiyor, örgütle sorunları çıkıyor. Birileri cezalandırmak amacıyla Hilvan’a gönderiyor. Hilvan’a gönderip sorumlu yapıyor. Yani Hilvan’da yerel sorumlu yapıyorlar.
Gülmüş : Ankara ekibinden birisi?.
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi. Öyle bir adam. Tabi o ekipten biraz da ağzı laf yapan biri. Geldi… Bizim o Hilvan ekibinin önemli bir özelliği var: Kimseyi fazla ciddiye almaz, isyankâr, dik kafalı, fazla disipline gelmez, kaide kural tanımaz insan tipi.
Hilvanlılar herkese karşı böyleydi. Mesela Muzaffer Ertan geldi, üç gün tutunamadı. O bünye kaldırmıyor onları. Karasungur kendini zar zor idare ediyordu. Bu da (Karakuş) onlar gibi.
79 un sonlarında, Filistin’e adam gönderme… Apo çıkıyor, 79 un aralığı falandı herhalde… Bu sırada Filistin’e adam gönderme işi ortaya çıktı. Cemil geldi o dönemde, Sait Batman’ı, Sıdkı onları götürdü.
O arada bir boşluk doğdu. Tabi epey de arkadaş şehit düşmüş. Bu yüzden yeni bir örgütlenme yoluna gidecektik. Hatta beni de o zamanlar düşünüyorlar…
Gülmüş : Filistin’e göndermek için mi?
Ali Yaver Kaya : Tabi. Sonra diyorlar “Hilvan-Siverek çatışması başlamış, önemli bir bölge. Herkesi çekersek olmaz. Bu yüzden bırakıyorlar. Fakat diyorlar, yerel örgütlenme içerisinde olsun. O bölgede komiteleşme falan yapılacak.
E tabi ben yapım itibariyle eskiden beri dik kafalıyım. Yani bir şey kafama uymuyorsa Hasan Hüseyin Karakuş değil feleği gelse de yaptıramaz bana. Ne Karasungur yaptırabilirdi ne de o… Mantığıma uymuyorsa emirlere uymuyordum.
Gülmüş : Evet…
Ali Yaver Kaya : Öyle bir yapım vardı. Bir kaç olay oldu. Tabi onlar bilmiyor ya Hilvan’ın yapısını?!.. Aşiret yapısı var, aile ilişkileri var, yerel durumlar var…
Sen Sıvas’ta doğmuşsun, Ankara’da büyümüşsün hiç bir anlamı yok. Bir kaç tane teori kitabı okumaya benzemiyor yani. O konuda çatışmalarımız oldu onunla. Benim için “Bu çok dik kafalı, bununla iş yürütemeyiz” dediler. “Birlikte çalışamayız yani”. O zaman beni komiteden çıkardılar.
O şekilde çatışmamız başladı. Arkadaşlar bana ters gitmeye başladı. Daha sonra cezaevinde 82 de ölüm orucu sırasında, -tesadüfen Hayri onların ölüm orucunda-…
Gülmüş : On dört temmuzda…
Ali Yaver Kaya : He, on dört temmuzda. Ölüm orucunda benle o aynı hücreye düştük. Onu yanıma getirdiler. Tabi o dönemler tam bir hesaplaşma dönemi. Mazlum kendini asmış, dörtler eylemi var, en son Hayri Kemal onların ölüm orucu var… Herkes kendi kendine bir hesaplaşma içerisinde.
Yani bu kadar hareketlilik var, eylemlilik var, genel bir teslimiyet ortamı var, yani herkes kendini yiyip bitiriyor. Ben de kendimle hesaplaşıyorum. Yani ölüm orucuna girsem mi girmesem mi? Girsem ne olur, götüremezsem ihanete mi varır? Bütün herşey var içinde.
Bu da her gün üzerimde ağlıyor. “Ya ne yapiyim?” Resmen ağlıyor yani. “Ne yapayım, bana ne önerirsin, bana bir akıl ver.” Bunun üzerine çok ağır hakaret ettim ona. “Siktir ol git lan,” dedim. “Manyak herif!.. Sen dışarda sorumluyken, içerde sorumluyken şimdiye kadar bana mı danıştınız? Sıkışınca ne yapmak gerektiğini bilmiyor musunuz?” Dedim “Sende o cesaret varsa, sıkıyorsa gir. Adam gibi ölüm orucuna gir ve öl!.. Ha, girmiyorsan zırlamanın bir anlamı yok.”
Dedim “Kafamı bozma, benim kendi derdim bana yeter. Ben de kendimle hesaplaşıyorum. Ben şimdi kendimde bulsam ben de girerdim. Ben şu anda kendimde o gücü göremiyorum, girmiyorum..” dedim. “Ama senin vicdanına dayanıyorum.”
O konuda epey tartıştım. Dedim “Sen dışarda olsun, içerde olsun bu kadar sorumluluk yaptın. Şimdi mi benden akıl soruyorsun?”
O tartışmalarımız bayağı sert oldu. Daha sonra ölüm orucuna girdi. Yani son dönemlerde gird ama kısa süre sonra bıraktı. İtirafa gitti, itirafçı oldu. Tabi itiraf edince itiraf edecek bir şeyi de yok. Ondan bundan duyduğu anlatarak “itiraf” adı altında onlara verdi.
Yani dışarda başlayan kinini Ferid eylemini anlatarak dile getirdi. Bu şekilde olan üç kişi var. Normalinde benim hiç bir eylemim yok. Yani benim direk katıldığım hiç bir silahlı eylem yok. Bunu otuz yıllık bir parantezle anlatıyorum. Bu konuda hiç kimseye karşı verilmeyecek bir hesabım yok.
Aynı şekilde Kemal Aktaş’la da çelişkim oldu.
Gülmüş : O neden oldu?
Ali Yaver Kaya : Bu yakalandı, Kemal Aktaş’ı da getirdiler. Kemal Aktaş Suruçlu’dur. Onu da 76 lardan beri tanıyordum. O dönemde Hilvan’a geldi sorumlu olarak. Tabi daha önce söylediğim gibi Hilvan bünyesi bunları kaldırmıyordu. Bunlar Hilvan’ı tanımıyor…
Gülmüş : Dışardan gelen kadrolar kabul etmiyor…
Ali Yaver Kaya : …uyum sağlayamıyorlar. Onunla da çatışmalarım oldu aynı şekilde… Kabullenemiyorum Çünkü Hilvan’ın özel koşullarını bilmiyor. Bir şey söylüyorsun, “Ben sorumluyum arkadaş, ben bilirim.”
Tamam da, yanlış yapıyorsun. Yani buranın özel şartlarını bilmiyorsan yürütemezsin. “Sen karışma, şudur budur…” dedi. Ben de çok ağır küfür ettim ona.
Gülmüş : Kemal’e?..
Ali Yaver Kaya : Kemal’e. “Senin de, devrimciliğin de, yapanın da… Ben senin gibilerle yürüyemiyorum” dedim. Ben de böyle küfür ettim. Çektim Mersin’e gittim. Mersin’e gittim, beş-altı ay kaldım. Seksenin ocağında falan gittim, hazirana kadar kaldım. O arada Hilvan ve Siverek’te onlarca eylem olmuş. Polisler vuruluyor, askerler vuruluyor, köylüler vuruluyor… Yani yirmi otuz tane cinayet var. 21-27 nisan tarihinde Kızıl Hafta eylemleri var. Bombalamalar, şunlar bunlar…
Ama ben orada değilim. Benden sonra Osman Gültekin diye bir soytarı var. tekirdağ’dan geliyor, Cemil onların arkadaşı. Hiç alakası yok ama getirip askeri sorumlu yapıyorlar. Ben tanımıyorum ama.
Neyse, kısa keselim. Bu sıralar yürmi otuz tane cinayetle biten eylem var. Mayısta bunların hepsi yakalanıyor. Kemal onların kini var ya… On onbeş kişi yakalanıyor. Kim çözülüyorsa onun üzerine ifade versin.
Gülmüş : Nasıl olsa o dışarda…
Ali Yaver Kaya : He… Bir de ben restimi çekip oradan ayrılmışım ya?.. “Kim çözülürse onun üzerine ifade versin.” demişler.
Herkes kendine göre ismimi karıştırıyor. ‘Bu eylemi yaptı, buna karar verdi, buna gözcülük yaptı, buna bilmem ne yaptı…
*******************
Ali Yaver Kaya anlatıyor… -12 Rıza Altun (!) Şirket/Kıvırcık Ali/Koyun Tuccarı Davut vs. vs…
31 May, 2008 01:28:00 Nasname :
Biz onu Şirket diye bildik. Burdaki Şirket bir ticari kuruluş falan değil. Şirek; Rıza Altun’un Tuzluçayır Çetesi içindeki isimidir. Daha sonra Antep, Urfa ve bir çok yerde görülecek. Öcalan’ın sağ kolu ve dokunlulmaz adamı olacak. Kayseri Sarızlı ve her fırsatta, dokuz canlı kedi gibi ayakları üstünde durmayı beşermiş biri… Bravo mu demek gerekir? Bakacağız… Nasname
Ali Yaver Kaya : Bunlar yakalanıyor. En son Kemal onlar geliyor. Haziranın sonu falan herhalde.
Gülmüş : Hangi Kemal?..
Ali Yaver Kaya : Kemal Pir… Geliyor, geldiği gibi beni soruyor. Diyor “Ali nerde?” Diyorlar “Valla Ali kızmış, çekmiş gitmiş Mersin’e.” “Nasıl olur?” diyor, “Ali gibi bir adam nasıl devrimciliği falan bırakır, çeker gider?”
Haber gönderdi, gelmemi istedi. Bana haber geldi “Kemal seni istiyor,” dediler. “İyi, tamam” dedim. Çektim geldim, Kemal onlarla görüştüm. Kemalgil Siverek’te oturuyor. Geldim Siverek’te oturup konuştuk falan, Siverek’in kırsal kesiminde. Sevgat onlar da vardı.
Gülmüş : Onlar o zaman Lübnan’dan gelmişler?..
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi, geri gelmişler. Hatta bana “Hilvan’a gitme” demişti, “sana bir silah bulalım, gitme.” Dedim “Bir şey olmaz. Ben daha yeni döndüm. Hilvan’a giderim, bir kaç gün kalır, tekrar buraya dönerim. Bir-iki işim var, onları bitirip gelirim.”
Gelirken yakalandım orada. Yakalandıktan sonra polisler bana “Falanı vurmuşsun, falan olayı yapmışsın, falan kararı almışsın, falan filan” deyip ne varsa üzerime yıkmaya başladılar.
Ben dedim; “Ne kararı? Ben altı aydır burda değilim.” Adam dinler mi? Ondan sonra işkenceler, gözaltılar… Bunları anlatmama gerek yok. kabul etmedim ama hepsini dosyama yazmışlar. Hepsi de başkalarının ifadeleri: “Bu böyle dedi, bu şöyle dedi…” Geldik cezaevine, mahkeme çıktı… Altı aylık o direniş mirenişler bitti, mahkemeye çıktık. Bunların sorgusu yapılıyor…
Osman Gültekçe’nin sorgusu yapıldı. Hakim bana dedi ki “Sen bu adamı tanıyor musun?” Ben “Valla ben tanımıyorum.” dedim. “Ocak ayında Hilvan’ı terketiğim güne kadar bu adam yoktu, benden sonra gelmiş. Geldiğim zaman zaten yakalanmıştı. O sırada Osman itirafçı olmuş bile. İtirafçı olduğu zaman soruyorlar; “Peki Osman” diyorlar, “sen Ali’yi tanıyor musun?” “Yok” diyor. “Peki bu adamın üstüne niye bu kadar ifade vermişsin?” Diyor “Kemal Aktaş bizim sorumlumuzdu, kim çözülürse Ali’nin üzerine ifade versin, biz de onun üzerine ifade verdik.”
Gülmüş : Mahkemede diyor?
Ali Yaver Kaya : Mahkemede diyor. Bu bana karşı ifade veren ikinci kişi. Üçüncü kişi daha sonra polis ifadelerine dayanılarak bana karşı kullanılanlar. Üçüncü de Halil Öcüt var, o da itirafçı oldu. O da çocukluk arkadaşım, Hilvanlı o da. Deli bir adam, psikopat bir adam. Yetişme tarzı öyle. Herkesi sorgular oldu. Bir tek bana güveniyordu. Ben ne desem uyardı.
Yani Kemal Pir var, Hayri var… Onları dinlemezdi, beni dinlerdi. Şimdi onların hepsi şehit düştüler, ölüm orucuna gittiler. Artık 83 ün başı. Mütâla hazırlandı, artık bize idam istiyorlar. Son dönemlere yakın karar verecekler. Şurası açık ki herkese idam verecekler.
Bu da (Halil Öcüt) yanımda. Kimseyle idare edemeyince benim yanıma verdiler. deli ya!.. Her saatte bir çantasını alıp ayağa kalkıyor, diyor “Ben gidip itiraf edeceğim.” Ya Halil otur, dur hele… Anlatıyorum o dönemki şartlara göre bir şeyler. Biraz cesaret veriyorum, vazgeçirmeye çalışıyorum, vazgeçiyor gibi oluyor.
Adam psikopat. sanıyor ki mahkemeye çıkınca idam verecekler, ertesi gün de idam edecekler. Hemen bizi asacaklar psikozuna girdi. Tabi inanç da yok; “İtiraf yapacağım” diyor. “Otur yerine” diyorum, oturuyor biraz ve vazgeçiyor. O bir-iki ay bütün işim bu oldu. Bir yandan savunma hazırlıyorum, bir yandan onunla uğraşıyorum, bir yandan devletin baskıları ve zorbalığı var.
Sonraları itirafçı olmasından vazgeçirdim bunu. Tabi Urfa gurubunun mahkemeleri başladı. O mahkemelerde gitti Kırbaşı eylemini açıkladı, “falan falan adam katıldı, ben de içindeydim” dedi.
Hücreye geri dönünce “Bunu nasıl yaparsın” diye kızdım, bağırdım. “İfadelerini geri alacaksın” diye üstüne yürüdüm. Gitti geri aldı ama ok yaydan çıkmıştı bir defa. Kim dinler artık seni?
Neyse, duruşmalar bitti. Mahkeme hepimize idam bastı. İdam verdiler, bizi 35’in karşısında 36 var, dört katlı hücre cezaevi. Her katta dört hücre var. İşkence yeri olarak kullanılıyor. Her taraf pislik içinde, hepimizi direk oraya götürdüler. Elbise, yatak hiç bir şey vermediler. O gece sabaha kadar öyle kaldık. Benle Rıza (Altun) tesadüfen bir hücreye düştük.
Çıplak beton, yatamazsın ki!.. Sabaha kadar, otur, kalk gez. Rıza dedi “Bu Halil niye öyle şeyler açıkladı?” Dedim “Rıza, siz hep sorumlusunuz, onun durumu şu; -sen hep sorumluluk yapıyorsun, haberin olsun-, bu Halil’in sonu yok. Günün birinde gidip mutlaka itirafını yapacak. Arkadaşların hepsini uyarın, bir ay veya üç ay içinde mutlaka gidecek. Arkadaşları uyaralım, kimse ona bir şey anlatmasın. Yarın öbürgün mahkemeye çıkar, şundan duydum, bundan duydum der mahkemeye anlatır. Hepimizin üzerine ifade verir. Arkadaşları uyarın, kimse bir şey söylemesin.”
Öbürgün, -iç güvenlik amiri Ali Osman var-, geldi düzenleme yaptı. Oraları yıkadı, tepeden tırnağa temizledi. Sonra bizim eşyaları verdiler. Kendisi bizi ikişer ikişer hücrelere dağıttı. Bu defa tesadüfen Halil ile Rıza’yı aynı hücreye verdiler. Biz başka hücreye düştük. Ondan sonra çıkıp yemek falan dağıtıyorlar.
Bir gün Rıza diyor ki; “Halil, Ali senin hakkında böyle söylüyor. Günün birinde nasıl olsa itirafçı olacak.”
Şok oluyor. Bana çok güveniyor ya?!.
Bir gün yemek dağıtıyorlardı. Hücremin önüne geldi: “Ali” dedi, “senden bunu hiç beklemezdim.” Dedim “Ne var Halil?” Dedi “Sen Rıza’ya böyle böyle demişsin.” Bu defa ben şok oldum.
Gülmüş : Yani mahsus Ali ile Halil’i birbirine bırakmak için yapıyor.
Ali Yaver Kaya : Bunun üzerine Rıza’ya bir not yazdım, ana-avrat ne varsa küfür ettim. Dedim “Sen şerefsiz olmasan Halil’e bunu demezsin.” Kendisi inkâr etti: “Yok, öyle demedim, böyle demedim” dedi ama iş işten geçmişti.
O olaydan sonra Halil Öcüt gitti koğuları gezdi, herkesin ağzını yokladı, şaka yollu soruyor; “hele şu olay nasıl olmuştu?” diye soruyor. Ağzı gevşek olanlar da anlatıyor. Bilgileri topladı, en sonunda gitti itirafçı oldu.
Gülmüş : O da itirafçı oldu?
Ali Yaver Kaya : En fazla ifadeyi de benim üzerime verdi. Bu üç kişi üzerime ifade verdi.
Kamera : Bu Ferid meselesi de itirafların içindeydi?
Gülmüş : Şimdi oraya geleceğiz.
Ali Yaver Kaya : O konuda Hasan Hüseyin Karakuş’un direk bir bilgisi yok. Ama benim ismimi karıştırdı. Ben (Ali) yapmışım diye. O, kıyısından köşesinden duymuş, ama gerçekten bilseydi benim Ferid olayının içinde direk bir rolümün olmadığını da bilmesi lazımdı. Fakat bunu es geçiyor, “direk o yaptı” diyor.
Ferid eylemine gelirsek durum şöyle…
Gülmüş : Yani o mahkemedeki ifadeyi tam biliyor musun? Seninle Emin’in yaptığını, o konuda karasungur’un emir verdiğini… Çünkü böyle bir iddia var. Deniyor ki Hasan Hüseyin Karakuş mahkemede açıklamış bunu. Demiş ki “Eylem emrini veren Karasungur’dur, yapan Emin Dal ve Ali’dir.
Ali Yaver Kaya : Mahkemeyi demeyelim, çünkü…
Gülmüş : Benim öğrendiğim şekil bu. Mahkemeye intikal eden hasan Hüseyin Karakuş’un ifadesi bu şekilde.
Ali Yaver Kaya : Mahkemede de öyle bir şey olmadı. Çünkü bizimle duruşmalar çıkıyordu. O ifadelerde öyle bir şey yoktu yani.
Gülmüş : Ne diyor? Ali mi yaptı diyor?
Ali Yaver Kaya : Sanırım gazete miydi?.. Cumhuriyet mi röportaj yapmıştı onunla? O zaman öyle bir şey kulağıma geldi.
Gülmüş : mahkemede değil yani?..
Ali Yaver Kaya : Mahkemede değil. gazeteler falan vermişti onun ifadelerini. Gazeteler gelip röportaj mı yapmıştı bilmiyorum. fakat mahkemede öyle bir şey çıkmadı.
Gülmüş : Çıkmadı?..
Ali Yaver Kaya : Tabi…
Gülmüş : Yani mahkeme değil, gazetede?..
Ali Yaver Kaya : Yani mahkeme o konuda ne bana bir soru sordu, ne de sorgulama yaptı. Ne de bir duruşması oldu. O konuda bir şey yok yani. Hiç açığa çıkmadı ki… Belki yazılı olarak mahkemeye vermişlerse onu bilemem. Fakat bir ara cumhuriyet gazetesinde öyle bir şey çıkmıştı.
Gülmüş : Mümkündür…
*************
Ali Yaver Kaya anlatıyor… -13 Ferit’in Ölüm Emrinin Mimarı Kim?
01 Jun, 2008 09:29:00 Nasname :
Gülmüş : Mümkündür. Demek millet yanlış anlatıyor. Peki Hasan Hüseyin Karakuş, Öcüt, Osman Gültekçi, Kemal Aktaş’ların durumu belli. Her örgütte bu var. Birini seversen korursun, sevmezsen iftira atarlar. Hatta bazı kişilikli insanlar vardır, mahkemelerde bunu bekliyorduk. Mesela benim itirafçım Halef Çarpar’dı. Bir sürü ekstra yalan atıyor, yani süper yalancı.
İtirafçıların anlattığını bir yana bırakalım. Senin kendi bilgilerin ne? Ferid olayı gerçekten PKK tarafından mı yapıldı? Bunda senin payın ne?
Ali Yaver Kaya : Ferid’i PKK nin vurduğu açık.
Gülmüş : Açık ve kesin?
Ali Yaver Kaya : Açık. Bucaklar vurdu şu bu vurmadı. Benim ismimin karışması şu şekilde oldu. Şeyi tam hatırlamıyorum Karasungur mu “Siverek’te Mazlum sizi istiyor” yoksa Mazlum mu “Arkadaşlar sizin Siverek’te işiniz var” dedi, tam hatırlamıyorum. Hatıladığım kadarıyla Karasungur’un gönderme şeyi olabilir.
“Siverek’te Mazlum sizi istiyor” dedi ama nişin, ne yapacaksınız diye bir şey yok.
Gülmüş : Daha önce Mazlum’u iyi tanıyorsun, biliyorsun?
Ali Yaver Kaya : Tabi canım!..
Kamera : Aradan otuz sene geçmiş bir olay. Ama vicdanların rahatlaması açısından konu açılmalı. Mesela bu sırada Ali daha 17-18 yaşlarında…
Gülmüş : Aslında otuz sene geçmiş üzerinden, buna zaman aşımı demek gerekiyor mu? Otuz sene sonra birileri bunu kaşıyor. Birincisi Ali ile benim samimi olduğumu biliyorlar, ikincisi Ali ismini öne çıkararak yönelmesi gereken yere yönelmiyorlar da, varsa yoksa Mazlum, Karasungur, Ahmet, Mehmet’tir…
Hadi diyelim ki Karasungur değil emri Şükrü Gülmüş verdi, Ali veya Mehmet tetik çekiyor. Bu durumda sizin muhasebenizi kiminle yapmanız gerekir? Emir yukarıdan. Bu açıdan açıklığa kavuşması gereken sorular var. Apo bu emri verirken hala içerde miydi? Karasungur ile Mazlum tek başlarına bu kararı alabilirler mi?
Bu işi daha önce sordum soruşturdum. Bir iki defa da görüşmek için haber gönderdim Paşa Uzun’a… Ya ulaşmadılar, ya da ulaştılarsa da kendisi görüşmek istemedi.
Diyor ki Emin ile Ali belli bazı şapkalar mapkalar takarak Siverek’te geziyorlardı, bizim olduğumuz derneklere de geliyorlardı. Ali, ben ve Mazlum eşit oranda samimi arkadaşlarız. Ben insan vicdanı yönünden baktığım zaman “Mazlum gibi bir insan nasıl olur da böyle bir insanı öldürme kararını Ali’ye veya bana bildirir?” diye pek çok defa kendi kendime sormuşumdur.
Ali’ye dönelim. Mazlum bunu söylediği zaman reaksiyonun ne oldu?
Ali Yaver Kaya : Tabi ben şahsen şok oldum. Yani yapılacak bir şey değildi. Çünkü Ferid…
Gülmüş : Bir karşı-devrimci değil, faşist değil?!.
Ali Yaver Kaya : …adam devrimci bir lider. Daha önce Hilvan’da da görev yapmış. Sevilen sayılan bir insan. Devrimci bir insana karşı bir insana karşı eylem yapmanın hiç bir gerekçesi yok. Bize karşı da kişisel bir şey yapmış değil. Bu açıdan ben şok oldum. “Nasıl olur?” diye hep kendimi sorguladım. Karşı-devrimci değil, bir suç işlememiş…
Gülmüş : Emin de yanınızda mıydı Mazlum bunu sana söylediği zaman?
Ali Yaver Kaya : Tabi canım!..
Gülmüş : Emin’in tavrı nasıl oldu?
Ali Yaver Kaya : Emin biraz daha emir kulu bir tipti yani.
Gülmüş : Ben yazımda da belirtmiştim ya, Erol Taş gibi “tamam abi, yaparız…”
Ali Yaver Kaya : Emin’in umurunda değildi. Zaten böyle şeyleri sorgulayan biri de değildi, o yapısı yoktu.
Gülmüş : Tahsil durumu neydi Emin’in?
Ali Yaver Kaya : O da lisede okumuştu.
Gülmüş : O da Hilvanlı’ydı?
Ali Yaver Kaya : Hilvan’ın köylerinden ama o daha çok Siverek’e yakındır. Onda Hilvan’ın özellikleri yok. Hilvan’ın kendine göre özgünlüğü var.
Gülmüş : Uzunlar’la bir husumetleri, çatışmaları var mı?
Ali Yaver Kaya : Bilmiyorum. Olabilir. Arazi veya mera yüzünden aileden gelen bir çelişki olabilir. Daha çok oradaki Zaza kültürüne yakın bir adam, kendisi de Zaza’dır. yani Hilvan kültüründen değil. Daha sonra Siverek’e gitmeden Hilvan’a geldi liseye devam etti. O şekilde bizimle bağ kurdu.
Gülmüş : Tamam, Mazlum senle Emin’e söyledi. Siz ne yaptınız?
Ali Yaver Kaya : ben “Nasıl olur?” diye kendi kendime sordum. Şok oldum. Olacak gibi değildi. Ama “Parti emridir, yapılacak…” denildi.
Gülmüş : Parti emri?..
Ali Yaver Kaya : Tabi, “Yapılacak” dedi. Önceleri bunu realize edemedim. Daha sonra ben öldürmemek için bahaneler aramaya başladım. “Bu işten nasıl sıyrılayım” diye planlar yapmaya başladım. Hatta o zaman evlerini de gösterdiler, dediler “Bu iş olacak.”
Fakat ben hep engelledim.
Gülmüş : Daha önce söylediğimiz gibi Mazlum resmi görevli falan değildi?.. Yani senin bildiğin kadarıyla Hilvan’da resmi görevli Karasungur’dur.
Ali Yaver Kaya : Karasungur’du evet. Biz onun (Mazlum’un) görevlerini bilmiyoruz, ama gelip gidiyordu.
Gülmüş : O dönem benim bildiğim Mazlum merkez yayın organı Serxwebûn’dan sorumluydu.
Ali Yaver Kaya : O zamanlar resmi, kurallı bir işleyiş de yok. Sadece Mazlum’un hareketin önemli bir adamı olduğunu biliyoruz…
Gülmüş : Peki, bir şey daha… Yerel düzeydeki sekreteryalar, veya kişiler Ferid veya Bucak hakkında kendi başlarına, -merkez veya parti olmaksızın-, karar alabilirler mi?
Ali Yaver Kaya : Alamazlar. Hiç birisi onu göze alamaz.
Gülmüş : O zamanlar eylemler merkezileştirilmişti?..
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi…
Gülmüş : Ben iyi hatırlıyorum. Mardin bölgesinde çalıştığım zamanlar bir dönem bölgelerinkendi insiyatifi vardı. Yani deniliyordu ki ‘kendi bölgelerinizin özgün koşullarına göre dürüma bakıp, kendiniz eylemi yapma, üstlenme gücünüz varsa yapabilirsiniz.’ Ama bu insiyatifler verildiği zaman çoğu bölgelerde sakat eylemler yapıldığı için merkezileştirildi.
Mesela ben iki sene Mardin’de kaldım, sorumluluk yaptım. Merkezden onay almadan hiç bir eylemi asla ve asla yapamazdınız.
Sorularda şöyle bir tereddüt de var. Belki Apo’dan habersiz yapılmıştır ama biz şeytanın avukatlığını yapmış gibi Apo ve PKK ye bağlıyorsunuz diyorlar. Mazlum veya Karasungur; veya diyelim ki oradaki yerel birim böyle bir karar almış olabilir mi?
Ali Yaver Kaya : Yok yok…
Gülmüş : Sence var mı böyle bir şey?
Ali Yaver Kaya : Hayır, öyle olmaz. Mümkün değil. Hiç mantıklı bir şey değil. Diyelim bir Ferid Uzun’a yönelik, Bucaklar’a yönelik…
Gülmüş : Yani öyle basit bir eylem değil?..
Ali Yaver Kaya : Basit değil. En üstten alınan bir karardır. Karasungur’un, şunun bunun kendi başına aldığı bir karar değil.
Gülmüş : Yani bu kararlar alınırken getirisi götürüsü hesaplanmış?
Ali Yaver Kaya : Tabi canım!..
Gülmüş : Yani Ferid gibi bir insan, güçlü bir lider gidecek. Yerel düzeyde, ülke düzeyinde olmasa da… Aslında ülke düzeyinde de Ferid sayılabilir, 1972 lerdeki guruplardan birisidir. Benim bildiğim 72 yargılanmalarında da var. Böyle tanınan bilinen bir şahsiyet…
Ali Yaver Kaya : Tabi…
Gülmüş : İkinci olarak Bucaklar’ın üzerine yıkarak Bucaklar’a karşı bir nefret geliştirmek, böylece Uzunlar’ı yanlarına çekmek, ki ondan sonraki gelişmelerde bu görülür.
***********
Ali Yaver Kaya anlatıyor… -14- “Ferid’i vurdum”
03 Jun, 2008 05:41:00 Nasname :
Gülmüş : …Bir de, başkabir şey daha var: Bana Emin’in bu işi nasıl bitirdiğini daha önce anlatmıştın. Siz onu takip ederken Ferid de durumu sezinlemiş, evini yükleyip gidiyormuş. Yani orayı terkedecekmiş.
Ali Yaver Kaya : Ben bir hafta on gün oyaladım. Yaptırmadım…
Gülmüş : Yani bir nevi “anlasın, kaçsın, biz bu eylemi yapmış olmayalım.”
Ali Yaver Kaya : Tabi tabi, ben on gün oyaladım. Şu veya bu bahaneyle. Her zaman bir gerekçe buldum. “Bu insan vurulmasın” diye düşündüm. Vurulduğu gün zannedersem Siverek’ten gidecekmiş.
Gülmüş : Evet, evini yüklemekle meşgulmüş…
Ali Yaver Kaya : Biz çarşıdaydık. O sırada Emin beni sıkıştırmaya başladı. “Haydi o tarafa (Ferid’in evine) gidelim.” diye. Ben “Emin hele dur ya, ne acelen var?” dedim. “Yarın gideriz, öbür gün gideriz. Gün mü bitmiş?”
Hatta bir ara birbirimizi kaybettik, daha doğrusu kaybetmiş gibi yaptım. Bir şey sebep oldu, kaybettik birbirimizi. Ben şöyle düşündüm: “Eğer ben yanında olmazsam herhalde bu işi yapmaz, tek başına oraya gitmez. Beni arayıp bulması lazım.”
Ben de çarşıda oyalandım bir süre. Mahsus onu kaybetmiş numarası yaptım ki tek başına gitmesin. Bir süre Emin görünmedi. Görnmeyince aramaya başladım, yarım saat bir saat aradım. Ben de bağlara doğru geldim, oaradan Esmerçay Mahallesine gitmek istedim.
Benim bulunduğum yerden Ferid’in evi bir-iki kilometre var. Oraya gidip orada bekleyecektim. Baktım Emin koşa koşa geliyor. “Emin sen neredesin? Sabahtan beri seni arıyorum” dedim.
“Ben eylemi yaptım” dedi.
“Ne eylemi yaptın?Nasıl Yaptın? Tek başına nereye gittin?”
Dedi “Ferid’i vurdum.”
Ben bir daha şok oldum.
Gülmüş : Bu kadar basit!?…
Ali Yaver Kaya : Dedim “Sen manyak mısın, aptal mısın? Tek başına nasıl gittin, nasıl yaptın?” Dedi “Yaptım işte…”
Artık yapacak bir şey yok.
Gülmüş : ‘Baktım elimizden kaçacak… Vurdum geldim.’ Sanki peynir ekmek…
Ali Yaver Kaya : “O tarafa gidiyordum O da tam evden çıkıyordu, gittim vurdum” dedi. Ben bir daha kahroldum. Ama yapacak bir şey yok.
Gülmüş : Ne yaptınız ondan sonra?
Ali Yaver Kaya : Esmerçay Mahallesine geldik. Orda silahı fırlattım attım oraya. Sinir küpü olmuştum. Olayı engelleyememenin ızdırabını yaşadım.
Gülmüş : Ama artık iş işten geçmişti.
Ali Yaver Kaya : İş işten geçmişti tabi. Çektim Diyarbakır’a gittim oradan. Hilvan’a gitmedim. Sinirlerim bozuldu, artık kimseyi görmek istemiyordum. Diyarbakır’da beş-on gün kaldım, sonraları Hilvan’a döndüm.
Gülmüş : Diyarbakır’da nerede kaldın?
Ali Yaver Kaya : Tanıdıklar vardı.
Gülmüş : Peki, eylemden sonra neler oldu?
Ali Yaver Kaya : O hengemede kaybolup gitti.
Gülmüş : Ama bilinçli ve planlı olarak “Bucaklar vurdu” propagandası yapıldı?..
Ali Yaver Kaya : Tabi canım!.. Onlar yapıldı.
Gülmüş : İnandırıcı geldi mi acaba?
Kamera : Peki, cenazesine katılındı…
Ali Yaver Kaya : Onların hiç birini bilmiyorum.
Kamera : …’PKK liler cenazesine gitti’ diyorlar, bütün Kürdistan’da propagandası yapılmış… “Ferid Uzun’u sosyal şovenler vurdu, Bucaklar vurdu, şu vurdu bu vurdu gibi bir propaganda Kürdistan’ın her yanına yayılmış.
Gülmüş : Ali bilmiyorum diyor da… PKK liler bunu yaparken, -az önce de söylemiştim-, bunu Karasungur veya Mazlum söylesin, kim söylerse söylesin. Bu işin ceremesinin Celal Bucak’a çıkarılacağı kesin. Senin de tanık olduğun, bizim yazdığımız bir yazı var. Bu olaydan bir kaç gün sonra Karakoçan’da Ferid uzundan daha kıdemli bir Kürd daha var: Osman Aydın. Bilmem sen bu ismi hiç duydun mu?
Ali Yaver Kaya : Bilmiyorum.
Gülmüş : Kesire ile yanında bir iki adam var. Buna gidiyorlar, diyorlar ki Ferid’i DDKD vurdu, senden hesap soracağız. Osman Aydın da o sıralar DDKD içerisinde.
O durumu Sayın Aydın’a sorabiliriz. Çünkü o hala o olayların travmasını yaşıyor. Bu tehditlerden sonra evi bombalanıyor. Kesire bizzat gidiyor Ferid olayının hesabını soruyor. Bir yandan Karakoçan’da DDKD zan altında bırakılıyor, Siverek’te de Bucaklar suçlanıyor.
Hatta birisinin bir yorumu var: “Ferid Uzun olayı PKK ye bir taşla bir kaç kuş vurma” fırsatı vermiş.
Buna benzer Ağrı’da Mustafa Çamlıbel olayı da var. Diğer bazı bölgelerde sistemli ve planlı olarak yapılmış. Bu söylediğim şeyler görüşmemizin dışında bir yorumlamadır. Bunu dizayn edenlerin belli ki belli bazı hedefleri var. Dikkat edersen… Sen kaçta yakalandın?
Ali Yaver Kaya : Seksende.
Gülmüş : Ben seksen şubatında yakalandım. Ben bir noludayken sen…
Ali Yaver Kaya : Temmuzda falandı.
Gülmüş : Temmuzda falan geldin. Zaten belli bir müddet sonra 12 eylül geliyor. !2 eylül gelince her şey kesiliyor. Otuz yıl sonra anlıyoruz bunu. Sana söz veriyorum. Daha sonra Paşa ile konuşmaya çalışacağız. “Dayım Ferid” kitabını da getiririz.
Bizim seninle söyleşimizde bir de şu var: PSK, Rizgari, DDKD; PKK güçlenme aşamasındayken karşı durdular, ama tam güçlendikten sonra dirsek temasına başladılar. Şimdi de Abdullah Öcalan’ın ‘Ankara rolü’ne dokunmaksızın tek tek kişilere dokunuyor. Diyelim ki “Abdulkadir falanı öldürmüş”, “Ali Ferid’in tetikçisidir”, bilmem falan falanı vurmuş.
Ama bütün bunları dizayn eden sisteme karşı tavırları yok. İşte sorun orda. Bu anlamda biz bu söyleşiyle genel manzarayı insanlara sunuyoruz.
Kamera : Bir defa bölük pörçük bilgilerle o dönemde henüz 17-18 yaşındaki insanı suçlamak doğru değil.
Ali Yaver Kaya : Bu açıdan benim gönlüm rahat. Ferid’e ben şahsen hiç bir zaman silah çekmedim. Bu olayı engelleyemediğimden dolayı da müthiş eziklik hissettim. Her zaman söylüyorum bunu: Keşke engelleyebilseydim. Tabi o günkü koşullarda, o yaşımla, o bilincimle bunu engellemem mümkün değildi.
Ben olmasam başka birini gönderirlerdi. Yaparlardı bunu!..
Gülmüş : Mutlaka yapacaklardı.
Ali Yaver Kaya : Fakat bu konuda kim ne saçmalamış, öbürü şunu zırvalamış hiç umurumda değil. Önemli olan benim vicdanım. Benim vicdanım rahat olmadıktan sonra kim ne söylerse söylesin boştur. Bu açıdan ben kesinlikle çok rahatım. O konuda kim ne derse desin.
Gülmüş : OK, ben sana inanıyorum. Bana anlattığın zaman da sana dedim ki “Önemli olan insanın kendi vicdanını kendisinin aklamasıdır. Biz de o dönemlerde, -ben galiba sizden daha avantajlıydım, çünkü 26 yaşındaydım-, 16 yaşındaki insan farklı, 26 sında farklı, 40 ında daha farklıdır. Bugün 52 yaşındayım ve olaylara daha farklı bakıyorum. Yani bugünün bilgileriyle kendi bölgemde olsaydım belki de çok daha farklı şeyler yapardım.
Bunu geçelim ve kapatalım. Biz gerçekleri hakka ve halka götürmek için bunu üçüncü yol olarak koyduk. bir yanda devlet, bir yanda Ankara PKK si var, Apo var, bir de biz varız ve halka anlatmaya çalışıyoruz. Bunu gördülerse gördüler, göremezse bizim yapacağımız ne olur ki?
Kaynak: NASNAME
Şükrü Gülmüş


